in , ,

Paralel Evren: Bilinmezlik mi ? Gerçeklik mi ?

Paralel evrenler… Star Trek serisinde Kaptan Kirk ve Spock’u, Yıldızlarasında usta pilot Cooper’ı, Fringe dizisindeki birçok olayı veya DC karakteri Flash yani Barry Allen’ı yaşadıkları zaman ve mekan diliminden farklı yerlerde farklı durumlarda görmüşüzdür. Alternatif evrenlerin ve bu evrenlerdeki kopyalarımızın olabileceğine işaret eden paralel evrenler, aklımızdaki varoluşunu kozmoloji ve kuantum fiziğinden almaktadır. Yıllardır ortaya atılan paralel evren teorileri, bazı teorilerle (m teorisi, şişme teorisi vs.) bir araya getirildiğinde gayet mantıklı görünüyor. Sinema sektörünün eşsiz kaynağı, bilim insanlarının inanılmaz merakı ve bizlerin soru işareti olan paralel evren nedir ? [Konu ile ilgili yayınlanan videomuzu izlemek için tıkla]

Tarihsel kısma geçmeden önce paralel evren kabaca, bizlerin alternatif bir dünyada ancak aynı zaman diliminde başka işler yaptığı anlamına geliyor. Yani ben bu yazıyı yazarken alternatif evrendeki ben belki de sınavlara hazırlanıyordur veya başka bir işle meşguldür. Bu evrenlerin tamamı bizimki ile bağlantılıdır yani her biri bizim evrenimizden ve bizimki de başkalarından ayrılmış olabilir. Ayrıca paralel evrenlerdeki değişimler çok sansasyonel de olabilir. Mesela; bu paralel evrenler içinde tarihteki savaşlar bizim bildiğimizden daha farklı sonuçlanmış veya bizim evrenimizde soyu tükenmiş olan türler başka bir evrende evrimleşmiş ve adapte olmuş olabilir. Diğer yandan biz insanların nesli başka bir evrende tükenmiş de olabilir. Yani tam bir bilinmezlik. Bu tanımımızın ardından biraz tarihsel bilgilerle devam edelim.

1895 yılında çoklu evren terimini ilk kullanan isim William James olmuştur. Paralel evrenler ile ilgili teorilerin kaynağı Albert Einstein’ın fikirlerine dayanır. Ancak bu durumu fikrin ötesine taşıyan isim, 1954 yılında yaptığı çalışma ile Amerikalı matematikçi ve fizikçi Hugh Everett olmuştur. Everett, bizim evrenimize benzeyen başka evrenlerin var olabileceği tezini ortaya atmıştır. Onun mükemmel bir matematikçi ve üstün bir kuantumcu olduğunu hatırlatmak gerekir. Özellikle parçacık fiziği üzerine yaptığı çalışmalar bu alanda devrim niteliğindedir. Ama ne yazık ki yaşadığı dönemde paralel evrenler hipotezine başta Niels Bohr olmak üzere birçok büyük bilim adamı tarafından karşı çıkıldı. Bunun üzerine Hugh Everett hevesini kaybetti ve yöneylem araştırmaları üzerine yoğunlaştı. Peki Everett’in teorilerinin kaynağı neydi ?

Hugh Everett atom altı seviyede elektron davranışlarını makro düzeyde kendi evrenimize uyarlayarak o dönemde tepki gören teorisini oluşturmuştur… Everett’ın ana düşüncesi, bir elektron kendi yörüngesinde aynı anda birden fazla konumda bulunabildiğine göre evrenimiz için de bu durum geçerli olabilir, tezine dayanıyordu. Ancak bazı bilim adamları, atom altı düzeyde gerçekleşen bu durumu makro düzeyde bilimsel bulmadılar. Hugh Everett bu yönde çalışmalarını bıraktı ama paralel evrenler hipotezi son bulmadı. Bu sefer başka evrenler olabileceği düşüncesinin temelini Einstein’ın görecelik teorisi oluşturmaya başladı.

Bildiğimiz üç boyutun ötesinde dördüncü boyut olan zamanın göreceliği teorisi bilim dünyasında büyük çığır açmıştı. Bu teori Einstein’ın matematiksel ispatıyla sınırlı kalmadı, uydu yörüngelerindeki sapmalar uzayın zamanı büktüğünün yakın zamandaki ilk kanıtlarındandı. Bu durumda zaman farkı farklı evrenleri işaret ediyor olabilirdi. Bu evrende bugünü yaşarken başka evrenlerde geçmiş ve geleceğin farklı varyasyonları yaşanıyor olabilir. Aynı üç boyutta konumlanmış bitişik evrenler veya kesişen evrenler de görecelik teorisinin bir sonucu olarak görülebilir. Şimdi diğer teorilerle devam edelim…

Özellike de Stephen Hawking’in neredeyse bütün hayatı boyunca çalıştığı Sicim ve M Teorileri de paralel evrenlerin varlığını güçlendiriyor. Kuantum fiziği ile görelilik teorisini birleştirerek her şeyin teorisini geliştirmeyi vaat eden sicim teorisine göre, evreni oluşturan temel parçacıklar tek boyutlu süper küçük sicimlerden meydana gelir.

Sicim teorisinin güncel ve daha yüksek boyutlu versiyonu olan M teorisine göre ise, sicim teorisinin 11 uzay-zaman boyutundan göremediğimiz 7’si çok küçük ve kendi üzerine kıvrılmış durumdadır. Sicim teorisine göre, 11 boyutlu evrende, sicimleri düzenlemenin 10.500 yolu vardır; yani kainatta 10 üzeri 500 evren bulunur. Bunlardan biri yaşadığımız evrendir. Ve genellikle çoklu evren modellerinden bahseden fizikçiler sicim teorisini kastetmektedirler. Anlaşılması en rahat olan teorilerimizden birisi de Şişme Teorisi’dir.

Alan Guth tarafından 1979 yılında geliştirilen şişme modeline göre, yaşadığımız evren kuantum fiziğindeki belirsizliklerden dolayı şişti ve ışıktan hızlı genişleyerek dağıldı.Şişme modeli, maddenin ve enerjinin evrene eşit bir biçimde dağıldığını savunur. Bu da büyük patlamanın bizim göremeyeceğimiz kadar uzakta devam edebileceğini gösterir. Yani, şişme modeli kainatta ışık hızından daha yüksek bir hızda ve uzaklıkta sonsuz sayıda evren olabileceğini savunur. Kısaca elimizde bir futbol topu var ancak o topun aynısından Brezilya’daki bir çocukta da var ama o çocuğun topu daha farklı kullanılıyor.

Bir başka destekleyici kanıt, Zar Kozmolojisi’dir. Zar kozmolojisine göre; diğer evrenlerde birer kopyalarımız yoktur; ancak paralel evrenler mevcuttur. Yaşadığımız 4 boyutlu evren, en az 5 boyutlu kainatta dikey olarak dizilmiş sonsuz sayıdaki evrenden biridir. Paralel evrenlerin varlığını kanıtlayabilecek bir diğer yöntem ise kütle-çekim dalgalarını analiz etmektir. Paralel evrenler varsa; yaşadığımız evrendeki kütle-çekim dalgalarına çarpabilir ve yıldız ışığının polarizasyonunu değiştirebilirler. Bu da paralel evrenlerin varlığına dair bir kanıt olabilir.

Şimdi bir de işin sosyokültürel tarafına bir göz atalım. Felsefede, fizikte ve kozmolojide, her şeyi hesaplanabilir hale getirebilen tek zeki yaşam formunun homo sapiens olduğunu dikkate alan çok sayıda önermenin birleşimi Antropik İlke olarak adlandırılır. Antropik İlkeye göre, birden fazla evren varsa, onlar da bizimki gibi fizik kurallarına ve sabitlerine göre olmalıdır ve yaşam formları da bize benzemelidir.

Bu doğrultuda; Stephen Hawking’ten Neil deGrasse Tyson’a kadar birçok ünlü bilim insanı, paralel evren kuramlarının bilimsel değil felsefi olduğunu savunur. Kesinliği olmayan ancak varlık ihtimali oldukça yüksek olan paralel evrenlerin dinsel ve sosyal boyutunun çok fazla olduğunu, bu sebeple de felsefi alanda yapılacak olan değerlendirmelerin daha doğru olduğunu düşünürler. Ancak bu isimlerin hemfikir olduğu bir konu varsa o da; paralel evrenlere yolculuğun imkansıza yakın olduğudur. Yani herhangi birimiz Barry Allen kadar zamanda hızlı koşamazsak veya uzayda zaman bükülmesi geçirmezsek halen daha olduğumuz kişiyiz.

Eğer gerçekten de paralel evrenler varsa ( şahsi fikrime göre var ) orada bir başkan, çok zengin bir yönetici veya kraliçe olmuş olabiliriz ancak şu andaki yaşam koşullarımızı da asla küçümsememeli ve hayata daima olumlu yaklaşmalıyız. Yazılarımızın altına ”paralel evrenlerle ilgili yazı yazarsanız…” yorumları gelmişti. Elde edilen bilgiler, kaynaklardan taranan ifadeleri birleştirerek bu konuyu size açıklamaya çalıştım. Zaman paradoksu ve zaman kayması ile ilgili diğer yazımızda görüşmek üzere.

Yazan: Kuzey Kılıç (@KuzeyGencc)

Kaynaklar: https://www.imdb.com/chart/top , https://www.space.com/32728-parallel-universes.html , https://tr.wikipedia.org/wiki/parallel-universe

Makaleye Oy Ver!

4 points

Bir Yorum

Leave a Reply
  1. Cok dar dusunulmus
    Eger paralel evrene inaniyorsaniz sonsuz sayida su anda ayni yazismayi yapan paralel evren oldugunu dusunmelisiniz.
    Bu da yetmez sonsuz sayida yazisma yapmayani ve boyle sonsuz sayida ihtimali bulunan sonsuz evreni kabul etmeniz gerekir.
    Bununla beraber mitolijide gecen tum tanrilara da inanamak zorundasiniz cunku onlarda var olabilir.
    Yada bunlari kabul etmedem rahat rahat yaşarsınız:)

One Ping

  1. Pingback:

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yer çekimi olmasaydı, başımıza neler gelirdi?

Bilim insanları kansere neden olan gıdaları açıkladı