fbpx
Connect with us

Astrofizik

Evrenin Bir Sonu Var Mı? Yoksa Evren Sonsuz Mu?

Published

on

İnsanlar gökyüzündeki yıldızları, Güneş’i, Ay’ı merak edip incelemeye ne zaman başladılar. İlk zamanlarda sorulan sorular muhtemelen ” Nasıl oluştu bunlar? ” ya da ” Ne kadar uzaktalar? ” gibi sorulardı. Eski Yunan filozofları gökyüzünde gördükleri şeyler hakkında yani uzayın boyutu hakkında pek çok tartışmada bulunmuşlardır. O dönemde bir taraf evrenin sonlu olduğunu savunurken bir tarafta sonsuz olduğunu savunmuş ve hatta bu yüzden de iki karşıt görüşe sahip düşünce okulları açılmıştı. Apolloncu ismi ile anılan düşünceye göre evrenin bir sonu vardır ve o çoktan oluşmuş, bitmiştir.  Apollon güzelliğin ve dengenin tanrısıydı. Bir ara adı kosmos kelimesi ile de anılmaya başlamıştı. Sonsuzluk ve ölçüsüzlük kosmosun bir özelliği olamayacağından dolayı bu düşünce okulunda evren sonlu olarak anılıyordu. Bu görüşün tam tersini savunanlar ise Dionysos’un hayranları ve yandaşlarıydı. Onlar sonsuz evreni ve henüz oluşumu tamamlanmamış olan bir evren teorisini savunmaktaydılar. Çünkü onlar aşırıyı ve taşkınları çok seviyorlardı ve bu görüş tam da onlara göreydi. İşte eski çağlardaki evren sonlu mu yoksa sonsuz mu tartışmaları bu şekildeydi.
Uzay Evren
Ortaçağ’a geldiğimizde Aquino’lu olan Aziz Tommaso görüşünü şekillendirmek için Hristiyan kaynaklarına başvurmuş ve bu kaynaklara göre sonsuz olanın sadece Tanrı olduğunu söylemiştir. Bu sebeple Tanrı’nın yaratmış olduğu bir şey de asla sonsuz olamazdı. Fakat bu konuda bazı kişiler Aziz Tommaso ile aynı fikirde değillerdi. 1600 yılında Giordano Bruno yazmış olduğu ” Sonsuzluk, Evren ve Dünyalar Hakkında ” isimli eserinde bu konulardan bahsettiği sapkın düşüncelerinden dolayı Roma’da bir meydanda bir odun yığının üzerine yerleştirilerek yakıldı. Giardano Bruno’nun yakılmasındaki en büyük etken din adamlarının ve otoritelerinin üzerine kışkırtıcı bir şekilde gitmesiydi. Din adamlarına ” Sizin Tanrınız sonsuz bir dünya yaratamadı mı? Yazık. Çünkü benimki yarattı.” diyordu. Bu sözler Giardano Bruno’yu idama götüren en büyük etkenlerden bir tanesi oldu.  1917 yılında Einstein, bütün evreni ve içindeki maddelerin tümünü kapsayan genel bir görelilik kuramı geliştirdi ve bugüne kadar bildiğimiz sanılan her şeyi değiştirdi. O günden sonra kosmosun boyutu bilimsel ögelere sığdırılmaya başlandı. Einstein’ın geliştirmiş olduğu bu kuram evren sonlu mu yoksa sonsuz mu sorusuna tam yanıt veremese de evrenin sonsuz olabileceğini söylüyor. Kuramın bu soruya kesin yanıt verememesinin sebebi ise teoriyi kanıtlayacak olan gözlemin yapılamıyor olması. Einstein uzun bir süre evrenin genişliyor olabileceğini kabul etmedi. Defalarca kez de evrenin genişlemediğini savundu. Fakat uzun bir süre sonra o da evrenin genişlemekte olduğunu ve sonsuz bir evrenin olabileceği görüşünü kabul etti.
evrenin-bir-sonu-var-mi-yoksa-evren-sonsuz-mu2
Evrenin sonlu mu sonsuz mu olduğu konusunda pek çok bilim adamı ikiye ayrılmış durumda. Evren sonlu ise sonunu bulmak kanıtlanmasını sağlayacak. Ancak sonunda ne olacağı da ayrı bir merak konusu. Evrenin sonsuz olduğunun kanıtlanması da oldukça zor hatta imkansız gibi bir şey. Çünkü bir şeyin sonsuz olduğunu anlamak için sonsuz bir mesafe kat etmek gerekiyor. Ancak sonsuz mesafe demek o yolun hiç bitmemesi demek. Yolun hiç bitmemesi demekte ileri de belki bir son vardır sorusunu akıllara getirmektedir. Yani kısaca söylemek gerekirse evrenin sonsuz olması mantıklı ancak iş kanıtlamaya gelince bunun kanıtlanması mümkün değil. Evrenin sonsuz olup olmadığına ilişkin soruların cevaplarını belki gelecekte bulabiliriz.
Kaynak: http://www.math.columbia.edu/~woit/wordpress/?p=563

Astrofizik

Büyük Patlama ‘dan Önce Ne Vardı?

Published

on

Kabaca 13.7 milyar yıl önceki tüm evrenin bir tekil olduğu zamanı hayal etmek oldukça zordur. Büyük Patlama yani Big Bang teorisine göre, evrenin nasıl oluştuğunu açıklamak için rekabet edenlerden biri, Kozmostaki bütün maddelerin, uzayın tamamı, atomaltı parçacıklardan daha küçük bir formda var olduğunu savundu. Bunu düşündükten sonra daha zor bir soru ortaya çıkıyor; Büyük patlamadan önce ne vardı? Sorunun kendisi modern kozmolojiyi 1600 yıldır tutuyor. 4. yy teologlarından St. Augistine ‘’Evren yaratılmadan önce ne vardı?’’ sorusuyla boğuştu. Vardığı sonuç ise İncil’de geçen ‘’Başlangıçta’’ ifadesinin ‘daha önce hiçbir şey yaratılmadığını’ ima etmesi oldu. Dahası Augistine evrenin belirli bir zamanda yaratılmadığını, zamanın ve evrenin aynı anda yaratıldığını da savundu. 20. yy başlarında Albert Einstein da genel görelilik teorisi ile Augistine ’in teorisiyle benzer bir teoriye ulaşmış oldu.

Sadece kütlenin zaman üzerindeki etkisini göz önünde bulunduralım. Bir gezegen in ağır kütlesi zamanı yamultur. Bu da zamanın Dünya yüzeyindeki bir insan için yörüngedeki bir uydudan biraz daha yavaş çalışması demektir. Bu fark dikkate alınması için çok küçüktür ama zaman, aşınmış bir kaya parçasının yanında duran insan için bile geniş bir düzlük arazide duran insana göre daha yavaş akmaktadır. Einstein ’ın çalışmasını esas alarak Belçikalı Kozmolog Georges Lemaitre, 1927 ’de yayımladığı makalesinde evrenin bir tekillik olarak başladığını ve BigBang ’in genişlemesine yol açtığını savunmaktadır.

Bu mantık çerçevesinde, aslında yayımladığımız makalenin ana başlığı kusurludur. Çünkü zaman, ilkel tekilliğin mevcut büyüklüğü ve şekline doğru genişlemesiyle ortaya çıkmıştır. Konu kapandı mı? Ne münasebet. Bu asla bitmeyecek kozmolojik bir kargaşa. Einstein ‘ın ölümünü takip eden yıllarda, kuantum fiziğinin ortaya çıkışı ve bir dizi yeni teori, büyük patlama öncesi evrenle ilgili sorulan soruları yeniden yönlendirdi. İşte bir düşünce:

Ya evrenimiz başka, daha eski bir evrenin ürünüyse?

Bazı astrofizikçiler bu hikayenin Big Bang ‘den kalan artık radyasyon olan Kozmik mikrodalga Arkaplan Işıması (CMB) üzerine yazıldığını tahmininde bulunuyorlar.

(Resim açıklaması: Resimde BigBang’den kalan radyasyon olan CMB gösterilmektedir)

Gökbilimciler ilk olarak 1965 yılında CMB ’yi gözlemlediler ve hızla büyük patlama teorisi için problemler yarattılar. Bu problemler daha sonra kısa bir süreliğine Enflasyon Teorisine (Kozmik enflasyon teorisi) yönlendirildi. Bu teori, varlığının ilk birkaç anında evrenin son derece hızlı bir şekilde genişlemesi şartını gerektirir. Ayrıca CMB’deki sıcaklık ve yoğunluk dalgalanmalarını da açıklar, ancak bu dalgalanmaların tek tip olması gerektiğini de belirtir.

Olay bundan ibaret değil. Yakın zamandaki haritalandırma çabaları, evrenin bazı bölgelerinde diğerlerinden daha fazla dalgalanma ile orantısızlığı öneriyor. Bazı kozmologlar, bu gözlemi, Kaliforniya Teknoloji Enstitüsü araştırmacısı Adrienne Erickcek ‘in sözleriyle, evrenimizin bir ana evrenden “ayrıldığına” destek kanıtı olarak görüyorlar. Kaotik enflasyon teorisinde bu kavram daha da derinleşir. Teoriye göre; her biri bir evren olan enflasyonist baloncukların bitmeyen bir ilerleyişi ve bunların her biri sonsuz bir çok evrede daha fazla şişirici baloncuklar doğurur.
Yine diğer modeller, Büyük Patlama öncesi tekilliğin kendisinin oluşumu etrafında dolaşır.

Kara delikleri kozmik çöp kompaktörleri olarak düşünürsek, bu ilkel sıkıştırma için birincil aday olarak dururlar, böylece genişleyen evrenimiz teorik olarak başka bir evrendeki kara delikten çıkan beyaz bir delik olabilir. Beyaz delik, kara deliğin tersine hareket eden, içine çekmek yerine ciddi enerji ve madde veren varsayımsal bir yapıdır. Yani kozmik bir egzoz kapağı olarak düşünebiliriz. Bazı bilim insanları, evrenimizin bir kara delik içinde doğmuş olabileceğini ve kendi evrenimizdeki kara deliklerin her birinin ayrı evrenler içerebileceğini öne sürüyor. Ancak bazı bilim insanları evrenin bir Büyük Patlama ile değil, Büyük Bir Sıçrama ile başladığını düşünüyor.

Büyük Sıçrama

Bazı çağdaş bilim insanları, çarpıcı paralelliklerle bir fikre ulaştı. Bir Büyük Patlama yerine, evrenin belirli bir boyuta küçüldüğü zaman geri sıçrayan bir döngü içinde genişlediğine ve daralabildiğine inanıyorlar. Büyük Sıçrama teorisinde her bir döngü, tekillik kadar küçük olmayacak küçük ve pürüzsüz bir evrenle başlar. Yavaş yavaş genişler, zaman içinde daha karmaşık ve daha eğik olur. En sonunda, çökmeye başlar ve başlangıç noktasının büyüklüğüne küçülüp yavaş yavaş kendini düzleyen bir noktaya erişir.

Büyük Sıçrama fikrinin işe yaraması için, İngiliz fizikçiler Roger Penrose ve Stephen Hawking tarafından geliştirilen, büzüşen bir evrenin bir bütün olarak tekilliğe kadar küçüleceğini öneren teoremleri etrafında bir yol bulunmak zorunda. Bunu yapmak için, Büyük Sıçrama modelleri negatif enerjinin yerçekimini önleme ve çöküşü tersine çevirme fikrine dayanır. Böylece evren ve zaman boşluğu tekrar tekrar birbirinden ayrılabilir. Bu kasılma ve genişleme döngüleri, yaklaşık olarak her trilyon yılda bir tekrar eder. Büyük Sıçrama, Batı medeniyetinin St. Augustine’den beri gerçeklik hakkındaki görüşünden kopacaktır. Çünkü bu teori zamanın aslında bizim bildiğimiz evrenden daha önce de var olduğunu kabul eder. Ancak Büyük Patlama ya da Büyük Sıçrama olarak, bugünkü evrenimizden önce ne olduğu sorusu ucu açık bir soru olarak kalıyor. Belki de hiçbir şey. Belki başka bir evren veya kendimizin farklı bir versiyonu. Belki de her biri fiziksel gerçekliğini dikte eden farklı yasalara sahip bir evren denizi.

[Bilim İnsanları, Büyük Patlamayı Test Etme Olanağını Buldular]

[Big Bang ’ten Günümüze : Evrenin Tarihi]

[Büyük Patlamadan Öncesinin Var Olduğuna Dair Yeni Bir Teori Ortaya Atıldı]

Çeviri: Burak AKTEPE

Link: https://science.howstuffworks.com/dictionary/astronomy-terms/before-big-bang.html

Continue Reading

Astrofizik

Big Bang ’ten Günümüze : Evrenin Tarihi

Published

on

Başlangıçta hiçbir şey yoktu. 13.7 milyar yıl sonraysa evren şekillenmeye başladı. Bunun hangi koşullar altında gerçekleştiğini ya da zamandan önce bir zaman olup olmadığını bilmiyoruz ama teleskop gözlemleriyle evreni etkileyen önemli olayları bir zaman çizelgesine oturtmayı başardık. İşte başlangıcından sonuna kadar evrenin serüveni: Big Bang Her şey Big Bang’le başladı. California Teknoloji Enstitü ’sünden Sean Carroll ’ın açıklamasına göre Big Bang uzayda yer kaplayan bir şey değil, yalnızca anlık bir olay. Bu zamanın başlangıcıydı. Genel kanının aksine Big Bang bir patlama değil, evrenin fazla sıcak ve yoğun olduğu bir zaman periyoduydu. Bu noktadan itibaren evren her yöne doğru genişlemeye başladı. Bu sırada ne olduğunu tam olarak bilmiyoruz. Matematiksel hesaplarımız fiziki hesaplara uymuyor ve mantığımız görece işlevsiz kalıyor.

Kozmik Büyüme Evresi

Evrenin sonraki hamlesi muazzam bir hızda genişlemek oldu. İlk 0.0000000000000000000000000000001 saniyede evren öyle hızlı büyüdü ki iç içe olan kısımlar dahi birbirinden oldukça uzağa dağıldı. Bu dönem ‘enflasyon’ devresi olarak da biliniyor. Her ne kadar varsayımsal bir fikir olsa da kozmologlara göre bu evrendeki birbirinden uzak alanların birbirine neden bu denli benzediğini açıklıyor. 2014’te bu genişleme devresinden bir ışın izi bulunduğu sanıldı ancak yalnızca yıldızlarası bir toz kümesi olduğu açığa çıktı.

Kuark-Gluon Plazması

Evrenin oluşumundan birkaç milisaniye sonra evren 4 trilyonla 6 triyon derece arası bir sıcaklıktaydı ve bu derecelerde elementler quarklar halinde bulunuyordu ve normalde sıkı sıkıya tutunmuş olan proton ve nötronlar özgürce dolaşıyordu. Onları birbirine bağlayacak atom altı bağlar olan glüonlar evrendeki sıvılaşmıştı. Bilim insanları benzer koşulları simüle etmeyi başarsalar da evrenin ilk anlarından kalma böyle koşulları oluşturmak çok zordu.

İlk Çağ

Sonraki birkaç bin saniye içinde çok fazla şey oldu. Evren genişledikçe soğudu ve nötron ve protonlar bir araya geldi. Big Bang’den 1 saniye sonra evrenin yoğunluğu iyice düştü ve nötron Kozmik Nötron Fon ’unu oluşturdu.

İlk Atomlar

İlk 3 saniye içinde nötronlar bir araya geldi ve hidrojen, helyum ve lityum elementlerinin izotoplarını oluşturdular ama ısı birden düşünce hidrojen ve helyumun bir araya gelerek ilk nötrol elementleri oluşturması için 380,000 yıl geçmesi gerekti. 1965 ’te keşfedilen izlere göre bu dönemde Kozmik Mikrodalga Fonu oluştu.

Karanlık Çağ

Yaklaşık 100 milyon yıl süren Karanlık Çağ boyunca evrende yoktu. Bu dönemde neler yaşandığını bilmiyoruz çünkü evrenle ilgili bilgilerimizi temelde ışıktan elde ediyoruz.

İlk Yıldızlar

180 milyon yıl sonra hidrojen ve helyum ayrılarak yanan kürelere dönüştü ve ilk yıldızlar oluştu ve evren Kozmik Şafak adı verilen döneme girdi. Bu dönem aynı zamanda Yeniden İyonlaşma dönemi olarak da bilinir çünkü önceki dönemlerde nötral hidrojen atomları ısıyla elektron ve protonlara ayrışarak iyonlaşmıştı.

İyonlaşma çok erken dönemlerde gerçekleştiği için ışınları toz ve gazlarla örtülse de bilim insanlarına göre olay Big Bang ’den 500 milyon yıl sonra gerçekleşmiş olabilir.

Geniş Çaplı Yapılar

Big Bang ’den 1 milyar yıl sonra evren tanıdık haline bürünmeye başlıyor ve küçük galaksiler birleşerek aralarında devasa kara delikler olan büyük galaksiler haline geliyor ve ışıkları 12 milyar ışık yılı öteden gözlemlenebilecek yıldızsı gök cisimleri oluşuyor.

Evrenin Orta Yaş Dönemi

Evren sonraki birkaç milyar yıl boyunca büyümeye devam etti ve yoğunluğu yüksek alanlar birbirine kütlesel çekim uygulayarak şimdiki haline benzer galaktik salkımları ve toz ve gaz yığınlarını oluşturdular.

Güneş Sistemi ’nin Doğuşu

4,5 milyar yıl önce, galaksinin belirli bir yerinde etrafında yörüngeler olan sarı bir yıldız oluştu. Bu yörüngelerde 8 gezegen, aylar, kuyruklu yıldızlar gibi sistemler oluştu. 3. Gezegende ya su bulunuyordu ya da kuyruklu yıldızların etkisiyle suya sahip olunmuş olabilir.

Dünya ve İnsanlık

3.8 ila 3.5 milyar yıl sonra bu gezegende minik bakteriler oluştu. Bu bakteriler zamanlar dev deniz yaratıklarına ve otçul dinazorlara ve 200.000 yıl sonra muazzam başarılara imza atabilecek ve her şeyin nasıl oluştuğunu merak edebilecek canlılara dönüştü.

Evrenin Sonu

Elbette ki her şey burada son bulmuyor. Fizikçiler hala evreni neyin beklediğini bilmiyor. Bu karanlık enerjiye ve önemi henüz bilinmeyen ayrılma kuvvetlerine bağlı.

Bir ihtimale göre evren hiç enerji kalmayana dek genişleyebilir ve kara delikler her şeyi yutabilir. Diğer bir senaryoya göreyse kütle çekim kuvveti galip gelip Big Bang’i tersine döndererek her şeyi bir araya toplayarak Big Crunch ’ı oluşturabilir. Ya da Big Rip gerçekleşebilir ve karanlık enerji her şeyi parçalar ve evren kendini parçalara ayırır.

Editör / Yazar: Şeyma SÜRÜCÜ

Kaynak : https://www.livescience.com/65471-photo-timeline-big-bang.html

Continue Reading

Astrofizik

Güneş Sistemimizin Dışında Bir şey Saklanıyor, Ancak Gezegen Dokuz Olmayabilir

Published

on

Güneş sistemimizin dış alanlarında Neptün’ün ötesinde bir yerde dengesiz bir şeyler oluyor. Birkaç obje her şeyden farklı şekilde bir rota izliyor ve biz bunun nedenini bilmiyoruz. Önemli bir hipotez ise gezegen dokuz diye adlandırılan görünmeyen bir nesnenin bu yörüngeleri bozduğu yönünde. Gökbilimciler ise harıl harıl bu gezegeni arıyor. Bu yılın başlarında fizikçiler daha mantıklı olduğunu düşündükleri alternatif bir açıklama yaptılar. Büyük bir nesne yerine güzel yalpalanma daha küçük bir kuiper kuşağı ya da Neptün-ötesi birtakım nesnelerin(TNOs) birleşik yerçekimsel kuvvetinden kaynaklanabilir. İngiltere’ deki astrofizikçi AntranikSefilianve Lübnan’ daki Beyrut Amerikan Üniversitesi’ ndeki astrofizikçi JihadTouma’ ya göre bu böyle. Eğer tanıdık geldiyse Sefilian ve Touma bu fikri ilk düşünen olmadığı içindir ama hesaplamaları güneş sistemindeki diğer 8 gezegen göz önüne alındığında bu nesnelerin garip yörüngelerinin önemli özelliklerini ilk defa açıkladı. [Gezegen dokuz Var Mı? Yok Mu?]

Gezegen dokuz için bir hipotez 2016’ daki bir çalışmada duyuruldu. Kuiper kuşağındaki cüce bir gezegeni inceleyen gökbilimciler birkaç Neptün-ötesi nesnelerinin Güneş sisteminin gaz devlerinin güçlü yerçekimsel etkisinden kopuk olduğunu ve kuiper kuşağının geri kalanından farklı, garip bir dönüşleri olduğunu fark etti. Ayrıca bu 6 objenin yörüngeleri rastgele görünmeyen bir şekilde bir araya toplanmış. Sanki bir şey onları bu pozisyonu sürüklemiş gibi görünüyor. Şimdiye kadar görülmemiş dev bir gezegen bunu yapmış olabilir. Özellikle nerede olduğunu bilmediğimiz zaman o kadar uzakta karanlık bir objeyi görmek için önemli teknik sıkıntılar olduğundan şimdiye dek bu gezegen garip değil fakat bulunması zordu Ama bu bir türlü bunu namazlık bilim insanlarını alternatif açıklamalar aramaya gitti. [Gezegen Dokuz Yerine Başka Bir Şey Dış Güneş Sisteminde Saklanıyor Olabilir]

Sefilian çalışmalarının yayınlandığı Haziran öncesi “ gezegen dokuz hipotezi çok büyüleyici ama varsayılan Gezegen dokuz gerçekten varsa şimdiye dek bulunamadı. ” dedi ve ekibin garip Neptün Ötesi objelerinin yörüngelerinin Daha az etkileyici bir açıklaması olup olmadığını görmek istediklerini ekledi. “Düşündük ki gezegen dokuzu düşünmek ve onun şekli ve olağanüstü yörüngesi için endişelenmek yerine neden sadece neptün’ ün ötesinde bir disk oluşturan küçük nesnelerin çekimini hesap etmiyoruz ve bunun bizim için de işe yarayacağını bakmıyoruz? “ Araştırmacılar güneş sistemimizdeki gezegenler  (ve yer çekimlerinin) ve neptün’ ün yanından geçen büyük enkaz diskinin yanı sıra bağımsız Neptün ötesi objelerin modelini bilgisayarda yaptı.

Araştırmacılar diskin kütlesi, dış merkezliği, belirlediği yön gibi unsurlara bakarak bağımsız Neptün Ötesi nesnelerin birleşik yörüngesini yeniden yapabildiler. Sefilian “Eğer modelden gezegen dokuzu çıkarır ve yerine geniş bir alana yayılmış pek çok küçük nesneyi hesap edersek bu nesneler arası Kolektif çekimi bazı Neptün ötesi objelerde gördüğümüz dışa merkezli yörüngeleri açıklar” dedi. Bu da Kolarado Boulder Üniversitesi’ nden araştırmacıların geçen sene ilk defa Kolektif Yerçekimi hipotezini yayınladıkları yaşadığı sorunu çözüyor. Onların hesaplamaları bağımsız Neptün Ötesi nesneler üzerindeki yerçekimsel etkiyi açıkladıysa da onlar hala neden aynı yönde hareket ettiğini açıklayamadı. [Güneş sistemimizde var olabilecek 10 varsayımsal gezegen]

Yine de iki model de başka bir hata var. Gözlenmiş etkiyi elde edebilmek amacıyla kuiper kuşağının en az birkaç dünya kütlesinin toplam yerçekimine ihtiyacı var. Ancak güneş sistemi oluşturma modeline göre Bu çok daha yüksek olmalı Sefilian bir yıldız etrafındaki enkaz diskinin içindeyken onun tamamını görüntüleyemezsin. Bu yüzden kuiper kuşağında görüp görebileceğimizden daha fazlası olduğu muhtemel diye belirtiyor. Sefilian disk için direkt gözleme dayalı kanıtlarımız olmamasına rağmen gezegen dokuz içinde kanıtlarımız yok ki işte bu yüzden diğer ihtimalleri araştırıyoruz dedi. [Uranüs Gezegeni hakkında bilgi]

Ayrıca iki şeyin doğru olması da muhtemel devasa bir disk ve gezegen dokuz olabilir her yeni bir Neptün Ötesi gezegenlerin keşfi ile davranışımızı açıklamaya yardım edebilecek daha çok kanıt topluyoruz  [Güneş Sistemi’nin en büyük gezegeni: Jüpiter]

Editör / Yazar: Ahmet Can AKYOL

Kaynak: https://www.sciencealert.com/something-s-hiding-in-our-outer-solar-system-but-it-might-not-be-planet-nine

Continue Reading

Öne Çıkanlar