En Ölümcül 5 Katil Element!

Bir çoğumuzun ortaokulda öğrenmeye başladığı elementler, kısa tanımı ile aynı cins atomların oluşturduğu, fiziksel ya da kimyasal yollarla kendinden daha basit ve farklı maddelere ayrılamayan saf maddelerdir. İnsanoğlu ise sadece 20. Yüzyılda periyodik tablodaki elementlerin sayısını, laboratuvarlarda çalışan bilim insanlarının çalışmalarıyla neredeyse ikiye katladı.

Bu da bize doğal olarak ulaşamayacağımız veya kullanamayacağımız elementleri oluşturma ve kullanma fırsatı doğurdu. Bir elementin bilimsel keşfi ise ilk kez, 1649 yılında Alman simyager Hennin Brand’ın fosforu bulmasıyla başladı. Fosfor elementi, canlılarda hücre içeriğinin yaşamsal bir bileşeni.

Özellikle sinir ve kemik dokuları için çok önemli ve eksikliğinde eklem, kas ağrıları; kemiklerde güçsüzlük ve halsizlik gibi sıkıntılar yaratabilecek bir element. Ancak fazlalığı ise kalp hastalıklarına yol açabiliyor. Yani aynı fosfor gibi bir elementin organik canlılar olarak bizlere ve çevremize yararları da var, zararları da.

Keza gündelik, teknolojik ve bilimsel olmak üzere hayatlarımızın her alanında elementlerden yararlansak ta bazı elementler bizler için çok büyük tehlike arz ediyor. Biraz önce de bahsettiğim gibi halihazırda insanoğlu yıllardır yeni elementler üzerinde çalışırken, elementlerin gerçek potansiyellerini bilmemiz oldukça önemli.

Bu yazımızda da sizlere dünyanın en ölümcül birkaç elementinden bahsedeceğim. Eğer bir gün bu elementlerden birisiyle saf olarak karşılaşırsanız arkanıza bakmadan kaçmanızı öneririm.

1.Polonyum (84)

Çok nadir ve son derece radyoaktif bir metal olan polonyum, sabit izotoplara sahip olmayan oldukça tehlikeli bir element. Polonyuma çıplak elle dokunursanız, element derinizde fazla ileriye giremeyeceğinden sizi öldürmeyecektir.

Ancak içinde azıcık bile polonyum bulunan bir şeyi koklar, içer veya yerseniz; yani vücudunuzun içine herhangi bir şekilde polonyum alırsanız maalesef ölüm kesin olacaktır. Organlarınız iflas edecek ve dakikalar içinde vücudunuz kendini kapatmaya başlayacaktır. Ek bir bilgi: sigaranın içinde bile eser miktarda polonyum bulunur. Sanırım sigaranın bu kadar zararlı olmasının sebeplerinden biri de polonyum değil mi?

Öte yandan polonyum, ünlü fizikçiler Marie ve Pierre Curie tarafından 1898 yılında keşfedildi. Marie ve Pierre polonyum deneylerinde insanoğlunun radyoaktif maddeler hakkındaki bilgisini genişletmek uğruna hayatlarını riske atmış olsalar da bu element, hükümetler tarafından bir “suikast silahı” olarak bile kullanıldı.

Polonyum öylesine radyoaktif bir element ki bu, üstünde çalışılmasını zorlaştırıyor. O kadar kuvvetli ki 1 gram polonyum, 5 kilogram radyum kadar alfa parçacığı yayıyor. Bu da eğer yutulursa 1 gramının 10 milyon kişiyi öldürebileceği anlamına geliyor. Söylemek gerekir ki polonyum, plütonyumdan bile daha öldürücü bir elementtir.

Elementin bu tehlikeli yapısını öğrenen şanssız insanlardan biri ise Alexander Litvinenko’ydu. Litvinenko, KGB ve Rusya Federal Güvenlik Servisi’nin eski memurlarındandı. Hükümetin içerisinde oluşan yozlaşma hakkında konuştuğu için İngiltere’ye kaçan Litvinenko, kaçtıktan 6 yıl sonra, 1 Kasım 2006 tarihinde bir anda kendini çok hasta hissettiği gerekçesiyle hastaneye kaldırıldı.

Hastaneye kaldırıldıktan 3 hafta sonra hayatını kaybeden Litvinenko’nun ölüm sebebinin çayına karıştırılan Polonium-210 olduğu ortaya çıktı. Öyle ki cinayeti araştıran memurlar, Litvinenko’yu öldüren 2 Rus ajanını, üstlerine bulaşan radyasyon sayesinde takip edebildiler.

2.Plütonyum (94)

Yüksek oranda üretilen ve silahlarda, uzay araçlarında, savunma sanayilerinde ve nükleer silahlarda kullanılan plütonyum dünyanın en toksik elementidir. Nagazaki’ye atılan atom bombasının (Şişman Adam) yapıldığı elementtir. Bütün izotopları toksik ve radyoaktif olan bu element, temastan önce radyasyondan öldürür.

Deri üzerindeki herhangi bir yaraya mikrogram miktarının teması bile kansere neden olur. Plütonyum zerrecikleri hafif yapılıdır ve havada asılı kalabilir. Bu da solunumunu kolaylaştırdığından akciğerlerde kalıcı hasarlara, organ iflaslarına ve ölüme sebep olur.

Sürekli olarak yüksek oranda alfa, beta ve gama ışınları yayar. 500 gram plütonyum solunduğu veya yutulduğu taktirde 2 milyon insanın hayatını kaybetmesine yol açabilir.

Plütonyum havada oksitlenir. Yüksek radyasyondan ölmeden önce görülecek harika bir görüntü ortaya çıkabilir (parlak kehribar rengi) ancak sonuçları çok ciddi olacaktır. Bu yüzden plütonyum deneyleri çok büyük önemler alınarak yapılmaktadır.

3.Cıva (80)

 Tarih boyunca yüz boyası, makyaj malzemesi olarak kullanılan ve ömrü uzattığına inanılarak “hayat iksiri” denilerek içilen cıva aslında oldukça zararlı ve toksik bir element. Eminim sizin anne babanız da evdeki termometre kırılırsa içindeki sıvıya dokunmamanız gerektiğini söylemiştir.

Deniz ürünlerinden de eser miktarda cıva alsak ta çoğu kez bu miktar vücutlarımızın kaldırabileceği seviyede oluyor. Ancak belirtmek gerek ki deniz ürünleri cenneti olan Japonya’ya giden pek çok turist (ve Japon), cıva zehirlenmesi yaşıyor.

Cıva, az miktarının bile çok etkili olduğu bir sinir sistemi toksini. Zehirlenmesi vücutta koordinasyon eksikliğine ve kaslarda güçsüzlüğe sebep oluyor. Hatta hafıza kaybına, konuşma ve görmede sıkıntılara yol açıyor.

Eğer hastaya müdahale edilmezse zehirlenme ölümle sonuçlanıyor. Elementin 1 gramı ise bu etkileri yaratmak için oldukça yeterli. Özellikle koklanması oldukça tehlikeli. Elementin yapısından dolayı havaya karışması da oldukça kolay.

4.Arsenik (33)

Zamanında krallar ve kraliçelerin zehir tercihi olarak kullanılan bir metaloid olan arsenik, temiz suyu olmayan ve yeraltı sularının kullanıldığı bölgelerde ciddi zehirlenmelere yol açıyor. Bu tip akut zehirlenmelerde belirtiler mide bulantısı, ishal, kusma, ağız ve boğazda yanma ve şiddetli karın ağrıları.

Böcek ilaçlarında ve ilaçlı meyve ve sebzelerde de bulunduğu için solunduğunda veya bu tip gıdaların tüketiminde de arsenik, vücutta birikerek uzun süreli zehirlenmelere sebep oluyor.  Buna da kronik zehirlenme deniyor.

Kronik zehirlenen birey yavaş yavaş güçten düşüyor, sinir sisteminde bozuklar başlıyor, deride tümörler meydana gelebiliyor, (bazı kronik zehirlenmelerde kanser) ve durum ölümle sonuçlanıyor. Ancak arsenik bazı tip kanserlerin tedavisinde de kullanılıyor. Sebebi ise arseniğin kanser hücrelerine saldırıp onları etkisiz kılabilmesi.

Ek bilgi: Napoleon’un ölüm sebebinin mide kanseri olduğu söylense de evindeki duvar kağıtlarında bulunan arsenikten zehirlenmiş olabileceği ve semptomlarının bunu gösterdiğine yönelik düşünceler bulunmakta.

5.Kurşun (82)

Kurşun etrafımızda, günlük hayatımızda kullandığımız her şeyin içinde var. Kullanılan en eski metallerden biri ve oldukça ölümcül bir toksin. Mücevherlerde, yapı malzemelerinde, boyalarda her şeyin içinde kullanılan bu element bir alkali metal.

Öyle ki içinde yeteri miktarda kurşun bulunan herhangi bir maddeye, cisme biraz uzun bir temasta bulunmanız bile kurşun zehirlenmesine yol açabilir.

Eğer kurşun vücudunuza girerse (yeme, içme yoluyla), hücrelerinizi ihtiyaçları olan metallerden biri (demir, kalsiyum ve çinko gibi) olduğuna kandırarak -evet, kandırarak- onları aç bırakır ve öldürmeye başlar.

Sinir sistemine olan korkunç etkileriyle bilinen kurşun zehirlenmesi çok ciddi problemlere yol açar. Çocuklarda büyüme bozukluklarına, zihinsel gelişimde gerilemeye ve organ hasarlarına sebep olur. Doğurganlık oranını düşürdüğüne dair bulgulara rastlanmıştır ve uzun dönemde agresyona da sebep olur.

Günsuhan Aytaç

Samanyolu’nun En Büyük Yıldız Kümesi Kendisinden Daha Küçük Bir Kümeyi Yutmuş Olabilir

Samanyolu Aslında Yamyam bir Galaksi Olabilir