fbpx
Connect with us

Arkeoloji

Yumuşak dokulu canlılara ait fosil ipuçları, Dünya’daki ve diğer gezegenlerdeki eski yaşamı araştırmaya yardımcı olabilir

Published

on

Tüm organizmaları (hem sert hem de yumuşak vücut parçaları da dahil) muhafaza eden fosiller, dünyadaki evrimi ve eski yaşamı anlamamız açısından kritik önem taşımaktadır. Bununla birlikte, bu istisnai tortular son derece seyrektir. Fosil kayıtları, iç organlar, gözler ya da solucanlar gibi tamamen yumuşak organizmalara ait parçalar fosilleşmeden önce çürüme eğilimi gösterdiği için, kabuklar, dişler ve kemikler gibi organizmaların daha sert bölümlerinin korunmasına aşırı derecede eğilimlidir. Organizmanın fosilleşme sürecini durduran çevresel koşullar hakkında çok az şey biliniyor.
Kanada, Burgess Shale’deki Waptia fosili. Yeni bir Oxford Üniversitesi araştırması, dünyayı çevreleyen mineralojinin organizmaların yumuşak kısımlarını korumak ve Waptia gibi olağanüstü fosiller bulmak için anahtar olduğunu ileri sürüyor. / Yale Üniversitesi
Yeni bir Oxford Üniversitesi araştırması, dünyayı çevreleyen mineralojinin organizmaların yumuşak kısımlarını korumak ve Waptia gibi olağanüstü fosiller bulmak için anahtar olduğunu ileri sürüyor. NASA tarafından kısmen finanse edilen bu çalışma, örnek analizinde Mars Rover merakını potansiyel olarak destekleyebilir ve diğer gezegenler üzerindeki yaşam izlerini araştırmayı hızlandırabilir. Belki de tüm istisnai fosil yataklarından en ikonik olanı, Stephen J. Gould’un Wonderful Life’ı ile popülerleşen Kanada’daki Burgess Shale bölgesidir. Yaklaşık 500 milyon yıl öncesine dayanan bu tortu bölgesi, basit hayvan hücrelerinin atalarının hızlı bir şekilde çeşitlenmesini sağlayan Kambriyen Patlamasından bugüne olağanüstü fosilleri muhafaza etmektedir. Burgess Shale tipi fosil lokaliteleri şu anda dünyada biliniyor ve Kambriyen organizmalarının (sert iskelet veya kabuğa sahip olmayanların) yaklaşık % 80’i bilinmeden ilk hayvanların evrimi çarpıtılmaksızın biliniyor.
Oxford’un Yer Bilimleri Bölümü, Yale Üniversitesi ve Pomona Koleji’nden araştırmacılar tarafından yürütülen ve Geology’de yayınlanan bu çalışma, bazı kil minerallerinin deniz hayvanlarını çürüten bakterilerinin zehirli olduğunu ortaya koyan önceki araştırmaları temel alıyor. Takım, bu sefer aynı kil minerallerinden oluşan kayaların Burgess Shale tipi fosillerin ev sahipliğini yaptığı jeolojik kanıtları bulmak için yola çıktı. Ekip, Burgess Shale tipi fosiller ile kayaçları sadece fosilleşmiş kabuklar ve kemiklerle karşılaştırarak mineralojik kompozisyonlarını belirlemek için X-ışını kırınımı analizini kullanarak 200’den fazla Kambriyen kaya örneğini inceledi. Oxford’da sedimenter Jeoloji doçenti olan Nicholas Tosca şunları söyledi: “Bu çalışma için gerekli numune sayısına ulaşmak mümkün oldu, çünkü Oxford’daki difraktometre, klasik bir alete nazaran 250 kat daha hızlı mineralojik veri topladı.” Bulgular, yumuşak doku fosillerinin, birincil kil minerallerinden biri olan berthierine minerali bakımından zengin kayaların çürük bakterileri için toksik olduğunu tespit etti. Oxford’daki All Souls College’da görevli olan ve makalenin yazarlarından Ross Anderson şunları açıkladı: “Berthierine, ilginç bir mineraldir, çünkü sedimentler artan demir konsantrasyonları içerdiğinde tropikal ortamlarda oluşmaktadır. Bu, Burgess Shale tipi fosiller muhtemelen tropik enlemlerde oluşan ve demir geliştirilmiş yer veya zaman periyodlarından gelen kayalarla kısıtlanmıştır demektir. Bu gözlem heyecan verici, çünkü ilk kez bu ikonik fosillerin coğrafi ve zamansal dağılımını daha doğru bir şekilde yorumlayabiliyoruz, bunun anlamı biyolojisini ve ekolojisini anlayabilecek olmamızdır.” Çalışma, olağandışı fosillerin barındığı daha zor alanları bulmak için kullanılabilecek mineralojik bir ipucu sağlamaktadır. Anderson bunu şöyle açıklıyor: “Belirlediğimiz mineralojik bağlantılar, belirli bir Kambriyen tortulu için Burgess Shale tipi fosillerin bulunup bulunmayacağını yaklaşık % 80 doğrulukla tahmin edebildiğimiz anlamına gelir.”
Anderson, kendi gezegenimizin ötesinde yaşam arayışını potansiyel olarak destekleyen projenin daha geniş uygulamalarını şöyle anlatıyor: “Dünya tarihinde yer alan canlıların büyük bir kısmı, yaşam için sert kabuklara ya da iskeletlere sahip değildir. Bu, Mars gibi başka gezegenlerde yaşama ait fosil bulguları aramak istiyorsak muhtemelen tamamen yumuşak organizmaların fosillerini bulmamız gerektiği anlamına gelir ve Burgess Shale tipi fosilleşme buna bir yol sağlamaktadır. NASA’nın Curiosity gezgini, Mars yüzeyinde mineraloji kaydetme yeteneğine sahip, bu nedenle potansiyel olarak bu fosilleri korumak için en elverişli kaya türlerini arayabilir.” Ekip, yumuşak organizmaların istisnai olarak korunması konusundaki anlayışlarını genişletmek için, iskelet veya kabuklu makroskopik organizmalar gelişmeden önce mikropların korunmasını araştırmak için şu anda Dünya tarihini yeniden keşfediyorlar. [Dergi Referansı: Ross P. Anderson, Nicholas J. Tosca, Robert R. Gaines, Nicolás Mongiardino Koch, Derek E.G. Briggs. A mineralogical signature for Burgess Shale–type fossilization. Geology, 2018; DOI: 10.1130/G39941.1] ,  Kaynak: https://www.sciencedaily.com/releases/2018/02/180216084915.htm
Çeviren: Bünyamin Tan

Advertisement
Click to comment

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Arkeoloji

Hareketli Canlılara Ait İlk Fosil Bulundu

Published

on

Gelişen teknoloji ve artan bilgi birikimi ile birlikte hayatın birçok alanında derin bilgilere ulaşabiliyoruz. Tabii bu sadece geleceğe yönelik olmuyor; geçmiş yaşamlar hakkında da yeni ögeler elde ediyoruz. Dünya’da uzun bir süre boyunca yaşam yoktu ancak, belli bir dönemin ardından ortaya çıkan tek hücreliler suların hareketleriyle beraber oradan oraya sürüklendiler. Kendi isteğiyle hareket eden ilk canlıların bundan 500 milyon yıl önce ortaya çıktığı zannediliyordu fakat keşfedilen yeni fosil, hesaplarda 1.5 milyar yıllık bir sapma olabileceğini gösterdi.Afrika ülkelerinden birisi olan Gabon’da yapılan çalışmalar, kendi iradesiyle hareket eden canlılara ait 2 milyar yıllık izleri ortaya çıkardı. İlk yaşam formlarından elde ettiğimiz fosiller, daha ileri dönemlerden kalma fosillere kıyasla çok daha fazla zarar görmüş ve bozulmuş oluyor. Bizde hareketli canlıların varlıklarını, iz fosili adı verilen fosiller aracılığıyla öğreniyoruz. Bu fosillerin en eskisi ise 500 milyon yıl önceye dayanıyordu. Gabon’da keşfedilen fosil de bu kategoriye giriyor ama; geometrik ve kimyasal yaşı 2.1 milyar olarak görünüyor. Haliyle bu fosil, bilinen en eski iz fosili olarak kayıtlara geçti.

Fosil üzerinde yapılan çalışmalar sonucu iz fosilinin, sülük veya salyangoz tarzı bir canlının izleriyle karşı karşıya olduğumuz sonucunu çıkardı. Oksijenli sularda yaşamış olan bu canlı, gezegenimizdeki yaşamın evriminde önemli bir yere sahip olan oksijene ihtiyaç duyan bir tür olma ihtimaline sahip. Bahsi geçen canlıyı ilginç kılan bir diğer özelliği ise tek hücreli canlılardan oluşan bir koloni olması. Kendi başına hareket edemeyen tek hücrelilerden oluşan bu koloni, bir araya gelerek sürünmeyi başarabiliyor. Bu canlı, çok hücreli yaşam formlarının evrimi açısından önemli bir noktada bulunuyor olabilir.

PNAS dergisinde yayımlanan araştırmanın yazarlarından Ernest Chi Fru, ”Bu olayın arkasındaki canlılar, okyanus tabanında yemek bulma arayışında veya bakterilere ulaşma amacında olabilir. Harika bir keşif ancak temkinli yaklaşacağız. Bu koloni kısa kesilmiş bir deney veya bugün gördüğümüz canlıların atası. Bunu öğreneceğiz.” demecini verdi.
Editör / Yazar: Kuzey KILIÇ
Kaynak: https://newatlas.com/earliest-evidence-life-mobility/58435/

Continue Reading

Arkeoloji

Mısır Firavunu Tutankamon’un mezarı, 9 yıllık çalışmanın ardından ziyarete açıldı

Published

on

Mısır firavunu Tutankamon’un mezarı üzerinde yapılan restorasyon ve koruma çalışmaları 9 yılın artından tamamlandı. Antik Mısır dünyasının en bilinen figürlerinden olan bu ‘genç firavunun’ mezarı, yapılan ziyaretler ve eksik bakım yüzünden kalıcı hasar riskiyle karşı karşıyaydı. Nihayete eren çalışmalar sonucunda, Tutankamon’un mezarı ziyarete de açıldı. Projeyi yürüten ekibin başındaki Los Angeles Merkezli Getty Koruma Enstitüsü başkanı Neville Agnew, mezarın açılış töreninde yaptığı konuşmada kitle turizminin mezara olan etkileriyle ilgili “3000 yıl boyunca kilitli kalmış bir mezara son 100 yılda düzenlenen ziyaretler… Bunun mezar üzerindeki etkisini düşünebiliyor musunuz? Ziyaretçiler, nem, toz…” ifadelerini kullandı. Mezarın restorasyonu için 2009 yılında çalışmaya başlayan Neville Agnew, zamanın ve turizmin mezar üzerindeki zararlarını önlemek için arkeologlar, mimarlar, mühendisler ve mikrobiyologlar da dahil olmak üzere 25 kişiden oluşan bir ekibin liderliğini yaptı.  Mezar, 1922 yılında İngiliz arkeolog Howard Carter tarafından keşfedilmişti.  Mezarda, Tutankamon’un mumyası, maskesiz bir şekilde sergileniyor.  Mısır’da 2011 yılında gerçekleşen olaylar ve beraberinde yaşanan siyasi kriz sırasında kesintiye uğrayan proje, daha sonra çalışmalarına devam etti ve bu ay sona erdi.
Editör / Yazar: İsa EKİCİ
Kaynak: https://www.news.com.au/technology/science/archaeology/king-tuts-tomb-restored-reopened-after-nineyear-project/news-story/e449ada660837c773681e380baa3b1a8

Continue Reading

Arkeoloji

Üç Soru Üç Cevap (Özel): MISIR – Bölüm 2

Published

on

Gizemlerin ve maceraların ülkesi Mısır, yıllar boyu birçok icadın merkez noktası olmuştur Bilim, sanat, eğitim, coğrafya, matematik ve daha birçok alan burada doğmuştur. Üç Soru Üç Cevap serimizin önceki bölümünde bu eşsiz diyar hakkında bazı bilinmeyenlere değinmiştik. İkinci bölümde ise biraz daha ayrıntılı bilgiler sizlerle.
Köleleri kim ve neden bal ile kaplamıştır ?
Medeniyet ülkesi olarak adlandırdığımız Mısır, firavunların kölelere davranışları yüzünden bazı olumsuz durumlara da ev sahipliği yapmıştır. Altıncı Hanedan döneminde ve 6 yaşında firavun olan Firavun Pepi II, sinekleri kendisinden uzak tutmak için, çevresinde vücudu balla sıvanmış bir kaç köle bulundurmuştur. Kaynak: https://conversationstartersworld.com/ancient-egypt-trivia-questions/  Ramses II kaç evlilik yapmıştır ?
MÖ. 1212’de 90 yaşını aştıktan sonra ölen Büyük Ramses II’nin sekiz resmi eşi ve 100 cariyesi vardı. Ramses ’in “Büyük Kraliyet Hanımı” ünvanına sahip olan iki eşi vardı: Nefertari ve İset.
Onun, Nefertari ile olan aşkı dillere destandır. Ramses, Ebu Simbel’deki kendi anıtının yanına ayrıca Nefertari için de bir tapınak inşa ettirmiş. Nefertari’nin, yaşadığı sürece Mısır’a ışık verdiğine de inanılırmış. Ramses’le Nefertari zamanında Mısır, o dönem dünyasının en güçlü ve en zengin ülkesiydi. Ramses, Nefertari’nin ölümünden sonra ise bir boşluk içine girmiş. Daha sonraki zamanlarda ise genç yaşta kendisine aşık olup hep sadık kalan Güzel İset’i kraliçesi yapmış. Kadeş Savaşı’nda kazandığı başarıya rağmen Ramses, güçlü Hitit imparatorluğu’nu dize getirememiş. Bu sonucun ardından tekrardan savaşmak yerine Ramses, sorunu diplomasi ile çözmeye çalışmış. Hitit İmparatoru II. Hattuşili, iki ülke arasındaki barışı korumak adına kızını Ramses’le evlendirerek Büyük Mısır Kraliçesi yapmak istemiş ancak Ramses bu evliliğin mümkün olmadığını, İset’i boşamanın Maat Yasası’na uygun düşmediğini bildirerek Hattuşili’ye ret cevabı vermiş. Bu cevap iki ülke arasında yeni bir gerginliğe yol açmış. Bunun üzerine İset, Ramses’e ve Mısır’a duyduğu sevgi ve bağlılıktan ötürü barışın önündeki engel olmak istemediğini bildirerek, bu evliliği onaylaması için Ramses’e yalvarmış fakat Ramses onu boşamayı kabul etmeyince intihar etmiş. Ancak bu olaydan sonra Hitit kralının kızlarıyla evlenen Ramses’in, Abidos Tapınağı’nda 59′u erkek, 60’ı kız 119 çocuğunun kabartma ve isimleri bulunuyor. Kaynaklar: http://listverse.com/2008/08/29/15-fascinating-facts-about-ancient-egypt/ ve Vikipedi  Mısır Uygarlığı, İbranileri köleleştirdi mi ?
Bu konuya dair günümüzde hiçbir arkeolojik veri bulunmuyor. Ancak bu konunun tarihsel gerçekler barındırdığını söyleyen İncil ve Tevrat’ın takipçileri, Eski Mısır’da İbranilerin köleleştirildiğine dair herhangi bir veri bulunmadı. Mısırlıların eksiksiz kayıtlarına bakarak birçok bilgi elde edildi, ancak bir ırkı köle olarak kullandıklarına dair veya Yahudilerin bahsettiği Mısır’ın 10 Laneti’nin yaşandığını gösterir hiçbir kayıt bulunmuyor. Aynı zamanda milyonlarca İbraninin, Mısır’da veya çölde yaşadığını gösteren herhangi bir arkeolojik bilgiye de ulaşılmadı. Bu olayların her biri yaşanmış olsaydı ne olursa olsun, binlerce yıllık büyük, küçük bütün olayların envanterini tutmuş olan Mısırlılar, bunları da kesinlikle kaydederdi. Belki özellikle kaydetmemişlerdir, gizlemeye çalışmışlardır düşüncesindeyseniz; O dönemde kölelik normaldi ve ayıp karşılanmıyordu, yani bu olayı saklamak kimsenin aklına gelmezdi. Kaynak: http://listverse.com/2008/08/29/15-fascinating-facts-about-ancient-egypt/ , https://conversationstartersworld.com/ancient-egypt-trivia-questions/  Üç Soru Üç Cevap serimizin Mısır bölümünü noktalıyoruz. İki parçadan oluşan bu özel bölümde Mısır hakkında duyduğunuz veya duymadığınız bazı bilgileri sizlere sunduk. Serimizi takip ettiğiniz, yorum ve görüşleriniz ile renk kattığınız için teşekkürler. Diğer bölümde görüşmek üzere.
Editör / Yazar: Kuzey Kılıç

Continue Reading

Öne Çıkanlar