içinde ,

Çalar Saatten Önce İnsanlar Nasıl Tam Zamanında Uyanırlardı?

Modern toplum olarak saate bağımlı yaşıyoruz ve yapmamız gerekenler de çoğunlukla tam zamanında yapılması gerekiyor. Okula, işe veya arkadaşlarla buluşmaya gitmek, kısaca hayatın birçok alanı için saate ihtiyacımız var. Sürekli saati takip ediyor olmak kuşkusuz bize stres veriyor olsa da ona her halükârda gereksinim duyduğumuz da bir gerçek.

Bunun yanı sıra işlerimizi halletmek için belirli saatlere ihtiyacımızın olması yeni bir durum değil. Eski zamanlarda yaşamış olan atalarımızın da bizler gibi tam vaktinde halledilmesi gereken görevleri vardı. Sabahları erken saatte uyanmaları gerekiyordu.

Peki çalar saat icat edilmeden önce atalarımız nasıl tam zamanında uyanırlardı?

Alarmın temel fikrini ilk ortaya atan kişinin antik Yunan mühendisi, fizikçisi ve matematikçisi Ctesibius olduğunu biliyoruz. Ctesibius (M.Ö. 285-222), gaz veya basınçlı havayı kullanan mühendislik dalı olan Pnömatiklerin babasıydı. Ve bir zamanların büyük bir bilim adamıydı. Hatta bazıları onu bir dahi olarak tanımlıyorlar. Ctesibius’un üç icadı ünlü: emme pompası, su saati ve su orgu.

Su saati ise tarihteki en eski saat olarak bilinmekte. Ancak insanlar su saatinin varlığından önce bile erken kalkabiliyorlardı. Yerli Amerikalılar da suyu kullanarak erken kalkma işini hallediyorlardı ama aynı şekilde değil. Bol miktarda su içip uyuduklarında beklenilenden daha erken saatlerde uyanıyorlardı. Fakat her gün belirli bir saatte uyanmak mümkün değildi. Yerli Amerikalılar bu çok su içme çözümünü neredeyse 20. Yüzyıl sonlarına kadar kullanmışlardır.

Antik Mısırlıların ise tam zamanında uyanmak için başka yöntemleri vardı. M.Ö. 245’te, dünyanın ilk mekanik saati olarak anılacak olan ustaca bir saat icat ettiler. Bu mekanik saat sistemine her saat başı kaba bir miktar su koyulması ve bir tokmağın metal plakaya vurması şeklinde alarm mekanizması eklenilmesiyle birlikte etkili bir çalar saat elde edilmiş oldu.

Zaman geçip Hristiyanların sayısı arttıkça, kilise çanlarının çalınması da saatlerin takip edilmesine fayda sağladı. Hristiyanlar, çan sesinin sabahları kilise müdavimlerini dua etmeye çağırdığını biliyorlardı; Müslümanlar için ise günün başlangıcını temsil ediyordu.

Sanayi Devrimi sırasında İngiltere ve İrlanda’da yaygın olan “Uyandırıcılar” önem kazandı. Sabahın erken saatlerinde insanları uyandırmakla görevli olan uyandırıcılar, çalışanların işe zamanında yetişmelerini sağlıyorlardı. Fabrikalar, işçilerin değirmene zamanında ulaştığından emin olmak için pencerelerine uzun bir çubukla vururlardı. Ya da bezelye fırlatıp uyandıracak birini işe alıyorlardı.

Peki ya Uyandırıcıları kim uyandırıyordu?

Yazar Richard Jones’a göre, uyandırıcılar gece boyu uyanık kalırlardı. Ve işten döndüklerinde öğleden sonra 4’e kadar uyurlardı. Uyandırıcıların karşılaştığı sorunlardan biri ücret almadığı bir çalışanı yanlışlıkla uyandırmadığından emin olmaktı.

1878’de uyandırıcılık yapan kadın Waters, Kanada’nın Huron Expositor gazetesi muhabirine şunları söyledi: “Uyandırıcılık düzenli bir ticari meslek olmaya başladığında, müşterilerimizin kapısını tıklatıyor ya da çalıyorduk. Daha sonra bundan rahatsız olduğunu söyleyen insanlar oldu. Öğrenildi ki uyandırıcılar ona para verenlerle birlikte vermeyenlerin de ortak kapısını tıklatıyordu.”

Varılan çözüm ise müşterilerin uyudukları odaların pencerelerine değecek uzunlukta bir çubuk ayarlamaktı. Müşterilerin pencerelerine onları uyandıracak kadar yüksek sesle fakat diğer uyuyanları da rahatsız etmeyecek kadar yumuşak vuruyorlardı.

Daha sonra çalar saat daha ucuz hale geldiğinde ve herkes bir tane alacak güce sahip olduğunda uyandırıcılık mesleği sona ermiş oldu.