Asurlular Kimdir? Asur İmparatorluğu Hakkında Detaylı Bilgiler

Asurlular, antik çağlardan beri Ortadoğu’da yaşamış ve bugün bile dünyanın her yerinde rastlayabileceğimiz bir halktır. Bugünlerde kalıntılarına Irak’ın kuzeyinde ulaşabileceğimiz, başkentine Asur(Ashur) ismini verdikleri bir medeniyetleri vardı. Şehrin, yine  Asur(Ashur) ismiyle anılan bir tanrısı da vardı. Asurlular, Kuzey Irak’tan Akdeniz kıyılarına kadar olan muazzam genişlikte bir bölgeye hükmediyorlardı.

Asurlular özgürlüklerini ilk olarak yaklaşık 4000 yıl önce kazandılar. Özerk bir halk olmadan önce Sümerler olarak bilinen bir medeniyetin boyunduruğu altında olan Asurlular, özgürlüklerini Sümerler medeniyetinin güçsüzleşmesiyle kazanabilmişlerdir.

Modern zamanın bilim insanları, Asur tarihini genellikle 3 bölüme ayırırlar. Eski Asur, Orta Asur ve Yeni Asur. Bu dönemlerin başlangıç ve bitiş tarihleri bilim insanları arasında bir tartışma kaynağı olmaya devam etmektedir.

MÖ yedinci yüzyılın başları, Asur sapancılarını MÖ 710’da İsrail’in Laçiş kentinin kuşatması.
(Resim: © British Museum)

Eski Asur Dönemi

Eski Asur dönemi genellikle Asur’un yaklaşık 4000 yıl önce bağımsızlığını kazandıktan hemen sonraki dönemi ifade eder. Antik yazıtlara bakıldığında görüyoruz ki; Asurlular özgürlüklerini kazandıkları ilk yıllarda oldukça sınırlı topraklara ve güçlere sahiplerdi. Asur’un ilk hükümdarları kendilerinden kral olarak bahsetmeyi tercih etmediler. Onun yerine kendilerini tanrının vekili/valisi olarak isimlendirdiler.

Albert Kirk Greyson’un çevirisine göre Asurlulara ait bir tapınak merdiveninde şunlar yazıyordu; “Tanrının vekili Ilushuma’nın oğlu, tanrının vekili Erishum, Tanrı Ashur’un tapınağının bulunduğu tapınak alanını inşa etti”. Asur’un ilk hükümdarlarının neden bu kadar mütevazı unvanlar kullandıkları ise bilim insanları için gizemini hala korumaktadır.

Bütün bu alçakgönüllülük modası Samsi-Adad isimli bir hükümdarın Asur’un başına geçmesiyle son buldu ve Asur, topraklarına eklenen günümüz Suriye ve Irak topraklarıyla birlikte bir şehirden, imparatorluğa dönüştü. Yazıtların ve arkeolojik kalıntıların incelenmesi sonucu, yaklaşık olarak 3800 yıl önce yaşayan Samsi-Adad’ın kendisine yaşamak için Asur’u değil, Suriye’de bulunan ve şimdilerde “Tell Leilan” olarak adlandırılan bir bölgeyi seçtiği görülüyor. Samsi-Adad kendisine daha önceki Asur hükümdarları gibi mütevazı bir unvan seçmek yerine bilim insanlarının “Evrenin Kralı” olarak tercüme ettiği bir unvan seçti.

Samsi-Adad’ın imparatorluğu uzun sürmedi. Ölümünden sonra Hammurabi liderliğindeki Babil İmparatorluğu ve Mittani ya da Hanigalbat olarak anılan bir kralık Samsi-Adad’ın topraklarını ele geçirdi. Milattan önce 1500 yılına kadar da bölgede onlar hüküm sürdü. Asur şehri, Mittani tarafından tam olarak ele geçirilmese de çok fazla etkilendiği görülmektedir.

Bu heykel, Asur Kralı Asurbanipal’i başında bir sepet toprakla tasvir ediyor. Kral bir inşaatçı olarak tasvir edilerek Babil’deki Marduk tapınağı Esagila’nın yeniden inşasına yardım ediyor. MÖ 668-MÖ 655’e tarihlenmektedir.
(Resim kredisi: Owen Jarus)

Orta Asur Dönemi

Milattan önce 14. yüzyıl yaşanırken Mittani Krallığı güçsüzleşmeye başladı ve Asur’un ileri gelenleri de Asur’un bağımsızlığını ilan etmeye karar verdi. Bilim insanları bu dönemi genellikle “Orta Asur” dönemi olarak adlandırırlar. Bu dönemin başlarında Assur-Uballit I, Asur yakınlarındaki toprakları ele geçirdi ve statüsünün Mısır ve Babil krallarından diplomatik olarak tanınmasını talep etti.

Kendisinden sonra gelen halefleri Asur’un topraklarını daha da genişletti. Haleflerinden Adad-Nirari I (M.Ö.1305-1274) Mittani’yi fethederek henüz bir asır önce Asur’a hükmetmiş bir krallığı ele geçirdi. Daha sonra ise Mittani’nin başkenti olan Taidu şehrinin üzerine “tuz serptiğini” iddia etti ve şehirde hayatta kalan yerlilere iş gücü zorunluluğu getirdi. Albert Kirk Grayson’ın çevirisine göre şehrin yüksek kesimlerinden birine yukarıdan aşağıya doğru bir saray inşa etti ve şehir üzerindeki egemenliğinin bir simgesi olarak stel(duran blok, mezar taşı) yerleştirdi. Adad-Nirari I ayrıca kendisinden sonra gelen hükümdarların da kullanacağı “Evrenin Kralı” unvanını kullandı.

Kadim yazıtlara göre Adad-Nirari I’dan sonra gelen Asur hükümdarları Asur topraklarını genişletmeye devam ettiler. Asurlular Tukulti-Ninurta I(M.Ö.1207) liderliğinde Babil’i fethederken Tiglath-Pileser I(M.Ö. 1114-1076) liderliğinde ise Akdeniz kıyılarına kadar uzanan bir imparatorluk inşa ettiler. Tiglath-Pleser Akdeniz’de yetişen sedir ağaçlarını kullanarak inşaat işlerinde de kazanımlar elde etti.

Asur krallarının savaşçılar gibi korkusuz ve yetenekli dövüşçüler olması kadim yazıtlarda sıkça vurgulanmış.

Yine Albert Kirk Grayson’ın çevirisine göre, Tiglaht-Pileser I bir yazıtta ” Ortadoğu’nun dört bir yanında ’42 ülke ve hükümdarlarını dize getirdim’ diye övünerek kendisinin ‘kusursuz yay kullanan, yiğit bir savaşçı’ olduğunu,çıplak ayak üstünde 120 aslan öldürdüğünü” iddia ederek kanıtlamak istemiş.

Ancak Tiglath-Pileser I ve haleflerinin döneminden kalma yazıtlarda Asur’un yaşadığı sorunlardan da bahsediliyor. Ortadoğu’daki bazı şehirler ve yerleşkeler, Ege’den gelen bir grup insanın yerel halkı yerinden edip, ticaret ağlarını bozmasıyla birlikte çökmeye başlamış. Asur kayıtları, Tiglath-Pileser ve haleflerinin sık sık yerlerinden edilmiş ya da başka bir şekilde kaosa kapılmış bir grup insan olan Arameanlara karşı savaştığını gösteriyor. Tiglath-Pileser’in fethini izleyen iki yüzyılda, Asur toprakları yavaş yavaş daraldı ve krallık sadece Assur şehrinin yakınlarındaki bölgeleri elinde tutabildi. Asur M.Ö. 9. yüzyıla kadar kayda değer ölçüde yeniden genişleyemedi.

Yeni Asur Dönemi

Asurluların tekrardan topraklarını genişletmeye başladığı M.Ö. 9 yüzyıl ile imparatorluğun yıkım tarihi olan M.Ö. 600 yılları arası dönem bilim insanları tarafından Yeni Asur Dönemi olarak adlandırılır. Bu süre zarfında Asur’un kontrolünde olan bölge en geniş coğrafi büyüklüğe ulaşmıştır.

Ashurnasirpal II döneminde Asurlular, bir zamanlar kontrol ettikleri toprakların çoğunu fethederek yeniden Akdeniz kıyılarına ulaşmışlardır. Başarılarının bir nişanı olarak Ashurnasirpal II, Nimrud şehrinde bir saray inşa etti ve şehri Asur’u kontrol edebilmek için kullandı.

Kralın kendisini Asur’dan biraz uzak tutan bu politikası, gelecekteki Asur kralları tarafından devam ettirilecekti. Sargon II (yaklaşık M.Ö.721-705) Khorsabad adında yeni bir şehir kurdu ve burayı başkenti yaptı, Sennacherib (M.Ö 704-681 hükümdarlığı) Ninova şehrini başkent ilan ederek oraya bir saray yaptırdı. Ashurnasirpal II ve haleflerinin neden Asur’un geleneksel başkenti Assur’dan uzaklaşmayı seçtikleri, bilim adamları arasında bir tartışma kaynağıdır.

Ludwig Maximillian Üniversitesi profesörü Karen Radner, Asur tarihi boyunca krallık üzerinde iktidar mücadelesi veren tek kişinin kral olmadığını söylüyor. Asur’da kralın soylularla ve seçilmiş kişilerden oluşan bir konseyle uğraşması gerektiğini de ekliyor. Asur aynı zamanda tanrı Asur’un da eviydi ve bu tanrı eski Asurlular için büyük önem taşırken, Asurluların taptığı tek ilah o değildi.

Karen Radner’a göre “Kraliyet iktidarının yer değiştirmesi, öncelikle kralı tanrı Assur’dan kurtarmak ve ikinci olarak, etkisi en güçlü, en görünür olan aristokrat ve demokratik güçlerin kentteki etkisini zayıflatmak için bir strateji olarak görülmelidir.” (Antik Klasik Dünya ve Yakındoğu’da İsyan ve Direniş isimli kitabından.)

Radner, yeni bir başkente ek olarak Ashurnasirpal II ve haleflerinin de mirasçı valileri kaldırıp, konumlarını krala borçlu olan kişilerle değiştirdiklerini belirtti. Asur kralları da cinsel organları kesilen hadımlara giderek daha fazla güveniyorlardı. Bu adamların çocukları olamadığı için, bir hadımın kazandığı herhangi bir güç, krala ve haleflerine verdikleri tehlikeyi en aza indirerek, bir aile hattından aktarılamazdı.

Kral Asurbanipal’in Aslan Avı sahnesi. (British Museum, Londra)

Yeni Asur döneminde Asur kralları, krallıklarının boyutunu şimdiye kadarki en büyük boyutuna çıkardı.

Asurlular, Babil’i ve Lübnan’ı geri almanın yanı sıra , günümüzde İsrail ve Filistin ülkelerinin bulunduğu toprakları da kendi topraklarına katarak kendilerine İbranice İncil’de yer bulmayı başardılar. Asurlularla karşılaştıkları sırada Yahudi halkı İsrail denen kuzeydeki bir krallığa ve Yahuda adlı güneydeki bir krallığa bölünmüştü. İki Yahudi krallığı sık sık birbirleriyle çatışıyordu.

Hem Asur yazıtları hem de İbranice İncil, Kral Sargon II yönetimindeki Asurluların (yaklaşık M.Ö. 721-705 hükümdarlığı) İsrail’i tamamen yok ettiğini söylüyor. Sargon II, bir yazıtta, İsrail’deki tüm kasaba ve şehirleri “fethettiğini ve yağmaladığını” ve “27.290 nüfusu ganimet olarak götürdüğünü” söylemiş. Ayrıca mağlup olmuş İsrail kuvvetleri arasından kağnıları (savaşlarda kullanılan, iki tekerlekli at arabası)da toplamış. (Çeviri : Adolf Leo Oppenheim).

Halefi Sennacherib (yaklaşık M.Ö 704-681) dikkatini Yahuda’ya çevirdi, şehirlerini ve kasabalarını fethedip Kudüs’ü kuşattı. Bununla birlikte, hem İbranice İncil’den hem de Asur yazıtlarından alınan bilgiler kuşatmanın gerçekleştiğini söylese de, savaşın tam olarak nasıl bittiği belli değil.

İbranice İncil, kuşatmanın tam bir başarısızlık olduğunu söylüyor. Asurluların Mısırlılarla savaşmak zorunda kaldığını ve bunun da Asurluların bazı güçlerini Kudüs’ten uzaklaştırmasına neden olduğunu ekliyor. Kalan Asur kuvvetleri sözde ilahi müdahaleyle imha edildi “Rabbin meleği dışarı çıktı ve Asur kampında yüz seksen beş bin kişiyi öldürdü. İnsanlar ertesi sabah kalktığında – tüm cesetler vardı! ” (2.Krallar 19:35 ve Yeşaya 37:36)

Bir Asur yazıtında Yahuda kralı Hizkiya’nın “kafesteki bir kuş gibi” Kudüs’te sıkışıp kaldığı yazıyor. Yazıt, Hizkiya Asur kralına haraç ödemeyi kabul ettiğinde Sennacherib’in ordusunu geri çağırdığını, Hizkiya’nın Sennacherib’e çok miktarda altın, gümüş, fildişi, fil postu ve hatta kendi kızlarını verdiğini söylüyor. Neler olduğundan bağımsız olarak eninde sonunda Kudüs fethedilmedi ve Yahuda Krallığı var olmaya devam etti.

Asur batıya doğru genişlemeye devam etti ve Esarhaddon yönetimi sırasında Mısır’ı işgal etti (yaklaşık MÖ 680-669). Mısır firavunu Taharqa MÖ 671’de yenildi. Asurlular Mısır’ın başkenti Memphis’i ele geçirdiler. Asurlular daha sonra bir dizi vali ve derebeyi kullanarak Mısır’ı yönetmeye çalıştılar.

Asur’un Düşüşü

Asurlular batıya doğru topraklarını genişletirken, doğuda ise sorunlar baş göstermeye başlamıştı. Milattan önce 7. yüzyıl yaşanırken Asur hükümdarları Babil’de çıkan bir dizi isyanı bastırmaya çalışmakla uğraştı. Bu arada, merkezi İran’da bulunan “Medler” adlı bir grup da Asur kuvvetlerine saldırılar düzenledi.

İki farklı grubun saldırısı altında batıda sahip olduklarını korumaya çalışan Asur ordusu ağır baskı altındaydı. Babilliler, Babil Kralı Nabopolassar’ın (MÖ. 625-605) hükümdarlığı sırasında tamamen bağımsız hale geldi.

612’de Medyan kralı Cyaxares (yaklaşık MÖ 625–585) Ninova’ya büyük bir saldırı başlattı ve Asur kralı Sinsharishkun (yaklaşık MÖ 622–612) durdurmaya çalıştı. Bir Babil yazıtında Ninova için savaşın birkaç ay sürdüğü yazıyordu. O sırada “üç muharebe yapıldı” ve ardından Medyalılar şehre saldırdı. Şehir düştü ve şehri “harabe tepelere ve enkaz yığınlarına” çeviren Medyan ordusu tarafından yıkıldı.

Asurlular savaşmaya devam ettiler ancak orduları yavaş yavaş dağıtıldı ve toprakları ele geçirildi. Sinsharishkun’un Ninova’da mı yoksa başka bir savaşta mı öldüğüne dair net bir bilgi yok. M.Ö. 600 yılında Asur Krallığı tamamen yıkılmıştı.

Birçok Asur şehri yıkılmış ya da ağır hasar görmüş olmasına rağmen Asurluların küçük bir bölümü varlıklarını sürdürmeyi başardı. Hayatta kalanlar ve onların soyundan gelenler uzun bir hükümdarlar silsilesi ile karşı karşıya kaldılar. Milattan sonraki dönemde Asurlular, günümüzde de inandıkları Hristiyanlık dinine geçiş yaptılar.

Bugün Asur anavatanı hala Kuzey Irak’ta; ancak terörist grup IŞİD’in (DAEŞ) yol açtığı yıkım, birçok Asurlu’nun öldürülmesine veya kaçmaya zorlanmasına neden oldu. IŞİD, Nimrud dahil birçok Asur bölgesini tahrip etti, yağmaladı veya ağır hasar verdi.

Levent Kara

Bunlarda İlginizi Çekebilir:

Eski Asur Astrologları Bize Güneş Fırtınası Hakkında Bilgi Verdi
Mezopotamya: İki Nehir Arasındaki Destansı Topraklar