• in

    Neolitik Çağ Alet Kültürü

    Bıçak aletleri gelişim göstermiştir, örneğin tarım aletleri. Neolitik çağ yaklaşık olarak 6,000 yıl önce, insanların ilk yerleşim hayatına geçtiği ve tarımla ilgilenmeye başladığı dönemle beraber başlamıştır. Çakmaktaşından hazırlanmış kazıcı gibi çeşitli aletlerden silah ve alet yapımına devam etmişlerdir. Ancak Neolitik çağda taş aletlerin yeni çeşitleri de görülmüştür. İlk etapta çakmaktaşından yapılmış ok başının evrensel niteliği yerine mikrolit kullanımından uzak olan, ok ve mızrağı bileşen bir silah yapma eğilimi vardı. İkinci olarak hasat için ihtiyaç duyulan, çakmaktaşından yapılmış tırpan gibi aletler üretildi. Neolitik aletlerin tümü üzerinde rötuş yapılmıştır, baskıyla pullanmışlardır, aletlere karakteristik bir görüntü verilmiştir ve tüm emek ve zahmetle cilalanmışlardır. Ve tekrar kendilerine has bir görüntü verilmiştir. Pullu aletler Neolitik çağda yapılmaya devam etmiştir ancak daha erken döneme ait pullu aletlere göre çok daha kabaca yapılmıştır. Taş Aletlerin Evrimleşmesine Dair Kısa Çıkarımlar Taş aletler erken dönem Oldowan ’dan, Aşölyen, Musteryen ve Üst Paleolitik döneme doğru karmaşık bir hal almıştır. Ve aletler üretimlerinin her bir adımında çok daha fazla zamana ve gösterilmesi gereken yüksek efora ihtiyaç duymuşlardır. Oldowan kültürüne ait olan bir alet yapım aşamasında daha az darbeye ihtiyaç duyarken Aşölyen el baltası yaklaşık olarak 50; bir Musteryen kesicisi aşağı yukarı 100 ve bir Üst Paleolitik kesici bıçağı ortalama 250 darbeye ihtiyaç duyar. Çok daha fazla zaman ve enerji harcayarak yapılan daha karmaşık aletlerin elbette ki faydası olmuştur ve olmaya devam etmektedir. Editör / Yazar: Meltem TERZİOĞLU Kaynak: https://humanevolutionb36.weebly.com/cultural-evolution.html

  • in ,

    Üst Paleolitik Alet Kültürü; Magdalenian

    Bu dönem boyunca Magdalenian gibi çeşitli alet kültürleri varlığını göstermiştir. (Sivri uçlu kemik, zıpkınlar ve ilk olarak kullanılan mikrolitler) ( Mikrolitler; genellikle çakmaktaşı ya da çörtenden yapılmış olan ve bir ya da yarım santimetre ebatlarında olan küçük taşlardır. Bu taşlar hem küçük kesiklerden hem de tepesi kesilerek rötuş yapılmış daha büyük kesiklerden üretilir.) Homo sapiensler tarafından yapılmıştır. Mızrak atıcı, ok başı, balık kancası gibi aletlerin yapımı için fildişi, kemik, boynuz gibi yeni materyaller kullanılmıştır. Üst Paleolitik Çağ Endüstrisi 40,000’den 12,000 önceye kadar baskındı. Bu endüstrisinin kökeni birbirinden bağımsız olarak Asya (90,000’dan daha önce) ve Afrika’da görülmüştür. Bu alet yapım kültürü alet formlarının artışını, aletlerin malzemelerini ve alet yapım tekniklerinin daha gelişmiş ve karmaşık halini göstermekteydi. [Oldowan Alet Kültürü] Kendine özgü olan bölge stillerinde hızlı bir şekilde çeşitlilik oluşmaya başlamıştı, bu stillerden bazıları ard arda örtüşmeler yaşamıştı ancak estetik bir alet yapım kültürü olduğu fark edilebilmekteydi. Bu alet formlarındaki uyarlamalar, Musteryen endüstrisinde görülen etkin malzemelerin çeşitliliğindeki artışların yanıtı niteliğindedir. Bölgesel olarak görülen stiller muhtemelen sadece stilistik versiyonlardan ibaret değildi aletlerin değişik materyallere uyumunu da göstermekteydi ve değişik habitatların ihtiyaçlarına göre, farklı gıda kaynakları ve insan doğasındaki ebatların artışındaki denkliğe göre üretim meydana gelmişti. Bu açıklamaya örnek olarak, Üst Paleolitik Endüstrisinde gerçekleştirilen dikilmiş iğne ve balık kancası söylenebilir. [Aşölyen Alet Kültürü] – Coğrafi olarak geniş alana yayılmış olan Orinyasiyen periyodu (40,000 ila 28,000 yıl önce) Avrupa ve Afrika’nın bazı bölgeleri boyunca görülmüştür ve Homo sapiens ile beraber Homo neandertaller ile ilişkilidir. – Daha sınırlı olan Châtelperronian (40,000 ila 34,000 yıl önce) Orinyasiyen’in bir çeşididir ve Avrupa’daki Avrupalı olan Homo neanderthaller ile ilişkilidir. – Neanderthallerin nesli tükendikten sonra Gravettian periyodu görülür ve (28,000 ila 22,000 yıl önce) geniş sırtlı bıçaklar yapmışlardır. Kemik noktasının alt bölümüne eğim vererek alet repertuvarının gelişmesini sağlamışlardır. Fildişi boncukları ölü gömme süslemeleri olarak kullanıldı ve bu ritüel ‘’Venüs figürleri’’ olarak anıldı. Ritüeller ve bölgeler insan kültürünün hiyerarşisine zenginlik ve sosyal statü ekledi. – Kısa sürmüş olan Solutrean periyodu (22,000 ila 19,000 yıl önce) ısı sayesinde yapılma imkanı bulan şık ve zarif aletler ile tanıştı ve aniden dikkatli ve biriktirilen çakmak taşlar bunları kontrollü ve dikkatli bir şekilde ortadan kaldırdı. – Son olarak Magdalenian periyodunda (18,000 ile 12,000 yıl arası) ok ve mızraklarda hassas pullu taşların kullanımında, zıpkınlardaki çok dikenli uçların kullanımında ve kemik, boynuz ya da tahtadan yapılmış mızrak atıcısı kullanımında artış görülmekteydi. Bu periyottaki her bir yeni alet sembolleri temsil etmektedir , Chauvat’ ta bulunan mağaradaki resim buna örnek verilebilir. – Semboller insan kültürünü, teknik becerilerin bütünü olarak değil de paylaşılan dünyanın temsili ve görselleştirilmiş hali olarak tanımlar. Bu temel yazı dili yakın zamanda görsellerin kullanımı aracılığı ile gelişti ve sayı hesabı yapmak, yönetimsel kontrol, zaman takvimi, tarihi kayıt ardından sözlü anlatı gelişimlerini gösterdi. Üst Paleolitik aletler kazıcıları, oymacıları (fildişi ya da kemik oymak için), kemik uçları, fildişi boncukları, diş kolyeleri, soyut hayvan ya da insan figürlerini bir araya toplamıştır. Tüm bunlar giyimde, barınak yapımında, kap kaçaklarda, sunu ve süslemelerde, ilaçlarda, beslenme alışkanlıklarında ve ritüel etkinliklerde paralel olarak gelişim göstermiştir. Bu zamanla beraber daha sonra taş ve kemik aletleri […]

  • in ,

    Musteryen Alet Kültürü

    Aşölyen aletlerine göre daha kusursuz ve ustalıkla yapıldılar. Homo neandertal türleri tarafından yapılmıştır. Aletin daha verimli bir şekilde çalışmasını sağlamak için genellikle çakmaktaşından yaparlardı ve ince uçlu bir şekilde yapılıyordu. Uzmanlaşmaya yönelik eğilimleriyle kendi amaçlarına uygun, çok çeşit modelli aletlerin yapımında gelişme göstermişlerdir. Alet yapmak için alet kullanıyorlardı. Musteryen (Mousterian) endüstrisi yaklaşık olarak 200,000 yıl önce görüldü ve ortalama 40,000 yıl önceye kadar, Avrupa’nın çoğu bölgelerinde, Yakın Doğu ve aşölyen aletlerinin görüldüğü Afrika’da yayıldı. Avrupa’da bulunan aletler Homo neanderthal ile yakın bağlantılıydı. Ancak başka yerlerde Hem Homo neanderthal hem de erken dönem Homo Sapiensler alet yapabiliyordu. Musteryen (Mousterian) aletlerinde ilk önce taşın göbeğinin darbeyle form kazanmış bir bıçakla şekillendirilmesi gerekiyordu. Aleti yapan ustalar ya şekil vermeden önce taş yüzeyinde yuvarlak biçimli yükseklik oluşturuyor ya da üçgen şekilli pulları yapmadan önce taşın göbeğine prizma şekli veriyordu. [Aşölyen Aletleri hakkında bilgi için tıklayın] Musteryen (Mousterian) aletleri , kendine özgü olan birkaç göbek taşı şeklinden tasarlanmıştır. Taşların üretim aşamasındaki tüm işlemler, standartlara sahipti ve açık bir şekilde gelişim göstermekteydi.(Basit göbek taşı, pürüzlü boş taş modeli, uç kısmı inceltilmiş alet) Gelişim evrelerindeki prosedürlere bağlı olarak alet şekillerinin versiyonları üretim esnasında değişebilmekteydi. İstikrarlı ve tutarlı üretimin amacı, her bir bıçak darbesinde darbe vurulan bölgeyi mümkün olduğunca çoğaltmaktı. Bu yapılan alet üretim işlemi daha fazla hassas çalışmaya ve emeğe ihtiyaç duyuyordu. Aynı zamanda bu durum, aletlerin kenarlarının yeniden şekillendirildiği ya da kütleştirilerek tıraşlandığı anlamına geliyor. Bu durumda her bir alet yapımı daha uzun sürdü. Tüm alet yapım endüstrisi emekle atılan her bir adımdan kat ve kat faydalandılar. El baltası gibi geniş göbek aletlerinin kullanımındaki kademeli azalış ile Musteryen (Mousterian) geleneği dikkat çekmiş ve özel olarak yapılmış pullu aletler daha yaygın hale gelmiştir. Özel yapım pulların ortalama belirlenen boyut ve şekilleri sıklıkla Levallois ile hazırlanmış göbek tekniği ile yapılmaktaydı. Çakmaktaşın bloklarının ve diğer narin kırılgan kayaların bir tarafı darbeli pulluydu, bu alan üzerindeki tümsek bölge ‘’kaplumbağa kabuğu’’ şeklini alana kadar darbe alırdı. Daha sonra diğerlerine göre daha düz olan ve bir tarafta tümsek oluşturan geniş pullu göbeğin sonuna ağır bir darbe vuruşu gerçekleşirdi ve bu tekniğe Levallois tekniği denmekteydi. Bu tekniği ilk olarak 300,000 bin yıl önceye dayanan antik insanlar denemiştir. Neanderthallar ve çağdaşı olan türler tarafından bu teknik Musteryen (Mousterian) geleneği için mükemmelleştirilmiştir. Musteryen endüstrisinde özel yapım aletlerin şekillerindeki çeşitlilik dikkat çeker. Kesici aletler; girintili çıkıntılı pulları, çentikli (tırtırlı) pulları ve üst paleolitik aletlerine benzer pullu bıçakları kapsıyordu. Kesici aletler, çubuğun sonundaki dişlilerin bağlanmasını sağlayan düz bir sapa ya da sivri ucu olan mızrakların alt kısmına dizayn edilmiş olarak görülüyor. Büyük bir ihtimal barınak, yatmalık alan, taşıma kesesi, kıyafet, ayakkabı vb. amaçlar için avlanılan hayvanların derilerini kazıma amaçlı kullanıyorlardı. Eski insanların biriktirdikleri maddi varlıkların tümü sosyal organizasyon ve istikrara bağlı olan bir başarıdır. Aletler diğer bileşenlerle kombin edilmiştir (sap, mızrak sapı) ve daha geniş uygulamalar için kullanılmışlardır.(giyim, şekil verilmiş tahta aletler, büyük av oyunları) Mousterian teknolojisi diğer materyallerin de dahil olduğu birbiriyle bağlantılı olan çoğu üretim aktiviteleri için temel taştır; özel olarak yapılmış aletler özel olarak geliştirilmiş uğraş ve emekleri yarattı. Verimli ve esnek yapıda olan Mousterian […]

  • in ,

    Aşölyen Alet Kültürü

    Bu aletler, Oldowan taş kültürü ne ait çok amaçlı aletlere göre ustalıkla yapılmıştır. Homo Erectus tarafından yapılmışlardır. Bu alet kültürü el baltasıyla gözyaşı damlası şeklini almış olan bir tiptir. Kesiciler kullanılıyor olsa da yeni ve özel olarak yapılmış olan aletler kadar yaygın kullanılmazlardı. El baltaları ve satırlar üretildi. Pula sahip olan aletlerin pulları kayanın tüm yüzeyinden kaldırıldı. Farklı olan geniş pul yüzeyleri de Oldowan aletlerinden kaldırıldı, Acheulian aletlerini yapanlar, üretim bittikten sonra alet üzerinde daha fazla hakimiyet kurmak için daha küçük pulları da aletlerin üzerinde kullanmadılar. Anahtar denilebilecek yenilikler; taşın simetrik bir şekilde (çift taraflı) kesici kenarı oluşturabilmek için iki tarafının da yontulmuş olması, bir taşın tüm alanının fark edilebilir bir şekilde ve tekrar edilen modellerle şekillendirilmiş olması, kullanılan değişik aletler için alet formlarında değişimin yaratılmış olması. Üretim, bir taşın göbekten vurularak yapılan pul formlarından çıkmış ve daha büyük taşların üzerinde dikkatlice konumlandırılmış ve tekrar eden pullara kadar ulaşarak değişim göstermiştir. En yaygın kullanılan alet materyalleri kuvars, camsı lava, çört ve çakmaktaşıdır. Aşölyen aletlerini yapmak güce ve yeteneğe ihtiyaç duyar. Büyük kırıklar ilk önce büyük kayalara vurulan darbelerden oluşur. Bu ağır kesici aletler çift taraflı şekillenir, daha sonra kenarları kendine özgü şekil değişimiyle inceltilir. (kemik ya da boynuz kullanılır) Paleoantropologlar tarafından baltalar, kazıklar ve yassı kenarlı yarıcılar olarak adlandırılırlar. Yaklaşık olarak 1 milyon yıl önce simetrik, gözyaşı damlası ya da mızrak şeklinde şekillendirilmiş bıçaklar (el baltası deniyor) Aşölyen katmanlarında görülmeye başlandı. Bu el baltalarının çoğunluğu genişti ve belki de seremoniye sahipti ya da maddi amaçlı bir işleve sahipti. Belki de hayvanların uzuvlarını parçalamak gibi ağır işlerde kullanılmıştı veyahut ateş yakıtı için ağaç ya da dalları öğütme amacıyla kullanılmış olabilirdi de. Boyutları hem daha çok karmaşık bir teknolojiye sahip olduklarını hem de daha fazla birbirine bağlı grup yapıları olduğunu gösterir. 500,000 yıl önce ile Aşölyen metotları Avrupa’da yayıldı. İlk olarak 200,000 yıl önceye kadar varlıklarını devam ettiren Homo heidelbergensis ile bağlantı kuruldu. Endüstri, ne kadar hızlı yayılabiliyorsa o kadar hızla Yakın Doğu’ya ve Hindistan’a yayıldı ancak Homo Erectus’un bulunduğu ve nesilleri tükenene kadar Oldowan aletlerini kullandıkları Asya’ya asla ulaşamadı. Son olarak Acheulian aletleri dizayn konusunda belli bir düzene ulaştı ve üretimleri bir milyon yıldan fazla devam etti .Bu ustalığa dair olan yeteneğin ve coğrafi olarak dağınık insan kültürlerinde açıkça görülen sıkı iletişimin kültürleri kuşaktan kuşağa aktarabildiğinin kanıtıdır. [Bir önceki makalemiz: Oldowan Alet Kültürü] Editör / Yazar: Meltem TERZİOĞLU Kaynak: https://humanevolutionb36.weebly.com/cultural-evolution.html

  • in

    Oldowan Alet Kültürü

    En eski taş alet kültürüdür. Etüyopya’ da bulunan Gona ve Omo Basins’ te görülmüştür ve yaklaşık olarak 2.4 milyon yıl önceye dayanmaktadır. Homo Habilis tarafından yapılmıştır. Pepple, doğrayabilme özelliği kazandırmak için bir tarafı kabaca pullu yapılan taş aletlerdi. Oldowan kültürü basitti ve alet yapımının üzerine uzmanlaşmamışlardı. Çok amaçlı alet türleri ortaya çıktı. Bu aletler et kesmek, deri ya da ağaçların yüzeylerini kazımak ya da çekiç görevini yerine getirmek için kullanıldı. Anahtar sıfatındaki yenilik, doğrama ya da kesme kenarı yaratmak için gerçekleştirilen yontma taş tekniğidir. Çoğu Oldowan aletleri, bir kayaya öte kayayla tek bir darbe vurarak keskin pullu kenar yaratılarak yapılır. En iyi pullu modeller kristal yapılı olan çört, bazalt, kuvars gibi taşlardır ve vurularak yapılırdı. Bu tekniğin yayılımı erken insanların öğrenim yetisine ve kaya tiplerinin arasındaki farkları ayırt edebildiklerini işaret eder.  Tipik olarak çoğu pul modelleri tek bir ‘’göbek’’ taşından, vurma darbesi için daha yumuşak bir çekiç taş kullanılarak yapılmıştır. Bu çekiç taşlar belki de bilinçli olarak alet yapım kontrolünü arttırmak için yuvarlatılarak yapılmıştır. Pullular ilk olarak kesici olarak kullanılıyordu, muhtemelen avlanılmış leşlerin uzuvlarını parçalamak için ya da zorlu bitkileri şerit olarak soymak için. Parçalanmış hayvan iskeletlerinin fosilleri, açık oyuk iliklerini kırmak için kullanıldığını da işaret eder. Oldowan katmanları, çizik izleri olan kemik ya da boynuz parçalarını kapsamaktadır ki bu da kazı yapanlar tarafından toprak altında kalmış kök ya da böcekler için kullanıldığını gösterir. [ Eski İnsan Aletlerinde Kültürel Evrimleşme ] Editör / Yazar: Meltem TERZİOĞLU Kanak: https://humanevolutionb36.weebly.com/cultural-evolution.html

  • in ,

    Eski İnsan Aletlerinde Kültürel Evrimleşme

    Kültürel evrimleşme, bir jenerasyondan diğer jenerasyona geçmiş olan öğrenilmiş davranışların gelişimidir. Kültürel evrimleşme sadece insanlarda sınırlı değildir; yemek toplamak için alet yapıp kullanabilen ve bu bilgileri diğer üyelere öğreten maymun gibi diğer hayvan gruplarının ilkel formlarında da kültürel evrimleşmeyi görmekteyiz. Kültür kazanımını sağlayabilmek ve başarılı bir şekilde bir jenerasyondan diğerine aktarabilmek genetik olarak karakteristik mirasa bağlı olan bir durumdur. Kültürel evrimleşme, bizim çevreye adapte olabilme ve şekil alabilme yetimiz sayesinde gerçekleşen bir işlemdir. Kültürel evrimleşme biyolojik evrimleşmeye göre daha hızlı gerçekleşen bir süreçtir. Kültürel evrimleşme, öğrenilmiş bilgilerin jenerasyondan jenerasyona iletimidir. Bu gelişim zeki bir beyin ve iletişime ihtiyaç duyar. Konuşmayı da tercihler arasına katabiliriz. Aletler (Taş, Tahta, Kemik) Homo geninin tüm üyeleri alet üretmektedir. Muhtemelen homo cinsi ilk olarak alet kullanabilen insansı tür değildi; Austalopithecines, neredeyse modern şempanzelerinkine yakın olan araçlar kullanmışlardır. Alet üretilmeye başlanması bir takım sebepler için önemliydi: Bu durum türlerin kendi çevrelerini kontrol altına almalarını sağladı ki daha önceki hiçbir tür çevrelerini kontrol altına alamamıştı. Avlanmak için silah kullanmak av olmaları yerine yırtıcı avcı olmalarını sağladı.(yaşamsal avantaj) Sivri kesici aletler, avlamış oldukları yiyecekleri küçük parçalara bölerek daha rahat bir şekilde evlerine götürebilme avantajı sağladı. Kemikten yapılmış olan iğneli aletler, hayvanların derilerinden giysi ve barınak yapabilmelerini sağladı. Alet kültürü evrimleşmemiz boyunca durağan bir şekilde kalmadı. Aletler de evrimleşti, değişti ve daha karmaşık bir hal aldı. Alet kültürünün değişiminde, bir kültürden diğerine geçiş dönemi boyunca çakışmalar olur ve bu değişim yavaş gerçekleşir. [Bir sonraki makalelerimizde Homo geninin tüm üyelerinin alet kültürleri konusuna değineceğiz] Editör / Yazar: Meltem TERZİOĞLU Kaynak: https://humanevolutionb36.weebly.com/cultural-evolution.html

  • in

    Kızamığın kontrolden çıktığı ABD’nin Washington eyaletinde aşılama oranı %500’e yükseldi

    Washington eyalatindeki Clark County’de kızamık sorunu yaşanıyor. Yılın başından bu yana 50 vaka görüldü ve muhtemelen bu sayı düşmek yerine daha da artacak. Bu gerçekten bu kadar şaşırtıcı olmamalı.2017 yılında anaokuluna giren çocuklar aşılarını tam yaptırmışlardı. Çocukların yüzde 7’si kızamık aşısı olmamışlardı. Geçen yıl bu zamanlar il sağlık klinikleri iki tip kızamık aşısının birinden 530 doz sipariş etmişlerdi. Bu yıl, bu miktarın 5 katını,3150 doz sipariş ettiler. Sea Mar Community sağlık Merkezi enfeksiyon kontrol hemşiresi Virginia Ramos: ‘ Aşıya tereddütlü yaklaşan insanlardan oluşan bir hasta akını gördüğünüzde işte bu bir salgın sürecidir.’ ‘Sadece hazırlıklı olduğumuz ve uygun aşımız olduğu için mutluyuz .’dedi. Eyalet çapında kızamığı A vitamini ile tedavi edilen bireylerin ortaya çıkması, Washington eyaleti Sağlık Bakanlığının şu tweeti atmasına neden oldu. ‘A VİTAMİNİ KIZAMIĞI ÖNLEYEMEZ YA DA TEDAVİ EDEMEZ. ABD’DE SAĞLIKLI BESLENEN BİR ÇOCUĞUN FAZLADAN A VİTAMİNİ ALMASININ KIZAMIK HASTALIĞI ÜZERİNDE HİÇBİR ETKİSİ OLMAYACAKTIR. KIZAMIKTAN KAÇINMANIN TEK YOLU ONA KARŞI AŞI YAPTIRMAKTIR.’ (WA Dept. of Health-Washington Sağlık Bakanlığı) Bağışıklığın çok düşük olmasıyla bir toplumda bulaşıcı hastalıklar bir insandan başka bir insana sıçramak için daha fazla şansa sahiptirler. Kızamık gibi yüksek derecede bulaşıcı patojenler, en iyi şekilde, nüfüsun yüzde 90 ila yüzde 95’i aşılandığı zaman kontrol edilebilirler. Bu vakada, kızamıktan etkilenenlerin 43’ü hiç kızamık aşısı olmayan çocuklardı. Diğerleri gerekli olan iki dozun yalnızca birini alanlardı.Geriye kalan vakalar için ise aşı geçmişi ile ilgili hiçbir şey söylenmiyor. Salgının ilçenin aşılama kültürü üzerinde uzun vadeli bir etkisi olup olmayacağı zamanla görülecek. İstatistiklerin ispatının ve kitap karıştırmanın azaldığı yerlerde, bir hastalığın şiddetli acısı, bazen birçok aileyi toplumu korumaya yönelik sosyal sorumluluklarını yerine getirmeye ikna eder. Clark County öne çıktı fakat sadece orası değil. Ocak ayında New York şehrinin de içinde olduğu 10 ABD eyaletinde toplamda 79 kızamık vakası saptandı. Geçen yıl Avrupa çapındaki kızamık salgınında onlarca ölümün görülmesi, yine aşılama karşıtı olanların yüksek olduğu toplumlardaki depresif dokunulmazlık nedeniyle olmuştu. Çocuklarımızı korumak için, kızamığın ölümcül bir virüs olduğunun hatırlatılmasına gerek yok. Clark County’de aşılamanın tekrar artmasıyla ümit ediyoruz ki bu salgında göreceğimiz en kötü şey yalnızca bu aşılama oranının artışı olur. Editör / Yazar: Esra KAŞ Kaynak: https://www.sciencealert.com/vaccinations-boom-by-500-percent-in-us-county-where-measles-is-out-of-control

  • in

    Sakalınız Tuvaletten Daha Çok Mikrop İçeriyor

    Bazı durumlarda ortaya çıkan bilgiler bilimsel bir kanıta dayanmadan gerçek olarak kabul edilebiliyor. Özellikle internetin tüm dünyaya yayılmasıyla tüm veriler bir anda herkesin dilinde olabiliyor. Bunlardan birisi de sakallarda tuvaletten daha çok mikrop olduğuna dair bilgi yayılmasıdır. Bilimsel açıdan bir netlik bulunmamasına rağmen bu bilgi New Mexico’daki bit TV haber ağından yayılarak viral hale geldi. Hızlı bir şekilde yayılan bu haber bazı kişiler üzerinde etkin oldu. Ancak haber bilimsel bir çalışmaya dayanmıyordu. Haberin oluşması için bir muhabir az sayıda erkek sakalından aldığı svapları mikrobiyoloji laboratuvarına göndererek analiz ettirdi. Mikrobiyolog John Golobic, sakallarda normalde bağırsakta yer alan ‘enterik’ bakterileri tespit etti ve muhabire bu bakterilerin genel itibariyle dışkıda bulunduğunu bildirdi. Ancak bu olayda muhabirin ve diğer herkesin göz ardı ettiği olay ise dışkı ile ilişkili olan bakterilerin sadece dışkı da bulunmadığı gerçeğidir. Sakallarda tespit edilen enterik bakteriler Enterobacteriaceae familyasında yer almaktadır ve bu türün bazıları genel itibariyle zararsızdır. Bununla birlikte, bu bakteriler her yerdedir. Bu nedenle aslında endişelenecek bir durum yoktur. New York Üniversitesi’nden bir mikrobiyolog olan Phillip M. Tierno, New York Dergisi’ne verdiği röportajda “Bir toplum olarak tam anlamıyla dışkıyla kaplandık” dedi. Masanızdaki klavyeden tuttun, çantaya kadar her nesne de dışkıda bulunan bakteriler yer alabilir. Birçok alanda bulunan bu bakteriler endişe kaynağı olarak görülmüyor. Kaynak: http://www.iflscience.com/health-and-medicine/your-beard-does-not-contain-more-poo-toilet

  • in

    Kafa Avcısı Karıncaların Gizemi Sonunda Çözüldü

    Formicaarchboldi karıncaları, yuvalarını öldürdükleri daha büyük ve saldırgan olan avlarının koparılmış kafalarıyla süslemektedirler. Bunu nasıl yaptıklarını artık biliyoruz. 1950 ’lerin sonlarında, Florida ‘daki araştırıcılar dehşetli ve kafa karıştırıcı bir keşif yaptılar. Formicaarchboldi olarak bilinen karıncalar yuvalarını kendilerinden daha büyük ve agresif olan kapan çeneli karıncaların koparılmış kafalarıyla süslüyorlardı. Keşiften bu yana bu tuhaf davranış entomologların kafasını karıştırmaktaydı. Karıncalar bunu nasıl yapabilmekteydiler? Günümüzde Kuzey Carolina Eyalet Üniveristesi’ndeki araştırıcılar,karıncaları yuvalarına yerleştirilen yüksek hızlı kameralar sayesinde gözleyerek cevabı bulduklarını düşünüyorlar. F. archboldi karıncaları, vücutlarını saran ve kimyasal olarak kapan çeneli karıncalarınkine benzeyen mumsu madde karışımı sayesinde kendilerini kapan çeneli karınca kılığına dönüştürmektedirler. Bu sayede, karıncaların genellikle savunma amaçlı yaptıkları bir davranış olan konsantre formik asit püskürterek felç etmeden önce avlarına fark edilmeden yaklaşabilmektedirler. Sonrasında güçlü çeneleriyle avının işini bitirerek cesedini yuvasına götürüp sistematik şekilde organlarına ayırmaktadır. Bu çalışma, 60 yıl önce yapılmış bir araştırma makalesindeki olağandışı gözlemin okunması sonucunda gündeme gelmiştir. Kuzey Carolina Eyalet Üniversitesi’nin evrimsel biyoloji ve davranış araştırmaları laboratuvarının başkanı olan Prof. Adrian Smith, “olasılıklar, bu karınca kafalarının Formica yuvalarında bulunmalarının tesadüfen olmadığı ve bu doğal tarih notunun arkasında ilginç bir biyoloji olduğu yönündeydi” demiştir. Bu araştırmanın sürpriz bilimsel bulgusu, bu karıncaların kimyasal olarak eşleştiği ya da kapan çeneli iki karınca türünün kimyasal profillerini taklit etmeleridir. Bir karınca türü için bu kadar farklı kimyasal profil sergileyebilmek gerçekten olağan dışıdır. Aynı zamanda kimyasal taklit, genellikle sosyal parazitler tarafından kullanılan bir taktiktir fakat F. archbolditürlerinin parazit türler olduğuna dair hiçbir kanıt yoktur. Karıncaların etkileyici dünyasından 10 güncel bulgu Bu Drakula karınca çenesini 322 km. hızla kapatabiliyor Bu Demir Kabuklu Salyangoz Tamamen Metalden Oluşuyor… Ve Şu An Nesli Tükenmekte Editör / Yazar: Onur İLERİ Kaynak: https://www.sciencefocus.com/news/mystery-of-headhunting-ants-solved

  • in

    ABD İstihbarat Teşkilatı Casusluk Yapan Yeni Bir “Yapay Beyin” Geliştiriyor

    Bir ABD İstihbarat teşkilatı çok gizli Sentient adlı bir yapay zeka casus uydusu sistemi –gökyüzündeki her şeyi görebilen bir yapay beyin gibi– üzerinde sessizce çalışıyordu. The Verge isimli site, geçen sene “Sentient” adlı gizemli proje hakkıda daha fazla bilgi edinme isteğiyle, Bilgi Özgürlüğü Yasası (FOIA) dilekçesini Ulusal Keşif Ofis’ne (NRO) karşı doldurdu ve bu gizli program hakkında ellerine bir yığın dolusu belge elde etmeyi başardılar. Belge olgulardan biraz eksik olsa da, belgeler NRO’nun nüfustan savaşa alanlarına kadar her türlü bilgiyi öğrenmek için uydu verisini kullanacak. Ve yüklü miktarda bilgiyi bir araya getirebilen bir yapay zeka sistemi geliştirdiğini ortaya çıkarıyor. Varsayalımlı olarak, bu yapay zeka her türlü veri noktasını –haber kaynakları, çevresel sensörler, veya sosyal medya vs.–  kullanarak dünyadan gerçek zamanlı görüş elde edebiliyor. FOIA dilekçesindeki bir belge, “Sentient Girişimi , veri eldesi ve istihbarat sıkıntısının şu anki durumundan bilgi alabilmek için deneysel ve gelişimsel bir çabadır.” diye açıklıyor. Farklı bir belge ise, “Sentient, dinamik hedeflerin gözetimini ve faaliyetlerini korumak için istibahrat bütünleşmesini sağlayan analitik duyarlılık, çoklu zeka birleşimi ve otomatik olarak düzenlenmiş koleksiyonlar gibi etkenleri kullanıyor.” diye ekledi. Sentient projesi halka gizli Ancak Sentient projesi halka gizli olarak kalıyor. Bundan dolayı bu yapay zekanın neyi nasıl yaptığının artı ve eksileri hakkında çok az şey biliniyor. Kulağa distopyan1 gelebilir, ancak bu proje sivil uydusunu daha verimli ve üretken yapma potansiyeline sahip. NRO, The Verge’ye, yetkili makamların ABD’deki sivillerden yasal olarak ne tür istihbarat toplayabileceğini özetleyen Yürütme Emri 123332‘ü katı bir biçimde takip ettiklerinden, sivillerin yurtiçi gözetimi hakkında endişeli olmamalarını da söyledi. NRO, Amerika Birleşik Devletleri İstihbarat Topluluğu’nun bir üyesidir. Ve uydular ile sinyaller istihbaratıyla uğraşan Birleşik Devletler Savunma Bakanlığı’nın sağ koludur. Diğer istihbarat ajanslarının aksine –Merkez İstihbarat Ajansı (CIA) veya Ulusal Güvenlik Ajansı (NSA) gibi– NRO nispeten gizli kalıyor. Medyanın ilgi odağından uzak durmakta iyi bir iş çıkarıyor. NRO, toplumsal imajda en çok, dünyayı saran devasa bir ahtapotun dokungaçlarıyla tüm dünyayı sarmalayan bir USA-247 uydu madalyasından ve “Hiçbir Şey Bizim Ulaşım Alanımızın Ötesinde Değildir.” sloganından tanınıyor. NRO’da ve Sentient projesinde neler dönüyorsa, NRO hiç kuşkusuz eski casus klişelerinden ve istihbarat teşkilatlarından çekinmiyor. Distopyan1:  korkunç, dehşet, berbat, distopya (her şeyin çok kötü olduğu durum) ile ilgili, insanlık sefaleti ile ilgili Yürütme Emri 123332; Amerikan istihbarat teşkilatlarının güçleri ile sorumlulukları arttıran ve teşkilat liderlerinin direkt olarak CIA ile iş birliği yapabilmesine olanak tanıyan yürütme emri. Kaynak: https://www.turkcewiki.org/wiki/Y%C3%BCr%C3%BCtme_Emri_12333 ) Bunlar da ilginizi çekebilir: Pentagon virüs yayabilen böcek ordusu kuruyor “Müttefik Böcekler” Pentagon neden UFO’larla ilgileniyor? Çin yapay zeka çalışmalarında ABD’yi geride bırakma yolunda Editör / Yazar: Fuat Kağan BULGURCU Kaynak: https://www.iflscience.com/technology/us-intelligence-agency-is-developing-a-spying-artificial-brain-called-sentient/

  • in

    Japonya’da uçan arabanın deneme uçuşu yapıldı

    uçan araba

    Uçan arabalarımız nerede kaldı diye sorduğunuzu duyar gibiyiz. 1985 tarihli ‘Geleceğe Dönüş’ (Back to the Future) filminde Michael J. Fox’un canlandırdığı Marty McFly’ın DeLorean’ını anımsatan uçan arabalar hayal olmaktan çıkıyor. Elektrikli arabaların yollarda giderek daha çok görüldüğü şu günlerde uçan araba konusu son zamanlara dek sürekli hayal edilen ancak bir türlü ticari olarak gerçekleştirilemeyen bir projeydi. Japonya ‘da prototip uçan araba deneme uçuşu yapıldı. Kyodo ajansının aktardığına göre, devlete ait bilgi teknolojileri firması NEC AŞ ‘nin geliştirdiği elektrikli uçan arabanın prototipiyle bir dakikalık insansız deneme uçuşu yaptı. Chiba eyaletindeki Abiko kentinde bir tesiste yapılan deneme uçuşunda, 148 kilogram ağırlığındaki araç, bir dakikalığına yerden 3 metre yükseldi. Uçuş ve konum belirleme için NEC ‘in geliştirdiği yazılımı kullanan prototipte 4 pervane bulunuyor. NEC yetkilileri, şirket olarak aracı üretmeyi düşünmediklerini ancak yazılımlarının geliştirilen uçan otomobilde kullanılmasını umduklarını aktardı. Japonya ‘da Cartivator adlı mühendislik şirketi, aralarında Panasonic ve Toyota Motor ‘un da bulunduğu 80 kadar firmanın da desteğiyle uçan otomobil geliştirme çalışmalarını sürdürüyor. Şirket, 2026’da kitlesel üretime geçmeyi planlıyor. Bunlar da ilginizi çekebilir: Japonya uçan araba dönemine hazırlanıyor 2019 Teknoloji Alanında En Gelişmiş 10 Ülke Önümüzdeki 50 Yıl İçinde Dünyayı Değiştirecek 5 Teknolojik İlerleme Dünyayı Değiştirecek Futuristik Buluşlar ve Yeni Teknolojiler Editör / Yazar: İsa EKİCİ Kaynak: https://www.washingtonpost.com/technology/2019/08/05/flying-car-japan-hovered-above-ground-about-minute/

  • in

    Hawaii’deki Yanlış Füze Alarmı İnsanların Stres Seviyeleri Üzerinde Tuhaf Etkiler Oluşturdu

    Heyecan dolu 38 dakika boyunca, Hawaii en kötü senaryonun gerçekleşmesinden korkuyordu. 2018’in Ocak ayında Aloha Eyaletinin her yerindeki telefonlar, daha önce benzeri görülmemiş derecede acil durum çağrısı ile doluydu. İnsanların telefonlarına gelen mesaj aynen şu şekildeydi: “HAWAİİ ÜZERİNE GELEN BİR FÜZE VAR, DERHAL BİR SIĞINAK BULUN. BU BİR TATBİKAT DEĞİLDİR. Neyse ki bu ölü füze tehdidinin hedefinde bulunan 1 milyondan fazla Hawaii halkı için tehlike yoktu. Çünkü her şey büyük bir hataydı. Hazırlıksız bir tatbikat sırasında kazayla tetiklenen yanlış bir alarmdı. O zaman kimsenin bildiği bir şey değildi. En azından 38 dakika boyunca değildi. Bu yanlış alarm sonradan “füze tehdidi veya tehlikesi olmadığını” açıklayan bir takip mesajı ile düzeltildi. Ancak hiç patlama olmaması yanlış alarmın zararsız olduğu anlamına gelmez. Yanlış alarmdan önceki ve sonraki Twitter paylaşımları ile ilgili yapılan bir analiz, ‘krizin’ kaygı düzeyi üzerinde beklenmedik bir etkisi olduğunu gösteriyor. Düşünsenize sizce böyle bir şok insan topluluğuna psikolojik düzeyde nasıl bir etki yapar? Özellikle hükümet tarafından kitle imha silahının doğrudan ateşlendiği söyleyen bir mesajın yüz binlerce sakin ve tatilciye ulaşması… Yanlış Füze Alarmının Psikolojik Etkileri Yanlış füze alarmının psikolojik etkilerini bulmak için, araştırmacılar sahte acil durum süreci boyunca gönderilen 1 milyondan fazla tweet ile birlikte bu unutulmaz işkence sırasında gerçekten de Hawaii toplumunun anksiyete oranını ölçtüler. Kaliforniya Üniversitesi Irvine’den (UCI)Psikolog NickolasJones: “Her ne kadar yanlış olsa da yaklaşmakta olan bir felaket uyarısı yapmak bir travma şekli olabilir mi? Sonuçlarımız tehdit dağıtıldıktan hemen sonra bazı kişiler üzerinde kalıcı bir etkisi olabileceğini gösteriyor.” Dedi. Jones ve diğer UCI psikoloğu, hesaplamalara göre Hawaii’de yaşayan yaklaşık 15.000 Twitter kullanıcısının 1.2 milyon tweetini analiz etti. Araştırmacılar, bu kullanıcılara odaklanarak, yanlış füze uyarısından altı hafta öncesinden olaydan 18 gün sonrasına kadar kullanıcıların tweetlerinde kaygı içeren kelimeleri kullanma oranlarına baktılar. Beklenildiği gibi yanlış füze uyarısı sırasında kaygı artışı gözlemlendi. Kaygı terimleri yanlış alarm olduğuna dair atılan mesajın iletilmesine kadar her 15 dakikada bir yüzde 3,4 arttı ve olay günü genel olarak yüzde 4,6 arttı. Her şey netleştikten sonra ise olayın ve Hawaii’deki insanlar için yarattığı stresin bitmediği çok açıktı. Araştırmacılardan biri olan sosyal ve sağlık psikolojisi bilimcisi RoxaneCohenSilver, “Bizi şaşırtmış olan durum, devletin acil durum yönetim ajansı ve yerel bir kongre temsilcisinin durumu düzelmek adına yayınladığı paylaşımlardan sonra bile 35.000 kullanıcı tarafından “ilk alarmın yanlış alarm olduğu” paylaşımının retweetlenmeye devam etmesiydi. Olayın insanların kaygı düzeyleri üzerindeki psikolojik etkisi “Bu, bir tehdidin iptalinin duruma verilen tepkileri hemen sakinleştirmeyeceğini gösteriyor. Şaşırtıcı bir şekilde, bazı insanlar işin aslını anlatan paylaşımların gerçekçi olup olmadığını bilmiyorlardı.” Daha da ilginci, veriler; olayın insanların kaygı düzeyleri üzerindeki psikolojik etkisinin olaydan önce ne kadar endişeli olduklarına bağlı olarak büyük ölçüde farklılık gösterdiğini ancak beklediğiniz şekilde olmadığını gösteriyor. Twitter kullanıcılarının yanlış alarmdan önce kaygı kelimelerinin göreceli kullanımına dayanarak çalışmada tanımlanan her kullanıcı düşük, orta veya yüksek kaygı olarak kategorize edilmiştir. Garip bir şekilde sahte füze krizinden en olumsuz şekilde etkilenen en az endişeli gruptu. (bu tür bir dil analizi tekniğinin gerçek kaygıyı gösterdiği söylenebilir). “Bu örnekteki olaydan önce herhangi bir endişe ifade etmeyen kullanıcılar grubu için endişe seviyeleri çok fazla arttı ve diğer gruplara göre daha […]

Daha Fazla Haber
Congratulations. You've reached the end of the internet.