fbpx
Bizi Takip Edin

Bilim

50 Bin Yıllık Nesli Tükenmiş Bir Aslanı Klonlamak Üzere Çalışma Yürütülüyor

Yayınlandı

üzerinde

Yakın bir zamanda 50 bin yıllık bir mağara aslanı fosili Sibirya’da mükemmel biçimde korunmuş şekilde bulundu. Bilim insanları eski bir aslan türü olan bu fosilin hayata döndürülebilmesi için bir klonlama işlemi başlatmayı düşünüyor.

50-bin-yillik-nesli-tukenmis-bir-aslani-klonlamak-uzere-calisma-yurutuluyor2
Mağara aslanı (Pantheraleospelaea), 50.000 yıl önce Avrupa ve Asya kıtasında yaşayan kedilerin bir alt türüdür. Bugün tamamıyla nesli tükenmiş olan bu tür Rusya’da keşfedildi. Bu çalışma klonlama yoluyla nesli tükenmiş türlerin yeniden canlandırılmasının kapısını aralayacak.

50-bin-yillik-nesli-tukenmis-bir-aslani-klonlamak-uzere-calisma-yurutuluyor1
Aslan yavrusu Rusya’da Yakutistan eyaletinde Tirekhtykh Nehri’ni çevreleyen tundrada 50 bin yıl boyunca donmuş halde korundu. Bu bölgenin aşırı soğuk olması sebebiyle aslan yavrusunun fosilinde fazla bir bozulma yaşanmadı. Yavruda sadece kemikler değil, aynı zamanda cilt ve yumuşak dokunun büyük bir bölümü korundu.

50-bin-yillik-nesli-tukenmis-bir-aslani-klonlamak-uzere-calisma-yurutuluyor3
Bilim insanları bilinmeyen bir sebepten ötürü ölen yavrunun, öldüğü zaman altı ile sekiz hafta arasında bulunduğunu tespit etti. Uzmanlar, yavrunun dişlerinin yaşı hakkında daha fazla bilgi vereceğini umuyor. Yakutia Bilim Akademisi’ndeki paleontoloji bölüm başkanı Dr. Albert Protopopov, bilim insanlarının yok olmuş türleri diriltmek istediklerini, bulunan bu aslan yavrusunun bu türü klonlamak ve yeniden canlandırmak için yeterli miktarda DNA örneği verebileceğine inandığını kaydediyor.

50-bin-yillik-nesli-tukenmis-bir-aslani-klonlamak-uzere-calisma-yurutuluyor4
Mağara aslanları, bir zamanlar gezegenin yüzeyindeki en büyük kedi olarak kabul ediliyor. Nesilleri tükenmeden önce, kuzey yarımkürede aşırı soğuk bölgelerde yaşıyorlardı. Bu türe ilişkin bundan önce bulunan fosil mağara aslanlarının neslinin tükenme tarihine denk gelecek şekilde 12 bin yıllıktı.

Kaynak: http://siberiantimes.com/science/casestudy/news/n0796-extinct-lion-cubs-found-in-siberia-are-up-to-55000-years-old-latest-test-results-reveal/

Bilim

28 Yıl Sonra Ortaya Çıkan Lens !

Yayınlandı

üzerinde

Yazan

Görme bozukluklarının düzeltilmesinde, göz renginin değiştirilmesinde, ya da kornea hastalıklarının tedavisinde kontakt lens kullanılmaktadır. 14 yaşındayken sol gözündeki rahatsızlıktan dolayı kontakt lens kullanan bir bayan, badminton maçı sırasında gözüne aldığı darbeden sonra lensini bir daha bulamadı.
Kaybolan bu lens, tam tamına 28 yıl sonra ortaya çıktı !
İskoçya’da yaşayan bayan, bir süre önce gözleriyle ilgili çeşitli rahatsızlıklar yaşamaya başladı. Tam 6 ay boyunca sol gözünde sulanma ve şişlik problemleriyle uğraşan kadın, sonunda doktora gitmeye karar verdi.

İskoçya’nın Dundee şehrindeki Oftalmoloji hastanesine giden kadın, yapılan kontrollerin ardından çıkan sonuçlara inanamadı. Kadının göz kapağında 6 milimetre çapında bir yuvarlak cisimle karşılaşan doktorlar, yapılan kontrollerin sonucunda bunun bir kontakt lens olduğunu anladılar. Yapılan operasyonun ardından 28 yıllık kontakt lens, kadının göz kapağından çıkarıldı.
Kaynak: https://www.livescience.com/63333-contact-lens-eyelid.html
Çeviren: Kuzey KILIÇ

Devamını Oku

Bilim

Pirinç Tanesi Kadar Küçük Bir Denizatı Türü Keşfedildi

Yayınlandı

üzerinde

Yazan

Sadece güneydoğu Japonya’da bulunan yepyeni bir cüce denizatı türü keşfedildi. Japonya’da kaydedilen birçok denizatı türü bulunuyor. Bu bölge biyolojik çeşitlilik bakımından üst seviyededir.
Bölgede bulunan türler daha önce güneyden orta doğu Japonya’ya kadar yerel tüplü dalgıçlar tarafından gözlemlendi.
Araştırmacılar yeni keşfedilen bu küçük denizatı türüne “Hippocampus Japapigu” yani latince adıyla “Japon Domuzu” ismini verdi. İsim ilk defa hayvanı gören ve minik bir bebek domuza benzediğini söyleyen dalgıçlardan geliyor. Bu cüce denizatı yaklaşık olarak 15 milimetre uzunluğa sahip, yani bir pirinç tanesi büyüklüğünde. Mevcut şekli ve renkli yapısı bu denizatlarını minik bir deniz yosunu gibi gizleyerek, gözlerden koruyor.
Bu denizatları, minicik boyutlarına rağmen çok güzel renklere sahip. Texas A & M Üniversitesi’nden National Geographic’tede araştırmacı olarak görev yapan Kevin Conway, Hippocampus Japapigu’nun çok özel olduğunu vurguluyor. Hippocampus Japapigu, araştırmacılar tarafından Tokyo’nun 287 kilometre güneyinde deniz yaşamını araştırmaları esnasında tespit edildi. Bu denizatları yumuşak mercan ve yosun resiflerinde 5 ile 22 metre derinlikte bulunuyor. Cüce denizatlarının sırtında kanat benzeri yapılar bulunuyor. Bu türlerin çoğunda kanatlar çift olarak bulunurken, bu yeni türde sadece bir kanat yer alıyor.
Araştırmacılar bu yeni türün kafa, gövde ve kuyruğunun üzerinde göze çarpacak şekilde beyaz ve kahverengi örgü desenleri bulunduğunu ve bunun ayırt edici olduğunu ifade ediyor. Bu tür hakkında hemen hiçbir şey bilinmiyor. Bilinen tek şey oldukça aktif ve hareketli oldukları ve planktonları yedikleri. Bu tür Japonya’da kaydedilen cüce denizatlarının beşincisi ve bilim insanları başka denizatı türlerinin de keşfedileceğini düşünüyor.
Kaynak: https://www.sciencealert.com/researchers-have-discovered-a-colourful-seahorse-the-size-of-a-grain-of-rice

Devamını Oku

Arkeoloji

Eski İnkalar İleri Kranial Cerrahi Tekniklerine Sahipti

Yayınlandı

üzerinde

Eski İnkaların uzmanların kabul ettiğinden daha gelişmiş tekniklere sahip olduğu gün geçtikçe ortaya çıkıyor. Yeni yürütülen bir çalışmada antik İnka’ların kafa cerrahisinde oldukça ileri olduğunu ortaya koydu.
Eski dönemlerde uygarlıkların gelişmişlik düzeyleriyle ilgili birçok tartışma bulunuyor. Kolomb’un Amerika’yı keşfinden önce bazı uygarlıkların oldukça gelişmiş olduğu bilim insanları tarafından dile getiriliyordu.
Birçok Aztek ve Maya kentinin Amerika’nın keşfedildiği dönemdeki Avrupa merkezleri kadar ilerlediği düşünülüyor. Şimdi yeni elde edilen bulgularda İnkalarınkraniyal ameliyatlar yapabildiği keşfedildi. Dünya Nöroşirürji dergisinde yayınlanan bir çalışmada, İnkaların kazıma, ensizyon ve perforasyon gibi teknikleri başarıyla uyguladığı ortaya çıktı. Trepanasyon adı verilen teknik, binlerce yıldır kafa travması, baş ağrısı, epileptik nöbetler ve akıl hastalığı vakalarını tedavi etmek için dünyanın çeşitli halkları tarafından kullanılmıştır. Trepanasyon, kafatasına bir deliğin açıldığı tıbbi bir prosedür olarak tanımlanır. Trepanasyon antik çağlardan beri uygulanmaktadır ve migren, nöbetler, travma, akıl hastalıkları ve hatta şeytanın kişiyi ele geçirdiği düşünülen vakalarda kullanılmıştır. Yeni araştırma İnkaların bu alanda diğer tüm medeniyetlerden daha ileri bir düzeyde olduğunu ortaya çıkardı. İnkalar nasıl olduğu bilinmeyen bir biçimde anatomi konusunda uzmandılar. Çalışma İnkaların M.Ö. 400’lü yıllarda ameliyat ettiği 800’ün üzerinde kafatasının değerlendirilmesine dayanmaktadır.
Bu kafa tasları 1500’lü yıllarda Peru’da bulundu. Araştırmacılara göre, İnka İmparatorluğu’ndaki bu ameliyatlarda ölüm oranı% 17 ile% 25 arasında değişiyordu. Karşılaştırma yapmak gerekirse, yüzyıllar sonra Kuzey Amerika İç Savaşı sırasında, kranial operasyonlardaki ölüm oranlarının % 46 ile 56 arasında olduğunu söylemek yerinde olacaktır. Bilim adamları İnkaların başarısının nedenini bilmiyorlar ama hijyenin belirleyici bir faktör olabileceğini öne sürüyorlar.
Kaynak: https://www.ancient-code.com/the-ancient-inca-possessed-advanced-cranial-surgery-techniques-thousands-of-years-ago/

Devamını Oku

Öne Çıkanlar