in

Üç Soru Üç Cevap: Gündelik Bilim

Terli terli su içilmez, elektriğe su ile yaklaşılmaz, toprak elektriği alır, bakır iletken olarak kullanılır gibi birçok klişeyi, günlük hayatımızda duyarız. Basit gibi görünen bu ifadelerin arkasında tabii ki bilim yatıyor. ‘Üç Soru Üç Cevap’ serimizin bu bölümünde de gündelik bilim ile ilgili bazı sorulara yanıt aradık. Tuzun neden yararlı olduğundan ilk bilim insanına kadar kısa ama keyifli bir yolculuğa başlayalım.
Yağmur neden güzel kokar ?
Sosyal medya paylaşımlarının vazgeçilmez ögesi, romantik filmlerin kreması olduğu kadar birçok insanında zorlu sınavıdır yağmur. Yağmurun sona ermesinin ardından ortaya çıkan koku ise herkes için inanılmazdır. Peki bu koku neden bu kadar güzel ? Bazı bilim adamları, insanların yağmur kokusuna olan bu zaafının hayatta kalmak için yağmura muhtaç olan atalarımızdan miras kaldığına bile inanıyorlar. Yani bu koku gerçekten de büyüleyici. Yağmur ile birlikte ortaya çıkan birçok güzel koku var. Bu kokulardan biri petrichor. Petrichor’u kabaca tanımlamak gerekirse; uzun süre kuru kalmış toprağa yağan yağmur sonrası ortaya çıkan koku. Bu terim, 1964’te nemli havanın kokularını araştıran iki araştırmacı tarafından literatüre kazandırılmış. Kökü ise Eski Yunan’a uzanıyor. Taş anlamına gelen, petra sözcüğü ile Eski Yunan tanrılarının damarlarında akan sıvı anlamına gelen ichor kelimesinin birleştirilmesinden oluşmuş. Bu kokuyu ortaya çıkaran iki etmen var. İlk etmen; bazı bitkiler kurak dönemde iken yağ üretiyor ve yağmurun yağması ile de bu koku havaya karışıyor. İkinci etmen ise; toprakta yaşayan bakterilerin ürettiği kimyasalların havaya karışmasıyla oluşuyor. İşte yağmur yağdıktan sonra ortaya çıkan o hoş koku bu iki etmenin birleşmesinden kaynaklanıyor. Yani bu güzel kokunun temeli kimyasal reaksiyonlara dayanıyor.  Kaynak: https://www.livescience.com/37648-good-smells-rain-petrichor.html
İlk bilim insanı kimdi ?
Galileo, Aristo, Da Vinci, Tesla, Einstein… Hayatımız boyunca birçok bilim insanının adını duymuşuzdur. Peki ilk bilim insanı kimdi ? Bilim adamı” sözcüğü 1834’te kullanılmaya başladı. Cambridge Üniversitesi tarihçisi ve filozofu William Whewell bilim insanı (scientist) terimini, gözlem ve deney yoluyla fiziksel ve doğal dünyanın yapısını ve davranışını inceleyen kişileri tanımlamak için kullandı. İlk modern bilim insanının Charles Darwin ya da Michael Faraday gibi iki ikonik figüre benzeyen bir kişiyi ifade ettiğini Whewell’in çağdaşları olduğunu kabul edebiliriz. Fakat bilim insanı terimi 1830’lardan önce mevcut olmasa bile, bilim adına ilkelerini somutlaştıran insanlar vardı. Antik Yunanlılarda, yaklaşık M.Ö. 624 yılında Milet kentinde yaşayan filozof Thalestam özellikleri kapsamasa da bilim insanı terimini ilk karşılayan insanlardan. Yaklaşık M.Ö. 545’e Thales, birçok konuda hem bilimde hem de matematikte bir çok başarı sağladı, ancak yazılı bir kayıt bırakmadı. İlk bilim adamı insanı için Öklid (geometri’nin babası) veya Ptolemaios (Batlamyus – Dünyayı evrenin merkezine yerleştiren ve bu yüzden insanlığı yanlış yönlendiren astronom) gibi diğer eski Yunanlıları da düşünebiliriz. Ancak doğayı anlamak için deney, gözlem ve matematiği deha olarak kullanan Galileo Galilei, ‘ilk bilim insanı’ tanımına en iyi şekilde uyuyor. (Not: Bu soru bizzat beyinsizler.net adına Kuzey Kılıç tarafından BBC ScienceFocus sayfasına sorulmuştur.) Kaynak: https://www.sciencefocus.com/science/who-was-the-first-scientist/
Tuzun yararı nereden geliyor ?
Televizyonların öğlen kuşaklarında yayınlanan programlar sağlık alanında birçok yorumlara sahne oluyor. Tabii ki bunların en popüler olanı ‘Fazla tuz tüketmeyin’. Tüketimi zarar verse de tuzun antibakteriyel özelliği bizim için çok önemli. Tuz, vücut kimyamızın yaşamsal ögelerinden biri. Ve aynı zamanda bazı bakteri türleri öldürme gücüne de sahip. Bunu, suyu emme özelliğine yani osmoza (geçişim) borçluyuz. Osmoz; suyun yarı geçirgen bir zar aracılığıyla az yoğunluklu ortamdan çok yoğun ortama geçme olayına verilen isimdir. Az yoğun ortam çok su içerir; çok yoğun ortamda ise daha az su bulunur. Su, daha fazla miktarda olduğu yerden diğer tarafa geçer ve durum dengelenir. Hücre zarları da yarı geçirgen olduğu için hücre öz suyundan daha yoğun bir içerikle temasa geçtiğinde içeriden dışarı doğru sıvı akışı gerçekleşir ve sonuçta sıvı kaybı oluşur. İşte tuz da bu mekanizmayı kullanıyor. Bakteriler de tek hücreli canlılar. Tuz bakterilerin içindeki “suyu” emiyor. Bu durum enzimler gibi bakteriyel proteinleri çalışamaz hale getiriyor. Ve nihayetinde hücre kendi içine çöküyor. Fakat bazı bakteriler tuz karşısında o kadar da güçsüz değil. Örneğin gıda zehirlenmesine sebep olabilen stafilokoklar denilen bakteri türleri hem suda hem de kaynama ısısına dayanıklı bu patojenlerin tuza karşı geliştirdikleri bir alarm sistemleri var; su kaybı yaşamamak için özel moleküller kullanıyorlar. Kaynak: https://www.sciencefocus.com/nature/why-does-salt-have-antibacterial-properties/ , Vikipedi
‘Üç Soru Üç Cevap’ serimizin gündelik bilim bölümünü tamamlamış oluyoruz. Yağmurun kokusunu, bilim insanı terimini ve tuzun bakteriyel özellikleri hakkında ufak bilgilendirmelerde bulunmaya çalıştık. Yorum, görüş ve önerilerinizi lütfen gönderi altında belirtin. Bir sonraki bölümde görüşmek üzere. Editör / Yazar: Kuzey Kılıç (@KuzeyGencc)

Makaleye Oy Ver!

0 points

One Ping

  1. Pingback:

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

NASA, Ay’ın karanlık yüzüne yapacağı sefer için Çin’in yardımına başvurmuş

Dünyanın en eski periyodik tablosu bulundu