içinde ,

Simya Nedir? Ne İşe Yarar? Simya’nın Amaçları Nelerdir?

Simya, gizemin ve esrarengizliğin ardında örtülü kalmış antik bir çalışma alanıdır. Binlerce yıldır insanoğlunun hayalini süsleyen bir arayış olarak, simya uygulayıcıları kurşunu altına çevirebilmenin yolunu aramışlardır. Bununla birlikte simyanın amacı, basitçe birkaç altın külçesi elde etmenin çok ötesine geçmiştir.

Simya: etrafımızdaki her şeyin evrensel bir tür ruha sahip olduğu, metallerin ise yalnızca canlı olmayıp aynı zamanda dünyanın içinde büyüdüklerine dair bir inanışla, karmaşık ruhani bir dünya görüşüne dayanıyordu. Temel sıradan bir metal olan kurşunun, altın gibi yüksek görülen bir metalin henüz ruhsal ve fiziksel olarak olgunlaşmamış hali olduğu düşünülüyordu. Simyacılara göre metaller; periyodik tabloda yer almaları gereken birbirinden bağımsız, benzersiz maddeler değil, daha çok ruhani mükemmelliğe ulaşma yolunda farklı gelişim ve incelik aşamalarında bulunan aynı maddelerdi.

Simya, kısmi olarak deneye kısmi olarak sihre dayanan bir sanattı!

James Randi’nin “Gizli ve Doğaüstü İddialar, Dolandırıcılar ve Aldatmacalar Ansiklopedisi”nde belirttiği gibi “Yüzlü yıllardan başlayarak, eriştiği Orta Çağ’da çiçeklenen simya, kısmi olarak deneye, kısmi olarak sihre dayanan bir sanattı. Doğanın işleyişiyle ilgili ilk araştırmacılar, çalışmalarını; iyileştirme, ömrü uzatma ve sıradan metalleri altın benzeri kıymetli metallere çevirme gibi birçok değerli özelliği olduğu düşünülen, felsefe taşı olarak bilinen efsanevi maddenin çevresinde şekillendirdiler (Söz konusu olan ‘’felsefe taşı’’ gerçek bir taş değil, daha çok sihirli güçlere sahip olduğu düşünülen sıvı, balmumu ya da toz formunda bulunabilen bir maddeydi.).

Simya Nedir?
Simyacılar Felsefe Taşına Bakıyor Temsili

Tarihçi Nevill Drury’nun “Büyü ve Büyücülük” adlı kitabında söz ettiği gibi “Simya (ing, alchemy) kelimesinin eski bir Mısır sözcüğü olan chem ya da qem, siyah (Nil’in kıyısında bulunan alüvyonlu siyah topraktan yola çıkarak) sözcüğünden türediği düşünülmektedir.  Metalleri eritmek ya da dökmek anlamına gelen bir Yunan sözcüğü olan ‘’chyma’’nın  Arapça’da ‘’al-kimia’’ olarak yerleştiği bilinmektedir. Simyanın yayılmasında Arapların çok büyük rolü vardır. Avrupalılara tanıtılmadan önce simyaya dair birçok kitap Arapça’dan Yunanca’ya çevrilmiştir.

Kurşun metalini altına çevirebilmenin kazançları, bugünlerde apaçık görülebilmektedir. Fakat eski simyacıların, sıradan metalleri altına çevirmenin yollarını aramaları basit bir açgözlülük olarak değerlendirilemez; Drury, bu durumu şöyle açıklıyor: “Simyacılar tüm metallere eşit olgunlukta ve mükemmellikte görüyorlar.

Altın, doğadaki en yüksek gelişmişliği temsil ediyordu.

İnsanın, yenilenmesinin ve dirilmesinin simgesi oldu. Altın olarak nitelendirilen bir insan; ruhani güzelliğiyle göz kamaştırıcı olmakla beraber, gizlenen kötülüğün gücüne karşı galibiyet kazanmıştı. En temel metal olan kurşun, kötülüğün güçleri tarafından kolayca alt edilen bir günahkarı ve tövbe etmeyen bir kimseyi temsil ediyordu.

Kurşunun ve altının her ikisinin de hava, su, toprak ve ateşten oluştuğu düşüncesiyle; bileşen elementlerin oranlarını değiştirerek, kurşun altına dönüştürülebilirdi. Altın kurşundan daha üstündü. Çünkü doğası gereği dört elementin mükemmel dengesinden oluşuyordu.” Simya bazı beklenmedik yerlerde kendini gösterebiliyor. Örneğin, hareket kanunları ve yerçekimi ile ilgili çalışmalarıyla tanınan Isaac Newton’un, ömrü boyunca bir milyon kelimeden fazla simya notu yazdığı tahmin ediliyor.

Kimyasal Miras Vakfı; Mart 2016’da, Newton’un simya ile ilgili 17. yüzyıldan kalma bir el yazmasını satın aldı.

Onlarca yıldır özel bir koleksiyonda gizli kalmış olan yazı, herhangi bir metali altına çevirebilen veya ölümsüzlük vadeden sihirli felsefe taşının yapımına doğru bir adım yaklaştırdığı düşünülen ‘felsefi’ cıvanın nasıl yapılacağını detaylıca anlatıyordu.

Kimyasal Miras Vakfı nadir eserler müdürü James Voelkel, bu metnin muhtemelen Amerikalı bir kimyacı olan George Starkey’den kopyalandığını bildirdi. Latince metin “Amerikalı Filozofun El Yazmalarından Mars ve Luna’nın Antimonlu Yıldızlarıyla Felsefe Taşı için Cıva [Sophick] Hazırlaması” ismiyle ilgilenenler için çevrimiçi olarak mevcut.

Simya Nedir?
Simyacı

Simya Gerçek mi?

Simyanın neden başarısızlığa mahkûm olduğu oldukça açık: simya, temel kimya ve fiziğin yanlış anlaşılmasına dayanıyor. Simyacıların teorileri ve deneyleri, dünyanın ve içindeki her şeyin oluşumunun dört temel elementle birlikte (hava, su, ateş ve toprak) üç esas elemente (tuz, cıva ve sülfür) dayandığını belirten Aristocu varsayım üzerine kurulu bulunuyor. Bugün bizler, evrenin atomlardan ve elementlerden oluştuğunu biliyoruz. Kurşun ve diğer metaller ateş, su, toprak ve havadan oluşmadığından, bu elementlerin içerik yüzdelerini ayarlayarak onları altına dönüştürmek de mümkün değil.

Simya asla başarılı olamamış olsa da, bu durum insanları eski muammaları çözdüklerini iddia etmekten alıkoymadı. İnsanların felsefe taşını bulduklarına dair söylentiler yüzyıllarca devam etti. Varlıklı bazı insanlar yatırımlarının geri dönüşünü hiç görmedikleri halde, kendi adlarına araştırma yapmaları için simyacıları işe aldılar. Orta Çağ’da sahte simyacılar öyle çok yaygındı ki, Ben Jonson ve Geoffrey Chaucer (Canterbury Hikayeleri) gibi şairler de dahil olmak üzere ünlü yazarlar bu durumu eserlerine yansıttılar.

Felsefe taşının bir efsane olmasına ve simyanın başarısız olmasına rağmen, simyacılar tamamen yanılmış değillerdi.

Elde edilen miktar mikroskobik boyutlarda olmasına rağmen ve elde etmek için gereken işlemlerin, sonuçtan çok daha maliyetli olmasına karşın; parçacık hızlandırıcısı gibi modern fizik aletleriyle başka elementlerden altın elde etmek mümkün.

Simya çoktan bitmiş olsa da, kurşun ve altın arasındaki karşıtlık hala devam ediyor. Kurşun çocuklara zarar verebilen, beyin hasarına yol açabilen zehirli ve yaygın bir metal iken; altın bir hayli değerli, servet değerinde ve takı eşyası olarak kullanılıyor. Simya, ölümsüzlük ya da kurşunu altına çevirme gibi gayelerine hiçbir zaman ulaşamamış olsa da bize önemli bir miras bıraktı. Simyacılar, var olan modern kimyanın ilk uygulayıcılarıydı.

Bu Da İlginizi Çekebilir

Isaac Newton İle Mirası, Elma Ve Simya Üzerine Bir Röportaj

Zehra GÜNEŞ