fbpx
Bizi Takip Edin

Teknoloji

Yüzyıl Önce Gelecek İçin Yapılan Tahminler 2018’de Yaşanıyor Mu?

Yayınlandı

üzerinde

20’inci yüzyıl insanları geleceğin getireceği yeniliklerden oldukça umutluydu. 1. Dünya savaşından çıkan toplumlar teknolojinin ve elektriğin getirdiği büyüme potansiyeli sebebiyle önümüzdeki yüzyılla ilgili birçok öngörü daha o tarihlerde yapılıyordu. 1900’lü yılların başlarında fütüristler insan hayatını iyileştirebilecek olan teknolojide yüzyıl sonra inanılmaz bir patlama yaşanacağını düşünüyordu.

Aslında geleceğe dair yapılan bu tahminlerin birçoğu otomobillerin ve uçakların çoğalması, bilginin yaygın hale gelmesi eksenindeydi. Tahminlerde bu aygıtların nasıl işleyeceği ile ilgili özel tanımlamalar yapılıyordu. Bu tahminler teknolojinin sadece bir yüzyıl geçmesine rağmen nasıl geliştiğini göstermesi bakımından da önemli.
1917 senesinin serin bir Şubat gününde mucit Alexander GrahamBell mezuniyet sınıfı McKinley Manuel Eğitim Okulu’nda bir konuşma yaptı. Bell, elektrik ve otomobillerin yarattığı inanılmaz değişimi hatırlattıktan sonra “Şu anda meydana gelen çeşitli değişiklilerin geriye dönerek geçmiş evrimini izlemek çok ilginç ve eğitici” dedi. Bell, “Bu ilerleme çizgilerini geleceğe yansıtarak, geleceği belirli bir ölçüde tahmin edebilir hale getiriyor ve bu sayede sizin için açılan yararlılık alanlarından bazılarını tanıyabilirsiniz” açıklamasında bulundu.

Bell 1876 yılında insan sesini iletebilmek için teller kullanan ve telefon olarak bilinen cihazı patentlemişti. Cihazın yaygınlaşmasıyla birlikte yetenekleri de arttı. 1915 yılında kablosuz telefon sistemi bir Virginia vatandaşının Paris’teki bir başka kişiyle konuşmasına izin verdi. Bell yarattığı bu teknolojinin insanlara uzaktan hemen hemen her şeyi sağlayan bir sisteme dönüşeceğini ön görüyordu. Bell telefon için, “Muhtemelen elle kullanılabilen ve neredeyse mekanik herhangi bir opsiyonla kablosuz olarak performans gösterecekler” dedi. Bu tahmini günümüz telefonları için hiç de uzak bir ön görü değil.
Bell, “Bu başarıya mutlaka, dünyanın herhangi bir yerindeki bir erkekle telefonla ve kablolarla konuşamayacağımız zamanı” ima ettiğini tahmin ederek, bu başarıya ve yarattığı değişimden hayret duyduk “dedi. Bell’in konuşmasında, ABD’nin tahminen 11,7 milyon çalışan telefon vardı ; 2000 yılına kadar bu sayı yaklaşık 103 milyona yükseldi .

1914 yılında Ford Motor yılda 300 bin otomobil üretme imkanı ağlayan ilk hareketli montaj hattını geliştirdi. Fütüristler yüzyıl içerisinde Miami’den Moskova’ya kadar her insanın kendi otomobiline sahip olacağını ön görüyordu. 6 Ocak 1918 yılında The Washington Times gazetesinde geleceğin otomobiline dair bir makale yayınlanmıştı. Yazar ScientificAmerican’da geleceğin otomobilini anlatan bir tahmin yapıyordu.Bu otomobil su geçirmez ve hava koşullarına dayanıklı, iki tarafı tamamen camdan yapılmış ve koltuklar aracın herhangi bir yerine taşınabiliyordu. Araç; hidrolik direksiyon, frenler, ısıtma ve navigasyon için küçük bir kontrol paneli ile donatılmıştı. Bir parmak kolu direksiyon simidinin yerini alacaktı. Diğer tasarımlar, arabaların şoklara olan ihtiyacını ortadan kaldırmak için sadece üç tekerlek üzerinde ya da hava dolu küreler üzerinde dolaşacağını düşünüyordu. 1900’lerin başında geleceğe dönük tahminciler, günlük seyahatlerimizin arazi ile sınırlı kalmayacağı fikrini savunuyordu. Örneğin, Fransız sanatçı Jean-Marc Côté’nin ve işbirlikçilerinin, 1899-1910 yılları arasında ürettikleri kartpostal dizisinde; 2000 yılına gelindiğinde hem gökyüzünü hem de denizikolonize etmiş olunacağı ve burada yaşayan kişilerin transit amaçlar için işe alınacağı ön görülüyordu.

Uçmak insanların zihinlerinde en önemli yerlerden birisini tutuyordu. Wright kardeşler, 1903’te ilk kez başarılı bir şekilde uçtu ve diğer mucitleri ve mühendisleri I. Dünya Savaşı’ndan önce sınırsız sayıda uçak tasarımını test etmeye teşvik etti. Côté’nin eserleri şaşırtıcı değil, 2000 yılına kadar sayıız havayolu şirketi kuruldu. Havadan taksi hizmetleri, kayan savaş gemileri, uçan bir postacı ve hava yoluyla toplu taşıma araçları tahmin edilen günümüzün tuhaf tasvirlerinde görülüyor.
Hava kurtarma hizmeti veya savaş için donatılmış uçaklar gibi bazı sistemler artık askeri güçlerin günlük bir parçasıdır. Ancak Scientific American’ın 1915’te çıkacağına söz verdiği “Fransız görünmez uçağı” henüz yok.

19 ve 20.yüzyıllarda ön görülen uçan arabalar 21. Yüzyılın öne çıkan özellikleri arasında yer alıyor. Özellikle kişisel uçan arabalar o dönemlerde birçok kişi tarafından hayal ediliyordu. Bilim ve Buluşun Mayıs 1923 sayısında, bilim kurgu yazarı Hugo Gernsback , “helicar” olarak adlandırdığı bu uçan arabalar için yaptığı vizyonunu , daha önce New York sokaklarını sıkıştığını gördüğü otomobil trafiğine bir çözüm olarak açıkladı. Henüz her garaja park uçuş makinesi olmayabilir, ama bu tür organizasyonlar Uber ve NASA, Rus savunma şirketi Kalaşnikof, 2020 Olimpiyatları için Toyota ve sayısız küçük şirket kişisel uçan araba geliştirmek için çalışmalar yürütüyor.
Teknolojinin kişiselleşeceği, teknolojiye odaklı bir endüstrinin gelişeceği gibi tahminlerin yanı sıra en şaşırtıcı tahmin fosil yakıtlar ve çevre konularında düğümleniyor. Günümüzde bazı kişiler fosil yakıtı bırakmamak için dirense de 20. Yüzyıldan itibaren birçok fütürist gelecekte fosil yakıt alışkanlığının bırakılmak zorunda kalacağını söylüyordu.
Kaynak: https://futurism.com/2018-looking-back-century/

Teknoloji

Bilim insanları, Kasların elektriksel aktivitesini sinyallere dönüştüren cihaz geliştirdi

Yayınlandı

üzerinde

Yazan

Rusya Ulusal Nükleer Araştırmalar Üniversitesi’nden (MEPhI) bilim insanları ve mühendisler, kasların elektriksel aktivitesini ölçüp onu sinyallere dönüştüren ‘Mio Interface’ isimli cihaz geliştirdi. Bu cihazın rehabilitasyon eğitimi alanında, sporcular için akıllı giyim, biyonik protez üretimi, akıllı telefon ve akıllı ev için uzaktan yönetim sisteminin geliştirilmesi için kullanılması planlanıyor. MEPhI Yüksek Mühendislik Okulu’nun yüksek lisans öğrencisi Bulat Aytbayev, üzerinde çalışılan proje ile ilgili Sputnik’e yaptığı açıklamada Mio Interface’nin insanın kol kaslarının elektriksel aktivitesini ölçüp hareketlerini tanıdığı ve çeşitli cihazlara verilen komutalara dönüştürdüğü belirtti.

Sputnik’in haberine göre Aytbayev, ‘Yunanca ‘Mio’ sözcüğü ‘kas’ anlamına geliyor. Cihazın elektrodları kaslardan gelen sinyalleri alıp kas hareketlerinin tanımasını gerçekleştiriyor ve cihazlar için komutalara dönüştürüyor’ ifadelerini kullandı. Bilim insanlarının 2015 yılından beri üzerinde çalıştıkları belirtilen bu proje, Start-1 isimli Yenilikçi Projelere Destek Fonu’nun 2 milyon rublelik hibe desteğini aldı.

2017’de Yenilikçi Radyo Elektroniği Yarışmasının ‘İş Dünyasında Yenilikler’ kategorisinde birincilik kazanan proje, 2018’de Çin ve Rusya’nın ortak düzenlediği Endüstriyel Yenilikler Ödülü’ne layık görüldü. Aytbayev, ‘Mio Interface’in analoglarına göre avantajlarının kas hareketlerini tanımada yüksek doğruluk ve oldukça geniş yelpaze tanıma algoritmaları olduğunu kaydetti. Önümüzdeki dönemde geliştirilen cihaz için patent başvurusunda bulunulup projenin endüstriyel ölçekte gerçekleştirilmesi için ortak arayışına girileceği belirtildi.
Editör / Yazar: Ezgi SEMİRLİ
Kaynak: https://fit.thequint.com/health-news/new-device-to-create-smart-clothes

Devamını Oku

Bilim

İTÜ öğrencileri kanseri erken teşhis eden cihaz geliştirildi

Yayınlandı

üzerinde

Yazan

İTÜ Makine Mühendisliği Bölümü öğrencileri, kanserin erken teşhisinde kullanılabilecek bir cihaz tasarladı. Nanoteknoloji temelli MEMS cihazı, TÜBİTAK’ta 229 projenin içinde birinci seçildi. İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) öğrencileri, kanserin erken teşhisinde kullanılabilecek bir cihaz geliştirdi. İTÜ Makine Mühendisliği Bölümü lisans son sınıf öğrencileri Mehmet Tuğrul Birtek (24) ve Berke Erbaş (23), kanser teşhisine ilişkin 2 yıldır bir proje üzerine çalışıyor. Projede önemli bir aşama kaydeden öğrenciler, kanserin erken teşhisi için nanoteknoloji temelli MEMS cihazı ile bir de çip geliştirdi. TÜBİTAK’ta 229 projenin içinden birinci seçilen cihaz, şeker ölçüm aleti gibi çalışacak. Bu şekilde bir insanın kanında kanserli hücre bulunup bulunmadığı tespit edilebilecek. “Cihaz sayesinde erken teşhisle hayat kurtarılacak” İTÜ Nanoteknoloji Araştırma Merkezi’ndeki özel laboratuvarda çalışmalarını sürdüren Birtek ve Erbaş, AA muhabirine projelerini anlattı. Berke Erbaş, İTÜ Öğretim Üyesi Prof. Dr. Levent Trabzon gözetiminde 2 yıldır bu proje üzerinde çalıştıklarını söyledi. Çalışmalarının sonucunda kanser teşhis cihazı geliştirdiklerini belirten Erbaş, ”Geliştirdiğimiz cihaz, testleri laboratuvar ortamından çıkartıp hasta başı tedaviye uygun bir hale getirecek. Proje üzerine çalışarak geliştirmeye çalışıyoruz.” diye konuştu.

Erbaş, dünyada da bu konuyla ilgili araştırmaların olduğuna işaret ederek, şunları kaydetti: ”Hızla ilerleyen bir yatırım var. 5-10 yıl sonra şeker ölçüm tespit cihazları gibi bir kanser ölçüm ön tanı cihazları olması hedefleniyor. Cihazı insanlar eczanelerden alarak kendi evlerinde test yapacak. Cihaz, insanları kansere karşı önlem alacağı bir konuma getirecek. Biz de bunun Türkiye’deki ayağı olup katkı sağlamak istiyoruz. Elimizdeki bu taşınabilir cihaz, 5-10 yıl sonra herkes evinde ulaşabilecek ve kansere karşı erken tanı yapabilecek hale gelecek. Cihaz sayesinde erken teşhisle hayat kurtarılacak.”

“Cihaz ve çiplerin verimliliğini artıracağız”
Mehmet Tuğrul Birtek de, proje için patent başvurunu yaptıklarını ifade ederek, çalışmaları laboratuvar ortamında denediklerini söyledi. Birtek, şunları kaydetti: “Hasta üzerinde cihazı deneme aşamasına geçmedik. Bu daha sonraki aşamamız. Dünyada henüz klinik olarak birebir uygulaması yok. Bunun üzerine çalışmalar devam ediyor. Cihaz ve çiplerin verimliliklerini artırarak, kan üzerinde deneyenlere geçip sonuç almayı hedefliyoruz. Yaptığımız çipler, bir insan saçı kalınlığında bir mikro kanala sahip. Bu çipin içerisine hücreler giriyor ve biz bunları karakterize ediyoruz. Yani kanser hücresi varsa kanda, biz bu hücreleri bir noktada toplayacağız. Bunu hücrelerin boyutsal ve elektriksel farklılıklarından faydalanarak yapacağız. Vücuttaki kan hücreleri ile kanser hücreleri farklılık gösteriyor. Biz bu farklılıkları tespit edip, ‘sizde göğüs kanseri riski tespit ettik, hastaneye git’ şeklinde uyaracağız.” Kaynak: (AA)

Devamını Oku

Bilim

Türk bilim insanları, kalp krizini önceden tahmin eden biyosensör geliştirdi

Yayınlandı

üzerinde

Yazan

Pamukkale Üniversitesi bilim insanları, kalp krizini önceden tahmin eden biyosensör geliştirdi. Nano teknolojiye sahip bu yeni teknolojiyle kalp krizi ölümlerinin önüne geçilmesi hedefleniyor. Pamukkale Üniversitesinde (PAÜ) bilim insanlarının yaptığı çalışma sonucu kalp krizi riskini önceden tahmin edebilen biyosensör geliştirildi. PAÜ Mühendislik Fakültesi Kimya Mühendisliği Öğretim Üyesi Prof. Dr. Necip Atar ile İskenderun Teknik Üniversitesi (İSTE) Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Biyomedikal Mühendisliği Öğretim Üyesi Doç. Dr. Mehmet Lütfi Yola’nın ortaklaşa yürüttükleri kalp krizi riskini tahmin edebilen biyosensör geliştirme çalışmaları yaklaşık 9 aylık sürdü.
Kalp Krizi Riski Önceden Bilinecek
“Biosensors and Bioelectronics” isimli dergide de yayımlanan çalışmada geliştirilen elektrokimyasal biyosensör, kalp kasında meydana gelen hasarlar sonrasında kan dolaşımına salınan ve kalp krizini tetikleyecek troponin değerlerini anlık ve yüksek seçicilikle tespit edecek. Böylelikle zaman içinde oluşabilecek riskler en aza indirgenerek, kalp krizi riskleri önceden belirlenecek. Nanoteknolojik esaslı biyosensörlerin geliştirilmesi, elektrokimyasal sensörlerin hazırlanması, çevre açısından bunların değerlendirilmesi gibi birçok konuda çalışmalar yaptıklarını dile getiren Prof. Dr. Necip Atar, Atar, şunları söyledi:  “Son yaptığımız çalışmada, kalp krizi riskini anlık tahmin eden bir biyosensör geliştirdik ve bu biyosensör, Avrupa’da yüksek impakt faktörlü dediğimiz prestijli bir dergide Biosensors and Bioelectronics’te yayımlandı. Plazmada eser oranda bulunan troponin 1 isimli madde kalp hasarlarından sonra anlık olarak yükselmektedir ve bunun sonucu kalp krizi gerçekleşmekte, nefes darlığı meydana gelmektedir. Bu madde kanda 1 hafta gibi bir süreyle bulunmaktadır. Bunu kalp krizi öncesi hızlı bir şekilde sensörle tayin ettiğimiz zaman kalp krizinin önüne geçmiş olacağız. Bu da tıp anlamında çok önemli bir keşif ve buluş olarak değerlendirilecektir.”
Nano Teknolojisi Kullanıldı
Bu biyosensör elektrotunun bor nitrür kuantum nano parçacıklarla yapıldığına işaret eden Atar, “Türkiye, dünyadaki bor rezervlerinin yüzde 73’üne sahip olmasından dolayı bor nitrür de tamamen milli ve yerli bor kimyasallarından elde edilen bir nano malzeme. Bu nano malzeme de biyosensörün temelini teşkil etmekte.” diye konuştu. Atar, bunun yanı sıra geliştirilen elektrokimyasal biyosensörün, şimdiye kadar kullanılan troponin kan testlerinden önemli bir farklılık ve avantajlar içerdiğini, bundan dolayı seçiciliği yüksek ve hızlı cevap alabilen biyosensörün kalp krizi gibi önemli sağlık risklerini önceden tahmin ederek ölüm riskinin azalmasını sağlayacağını, tedaviye başlama zamanı ve uygun tedavi konusunda yol gösterici olacağını ifade etti. Kaynak (AA)

Devamını Oku

Öne Çıkanlar