Hiç Var Olmayan Kayıp Kıta: Mu Kıtası Nedir?

Kayıp Mu Kıtası Tarihi ve Hakkındaki İlginç Bilgiler

Hayali kuzeni Atlantis’in hikayelerinden binlerce yıl daha genç olan Kayıp Mu Kıtası; dünyanın çeşitli yerlerindeki benzer sembolleri, mimarileri ve mitleri açıklamak için uyduruldu. Ne yazık ki Mu Kıtası’nın var olduğuna ya da yok olduğuna dair herhangi bir kanıt yoktur.

Antik uzaylılar bir kenara… Mayaların ve Mısırlıların aynı piramitleri inşa ettiğini, dünyanın çeşitli yerlerindeki eski insanların (Hintler, Yunanlar, Ojibvalar, Cañariler, Sümerler ve İbraniler de dahil olmak üzere) aynı tufan mitini anlattıklarını ve aralarında Paskalya Adası ve Mısır kadar mesafe bulunan kültürlerin Güneş tanrıları için benzer isimleri (ra’a ve Ra) kullandıklarını anlamak zor değil. Bu sayede insanların ortak bir kaynaktan gelen benzerlikleri açıklamak için bu tür teoriler geliştirmesini anlamak çok da zor olmasa gerek.

İlginizi çekebilir: Arkeologlar Bilinen En Büyük ve En Eski Maya Anıtı’nı Keşfetti

Söylenenlere göre, Mu kıtası fikri 19. Yüzyılın sonlarında Augustus Le Plongeon’nun Kraliçe Móo ve Mısır Sfenks’i (Queen Móo and the Egyptian Sphinx – 1896) kitabında ortaya atıldı. Birkaç Maya şehri keşfeden Le Plongeon Mısır uygarlığından dahi daha eski ve daha geri tarihli Maya uygarlığı kalıntıları ve kayıp kıta kalıntıları içeren bir yazma bulduğunu iddia etti.

Hiç Var Olmayan Kayıp Kıta: Mu Kıtası Nedir?
Hiç Var Olmayan Kayıp Kıta: Mu Kıtası Nedir?

Neden Mu Kıtası Olarak Adlandırıldı?

Mu kıtası olarak adlandırılmasının nedeni felaketten sonra suyun altına batmış toprak anlamına gelmesiydi. Fakat bu yanlış bir tercümeydi. Atlantis efsanesinin kayıp bir parça toprak olmasına küçümseyerek bakan Le Plongeon Mu kıtasını eski zamanlarda Atlantik Okyanusuna gömülmüş gelişmiş medeniyetler içeren bir kıta olduğunu belirtti.

Felaketten kaçan insanlar ise Le Plongeon’un teorisine göre dünyanın etrafına yayıldı. Orta Amerika’ya gidenler Maya şehirlerini kurdular ve Kraliçe Móo’yu takip edenler ise Antik Mısır’ı kurdular.

Le Plongeon 1908 yılında öldü. Fakat bu seferde bayrağı mucit, mühendis ve yazar olan Britanyalı James Churchward aldı. Bu konu üzerinde duran Churchward aşağıdaki kitapları yazdı:

  • Kayıp Bir Kıta: Mu (Lost Continent of Mu – 1926),
  • İnsanlığın Anavatanı (the Motherland of Man – 1926),
  • Kayıp kıta: Mu (The Lost Continent of Mu – 1931),
  • Mu Kıtası Çocukları (The Children of Mu – 1931),
  • Mu’nun Kutsal Sembolleri (Mu – 1933’ün Kutsal Sembolleri).

Le Plongeon’un aksine, Churchward sadece kendisiyle beraber iki kişinin daha okuyabildiği yüksek rütbeli bir rahip tarafından saklanan eski kil tabletleri bulduğunu iddia ettiği Hindistan’a odaklandı. Churchward’a göre bu tabletler ilk insanın nerede göründüğü yeri yani Mu’yu anlatıyordu.

Meksika’da William Niven tarafından bulunan 2.500 kadar tabletten toplandığı diğer bilgilerle birlikte Churchward, Naacal’ın 50.000 ila 12.000 yıl önce geliştiği gelişmiş bir medeniyetin evi olarak Mu için güzel bir hikâye oluşturdu. Mu’nun batışı sırasında, kıtadaki birçok büyük şehir ve diğer kıtalardan kolonileri içerdiği söyleniyordu ve Mu kıtasında 64 milyon insan yaşıyordu.

Kayıp Mu Kıtası Tarihi ve Hakkındaki İlginç Bilgiler
Kayıp Mu Kıtası Tarihi ve Hakkındaki İlginç Bilgiler

Ve yine Le Plongeon’un aksine, Chruchward Mu kıtasının Mariana’dan Hawaii’ye ve Paskalya Adası’ndan Mangaia adasına kadar uzanıyordu ve Pasifik Okyanusu’nda bulunduğunu iddia ediyordu. Kıtayı batıran felaket ise süper volkanik bir faaliyetti. Ve bu faaliyet sonucunda depremler oldu ve yer altındaki gazla genişledi, bunun sonucunda kıta battı.

İlginizi çekebilir: Dünyanın En Eski Tapınağı Göbeklitepe’nin Şaşırtıcı Geometrisi

Modern Hayalperestler Mu Kıtasıyla Hayal Kurmaya Devam Ediyorlar

Atlantis’e benzer şekilde, modern hayalperestler Mu kıtasıyla hayal kurmaya devam ediyorlar ve sebepsiz değiller. Paskalya Adası’ndaki büyük Moai ve Japonya’nın Yonaguni Adası’nın sualtı özellikleri gibi birçok şehir için ana akım bilim insanlarının açıklamaları tatmin edici değilken, büyük, eski bir Mu düşüncesi çok daha ilgi çekici.

Ancak bilim insanları da ve çeşitli nedenlerle geri adım atmıyorlar. Arkeologlar şunları savunuyor:

  1. Kanıtlar eski ve yeni dünya kültürlerinin birbirinden bağımsız olarak geliştiğini,
  2. Levant’ta gelişen ve yaklaşık 10.000 yıl önce dışa doğru yayılan tarım ve kentsel toplumlar,
  3. Mu teorisiyle çelişen genetik çalışmalar.

Benzer şekilde, jeologlar da çeşitli iddialarda bulunuyorlar:

  1. Plaka tektoniği teorisi altında, bütün bir kıtanın batması imkansızdır,
  2. Sadece tüm kıtanın şeklini değiştirmek milyonlarca yıl sürer (mesela Pangea’nın parçalanması),
  3. Bir kıtanın volkanik hareketle parçalanacak devasa temelleri olsaydı, muazzam temel kayaları bugün okyanus tabanında görülüyor olurdu ama gözükmüyorlar.

Bununla birlikte, bugün jeolojik olaylar, erozyon veya sadece yükselen denizler nedeniyle dalgaların altına batmış olan kıtasal büyüklükte kara kütleleri vardır. 2013’te bazı insanları “Brezilya Atlantisi” dediği yeni bir batık kıta keşfedildi.

Tabii ki, bu “Atlantis” modern çağda hiçbir zaman görünür ya da yaşanabilir değildi, çünkü Atlantik Okyanusu Afrika ve Amerika birbirinden uzaklaşırken yani 100 milyon yıl önce kaybolmuştu.

İlginizi çekebilir: Antik Maya Kentinin Gizemli Terk Edilişinin Nedeni Nihayet Açıklanabilir.

Emre AKINCI

Einstein’in Genel Görelilik Teorisi Hakkında Tüm Detaylar

Antarktika Denizinde Bulunan Metan Sızıntısı Araştırmacıların Endişelerini Arttırdı!