Bizi Takip Edin

Bilim

Zaman Yolculuğu Mümkün Mü?

Yayınlandı

üzerinde

Biz insanların zaman ölçeğine göre ışık çok hızlı bir şekilde yol alır. Işık, hızı sayesinde Dünya’dan Güneş’e 8 dakikada ve Ay’a da 1 saniyede gider. Ancak kozmosun devasa boyutlarını düşünürsek bahsettiğimiz bu hıza yavaş bile diyemeyiz.

1940'larda Gold Bridge'deki South Fork Köprüsü açılışında, bir adam güneş gözlüğü takmış ve çevredeki kalabalıkta farklı kıyafetler giymiş, modern baskılı bir t-shirt giymiş olarak görülüyor.

1940’larda Gold Bridge’deki South Fork Köprüsü açılışında, bir adam güneş gözlüğü takmış ve çevredeki kalabalıkta farklı kıyafetler giymiş, modern baskılı bir t-shirt giymiş olarak görülüyor.

Galaksiler arası uzayda ise ışık bir kaplumbağa hızında yani oldukça yavaş ilerler. İşte bu yavaşlık bir gök bilimcinin en çok sevdiği şeydir. Bu olay Dünya’nın geçmişine direk olarak erişim sağlar. Yani kısaca anlatmak gerekirse uzayda ne kadar uzağa bakarsak, geçmişte o kadar öncesini görülmektedir. İnternette, dergilerde, kitaplarda birçok galaksi resmi yer almaktadır.

1938'de, bir cisim gibi olan bir cep telefonunu kulağına tutan bir kadın ortaya çıktı

1938’de, bir cep telefonunu kulağına tutan bir kadını aşağıdaki video da izleyebilirsiniz.

O gördüğümüz galaksilerdeki yıldızlara bakarak çok uzak geçmişteki halleri görülür. Ancak bugün hala oradalar mı, oradalarsa ne haldeler? Bu soruların cevaplarını şu an için bilinmemektedir. Tüm bunları soruların cevaplanabilmesi içinse bir on milyar yıl kadar daha beklememiz gerekmektedir. Ancak dolaylı olarak bilinmektedir ki bu galaksiler kendi komşu galaksileri ile çarpıştılar ve bu çarpışma ile birleştiler. Birleşerek de çok daha büyük, devasa yıldızlara hayat verdiler. Böylece evren resminde gördüğümüz o mavi noktaların pek çoğu da yok olup gitmiş oldular. Yani bugün kozmosun yaşam öyküsünde birinin var olmayan izlerini görülüyor.

1928'de Charlie Chaplin'in The Circusbonus adlı filminden bir kare. kulağına bir telefon koyan bir kadını gösteriyor

1928’de Charlie Chaplin’in The Circusbonus adlı filminden bir kare. kulağına bir telefon koyan bir kadını gösteriyor

Evrenin görüntüsüne baktığımızda, şimdiki zamanda gerçekleşen bir anı değil, zaman içindeki gelişiminin bir filmini görüyoruz. Baktığımız şeyler bizleri geçmişe götürüyor. Bize daha yakın olan galaksiler daha yakın bir geçmişi görmemizi sağlıyor. O yakındaki galaksiler belki dinozorların yaşadığı çağlardaki görüntüleri verirken, daha uzaktaki galaksiler evrenin ilk doğmuş olduğu yıllardaki görüntülere erişmemize olanak sağlıyor. Bu galaksilerin arasındaki galaksilerde kozmosun ara dönemlerindeki görüntülerine ulaşmamızı sağlıyor. Mesela, Dünya’nın doğmuş olduğu dönemdeki uzayın haline yani 4,6 milyar yıl öncesine bakmak istiyorsak, 4,6 milyar ışık yılı uzakta yer alan yıldızlara bakmamız gerekiyor. Ancak bunu incelemek isteyen bir gözlemci şu an günümüzde bazı problemler ile karşılaşmaktadır. Elde etmek istediği görüntüler çok uzak bir mesafede olduğu için incelemek oldukça zor. Bu mesafedeki yıldızların fotoğrafının çekilmesinde ise gözlemci çözünürlük problemi yaşıyor. Bu sorunlara ek olarak bazı gök cisimlerinin ışık oranı çok az. Bu da görüntü almada büyük sorunlar çıkarıyor. Tüm bu sorunları gidermek için gözlemciler çok büyük boyuttaki teleskopları kullanıyorlar.

Bu resim 1800'lü yıllarda çekildiği iddia ediliyor ve bir CD kutusu tutan birinin kutunun içinden CD çıkarıldığı anlaşılıyor.

Bu resim 1800’lü yıllarda çekildiği iddia ediliyor ve bir CD kutusu tutan birinin kutunun içinden CD çıkarıldığı anlaşılıyor.

Işığın evren ölçeğinde çok yavaş ilerliyor olması araştırmacılara zaman akışında geriye gitmeyi sağlayan gerçek bir zaman makinesi yaratıyor. Araştırmacılar ve bilim insanları uzayın sunduğu bu fırsatı kullanabilmek için her geçen gün çok daha güçlü gözlem araçları yapabilmek adına uğraş veriyorlar. Onların amacı bu araçları kullanarak evrenin tüm geçmişini öğrenmek ve herkesin aklını kurcalayan binlerce soruya cevap bulmak. Belki bir gün tüm bu sorularımızın cevaplarını bulacağız.

Kaynak: http://www.express.co.uk/news/science/785931/Time-travel-IS-possible-THIS-is-how-stephen-hawking

Devamını Oku
Yorum için tıklayın

Yanıtla

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bilim

İnsandaki Y Kromozomu Gün Geçtikçe Yozlaşıyor

Yayınlandı

üzerinde

Yazan

Y kromozomu erkekliği sembolize ediyor, ancak bu onun güçlü ya da kalıcı olduğu anlamını taşımıyor. Bilim insanları Y kromozomunun gün geçtikçe yozlaştığını açıkladı. Bu yozlaşma aynı hızla devam ederse, 4.6 milyon yıl sonra Y kromozomu tamamıyla ortadan kalkacak. Bu size oldukça uzun bir zaman gibi gelebilir. Fakat Y kromozomunun 3,5 milyar yıldan beri var olduğu düşünüldüğünde çok da uzun bir zaman olmadığı anlaşılıyor.

Y kromozomu her zaman böyle değildi. Saati 166 milyon yıl önce, ilk memelilere geri sararsak, hikaye tamamen farklıydı. Erken “proto-Y” kromozomu orijinalde X kromozomu ile aynı büyüklükteydi ve aynı genleri içeriyordu. Bununla birlikte, Y kromozomlarının temel bir kusurları vardır. Her hücremizde iki kopyası olan tüm diğer kromozomların aksine, Y kromozomları yalnızca babalarından oğullarına geçen tek bir kopya olarak mevcuttur. Bu, Y kromozomundaki genlerin genetik rekombinasyona, yani her nesilde meydana gelen, zarar veren gen mutasyonlarının ortadan kaldırılmasına yardımcı olan genlerin müdahalesine izin verilmeyeceği anlamını taşıyor.
Rekombinasyonun faydalarından yoksun olan Y kromozomal genleri, zaman içinde dejenerasyon gösterir ve sonunda genomdan kaybolurlar. Buna rağmen, son araştırmalar Y kromozomunun, “frenlemeleri” gerçekleştirmek için mekanizmalar geliştirdiğini ve gen kayıp oranının olası bir durgunluğu yavaşlattığını gösterdi.
Y kromozomunun gerçekten kaybolup kaybolmayacağı sorusu üzerine şu an bilim dünyası ikiye bölünmüş durumda. Bir grup insan mekanizmasının harika bir iş çıkardığını ve Y kromozomunun kurtulacağını savunurken, diğeri ise Y kromozomunun yok olacağını düşünüyor.
Kaynak: http://www.sciencealert.com/y-chromosome-vanishing-changing-genetics-males-evolution

Devamını Oku

Bilim

İngiliz Bilim Adamı İnsan Beyinlerinin Birbiriyle Bağlı Olduğuna Dair Bir Hipotez Geliştirdi

Yayınlandı

üzerinde

Yazan

Birçok kişi kendisinde yüksek bir altıncı hissin ya da sezgilerin olduğunu düşünür? Ancak bunun sebebi nedir? Birleşik Krallık Sheffield Üniversitesi’nde psikoterapi profesörü olan Digby Tantam, bir cevabının olduğunu yeni kitabında açıklıyor.

Tantam’ın ortaya attığı yeni kurama göre insan beyinleri birbirleriyle bağlı ve başka kişinin ne düşündüğünü ortaya koyan küçük mikro işaretlerle birbiriyle iletişim kuruyor. İnsanları beynini birbirine bağlayan Wi-Fi, diğer kişinin nasıl hissettiğini ve düşündüğünü algılayabiliyor.
Bilim insanı, “Doğrudan başkalarının duygularını ve neye dikkat ettiklerini biliyoruz” açıklamasında bulunuyor. Briya ismini verdiği bu sistemin beyin ve diğer insanların beyinlerini doğrudan bağladığını ifade ediyor. Konuşmamızın büyük bir kısmının sözsüz sinyaller vasıtasıyla yapılması fikri yeni değildir. Fakat veriler sadece görsel ipuçlarıyla ilgili değildir.
Tantam, duyguların kokular vasıtasıyla da algılanabileceğini söylüyor. Birisinin kimyasındaki ufak değişikliklerin; korku, şehvet benzeri duyguları dağıtacak parçacıklar üretilebileceğini savunuyor. En parlak poker yüzüne sahip olanlar bile, kokuyu gizleyemezler. Tantam, argümanını desteklemek için kokuyla ilişkili alanların beynin en üst düzeyde nöronal aktivitesine sahip olduğunu ve yerlerini belirtiyor.

Fakat bu insan kablosuz internet, ya da “interbrain”, herkese bağlanmıyor. Tantam, otizmde olan insanların bu bağlantıyı kuramadığını söylüyor. Bilim insanı hipotezini doğrulamak için önümüzdeki günlerde daha fazla araştırma gerçekleştirecek.
Kaynak: http://www.iflscience.com/brain/gut-feelings-are-the-product-of-a-wifi-connecting-human-brains-to-one-another-claims-scientist/all/

Devamını Oku

Bilim

Fizikçiler Negatif Kütle Üretebilen Bir Cihaz Oluşturduklarını Söylüyor

Yayınlandı

üzerinde

Yazan

Fizikçiler, negatif kütlesi varmış gibi davranan parçacıklar üretebilen ilk aygıt oluşturduklarını beyan ediyor. Cihaz yarım ışık / yarım madde olan garip bir parçacık üretiyor ve aynı zamanda mevcut teknolojilerden daha az enerji ile çalışabilecek yeni bir lazer türü için temel oluşturuyor.

Son çalışmada bilim insanları polariton inşası üzerinde çalıştı. Rochester Üniversitesi’nden fizikçiler, oda sıcaklığında polaritonları yaratmalarına izin veren bir cihaz keşfetti. Bu cihaz yakalanan fotonları manipüle ediyor ve bunları yarı ışık / yarı madde yapabilmek için eksitütan adı verilen bir yarı parçacıkla birleştiriyor.
Rochester Optik Enstitüsü’ndençisi Nick Vamivakas “Tek başına bu keşif oldukça heyecan verici. Fakat aynı zamanda, yarattığımız cihaz art arda az miktarda lazer ışığı üretmek için bir yol sunuyor” dedi.
Parçacıklar için bir orkestra olsaydı, elektronlar, kuarklar ve fotonlar gibi şeyler için bölümler olurdu. Yarı parçacıklar ise herhangi bir bölüme uygun değildir. Bunun yerine diğer parçacıkların kolektif davranışlarından oluşurlar. Ayrık, parçacık benzeri nesneler gibi hareket ettiği için genellikle aynı amaca hizmet eder. Söz konusu yarı parçacığa bir eksiton denir ve bu bir elektron ve bir elektron deliği adı verilen bir tür boşluktur.
Bu tür yarı parçacıklar tamamen yeni değildir. Ancak araştırmacılara göre, şu ana kadar yapılan çoğu polariton çalışması yalnızca diğer komplekslerde değil, nötreksitonlardan ve fotonlardan yapılmış yarı parçacıklar üzerinde yapıldı. Bu yeni cihaz, araştırmacıların farklı polaritonlar arasındaki etkileşimleri araştırmasına izin verdi ve bunların inanılmaz derecede tuhaf oldukları ortaya çıktı. Bu araştırma Nature Physics’de yayınlandı.
Kaynak: http://www.sciencealert.com/negative-mass-quasi-particle-polaritons-low-energy-lasers

Devamını Oku

Öne Çıkanlar