fbpx
Connect with us

Bilim

Yeni bir Çalışmaya Göre, Sağlıklı İnsanlar Bile Mutant Hücrelerle Dolu

Published

on

Hücrenizin çoğunlukla normal olduğunu düşünüyorsanız, bir daha düşünün. Vücudunuz, mutant klon kolonilerinin tapınağı haline gelmiş olabilir. Hücrelerdeki mutasyonların kansere sebep olduğunu çoğumuz biliriz, fakat mutasyonların ilk olarak nasıl ortaya çıktığı, çok az bilinen bir şey. Şimdiyse bilim insanları, sağlıklı insanlardaki dokuların bile genetik mutasyonlar ile “kevgire döndüğünü” keşfetmişler. Hatta araştırmacılar, mutasyonların boyutunun şok edici miktarda olduğunu söylüyorlar.

İngiltere’deki Wellcome Sanger Enstitüsü’nde çalışan onkolog ve kanser araştırmacısı Phil Jones, şöyle söylüyor: “Orta yaşa ulaşan bir bireyin, muhtemelen normal hücrelerden çok mutant hücrelere sahip olduğunu keşfettik.” Jones ile takımı, genom sıralama yöntemleri kullanarak; öldükleri zaman 20 ila 75 yaşları arasında olan dokuz ölü insandan aldıkları bağışlanmış yemek borusu dokusunda yer alan mutant hücre gruplarının haritasını çıkarmış. Bu bireylerin bilinen kronik hastalık geçmişi veya yemek borusu sorunu olmadığından, yapılan çalışmanın amaçları doğrultusunda bu kişilerin dokuları sağlıklı olarak düşünülmüş; fakat araştırma takımının ortaya çıkardığına göre, sağlıklı olmak demek, mutant klon hücrelerin kolonisinden muaf olmak demek değilmiş.   “Yemek borusu dokusu, mikroskop altında tamamen normal görünüyordu” diyor Jones. “Genetik yönden çalışma yaptıktan sonra, sağlıklı olan yemek borusunun mutasyonlarla delik deşik olduğunu görüp şaşkına döndük.” Araştırma, aynı takımın 2015 yılında yaptığı bir çalışmanın devamı niteliğinde. Söz konusu çalışmada araştırmacılar, sağlıklı göz kapağı derisi hücrelerinin, yüksek miktarda bedensel mutasyon barındırdığını bulmuşlar; yani bunlar, gelecek nesillere aktarılmayan ve biz yaşlandıkça hücre bölünmesi yoluyla kazandığımız türden mutasyonlar. O çalışmada, incelenen deri hücrelerinin yüzde 25’inin, kanser ile bağlantılı olan bu bedensel mutasyonlardan en az bir tanesini taşıdığı bulunmuş. Araştırmacılar, mutasyonların vücudun derinliklerinde de bu kadar yaygın olup olmadığını görmek amacıyla yemek borusu dokusunu incelemişler.   Bu son çalışma, dokuz bağışçıdan alınan örneklere dayanıyor olsa da; elde edilen bulgular, bizler yaşlandıkça bu mutant hücrelerin hızlı şekilde biriktiğini akla getiriyor. Yirmili yaşlarındaki insanlar, sağlıklı yemek borusu dokularında hücre başına birkaç yüz adet mutasyon taşıyabiliyorlar; fakat onlarca yıl sonra, hâlâ sağlıklı olan ve bunun dışında normal işlev gösteren dokuları, hücre başına 2.000’den fazla mutasyon taşıyabiliyor.  Aşağıdaki görüntü, yaşa göre sıralanan 9 bireyde, 1 cm2’lik normal bir yemek borusu dokusunun nasıl göründüğünü özetliyor. Hastalar arasında yük, klon boyutları ve hatta belirli genlerin mutasyon tercihleri arasında geniş farklılıklar görüyoruz. Bu mutasyonların hepsi mutlaka kötü huylu olmayabilir; fakat yalnızca bol miktarda olmaları bile, kanserlerin oluşma şekli konusundaki fikirlerimizin yeniden düşünülmesi gerekebileceğini akla getiriyor; özellikle de bu mutasyonlardan bazıları, daha önce tümörlerle ilişkilendirildiği için. Bilhassa, TP53 adı verilen mutasyonlu bir genin (yemek borusundaki kötü huylu tümörlerin çoğu bu geni içeriyor), sağlıklı hücrelerin yüzde 37’sine kadarında mutasyon geçirdiği bulunmuş.

Daha kafa karıştırıcı olan şey ise, NOTCH1 adı verilen bir genin (hücre bölünmesini kontrol etmeye yardımcı oluyor), sağlıklı hücrelerin yüzde 80’ine kadarında mutasyon geçirdiğinin bulunmasıymış; bu mutasyon miktarı, yemek borusu kanserlerindeki mutasyondan çok daha fazlaymış. Bu uyuşmazlık, varsayımsal olarak bazı mutasyonların, yaşlanma ve hastalık bakımından (muhtemelen hücreleri tümörlerden koruyarak) sağlığa faydalı olabileceği anlamına bile gelebilir. Araştırmacılar bu durumu, sağlıklı dokuda yer alan “gizli bir bedensel mutasyon ve klon rekabeti dünyası” olarak tanımlıyorlar. Şimdilik henüz erken olsa da, çalışmanın eş baş yazarı olan Inigo Martincorena’nın açıkladığına göre bu bulgular, biz yaşlandıkça hücrelerimizin dokularımızı kolonileştirmek üzere nasıl mutasyon geçirdiğini, rekabet ettiğini ve evrimleştiğini incelemek yönünden bizlere yeni bir biyoloji manzarası sunabilir. “Bu mutasyonların kanserdeki önemini düşündüğümüzde, şimdiye kadar bu olgunun boyutunun farkına varmamış olmamız, olağanüstü bir durum” diyor.
Editör / Yazar: Ezgi SEMİRLİ
Kaynak: http://science.sciencemag.org/content/362/6417/911 , https://www.sciencealert.com/healthy-people-hiding-way-more-mutations-than-scientists-ever-realised-somatic-cells-mutant-clones

Bilim

Yüz körlüğü hastalığı nedir? Nedeni ne? : Sevdiklerimin yüzünü hatırlayamıyorum

Published

on

İnsan yüzlerini tanıyamama durumu olarak tanımlanan ‘yüz körlüğü’ Tıp dilinde prosopagnosia olarak adlandırılan bu durum, insanların yüz, ağız, göz gibi unsurları görmelerine rağmen aralarında bağlantı kuramamaları olarak nitelendiriliyor.

Bir gün bir yabancı, otobüste Boo James’e el salladı. Üzerine pek düşünmedi. Ta ki, el sallayanın aslında annesi olduğu ortaya çıkana dek. Boo’nun nadir görülen bir hastalığı, yüz körlüğü var. Yani, ailesinin, arkadaşlarının ve hatta kendi yüzünü tanıyamıyor. Uzmanlar şimdi, Boo gibilerinin insanları daha iyi tanımak üzere eğitilmesi umuduyla yeni bir çalışma başlattı.

‘Başka bir gezegendenmiş gibi’

Boo yıllarca “başka bir gezengendenmiş gibi” hissettiğini söylüyor. “Bunun üzerine oturup düşünmek, çok stresli ve duygusal açıdan rahatsız edici. Dolayısıyla, düşünmemeye çalışıyorum. Çok zor bir iş. Dışarıda olduğunuz bir günü sürekli biriyle konuşup konuşmamanız gerektiğini düşünerek geçirmek, fiziksel ve duygusal açıdan tüketen bir şey” diyor. Boo, hayatının büyük kısmı boyunca, prosopagnozi diye de adlandırılan rahatsızlığından habersizdi ve insanları tanıyamayınca ortaya çıkan “sosyal gariplikten” kendisini sorumlu tutuyordu.

“Bu durumu açıklayacak bir yol bulmalıydım. İyi açıklayamıyordum, sadece insanların yüzünü hatırlamakla uğraşmadığım için kendimi suçluyordum” diye konuşuyor ve ekliyor: “Sanki bir tür tembellik gibiydi: İnsanları tanımak istemiyormuşum, hatırlayacak kadar ilgilenmiyormuşum, kusur da bendeymiş gibi düşünüyordum.” Ancak Boo, kendisindeki sorunu 40’lı yaşlarının başlangıcında hastalığı televizyondan öğrenince anladı. “Ancak o zaman, insanları tanıyamamamın, beynimdeki fiziksel bir durumdan kaynaklandığını anladım” diyor: “Hemen kendimi daha iyi anlamaya, kendimi affetmeye ve meseleye farklı bir açıdan bakmaya başladım.”

Bazen kendisini bile tanımakta zorlanıyor

Boo, çocukluğunun tanıyamadığı diğer çocuklar, bakıcılar ve öğretmenler yüzünden “travmatik deneyimlerle dolu” olduğunu anlatıyor. 51 yaşındaki Galli kadın, ailesini, eski arkadaşlarını ve hatta tatilde karşılaştığı babasını tanıyamadığını belirtiyor. Hatta bazen, kendisini bile tanımakta zorlanıyor. “Geçenlerde annem bilgisayarda eski fotoğraflar bulduğunu söyledi. Ekrandan bakıyordum. Fotoğraftaki birinden bahsediyorduk ve ben ‘O kim?’ diye sordum. ‘Sensin!’ dedi.” Boo, partneri Dewi’yi “yüz körleri için rehber köpek” diye tanımlıyor çünkü tanıdıkları biriyle konuşuyorlarsa, gizlice kim olduklarını söylüyor. Filmlerin konularını ve karakterlerin kimliklerini de söylüyor, çünkü aksi takdirde filmlerde olanları takip etmesi imkansız hale geliyor. “Çok nazik ve sabırlı biri. Bazen çok karmaşık hale gelirse filmi kapattığımız da oluyor” diyor.

Parça parça yüz

Peki yüz körlüğü olanlar yüzleri nasıl algılıyor? Boo, bunu tanımlamanın zor olduğunu söylüyor. “Yüzleri parça parça görüyorum. Bir burun olduğunu, gözleri, ağzı ve kulakları görüyorum. Ama beynimin bunları birleştirip ortaya bir yüz görüntüsü çıkartması çok zor oluyor” diyor. Ancak, yaşadığı zorluklara karşın Boo, kimin kim olduğunu anlamasına yardımcı olan taktik ve teknikler geliştirmiş: “Kullanabileceğim başka veriler var, saç stilleri, birinin sürekli taktığı bir mücevher, giyim tarzları, konuşmaya başladıklarında da ses tonları. Hatta bazen birinin silüeti, vücudunun biçimi hatta konuşma tarzları. İnsanları arkalarından bakarak tanımakta, normal insanlardan daha iyi olduğumu düşünüyorum.”

Farkındalığı artırmak

Hepsi Boo’nun yaşadığı kadar kötü olmasa da, her 50 insandan birinde yüz körlüğü olduğuna inanılıyor. Konuyla ilgili yeni bir araştırma yapan uzmanlar, çoğu kişinin bunun farkında bile olmadığını söylüyor. Swansea Üniversitesi’nden Psikolog Dr. John Towler, “Bunla, belki bir filmi takip etmeyi biraz zor bulan insanlar” diyor: “Belki Taht Oyunları dizisini izliyorlardır, herkes uzun saçlı ve sakallı olduğundan, ne olup bittiği hakkında bir fikirleri yoktur.”

Yüz Körlüğü Nedeni ne?

İki tür yüz körlüğü var. Sonradan olan yüz körlüğü, beynin yüz tanımayı kontrol eden kısımlarının bir yaralanma yüzünden hasar görmesiyle ortaya çıkıyor. Gelişimsel yüz körlüğü ise beynin farklı bölgeleri arasındaki iletişimin bozulması nedeniyle doğumdan itibaren görülüyor. Araştırma ekibinden Dr Jodie Davies-Thompson, “Beynin tam olarak hangi bölümünde sorun olduğunu öğrenebilirsek, bu soruna çare aramaya başlayabiliriz. Yüz körlüğü olan insanlar için bir rehabilitasyon programı üzerinde çalışıyoruz. Belirli beyin bölgeleri arasındaki iletişimi ve dolayısıyla yüz tanıma kabiliyetini artırmayı umuyoruz” diyor.

Editör / Yazar: Ali Ekber ÖZGEN

Kaynak: https://www.bbc.com/news/uk-wales-47304678

Continue Reading

Bilim

Bilim insanları, Beynin 90’lı yaşlara kadar ‘yeni hücre’ üretebilidiğini ortaya koydu

Published

on

Avrupalı bilim insanları, insan beyninin 90’lı yaşlarına kadar yeni hücre üretmeye devam edebildiğini ortaya koydu. İspanya’da yapılan araştırmaya göre beynin hafıza ve ruh halini yöneten kısmı olan hipokampüs, yaşlılıkta dahi taze hücre üretebiliyor. Ancak Alzheimer hastalığının baş göstermesiyle, beyindeki yeni hücre sayısı azalıyor. Yeni bulgular, Alzheimer’ın erken teşhisine de yardım edebilir.

Yaş ilerledikçe üretim yavaşlıyor

Nature Medicine tıp dergisinde yayımlanan araştırma için, 43-87 yaş aralığında hayatını kaybetmiş olan 13 kişinin bağışlamış olduğu beyin dokuları incelendi. Deneklerin tamamı ölmeden önce nörolojik açıdan sağlıklıydı. Madrid Özerk Üniversitesi’nden María Llorens-Martín, ekipçe yaptıkları incelemelerde sağlıklı beyinlerde yeni nöronlara rastladıklarını ancak bu nöronların sayısının yaş ilerledikçe azaldığını söyledi. 40 ve 70 yaşları arasında beyindeki yeni hücreler 40 bin milimetreküpten 30 bin milimetreküpe kadar düştü.

Alzheimer hastaları

Araştırmacılar daha sonra, ölmeden önce Alzheimer teşhisi konduğu bilinen 52 ile 97 yaş aralığında deneklerin beyin dokularını inceledi. Bu Alzheimer hastalarında da yeni beyin hücrelerinin oluştuğuna dair izler vardı ama sağlıklı beyinlere oranla yeni hücre sayısı çok daha azdı. Alzheimer’ın daha ilk safhalarında olan beyinlerde, sağlıklı beyinlerdeki yeni hücrelerin yarısı ya da daha azı kadar yeni hücreye rastlandı. Nöroloji uzmanları on yıllardır beyindeki hücre üretimi konusunda ikiye bölünmüş durumda. Bazıları insanların yetişkinliğe eriştiğinde beyin hücresi ‘kotasını’ doldurduğunu, bazıları da yaşlılığa kadar beynin yeni nöronlar ürettiğini öne sürüyor.

Editör / Yazar: Ezgi SEMİRLİ

Kaynak: https://www.theguardian.com/science/2019/mar/25/humans-can-make-new-brain-cells-into-their-90s-scientists-discover

Continue Reading

Bilim

Aziz Sancar’ın ismi verilen bitki ilaç olma yolunda

Published

on

Nobel ödüllü Aziz Sancar’ın ismi verilen haval otunun, ilaç olabilmesi için yürütülen bilimsel çalışmalarının tamamlanmak üzere olduğunu belirten Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Metin Doğan, “Bu alanda araştırma yapan öğretim üyelerimizin çalışmaları neticelenmek üzere” dedi. Halk arasında yara tedavisinde kullanılan ve Nobel ödüllü Aziz Sancar’ın ismi verilen havalotunun, ilaç olabilmesi için yürütülen bilimsel çalışmalarda sona yaklaşıldı.

Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Metin Doğan, yaptığı açıklamada, ilaç üretiminden tedaviye kadar artık modern tıpla birlikte geleneksel ve tamamlayıcı tıp uygulamalarının da yaygınlaşmaya başladığını söyledi.

Geleneksel ve tamamlayıcı tıp kapsamında çok sayıda araştırma yapıldığını anlatan Doğan, yurt içi ve dışında farklı bitkiler ile sülük gibi bazı hayvan türlerinin hastalıkların tedavisindeki etkisinin incelendiğini belirtti.

Doğan, üniversitelerindeki ‘Geleneksel ve Tamamlayıcı Tıp Uygulama Merkezi’nce yürütülen çalışmalar kapsamında, Afyonkarahisar’ın İscehisar ilçesinde keşfedilen bitki türüne, Nobel ödüllü bilim insanı Prof. Dr. Aziz Sancar’ın isminin verildiğini hatırlattı.

Halk arasında ‘havalotu’ denilen, ‘bolanthus’ cinsine ait endemik bir tür olan bitkinin daha önce bilimsel tanımlamasının yapılmadığını ifade eden Doğan, “Bu bitki, Geleneksel Tamamlayıcı ve Entegratif Tıp Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Murat Koç başkanlığındaki ekip tarafından ilk kez bilimsel olarak tanımlanmıştı. Türkiye’nin dünyada bilim adına gururu olan Sancar’dan izin alınarak, bitki türüne ‘Bolanthus Aziz-Sancarii’ ismi verilmişti” dedi.

YARA TEDAVİSİNDE KULLANILIYOR

Prof. Dr. Doğan, bitkinin halk arasında daha çok yara tedavisinde kullanıldığını belirtti. Bitkinin, yara tedavisi başta olmak üzere farklı sağlık sorunlarına şifa olup olamayacağına ilişkin başlatılan araştırmanın tamamlanmak üzere olduğunu bildiren Doğan, şunları kaydetti:

“Bu alanda araştırma yapan öğretim üyelerimizin çalışmaları neticelenmek üzere. Bu bitkinin içindeki etken maddelerin ayrıştırılması ve bunların ilaç olarak kullanılmasına yönelik de üniversitemizle birlikte yürütülecek TÜBİTAK projemiz başlatılacak. En kısa zamanda resmi başvuru sunulacak.”

Araştırmanın başkanlığını yürüten Doç. Dr. Murat Koç da “Araştırılan bitkinin ilaç olma yolunda potansiyeli yüksek. Kesin sonuçları elde ettikten sonra net şeyler söyleyebiliriz” diye konuştu. Kaynak: (AA)

Continue Reading

Öne Çıkanlar