Muhafazakar Ve Liberal Beyin Farklılık Gösterir Mi?

1968’de muhafazakar düşünür William F. Buckley Jr. ile liberal yazar Gore Vidal arasında bir tartışma yapıldı. İki entelektüelin Amerikalıların siyasi anlaşmazlıkları topluma mal edildiği bir zamanda yaşadıklarını  göstermeleri umuluyordu. Maalesef bu fikir gerçekleşmedi ve Buckley-Vidal ikilisi isim takmalar ve hakaretler nedeni ile birbirlerine dava açtı.

Genel halkı politik sinirbilim alanına tanıtan Predisposed adlı saygın bir kitap bu öyküden bahseder. Nebraska-Lincoln Üniversitesi ve Rice Üniversitesi’nde siyaset bilimcisi olan üç yazar, liberaller ve muhafazakarlar arasındaki farkların derin ve hatta aşılamaz görünmelerinin kişilik özellikleri ve biyolojik yatkınlıklardan kaynaklandığını savundu.

Genel olarak araştırmalar muhafazakarların güvenliği, öngörülebilirliği ve otoriteyi daha çok önemserken, liberallerinse yenilik, nüans ve karmaşıklık konusunda daha rahat davrandıklarını gösterir. Buckley ve Vidal, manyetik rezonans görüntüleme makinesine konulup  onlara aynı görüntüler sunulsaydı, büyük ihtimalle beyinlerindeki sosyal ve duygusal bilgileri işleyen alanlarda farklılıklar görülürdü çünkü hataları belirlemeye ve çatışmaları çözmeye yardımcı olan ön singulat korteksteki gri madde veya nöral hücre gövdelerinin hacmi, liberallerde daha büyük olma eğilimindedir.

Bulgular önemli derece tutarlı olsa da çokça bireysel değişken nedeniyle olasılık halinde kalmaktadır. Silah sahibi solcular ile Priuslari yöneten sağcılar arasındaki siyasal manzara söz konusudur. Ayrıca, beyinler dünyayı farklı bir şekilde işlemeye mi başlıyor yoksa politikalarımız geliştikçe farklılaşıyor mu gibi çözülemeyen bir tavuk yumurta sorunu var. Dahası, bir demokratın Y’ye yanıt verirken bir cumhuriyetçi beynin X hakkında aydınlandığını bilmenin nasıl yararlı olduğu hala tam olarak açıklanamamıştır.

Böyle bir durumda sinirsel aktivite çalışması politik davranış hakkında ne önerebilir?

Gelişmekte olan siyasi sinirbilim, kimin en büyük amigdalaya sahip olduğunu belirleyerek, belirli bilişsel süreçlerin politik düşünceleri ve karar vermeyi nasıl etkilediğine dair incelikli araştırmalar yürüterek farklı ideolojilere sahip insanlar arasındaki temel yapısal ve işlevsel beyin farklılıklarını tanımlamanın ötesine gitti.

Partizanlık sadece oyumuzu etkilemez; hafızamızı, değerlendirmelerimizi hatta hakikat anlayışımızı etkiler. Bunu bilmek bizi sihirli bir şekilde bir araya getirmeyecektir ancak araştırmacılar, partizanlığın beynimize etkilerini anlamaya devam etmenin en azından milli değerleri yıkmaya çalışan kötü etkilerine karşı mücadele etmemize yardım etmesini umuyor.

Siyasi alandaki davranışları inceleyen sosyal bilimciler, hatalı partizanlığın tehlikeleri hakkında önemli bilgiler edinebilir ve siyasi sinirbilim, bir inancın veya ön yargının beyin hacminin veya faaliyetinin bir ölçüsü olduğuna dair kanıtlar sunarak bu gözlemleri derinleştirmeye çalışır. Bu da bir tutum, inanç veya yanlış anlamanın aslında gerçek olduğunu gösterir.

Stony Brook Üniversitesi’nden siyasal sinirbilimci Hannah Nam’a göre beyin yapısı ve işlevi birçok anketten daha objektif ölçümler sağlıyor. Ayrıca Nam, katılımcıların bilim insanlarının beyinlerine yeni bir bakış açısı sağladıklarını düşündüklerinde onların daha dürüst olmaya teşvik edilebilineceğini düşünüyor. Bu sebeple, siyasal sinirbilimin “zihinleri okumak” için bir araç olarak kullanılabileceği anlamına gelmez.

Ancak sadece belirtilen konumlar ile temeldeki bilişsel süreçler arasındaki tutarsızlıkları tespit edebileceği söylenebilir. Beyin ve siyaset arasındaki bağlantılar bire bir olmadığı için beyin taramalarının özel siyasi sonuçlar adına biyolojik bir belirteç olarak kullanılması pek mümkün değildir. Buna rağmen Nam, nörobiyolojik özelliklerin siyasi sonuçların bir öngörücüsü olarak kullanılabilmesi fikrini destekliyor.

Siyasi bilgileri nasıl işlediğimizi inceleyen 2017 tarihli bir makalede, Nebraska-Lincoln Üniversitesi’nden siyasal psikolog Ingrid Haas ve meslektaşları her iki büyük partiden varsayımsal adaylar oluşturdu ve her adaya eğitim destekleri, sağlık sigortası gibi konularla ilgili politikalar atadı. Çoğu açıklama beklenildiği gibiydi. Örneğin, cumhuriyetçiler genellikle savunma harcamalarının fazlalaşmasını desteklerken demokratlar sağlık sigortasının genişletilmesini destekliyor fakat muhafazakarların  taraflılığı ya da bir liberalin İran’ı işgal etmek gibi ifadeleri oldukça şaşırtıcıydı.

Haas, farklı siyasi ideolojilere  sahip 58 kişinin beynini taradı.

Her denemede katılımcılara belirli bir konuda bir tarafta  bulunmanın iyi mi yoksa kötü mü olduğu, kişisel olarak buna katılıp katılmadıkları soruldu. Bu sınırlama, araştırmacıların bilginin beklenen mi beklenmeyen mi ya da tutarsız mı uyumlu mu olmasının nöral işlemle alakasına bakmalarını sağladı. Ayrıca katılımcıların kendi ideolojik kimlikleri ve farklılıkları ile görevi nasıl yaptıkları arasında bir ilişki olup olmadığı da değerlendirildi.

Liberaller, demokrat adaylara tutarsız gelen bilgilere daha özenli davrandı. Böyle bir tarafla karşılaştıklarında, iyi mi yoksa kötü mü olduğuna karar vermeleri daha uzun sürdü. Haas, insanların tutumlarını oluşturmalarına ve düşünmelerine yardımcı olan “insula ve anterior singulat korteks’’in tutarsız bilgiler için aktivasyon göstermelerinin muhtemel olduğunu söylüyor. Peki, farklı pozisyonlar bir sonraki oylamayı nasıl etkiler? Haas, bu tür bilgilerle ilgilenmenin ilerde seçmenlerin adayları cezalandırma olasılığını artırabileceğinden şüpheleniyor. Ancak uyuşmazlığı önemsiz göstermek için “motive edilmiş akıl yürütme” adı verilen belirli bir ön yargı biçimini kullanabileceklerini de kabul eder.

İnsanların çelişkili kanıtlar karşısında bile fikirlerini veya kararlarını haklı çıkarmak için çalıştırmaları anlamına gelen ‘’motive edilmiş akıl yürütme’’, siyasi sinirbilimde popüler bir konu olmuştur ve insanlar tarafından ilgi görmüştür. Partizanlık bir rol oynasa da “motive edilmiş akıl yürütme” çok daha etkilidir. Çoğumuzun iyi kalpli insanlar olduğumuzu düşünmeyi sevmemiz gibi genellikle içinde yaşadığımız toplumun tatmin edici, adil ve meşru koşullara sahip olduğuna inanmayı seçeriz.

Nam, toplum mükemmel olmasa ve bu konuda eleştirilecek şeyler olsa bile iyi bir toplumda yaşadığınızı düşünmeyi tercih edebilirsiniz diyor.

Bu tercih özellikle güçlü hissedildiğinde, uzun süredir devam eden eşitsizlikleri veya adaletsizlikleri basitçe rasyonelleştirmenize veya kabul etmenize neden olabilir diyerek devam eder. Psikologlar bu bilişsel süreci “sistem gerekçelendirmesi” olarak adlandırır.

Nam ve meslektaşları, beynin hangi alanlarının sistem gerekçelendirmesine neden olan duygusal süreçleri yönettiğini anlamak için yola çıktı. Amigdaladaki gri madde hacminin, sosyal sistemi meşru ve arzu edilir algılama eğilimiyle bağlantılı olduğunu buldu. Nam, sistemi gerekçelendirme tercihinin, çevrenizdeki potansiyel tehditlere karşı tetikte olmanızı sağlayan temel nörobiyolojik yatkınlıklarla ilgili olduğunu öne sürer.

Nam’ın ekibi orijinal çalışmadan sonra üç yıl boyunca katılımcıların bir alt grubunu takip etti ve beyin yapılarının bu süre zarfında siyasi protestolara katılım olasılığını tahmin ettiğini buldu. Nam, daha büyük amigdala hacmine sahip bireylerin siyasi protestolara katılma olasılığının daha düşük olmasıyla ilişkili olduğunu ve sistemi değiştirmeyi savunan bir siyasi protesto için gayet mantıklı olduğunu söyler.

New York Üniversitesi’nden psikologlar Jay Van Bavel ve Andrea  Pereira, partizanlığın kimlik üzerindeki etkisini nöron düzeyine kadar anlamak, politikaya ve hatta hakikate rağmen insanlardaki parti sadakatinin nedenini açıklamaya yardımcı olduğunu savundu. Kısacası, kimliklerimizi hem ebeveyn olmak gibi bireysel özelliklerimizden hem de New Yorklu veya Amerikalı olmak gibi sosyal üyeliklerimizden alıyoruz. Bu üyelikler; ait olma, yakınlık ve öngörülebilirlik isteğimizi geliştirmek  ve ahlaki değerlerimizi desteklemek gibi sosyal amaçlara hizmet eder.

Ayrıca partizanlık hafızayı bulandırır.

Örneğin, 2013 yılında yapılan bir araştırmaya göre liberallerin George W. Bush’un Katrina Kasırgası sonrasında tatilde kaldığını ve muhafazakarlarınsa Barack Obama’nın İran cumhurbaşkanı ile el sıkıştığını gördüklerini yanlış bir şekilde hatırlamaları daha olasıydı. Partizanlık algılarımızı da şekillendirir. 2012’de yapılan bir araştırmada kendilerine siyasi bir protesto videosu gösterildiğinde, liberaller ve muhafazakarlar polisi aramayı daha az ya da daha çok tercih ediyordu.

Hedef kitle liberal olsaydı, muhafazakarların polislere bildirme isteği daha muhtemeldi. Katılımcılar bunun muhafazakar bir protesto olduğunu düşündüklerinde ise tam tersi oluyordu. Bir tarafla ne kadar güçlü bir şekilde özdeşleşirsek ona verdiğimiz desteği ikiye katlama olasılığımız o kadar yükselir. Bu eğilim, yaygın aldatıcı siyasi bilgilerle kötüleşir ve çoğu zaman bunu kimlik doğruluğu üzerinden elde eder.

Neyin işe yaradığını kavrayabilirsek müdahale edebilir ve partizanlığın bazı olumsuz etkilerini hafifletmeye çalışabiliriz. Doğruluk ve kimlik arasındaki bu çatışma, muhtemelen hedeflerin ve inançların değerini belirleyen ve bellek, yürütme ve dikkat ile güçlü bir bağı olan “orbitofrontal korteks” adı verilen bir bölgesinde gerçekleşir. Van Bavel’a göre kimlik, farklı inançların değerini belirlemeye yardımcı olsaydı aynı zamanda onları çarpıtabilirdi.

Siyasi aidiyetin evrimsel bir aidiyet ihtiyacını karşıladığını kabul etmek, farklı aidiyet anlayışları geliştirmemiz gerektiğini gösterir.

Örneğin; bizi Amerikalılar olarak bir araya gelmeye çağırarak yeni koronavirüsü depolitize etmek. Amerikalıları bir araya gelmeye çağırarak koronavirüsü politik olmaktan kurtarmak bunlardan biridir. Doğru yolda ilerleme ihtiyacını teşvik etmek, bu hedefe verilen önemi artırabilir. Yapılan çalışmalarda para ödemenin ve sorumlu tutmanın faydalı olduğu görülmüştür.

3 Kasım seçimlerinden önce, partizanların etkisini azaltmak neredeyse imkansız görünüyor çünkü siyasi bilgi her gün bize siyasi kimliklerimizi hatırlatarak artacak. Ancak 2020’deki bir Harvard Üniversitesi çalışması, katılımcıların sürekli karşı tarafın kendilerine olan olumsuzluğunu abarttıklarını gözlemiştir. Yani karşı taraf sanıldığı kadar da kötü düşünceler beslemiyor olabilir. Bu da gösteriyor ki yanlış bilgiler, olumsuz ön yargıyı artırdı ama yanlış bilgileri düzeltmek onu önemli ölçüde de azalttı.

Bavel, siyaset biyolojisinin ve sinirbilimin insanlara ulaşmada etkenleri anlamak açısından yararlı olabileceğini söylemektedir. Farklı politik fikirde olanlarla etkileşim kurmanın yolu onları derin meseleye ikna etmek olmayabilir çünkü bu kişiler oraya asla varamayabilir. Belki de bunun yolu, köklerini anlamaya çalışmak ve ön yargıları yıkmaktır.

Ayşe Nur Esen