Vücudumuzun Yaptığı 10 Harika Şey!

Vücudumuz, günlük işlevleri yerine getirmemize yardımcı olan ve sorunsuz bir şekilde bir araya gelmiş çeşitli parçalardan oluşur. Bazıları (kalp ve akciğerler gibi) diğerlerinden daha fazla sorumluluğa sahiptir. Fakat yine de hepimizin bu konuda hemfikir olacağı gibi her vücut bölümümüz kendi yönünde önemlidir.

Bazı vücut parçalarımız ise günlük işlevlerinden öte çoğumuzun bilmediği muhteşem yeteneklere sahiptir. Aslında günlük yaşamımızda bu organlarımızdan bu tarz şeyler yapabilmelerini beklemeyiz. Ama bazı spesifik durumlarda bu özellikleri sayesinde en iyi makineleri bile geride bırakabilirler.

1.Karaciğer kendini yenileyebilir

Vücudumuzun kendini iyileştirebilmesi gerçekten de olağanüstü bir armağandır. Çünkü buna sahip olmasaydık en küçük yaralanma bile bir ölüm kalım meselesinde dönüşebilirdi. Fakat vücudumuzun kendini iyileştirme yeteneği bütün faydalarına rağmen kayıp bir dokuyu yeniden oluşturmaya yetmez.

Tabii ki de bu söylem yalnızca kendini rejenere edebilen tek organ olan karaciğeri dahil etmezsek doğrudur. Bilim insanları bu eşsiz yeteneği fark ettiğinde çok şaşırmıştı. Fakat bu özelliğin nasıl geliştiğini asla anlayamamıştı. Yeni bir araştırma bu soruya bir cevap bulmuştur. Bir hasar durumunda, karaciğer kendini doğumun ilk evrelerindeki aşamaları taklit etmeye programlayarak kendini yeniden hiçbir şey olmamış gibi geliştirebiliyor.

2.Cilt koku algılayabilir!

İçinde bulunduğumuz ortamda bedenimize zarar verme riski olan mikroplar hakkında uyarıp tam o anda ne yapmamız gerektiğini bilmemizi sağlıyor. Bu yeteneğe sahip olan tek organımızın burnumuz olduğunu sanardık. Fakat çeşitli deneylerde (cildimiz gibi) farklı organlarımızın da koku algılayabildiklerini fark ettik.

Bir araştırmada araştırmacılar, hücre bölünmesinin cildin sandal ağacı yağının sentetik bir haline maruz bırakıldığında tetiklendiğini fark etti. Daha basiti, bazı aromalar cildimize kendini yenilemesini söyleyen mesajlar yolluyor. Bu olay burnumuzdaki koku reseptörlerinden de farklı çalışıyor. Cildimizin kokuyu nasıl algıladığı hala devam eden bir araştırma konusu. Şu ana kadar yapılan araştırmalardan edindiğimiz bilgilere göre koku, vücudumuzda farkında olmadığımız farklı fonksiyonlara sahip olabilir.

3.Kemikler çelikten daha sağlamdır

Yüksek ihtimalle kemiklerimiz vücudumuzdaki en sıkıcı organlardan biri. Genel olarak bedenimizi belli bir şekilde tutmaktan başka pek de bir şey yapmıyor gibi gözükseler de, bazılarımız kemik iliğinin vücudun genel ilerleyişine olan katkısının farkındadır. Ama yine de genellikle daha havalı organların gölgesinde kalıyorlar.

Fakat onların üzerinde biraz daha araştırma yaparsak, kemiklerin kendi çaplarında, özellikle de sağlamlık konusunda ne kadar etkileyici olduklarını görebiliriz. Gramı gramına, kemikler insanların yaptığı en sert şeylerden, çimento ve çelikten bile daha sağlamdır. Buna ilk tepkiniz “O zaman ben nasıl bunları bu kadar sık kırabiliyorum?” ise, bu onların inanılmaz derecede esnek olmalarından dolayıdır.

Bilim insanları bir süreliğine bu sağlamlık ve esneklik yüzünden şaşırmış kalmıştı. Son araştırmalara göre, bu yetenekleri tamamen yapılarından kaynaklanıyor.  İnsan iskeleti tıpki birbirine sarmalanmış halatların yapısına benzer bir şekilde oluşmuş. Nano düzeyde her kat bu aynı yapıyı tekrarlıyor. Bu yapıyı tek tek ipliklerden yapılmış daha büyük bir ip gibi düşünün. Ancak şöyle bir durum da var ki o ipi oluşturan iplikler de 5 nanometreye kadar çözünürlüğe sahip olan farklı ipliklerden oluşuyor.

4.Gözler aromaları algılayabilir

Gözlerimizin bazı müthiş şeyler yapabildiklerini zaten biliyoruz (karanlıkta görebilmekten hızlı şeyleri takip edebilmek gibi). Yine de bunlar görüşle alakalıdır. Gözlerimizin tat alabildiğini de biliyor muydunuz? Araştırmalar insan gözünün aromaları belirlemede de gayet başarılı olduğunu kanıtlıyor. Dahası, aromaların bu görsel hissi tat tomurcuklarına bile ağır basabiliyor.

Bir deneyde, araştırmacılar şarap eksperlerine aynı beyaz şarap şişesinden iki bardak şarap verdi. Fakat bardaklardan birinde tatsız kırmızı boya vardı. Şarap tadım endüstrisine büyük bir darbe olarak eksperler ikinci bardağı da kırmızı şarap olarak tanımladı. Bu olayın şarap tadımının bir sahte bilim olmasından kaynaklandığını düşünebilirsiniz. Ama bundan daha karmaşık bir şey oluyor aslında. Yıllarca tat konusunda deneyim kazanmış bir kişinin beyni bile iki farklı tat bilgisi çeliştiğinde, görsel bilginin doğruluğunu seçiyor.

5.STD’leri* koklamak

Günümüz flört kültürünün en büyük problemlerinden biri de korkunç derecede yaygın olan STD’ler. Dikkatli olmazsanız, bir tek gecelik eğlence size pişmanlık hissi ve siğil gibi hoşnutsuzluklar yaşatabilir. Şanslıysanız birkaç doktor ziyareti sizi tedavi eder. Fakat değilseniz, siz gerisini zaten biliyorsunuz.

Görünüşe göre insan vücudu bütün bunları yaşamadan önce STD’leri sezinleyebilen doğuştan bir mekanizmaya sahip. Bunlardan biri ise koku algısı. Bir araştırmaya göre kadınlar, erkeklerdeki bel soğukluğunu sadece tükürüklerini ve koltuk altı örneklerini koklayarak anlayabiliyor. Ki bu da tespit edilmesi birkaç test ve muayene isteyen bir şeydir.

Bu durumun da kadınların potansiyel olarak risk teşkil eden partnerlerini belirleyebilmeleri için geliştirmiş oldukları bir yetenek olması oldukça mantıklı. Fareler üzerinde yapılmış araştırmalar, koku algımızın virüsler ve parazitler gibi STD’lerden çok daha fazlasını da sezinleyebileceğini gösterir.

6.Beyin zamanı manipüle edebilir

Alber Einstein’in varlığını tüm ömrü boyunca kanıtlamaya çalıştığı gibi, zaman görecelidir. Bu iddiayı kanıtlayacak araçlar ancak günümüzde mevcut. Zaman ilerledikçe ve deneyim kazandıkça da onun aslında ne kadar haklı olduğunu daha iyi görüyoruz. Artık biliyoruz ki zaman algımız özünde uzay zamandaki konumumuz ve buna bağımsız gibi görünen birçok etkene bağlı.

Bilime göre beynimiz zamanı algılayış biçimimizde devasa bir rol oynuyor ve hatta gerektiğinde onu bükebiliyor bile. Bu olay da biyolojik saatimizin gerçek zamandan farklı ve beynin çeşitli bölümleri tarafından kontrol ediliyor olmasından kaynaklanıyor. Yaşlandıkça zamanın daha hızlı akıyor gibi geldiğini hiç fark etmiş miydiniz?

Bu sadece kafada bitmiyor. Araştırmalar gösteriyor ki yaşlandıkça biyolojik saatimiz yavaşlıyor. Ve bununla birlikte etrafımızdaki her şey daha hızlıymış gibi gelmeye başlıyor. Aynı durum eğlenerek geçirdiğimiz vakitlerde zamanın daha hızlı akıyor gibi gelmesinde de geçerli.

7.Yüz ifadeleri beyni bir duyguyu hissetmeye tetikleyebilir

Yüzümüz sayısız farklı duyguyu gösterebiliyor. Tabii ki de herkes bütün duygularını yüz ifadeleriyle gösterecek kadar yetenekli değil. Yine de aramızdaki en çekingen kişi bile yüzüyle birçok şey yapabiliyor. Her nasılsa, hep yüz ifadelerimizin beyinde yaşananlardan dolayı tetiklendiğini düşünürüz. Fakat bunun tersini hiç gözden geçirmeyiz. Görünüşe göre yüz ifadelerimiz hislerimizi etkileyebiliyor ve çehremiz beynimizi istediğimiz şekilde hissetmesi için kandırabiliyor. Birçok araştırmadan edinilen sonuçlar da bu bilgiyi destekliyor.

Örnek olarak yüzlerine kırışıklıklarını gidermek için botox yaptıran depresyon hastalarına bakalım. Günün sonunda depresyonlarının belli ölçüde hafiflediği görülebiliyor. Ki bu durum da üzgün hissetmelerinin sebebinin üzgün görünmeleri olabileceğini ortaya koyuyor. Bir başka araştırma ise dişleriyle kalem tutup gülümsemeye zorlanan kişilerin aynı mizah dergisini dudaklarıyla kalem tutup gülümsemeleri engellenen kişilere göre daha komik bulduklarını ortaya atıyor.

8.Sperm yumurtanın kokusunu alabilir

Üremek, sizinle bunu yapmayı kabul etmiş bir partner bulduğunuz sürece gayet basit. Özet olarak, tüm mesele spermin yumurtaya ulaşmasında. Kadınlar adet döngülerinin üretken döneminde olduğu sürece, bir çift, bir araya gelerek bir embriyo yapabilir. İşin temelini biliyor olsak da, sperm yumurtaya doğru yol aldığında tam olarak neler olduğu halen net değil.

Bilime göre bu olay hiç değilse de spermin yumurtayı koklayabilme yeteneğinden kaynaklanıyor. Birçok araştıma, erkek sperminde tıpkı burundakine benzer koku reseptörleri bulunduğunu gösteriyor. Fakat burundakine kıyasla spermdekiler, özellikle üretken bir yumurtayı sadece kokusundan belirleyebilmek üzerine tasarlanmış.

Bilim insanları bunun da yüksel bir ihtimal olduğunu düşünmeleriyle birlikte yumurtalarda da bunun tam tersi yönde çalışan benzer reseptörler olup olmadığını tam bilemiyoruz. Fakat üreme sisteminde kokunun etkilerini araştıran birçok deney ve araştırmalar yapılmaya devam ediliyor. Bu bilgiler de ilaç sektörünü birçok alanda etkiliyor (doğum kontrolü gibi).

9.Bağışıklık sistemi her gün yeni kanser hücrelerini öldürüyor

İnsanların yaklaşık 4/10’ünde hayatlarının bir kısmında kanser teşhisi konsa da çoğumuz kanseri pek anlayabilmiş değil. Asıl durum biraz daha karmaşık. Ama kısaca açıklamak gerekirse kanser, hücrelerin anormal bir şekilde büyümesidir.

Bazı kanser tipleri hücrelerin büyümesini hızlandırırken bazıları ise yavaşlatır. Ve bu da herkesin başına gelir. Kanser riski bu kadar karmaşık ve evrilmiş bir büyüme mekanizmasına sahip olmamızın bir bedeli aslında. Bilmediğimiz şey ise aslında bedenimiz zaten sıkça kanserli hücrelerle ve tümörle savaşıyor. Genellikle de mağlubiyetten çok galibiyetle ayrılıyor. Günlük yaşamımızda farkında olmamamızla birlikte bağışıklık sistemimiz sürekli kanser hücrelerini kontrol ediyor ve yok ediyor.

Bu tip vakaların çoğunda, kendi başına ölmeyecek olan ve tümöre dönüşme riski taşıyan kanser hücrelerine öldürme çağrısı yapıyor bedenimiz. Hücrelerimizde yaşanan birçok küçük savaşı bağışıklık sistemimizin kazanmasına rağmen kontrolsüz büyümenin tek bir zaferi yetiyor kanserin oluşumu için. Bu sebepten ötürü de bütün insan popülasyonlarında kanser vardır.

10.Vajina kendini temizleyebilir

Big Pharma sağ olsun! Birçok birey vajinal akıntının bir çeşit kir olduğunu ve bunun temizlenmesi gerektiğini düşünür. Marketler vajinal temizliği artırdığını iddia eden ürünlerle dolu ve şaşırtmıyor ki hepsi uçuk fiyatlara satılıyor.

Dünya’daki bütün insanların da bildiği üzere vajina evrimsel bir mucize. Puberte zamanlarında vajina, kendi başına minik bir ekosistem oluşturan yararlı bir çeşit bakteriyle çevrilir. Vajinal akıntı da bu bakteriden oluşur (mukus ve serviks dışında). Ve iç duvarları temiz tutmakla beraber dışarıdan gelebilecek STD’leri uzak tutar.

Bu yüzden birey ne zaman bir jinekoloğa gitse vajinasının iç kısmının yıkanmaması gerektiğini duyar. Ya da en azından hekim işinde iyiyse ona bunu söyler. Bundan dolayı kadınlar, özel bölgelerinin dış tarafını düzenli temizleselerde iç tarafını temizlememelidirler.

STD* cinsel yolla bulaşan hastalık

Editör: Aksel Deniz Günal