Ünlü Astrofizikçi Stephan Hawking Hakkında Tüm Merak Edilenler

Astrofizikçi, kozmolog, öğretmen, medya yıldızı, ebeveyn, büyükbaba… Stephan Hawking yaşamında birçok rolü üstlendi ancak dünyanın en ünlü bilim insanı bunlarla sınırlı değil.

Belki birçoğunuz kendisini karadelik ve evrenin kökeni hakkındaki teorileriyle tanıdınız. Belki de Tanrı ve uzaylıların varlığı ile ilgili görüşlerinin veya tat kaçıran mizahının büyük bir hayranıydınız.

1988 yılında yayımlanan “Zamanın kısa tarihi” kitabının dünya çapında 10 milyon kopyadan fazla satmasının ardından, Hawking’in adeta evinizden biriymiş gibi olabilme yeteneğinin kitlelerin üzerinde merak uyandıran hayal gücünden ileri geldiğini düşünebilirsiniz. Her iki şekilde de Hawking evrenin kıyısında veya ötesindeki entelektüel araştırmasında bizleri gezintiye çıkarıyor.

Hawking’in hayata karşı tutumu ve ona verdiği değer çalışmalarına felsefi bir duygu katıyor.

Doktorların birkaç yıl yaşayacağına ilişkin beklentilerini aştıktan sonra Hawking, kendisini tekerlekli sandalyeye hapsedecek ve teknoloji yardımı olmadan konuşma yetisini sınırlandıracak olan ALS hastalığıyla yaklaşık elli yıl mücadele etti. 14 Mart 2018 yılında evinde huzur içinde hayata gözlerini yumdu.

2011 yılında The Gurdian adlı gazeteye verdiği demeçte kendisine hayatın anlamı nedir diye sorulunca Hawking “En büyük değeri eylemlerimizde aramalıyız.” diye yanıtladı ve tüm fiziksel engellere rağmen zihninin daha önce hiç bu kadar özgür olmadığını söyledi.

Bu makalede eserlerinin bilim dünyasında ne kadar büyük bir yer edindiğinin yanı sıra kendisini neyin bu kadar çalışkan yaptığına da göz atacağız. Üstelik, kendisini giderek zorlayan hastalığının ışığı altında parıldayan destansı bilim insanı duruşunu da keşfedeceğiz.

Karadeliğin mekanizmalarına ve Hawking’in evren hakkındaki görüşlerine girmeden önce, yaşamının başladığı yeri ziyaret edelim: İkinci Dünya Savaşı’nın ortası. Oxford, İngiltere.

Bir simgenin doğuşu

Stephan Hawking 8 Ocak 1942 yılında Oxford, İngiltere’de, Galileo’nun ölümünün 300. yıldönümünde doğdu. Hawking 8 yaşındayken ailesi Oxford’dan Londra’nın kuzeyindeki St. Albans adlı kasabaya taşındı. Babasının Afrika’ya düzenlediği rutin geziler ve annesinin sol meyilli düşünce yapısı oldukça ilginç bir çocukluk geçirmesine neden oldu. Hawking’in ebeveynlerinin eski Londra taksilerinden birini aile arabası olarak kullanması gerçeği de kesinlikle dikkat çekti.

Hawking’in matematiğe karşı olan ilgisi 14. Yaşdönümünde belirse de fizikle üniversiteye kadar içli dışlı olmadı [Kaynak: White & Gribbin]. Erken yıllarında mükemmele yakın bir öğrenci olduğunu itiraf etmişti. Hawking’in Oxford Üniversitesi’ne katılmasına rağmen, tıp alanında başarı gösteren babası oğlunun kendi ayak izlerini takip etmesini diledi ancak oğlunun merakı kendisini bambaşka bir yere, evrenin kıyısına götürdü.

Üniversitede fizik üzerine çalışmalar yürütürken Hawking birçok öğrenci gibi üniversitenin kürek takımında ve partilerinde yer aldı. Dostları ve çalışma arkadaşları kendisini içten espri anlayışıyla ve gençliğindeki popülerliğiyle hatırlıyor [kaynak: Ferguson]. Ancak ilk diplomasını almasının ve doktorası için Cambridge’e girmeye çalışmasının ardından durumlar değişmeye başlıyor.

İlk olarak Hawking’in yolu 1963’teki bir kampüs partisinde Jane Wilde ile kesişiyor.

İkili 1965’de evleniyor. İkinci olarak, sinir hücrelerine verdiği zararla bilinen ve insanın hareket etme imkanını olumsuz yönde etkileyen ALS hastalığı teşhisi 21 yaşındayken konuluyor. Daha da şok edici olan şey ise sağlığı üzerinde yürütülen tahminlerdi: O sırada doktoru kendisine en fazla iki yıl ömrü kaldığını söyledi.

Aniden Hawking hayatında yeni bir bakış açısı kazandı. Cambridge Üniversitesi’ndeki kozmoloji doktorasını tamamlamak için büyük bir enerji patlamasıyla doldu taştı. İşte tam bu nokta fiziğe verdiği katkıların kökenini oluşturuyor. Çalışması zamanla kendisine 12 fahri doktorluk kazandırdı ve bir dönem Isaac Newton ve Charles Babbage gibi bilim insanlarına takdim edilen Lucasian profesörlüğüyle onurlandırıldı.

Dostu ve aynı zamanda biyografı olan Kitty Ferguson, Hawking’in kişisel hayatını özenle koruduğunu belirtti. Konuşmak için ses sentezleyiciye ihtiyaç duyduğu için belli konular hakkında söyleyeceği kelimelerde oldukça seçiciydi.

Üç çocuğun yanında ALS hastalığıyla mücadele eden bir kocanın bakımını üstlenmedeki baskı bu ilk evliliğe fazlasıyla zarar verdi. (Jane ayrıca, Hawking’in devasa ve kavgacı bir egosunun olduğunu da yazdı.) İlerleyen dönemlerde Jane, ikinci kocası olacak olan Hellyer Jones’un desteğini gördü.

İlk eşinin bir başkasıyla romantik bir ilişkiye başlamasına ilişkin Hawking “Onu sevmeye devam ettiği sürece bir sorun yoktu.” dedi. Hawking’in, bakıcısı Elaine Mason ile başlayan ilişkisi 1991 yılında Jane ile boşanmasıyla sonuçlandı.

Hawking ve Mason 1995 yılında evlenseler de 2006 yılında boşandılar. Mason’ın Hawking’e şiddet uyguladığı iddiaları boşanmanın ardında yatan neden olarak gösterildi ancak Hawking bu durumu inkâr etti ve konu hakkında polisle konuşmayı reddetti [kaynaklar: Ferguson; The New York Times].

Karadelik Bilimi

Hawking’in çalışmalarının büyük bir kısmı uzay-zamanı parçalayan ve yıldızların gücünü kaybetmesi sonucu ortaya çıkan devasa büyüklükteki karadelikleri anlamak ve onları tanımlamaya odaklanmıştı.

Hawking’in verdiği katkıları anlamaya başlamak için evrendeki her şeyi kapsayan küçük atom altı parçacıklara göz atmalıyız. Örneğin, tanecik çiftleri sürekli bir şekilde ve birlikte ortaya çıkıp gözden kaybolurlar. Her çiftte bir parçacık ve bir anti parçacık yer alır. Bu parçacıklar kesintiye uğramaksızın aynı anda görünür, birbirlerini dengeler ve oluştukları hızla ortadan kaybolurlar.

Ancak Hawking karadelik ile karşı karşıya geldiklerinde bu parçacıklara ne olacağını merak ediyordu.

1970’te karadeliğin bir taneciği, genellikle de anti taneciği emdiğini ve diğer taneciklerin kaçtığı fikrini öne sürdü. Hawking’in teorisine göre karadeliğin girişinde beliren ve “Hawking radyasyonu” olarak anılan bu radyasyon türü kaçışan tanecikler sonucu ortaya çıkıyordu.

Hawking, diğer parçacıkların karadeliğin içine düşmesinden dolayı bunun giderek genişleyen karadelik miktarını azaltmaya yardımcı olduğu varsayımında bulundu. Zamanla karadeliklerde kitlesel olarak düşüş yaşanır ve uzayda gezinen maddelere sebep olan büyük bir patlamayla sonuçlanarak gücünü kaybeder. Bir anlamda Hawking’in çalışması karadelikler ve etrafındaki çevre hakkında araştırılacak daha çok şeyin olduğunu gözler önüne seriyor.

Araştırmacıların karadeliğin varlığını dolaylı yoldan değerlendirme zorunluluğu sebebiyle Hawking’in teorisini onaylamak veya karşı çıkmak zor gözüküyor. Bir araştırma ekibi laboratuvar ortamında minyatür bir karadelik oluşturdu ve Hawking radyasyonunun gerçek olabileceğini gözlemledi [Kaynak:Shiga]. Yine de bu teorinin sadece gerçek bir karadelikle kanıtlanacağı düşünülüyor.

Teorinin hemen ardından bir zamanlar karadeliğin içerisinde bulunan maddelerin kalitesinde nelerin değiştiğini ele alan “bilgi paradoksu” tartışması ortaya çıktı.

Hawking doğrudan sonuca varmaktan çekinmedi. 1997’de üniversite arkadaşı John Preskill ile iddiaya tutuştu ve karadeliğin içerisine düşer düşmez bilginin kalıcı olarak kaybolduğunu savundu [kaynak:Hogan]. Ancak 2004 yılında Hawking bilginin yok olmadığını ya da başka bir evrene geçiş yapmadığını, aksine bozuk bir form ile evrene tekrar sızdığını itiraf etti.

Bu açık yenilgi Hawking’in bilimi sürekli olarak kendine bir şeyler katan ve kendini doğrulayan bir alan olarak gördüğünü onaylamış oldu. İlk bakışta Hawking’in karadelik teorisi ezber bozan bir çalışma olarak gözükmeyebilir ancak bu çalışma hiçbir zaman bahsi geçmeyecek bir tartışmayı körükledi.

Sınır-yok önerisi

Stephan Hawking’in fikirleri kendisini evrenin bir köşesine götürdü ve her şeyin başladığı yere geri getirdi. Hawking, bilim insanı James Hartle ile Big Bang’den önce ne olduğu hakkında fikir yürüttü.

Evren sürekli genişlediği için bilim insanları evrenin kökenini bu aşamayı tersine doğru takip ederek izleyebileceklerini öne sürdü ancak ikili, Big Bang teorisine göre evrenin başlangıcındaki şiddetli patlamanın oluşabilmesi için gerekli olan aşırı yoğun ve yüksek enerjili topa ulaşana kadar evrenin küçüldüğünü fark etti. Buna rağmen giderek küçüldüğü için evrenin kökenini atom altı seviyede görmeye başlıyorsunuz.

İşte burada işler birazcık karışıyor. Bu ikili, oldukça küçük ve detaylı bir seviyeye gelindiğinde -tanecikler rastgele bir araya gelip kaybolduğunda- uzayın zamandan ayrıldığı teorisini öne sürdü. Bir başka deyişle zamana yüklediğimiz anlam geçerliliğini kaybediyor. Sonuç olarak Big Bang’den önceki olayları değerlendirmek imkânsız gözüküyor çünkü bildiğiniz üzere zaman diye bir şey bulunmuyor.

Hawking ve Hartle Dünya’nın yuvarlak ve köşesiz şeklindeki gibi evrenin de sınırlarının olmadığını söyledi. Hawking, “Hartle-Hawking devleti” olarak bilinen bu öneriyi Güney Kutbu’na varana kadar güneye doğru seyahat etmekle bağdaştırdı. Yani, Güney Kutbu’na vardığınız anda “güney” ifadesi anlamını kaybeder. Aynı düşünceyi Big Bang’den önceki zamana uygularsak: Evreni başlangıca doğru izlediğimizde zaman kavramı anlamını yitirir.

Biyografı ve bilim yazarı Kitty Ferguson Hawking’in bu önerisinin Hawking radyasyonu kadar kabul görmediğini söyledi. “Bugüne kadar fizik dünyasındaki birçok insan bu öneriyi diğer teorilerde kullanılacak bir parça olarak kabul etmedi. Bu öneriyi bir başka yere varmak için başlangıç noktası olarak kullanamazsınız.” dedi.

Sonraki yıllarda Hawking “her şeyin teorisi”nin olma ihtimalinden de şüphe duydu. “Her şeyin teorisi” teorik fiziğin evrendeki her şeyi açıklayabileceğini savunuyordu.

Tanrı, uzaylılar ve Hawking

Yaşamının ilerleyen yıllarında Hawking hayat, ölüm, Tanrı ve insanın evrende yapayalnız olma ihtimali üzerindeki fikirleriyle de adından söz ettirdi.

The Gurdian ile 2011 yılında gerçekleştirdiği o meşhur röportajda Hawking “Beyni bileşenleri başarısız olunca çalışmayı durduran bir bilgisayar olarak görüyorum. Çalışmayan bilgisayarlar için cennet veya ölümden sonraki hayat diye bir şey yoktur; bu sadece karanlıktan korkanlar için uydurulmuş bir peri masalıdır.” dedi.

Fizikçinin bu inancının altında yatan fikir ise evrenin başlamak için bir yaratıcıya ihtiyacı olmamasıydı. Hawking evren başladığında oluşan koşulların başka bir yerde rastgele oluşabileceğini öne sürdü. Bazıları bu düşüncesini ateistçe olarak nitelendirdi ancak Hawking’e yakın olan insanlar kendisini hiçbir zaman bu kelimeyle tanımlamadığını belirtiyor.

Aksine, Hawking Tanrı’yı fizik kanunlarının bir simgesi olarak gördü.

2012 yılında HowStuffWorks’a demeç veren Kitty Ferguson “Bu kişisel bir ilişki kurduğunuz, hayatınıza ya da evrene müdahale eden bir Tanrı modeli değil. Hawking, Hartle-Hawking önerisinin Tanrı’yı yaratıcı olarak görme gereğini ortadan kaldırdığını düşünüyordu.”

Bu ünlü bilim insanı uzaylıların varlığıyla ilgili de oldukça spekülatifti. Başka yaşam biçimlerinin de olabileceğini düşündü ve uzaylıların Dünya’ya gerçekleştireceği olası ziyareti Kolomb’un Amerika seyahatine benzetti. Dünya dışından gelen bu varlıklar bizden daha ileri teknolojiye ve Dünyadaki kaynakları fethedebilecek potansiyele sahipler. Bu yüzden en iyisi uzaylılarla iletişime geçmemek.

Zihnin bedenden üstünlüğü

Tam 21 yaşında ALS teşhisi konulmasının ardından Hawking fiziksel hastalığıyla akademik hayatı arasındaki stresi dengelemek zorunda kaldı. Hastalık beyni ve omurilikteki sinirleri olumsuz yönde etkiliyor, hastaların motor fonksiyonlarını ve hareket yeteneklerini kaybetmesine sebep oluyordu.

İlk birkaç yılda durumu hızlıca kötüye gitti. En sonundaysa tekerlekli sandalyeyle yaşamak zorunda kaldı. 1974 yılından beri Hawking kendisini besleyebilecek durumda dahi değildi. Neyse ki hastalığı biraz da olsa yavaşladı ve nihayetinde zamanla iyiye gitti. Bu iyi gelişmelere rağmen yıllar geçtikçe istemli kaslarını, yüz ifadelerini ve ellerini kontrol edememeye başladı.

Hawking bir zamanlar bilgisayarı ve ses sentezleyicisini parmağıyla kontrol edebiliyordu fakat ellerindeki hakimiyeti kaybedince iletişim kurabilmek adına tek çaresi yanak kasını oynatmaktı. Kendisi için tasarlanmış birçok bilgisayarda kelime listeleri vardı.

Bilgisayar göstergesi kullanmak istediği bir kelimeye veya ifadeye geldiği sırada yanak kasını seğirtiyor, bir cümle oluşturana kadar kelime seçmeye devam ediyordu. 1990’da kelimeleri parmağıyla belirleyerek dakikada 10-15 arası kelime seçebiliyordu.

Yanak kasıyla iletişim kurmanın verdiği zorluksa dakikada sadece bir kelime bulabilmesine yarıyordu. Bu sebepten dolayı Stephan Hawking’in birçok konuşması ve röportajı zaman kazanmak için önceden yapılıyordu.

Hawking arkasında üç evlat ve üç torun bırakarak 76 yaşında Cambridge’deki evinde öldü. 2018’de ölümünün ardından yayınlanan ortak bildiride oğlu şu sözlerde bulundu. “Bir keresinde bize şöyle söyledi ‘Sevdiğimiz insanlara yuva olmasaydı evrenin pek bir anlamı olmazdı.’ Onu daima özleyeceğiz.”

2014 yılında hayatını konu alan film “Her şeyin teorisi” kendisini canlandıran Eddie Redmayne ile bir Oscar ödülü kazandı.

Yasin Osman Kara

Dünya’ya Ve Kendinize Bakış Açınızı Değiştirecek 7 Gerçek

Kenanlılar Hakkında Araştırmacıların 73 Genomdan Elde Ettiği Yeni Bilgiler