in

Hayvanların İnsanlardan Daha Önce Sahip Olduğu 10 Teknolojik Gelişim

Birçok teknojik gelişimi doğadan alarak geliştirdiğimiz bir gerçek. Yeni icatlar her zaman etkileyici olmuştur, ancak bu icatlar acaba ne kadar yeni ? Hayvanlara açısından bakarsak insanlık olarak biraz geri kalmış olabiliriz. İşte tamamiyle insan yapımı olduğunu düşündüğünüz ancak hayvanların daha önceden sahip olduğu 10 teknolojik gelişim. 10. Hava Frenleri: Daha önce uçak inmeden önce camdan bakıp kanatlardaki açılan plakaları görmüş müydünüz ? Bu plakalar uçaklar yavaşlarken tökezlemesini ve dengeyi kaybetmesini önler. Kuşlar da bu teknojinin tüye uyarlanmış haline sahiptirler. Kuş tüyleri geniş ölçüde birincil ve ikincil tüylere ayrılır, bazıları görsel, bazıları ise uçuş için hayati öneme sahiptir. Ancak, kanat üzerindeki “alula” adı verilen (kuşun başparmak olarak adlandırabileceğimiz kanadının ön kenarı) tüyler kadar pratik hiçbir şey yoktur. Bu tüyler, kuşun dengesini sağlaması veya tökezlemeyi engellemesi için, yavaş uçuşta veya iniş sırasında küçük bir boşluk açmak için kuş tarafından ayarlanabilir.

9. Deniz Radarı

Gemiler, denizaltılar ve deniz araçları genellikle gezinmek, engellerden kaçınmak ve su altındaki hedefleri izlemek için sonarla donatılmıştır. Sonar, ses dalgalarını çevreye yayan, belirli bir frekansta ses yayarak çalışır. Ses dalgaları katı nesneleri etrafını sarar ve onları yayan sonar cihaza geri döner. Sonar cihazı daha sonra nesnelerin şekli, boyutu ve mesafesi hakkında bilgi toplar. Bu bilhassa ordu için çok yararlıdır, ancak onu insanlardan önce icat eden balinalar ve yunuslardı! Bu şaşırtıcı hayvanlar, yalnızca sonar becerilerini kullanarak 15 metre uzaklıktaki çok küçük nesneler arasındaki farkları bile ayırt edebilir. Frekanslarını okyanus boyunca yayınlamak için elektronik bir cihaza ihtiyaçları yoktur. Yunuslar, denizin içindeyken yollarını bulmak için kendi seslerini ve vücutlarındaki alıcıları tıpkı bir sonar gibi kullanarak evrimleşmişlerdir.

Bu hayvanların, sürekli geri bildirimden hareketle zihinlerinde bir “ses algısı” oluşturduğu düşünülmekte ve bu da çevrelerinin bir haritasını oluşturmaya yardım etmekte. Ayrıca sonarlarını yemek ve arkadaş bulmak için kullanıyorlar. Askeri sonar balina sonarına çok benzerdir, ve hatta aynı frekans aralığını kullanırlar: 100 Hz ve 500 Hzarası. Bazı insanlara göre, kullanılan aynı frekans aralığı yüzünden balinaların ve yunusların kafasının karıştığı ve topluca kıyıya vurmasının sebebinin bu olduğu düşünülmektedir. Donanma kendi sonarlarını 235 dB ye kadar test etmiştir. Balinalar ise genellikle 170 dB’ye kadar sonar sinyal yayar. Yüksek sinyallerin deniz canlılarının yön duygusunu karıştırıyor ve onların karaya vurmasına neden oluyor olabilir. Sonuç olarak, balinaların kullandığı bu sonarın çok efektif olması ve insanların hala daha iyi bir teknoloji geliştirememiş olması gerçekten etkileyici.

8. Biyolüminesans

Deniz canlılardan bahsetmişken, bu canlılar hayatta kalmak için herşeyi kullandılar. İnsanlar gece parlayan çubukları icat etmeden yüzyıllar önce bile okyanusun dibindeki balıklar karanlıkta parlıyordu. Ateşböcekleri, parıltı solucanlar ve hatta bazı mantar türleri biyolüminesansı kendi avantajları için kullanır. Tüm bu organizmalar, eşleri cezbetmek, avlarını kendilerine çekmek, avcıları onlardan uzak tutmak ve kendi türleriyle iletişim kurmak gibi çeşitli nedenlerle karanlıkta parlamaya başlamıştır. Modern dünyada, çokça potansiyel uygulamaya sahip bir biyoteknoloji olarak biyolüminesans hakkında bir çok araştırma yapıldı ve yapılmaya devam ediyor. Biyolüminesansın ana kimyasalı, aktif ışık çıkışı durumunda kısa ömürlü olan lüsiferindir. Çeşitli şirketler gelecekte sokak lambaları ve bazı tıbbi prosedürlerin biyolüminesansa bağlı olabileceğinden dolayı bu sorun üzerinde çalışıyor. Biyolüminesans lüsiferin, bir enzim ve birkaç başka canlıya spesifik cofaktör ile basit bir kimyasal reaksiyon sonucu oluşur.

7. Güneş enerjisi

Son zamanlarda, bir grup bilim adamı benekli semenderleri incelerken bu hayvanların embriyolarının algler içerdiğini ve bebek semenderler yumurtadan çıkmadan önce içlerinde yaşadığını tespit ettiler. Algler, semender embriyolarının ürettiği atıkları yiyor. Karşılığında ise gelişmekte olan bebek için besin ve enerji üretiyor. Bu semenderler (amfibi, kertenkeleler gibi sürüngenler değil) aslında fotosentez yoluyla büyüyor, tıpkı ağaçlardaki yaprakların güneş ışığını enerjiye dönüştürmeleri gibi. Aynı zamanda güneş panellerinin, güneş ışığını elektriğe çevirmesine benzer.

6. UV algılama

İnsanlar her zaman UV ışığının etkilerine maruz kalırlar, ancak insan gözüyle görünmüyorlar. Bu yüzden güneş yanığı olmak bu kadar kolay. Bu günlerde, UV dalgalarını görünür forma çeviren ışık detektörlerini satın alabilirsiniz. Normalde gözlerimizdeki protein sayısından dolayı UV ışığını göremiyoruz. Ancak bütün canlılar için bu geçerli değil. Bir hayvanın gözünün yapısı kısmen opsins adı verilen proteinlerden oluşur. Bazı hayvanların gözlerinde sadece bir veya iki tür opsin vardır, bu yüzden insanlardan daha az renk ve ışık dalgası türü görürler. Biz insanlar ise, geniş bir renk yelpazesini görmemizi sağlayan üç tip opsine sahibiz. Ancak, bukalemun gibi bazı hayvanların gözlerinde üçten fazla opsin türü vardır. Bu sayede bukalemunlar, insanların gördüğü renklere ek olarak UV ışınlarını da görebilir. Muhtemelen bitkilerin, nesnelerin ve diğer hayvanların bizim göremediğimiz ancak bir bukalemunun gördüğü bir çok ayrıntısı var.

5. Çiftçilik

Çiftçilik, teknolojik bir gelişme olarak görünmeyebilir, ancak insanlık tarihi açısından nispeten yenidir. Kitlesel üretim seviyesini ve hayvan miktarını 50 yıl önceki ile karşılaştırırsak, işler çok farklı görünüyor. Bununla birlikte, karıncalar 50 yıldan çok daha uzun bir süreden beridir yoğun bir şekilde tarım yapmaktadır. Yaprak bitlerinin, bitkileri yedikten dışkıladıkları sonra yapışkan ve tatlı salgıyı yemeye bayılırlar. Sonuç olarak, karıncalar, büyük bir çabayla yaprak bitlerinin karınca kolonisinden çok uzaklara hareket etmelerini önleyerek bu “tatlı özsu”yun sürekli olarak tedarik edilmesini sağlarlar. Karıncalar, yaprak bitlerinin kanatlarını ısırır ve bu kanatların büyümesini geciktiren kimyasallar yayarlar.

Bu yetmezmiş gibi, karıncaların normalde karınca kolonisinin bölgesini işaretlemek için kullanılan, kimyasal ayak izleriyle yaprak bitlerinin etrafını çevrelediği bulundu. Bu ayak izleri, yaprak bitlerini yavaşlatır ve istedikleri bölgeden dışarıya hareket etmelerini engeller, bu da karıncalara en sevdikleri şekerli yiyecek kaynağına güvenilir bir erişim sağlar. Tıpkı insanlar tarafından tutulan çiftlik hayvanlarında olduğu gibi, yaprak bitleri de bundan fayda sağlar. Kimyasal ayak izleri, uğur böceği gibi avcıları yaprak bitlerini yemekten uzak tutuyor. Böylece köleleştirilmiş yaprak bitleri en azından o büyük, korkutucu, lekeli böceklerden karıncalar sayesinde korunuyor.

4. Ses Yalıtımı

Ses yalıtımlı bir odada vakit geçirdiyseniz, ne kadar huzurlu olduğunu öğrenmiş olmalısınız. Yalıtım katmanlarının, emici malzemelerin ve daha fazlasının bir kombinasyonu, çok az dış sesin duyulabildiği bir atmosfer yaratır. Ses yalıtımlı bir odada hiç zaman geçirdiyseniz, ne kadar huzurlu olduğunu öğrenmiş olabilirsiniz. Yalıtım katmanlarının, emici malzemelerin vs. kombinasyonu, çok az dış sesin duyulabildiği bir atmosfer yaratır. Nesiller boyunca, baykuşlar bu nitelikleri daha az barışçıl nedenlerle kullanıyorlar. Ölümcül bir hassasiyetle süzülüp avını yakalamak için , baykuşlar tamamen sessiz olmalıdır, çünkü yedikleri kemirgenler inanılmaz derecede hassas duyma yetisine sahiptir. Örneğin, peçeli baykuşun tüyleri o kadar yumuşak ve narin ki, tüyler su çekeceğinden ıslak havalarda avlanmayı göze alamaz. Bu, baykuşun karanlıkta küçük bir memelinin bir kaç metre üstünde sessizce süzülmek ve avını farkettirmeden yakalamak için verdiği bir ödündür. Bunu sağlayan tüylerin tasarımıdır. Küçük bölmeler ve lifler kanatların üstünden geçen hava akışını ayırır. Bu, diğer kuşların çıkardığı ve hava direncinden dolayı çıkan ıslık sesisini engeller.

3. Klonlama

Koyun Dolly hakkındaki tartışmalardan sonra, klonlamanın yeni ve garip bir olgu olduğunu varsaymış olabilirsiniz. Alternatif bir fikir istiyorsanız, bir deniz yıldızına göz atabilirsiniz.
Denizyıldızı, klonlama kelimesi dahi olmadan önce hiçbir güçlük çekmeden aseksüel olarak üremiştir. Ayrıca, kendilerini klonlayan denizyıldızları, cinsel olarak üreyen deniz yıldızlarından daha uzun ve sağlıklı yaşarlar. Bu yüzden klonlama açıkça bu yaratıklara çok yakışıyor. Ek olarak, denizyıldızının uzvu koparsa veya vücudunu yarı yarıya kopsa bile, basitçe kendini tekrar toplar ve yeniden oluşturur. Bazı türler, kopmuş bir uzuv parçasından yeni bir vücut üretme yeteneğine bile sahiptir.

2. GPS

Kuşların göçü, bilim insanları için hala kayda değer bir gizemdir. Kuşların nereye gideceğini nasıl bildiği konusunda birçok olası açıklama vardır ; Güneş’in konumu, bir yıldız haritasının kullanımı, koku alma duyusu, Dünya’nın manyetik alanının tespiti, hatta geçmiş yolculuklarından kalan işaretler. Ancak bunların hiçbiri, kuşların, çoğu zaman düşman tehditi altında ve bazen rotalarla ilgili önceden bir deneyime sahip bile olmadan, uzak hedeflere nasıl bu kadar başarılı ve tutarlı bir şekilde gidebildiklerini tam olarak açıklayamıyor. Sanki beyinleri içine yerleştirilmiş ileri düzeyde bir GPS teknolojisine (insanların yapabileceğinden çok daha iyi) sahipler. Manyetik alan teorisi en mantıklısı gibi duruyor. Tilkilerin de Dünya’nın manyetik alanı yardımı ile avlandıkları farkedilmiştir. Diğer hayvanlar da manyetik alana dair anlayışa sahipse , kuşların da olması doğaldır. Sonuçta, insanların gezinmek için kullandıkları pusulalardan o kadar da farklı değil.

1. Geri Çekilebilir Bıçaklar

Kediler pençelerini, istediklerinde serbest bırakılabilir veya geri çekebilir. Bu, pençelerini keskin tutamalarını ve patisini yalayıp yüzüne sürerken kendisini yaralamasını önler. Pençeler, kedinin patisindeki yumuşak yuvalara geri çekilerek onları zararsız hale getirebilir. Tıpkı günlük hayatta kullandığımız çakılar gibi.

Editör / Yazar: Ramazan Fırat Şahin

Kaynak : https://listverse.com/2017/10/20/10-technological-advances-that-animals-had-first/?utm_source=more&utm_medium=link&utm_campaign=direct

Ramazan Fırat ŞAHİN

Yazar Ramazan Fırat ŞAHİN

1994 yılında Ankarada doğdum. Yıldırım Beyazıt Üniversitesinde Makine Mühendisliği bölümündeyim. Büyük bir oyunseverim ve edindiğim ingilizce seviyesinin büyük çoğunlunu da bu oyunlara borçluyum. Tabii okula da uzatmama sebep olmuş olabilirler. Beyinsizleri okumayı arkadaşımın önerisiyle başladım ve hala severek takip ettiğim yazıların bazılarını çevirmek bana mutluluk veriyor.

Makaleye Oy Ver!

Yorumlar

One Ping

  1. Pingback:

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yükleniyor...…

0

Yorumlar

0 yorumlar

Kanser Araştırmaları İçin Sanal Gerçeklik Kontrolü

Mars’ın Atmosferindeki Dev Bir Delik Tüm Suyu Uzaya Tahliye Ediyor