fbpx
Bizi Takip Edin

Bilim

Beynin Sağ ve Sol Tarafının Vücutta Kontrol Ettiği Bölgeler Hakkında Yanılmış Olabiliriz

Yayınlandı

üzerinde

Sadece %10 ile idare edemezsiniz. Genellikle, beynin sol bölümünün vücudun sağ tarafını ve sağ bölümünün de vücudun sol tarafını kontrol ettiği söylenir fakat yeni bir araştırmaya göre, durum bu kadar basit değil gibi görünüyor. Bilim insanları onlarca yıldır, hem insanlarda hem de hayvanlardaki vücut hareketlerinde pay sahibi olan bölgenin hem kontrolateral (karşı taraflı) beyin yarım küre, hem de ipsilateral (eş taraflı) yarım küre olduğuna yönelik kanıtlar buluyorlar.

Ancak mevcut haliyle, ipsilateral yarım kürenin, vücudun aynı ve ortak tarafındaki uzuv ile parmak hareketlerini ne derecede düzenlemeye yardımcı olduğu henüz tam anlamıyla anlaşılmış değil. Şimdi ise araştırmacılar, kortikal faaliyetler ile ipsilateral hareketler arasındaki ilişkiyi ortaya çıkararak bir ilke imza atmışlar. St. Louis Washington Üniversitesi’ndeki araştırmacılar ilk defa, 3 boyutlu kol hareketlerinin kinematiğinin (yani uzuv hızının, süratinin ve konumunun), uzuvlara aynı taraftan ulaşan elektrokortikografik (EKoG) sinyallerden çözülebileceğini göstermişler. Makalenin yazarları, tezlerinde şöyle yazıyorlar: “Bu sonuçlar, ipsilateral yarım kürenin, motor hareketleri kontrol etmeye yönelik güçlü bir katkı yaptığı konusundaki bilgilerimizi açıklığa kavuşturuyor ve ayrıca karmaşık hareket bilgisinin, insan beynindeki iki yarım kürede, daha önce sanılandan daha fazla temsil edildiği görüşünü destekliyor.” Daha önce, ipsilateral yarım küreden çözülen hareket kinematiklerinin bulguları oldukça kısıtlıydı. Baş araştırmacı Eric C. Leuthardt ve birlikte çalıştığı sinirbilimciler, daha da derine inebilmek amacıyla, sağlık durumlarının kaynağının bulunabilmesi için farklı EKoG süreçleri geçiren dört epilepsi hastasını (3 erkek, 1 kadın) inceleme altına almışlar. Katılımcıların beyinlerine EKoG elektrotları yerleştiren Leuthardt (bu elektrotlar beynin hem sağ hem de sol yarım kürelerindeki sinirsel faaliyetleri kaydedebiliyor), bu kişiler 3 boyutlu bir uzanma alıştırmasında ellerini hareket ettirirken, onların hem kontrolateral hem de ipsilateral faaliyetlerini ölçmek istemiş.

Sinirsel sinyalleri çözmek amacıyla yapay öğrenme algoritması kullanan araştırmacılar, hareket kinematiklerinin, kortikal yarım küreler boyunca iki tarafa da simetrik bir şekilde yayıldıklarını gözlemlemiş. Bu gözlemlerine ek olarak, ipsilateral kol uzanımlarının, kontrolateral kol uzanımlarına göre kıyas götürür miktarda bir doğruluk payı ile çözümlendiğini gösteren bulgular elde etmişler. Araştırmacılar bu durumun, ipsilateral yarım küreye yakın uzuvlarda gerçekleşen fiziksel hareketlerin asıl kaynağının, ipsilateral yarım küre olduğu anlamına gelmediğini belirtiyorlar fakat ipsilateral yarım küre tarafından bu kadar fazla bilginin çözümlenmesinin de başlı başına kayda değer bir durum olduğunu söylüyorlar. Yazarlar şöyle açıklıyor: “İpsilateral uzuv kinematiğinin çözümlenme kabiliyeti, hareketlerin yerine getirilmesinde ipsilateral yarım kürenin sorumlu olduğuna dair nedensel bir rol belirtmiyor. Fakat kinematik gibi belirli hareket özelliklerinin temsil edilmesi, hareketlerin yerine getirilmesinde ipsilateral yarımkürenin nedensel bir rol oynaması için gerekli” “Bu çalışma, bazı kol hareketi kinematiklerinin, her iki yarımkürede de anlık temelde temsil edildiğini gösteren ilk çalışma.” Görünüşe göre beklentilerimizi kontrol altında tutmamız lazım çünkü mevcut çalışma sadece (dirençli epilepsi sahibi) dört hastayı kapsıyor ve ayrıca, beynin (ve vücudun) her iki tarafında da gerçekte neler olduğunu tam anlamıyla çözmeden önce daha çok araştırmanın yapılması gerekiyor.

Fakat araştırmacılar, bulgularının bir gün, beyinlerinin bir tarafı değil de diğer tarafı etkilenen felçli hastalar için yeni tedaviler bulunması konusunda önemli bir ilerleme sağlayacağını iddia ediyorlar. Araştırmacılar şöyle söylüyor: “Aynı taraftaki el kinematiğini çözmek için EKoG sinyallerinin kullanılabilmesi, felç geçiren bir insan için, beyninin felçten etkilenmemiş yarım küresinden gelen sinyalleri kullanarak, bir beyin-bilgisayar arayüzünü kontrol edebilmesi olasılığını da vurguluyor.” Bunun da ötesinde, beynin iki yarım küresinin de, hareket kinematiği bilgisine ait aynı kortikal temsili dışavurduğu göz önüne alındığında; belki de hastalar günün birinde bu bulgular sayesinde, ipsilateral temeline dayanan rehabilitasyon terapileriyle vücutlarını kontrol etmeyi yeniden öğrenebilirler. Henüz erken olsa da, gelecekte binlerce insanın bundan yararlanabileceğini düşünürsek heyecanlanmamak elde değil. Araştırmacılar, “Her şeyi bir araya getirdiğimiz zaman bu çalışma, ipsilateral kol hareketlerinin 3 boyutlu kinematiğinin, insanlardaki EKoG sinyalleri içerisinde şifrelendiğini gösteriyor” diyor. “Bu bulgular, ipsilateral yarım kürenin, planlamada ve istemli motor hareketlerin yerine getirilmesinde rol oynadığı iddiasını güçlendiriyor. Ayrıca bunlar, sinir-prostetik ve sinir-rehabilitasyon alanında önemli uygulamaların da önünü açabilir.”
Kaynak: https://www.sciencealert.com/we-may-have-been-wrong-how-brain-controls-different-sides-body-contralateral-hemisphere-ipsilateral

Reklam Alanı
Yorum için tıklayın

Yanıtla

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bilim

İnsan Beyninde Tıpkı Bağırsaktaki Gibi Bakteriler Bulunuyor ve Bu Bakteriler Bağırsaklarla İlişkili

Yayınlandı

üzerinde

İnsan bağırsağında yaşayan mikropların sağlığımızı, genlerimizi ve hatta duygularımızı etkileyen birçok şeyden sorumlu olduğu düşünülmektedir. Bilim insanları sürekli olarak insan mikrobiyomunun ölçeği ve etkisi hakkında yeni keşifler yapıyor. Ancak son kanıtlar özellikle şaşırtıcı. Bu gelişen bakteri krallığı yalnız olmayabilir, ancak kafanızda bulunan ayrı bir “insan beyni mikrobiyomu” ile ilişkilendirilebilir. Bu aşamada bilim insanları sadece ön bulgular elde etti. Birmingham’daki Alabama Üniversitesi’nden araştırmacılar tarafından Neuroscience 2018 yıllık toplantısında bu bulgular sunuldu.

Bu ön bulguların paylaşılmasında amaç henüz diğer bilim insanları tarafından bu alanın gözden geçirilmemiş olabileceğidir. Yani devam eden araştırmaların sonuçlarının paylaşımına yöneliktir. Burada önemli olan, bağırsak mikrobiyotasının beynin işlevini ve davranışını nasıl etkileyebileceği ve modern insan beyninin kendi mikrobiyomuna sahip olabileceği gerçeğidir. Araştırma nöroanatomist Rosalinda Roberts tarafından yönetilen bir ekip tarafından gerçekleştirildi. 34 ölmüş insandan alınan beyin örnekleri araştırma kapsamında incelendi. Bu kişilerin yarısı şizofreni hastalığından muzdaripti. Diğer yarısı ise ölmeden önce beyinsel bakımdan sağlıklı olarak tanımlanıyordu.

Deneyde bilim insanları tanımlama ve nicelendirme için bir dizi kesit analizi gerçekleştirdi. Araştırmacılar, bakterilerin yoğunluğunun, beyin bölgesinde bulunduğu yere göre değiştiğini ve substantianigra, hipokampus ve prefrontal kortekste bol miktarda bakteri bulunduğunu söylüyorlar. Ayrıca astrositler olarak adlandırılan hücrelerde, nöronların nasıl iletişim kurduklarında dair önemli bilgiler yer alıyor. Araştırmacılar bakterilerin beyne nasıl geldiğini bilmiyor. Ancak kan damarları aracılığıyla taşınmış olabileceği, aksonlarda ve beyin bariyerinde yerleşebilecek bir nokta bulduğu tahmin ediliyor.
Kaynak: https://www.sciencealert.com/bacteria-could-actually-be-thriving-inside-the-human-brain-new-evidence-suggests

Devamını Oku

Bilim

Grönland Buz Kalıbının Altında Büyük Bir Jeolojik Sürpriz Keşfedildi

Yayınlandı

üzerinde

Yerkürenin uzak kuzeyinde, neredeyse bir kilometre kalınlığında kıta levhası buzunun altında saklanan büyük bir jeolojik keşif ortaya çıktı. Jeologlar, Grönland’ın büyük bir göktaşıyla çarpıştığına dair kanıtlar buldu. Büyük bir çarpışma kraterinin çapı 31 kilometreye ulaşıyor. Bu boyutlarla bulunan en büyük 25. Krater Grönland’da ortaya çıkmış oldu. Ancak bu krater dünyadaki en yaşlı krater olması ve bir buz tabakasının altında gizlenen ilk krater olmasıyla dikkat çekiyor. Onu yaratan göktaşı en az bir kilometre genişliğinde bir demir canavarıydı. Krater Temmuz 2015’de keşfedildi.

Büyük bir jeolog ekibinden oluşan araştırma grubu keşfin doğrulanması için 3 yıllık bir araştırma yürüttü. Buzun altında gömülü kraterin nasıl farkedilebildiğini merak ediyor olabilirsiniz. Cevap, NASA’nın Kuzey Kutbu Bölgesel İklim Değerlendirmesi ve Operasyonu IceBridge Programı için 1997 ve 2014 yılları arasında araştırmacılar tarafından toplanan radar – sondaj verileridir. Bu yöntem buz tabakasının ya da buzulun altındaki topoğrafyanın haritasını çıkarabilmektedir. Aynı zamandaglasiyologların buz kalınlığını ölçmelerine yardımcı olur ve bu da küresel ısınmadan dolayı buz erimesinin hesaplanmasında faydalıdır.

Bu veri kümelerini inceleyen jeologlar gerçekten sıra dışı bir şey fark ettiler. Hiawatha Buzulu’nun altındaki büyük bir dairesel çöküntü verilerde görülebiliyordu. Araştırmada yer alan jeologlardan Kurt H. Kjær, “Bunun özel bir keşif olduğunu hemen anladık. Ancak bu çöküntünün kökenini doğrulamanın zor olacağı da belli oluyordu” dedi. Bu nedenle Mayıs 2016’da bir araştırma ekibi bölgenin daha detaylı bir araştırmasını yapmak, fotoğraf çekmek ve University of Kansas’ta geliştirilen son teknoloji ürünü bir radarı kullanmak için bölgeye gitti. Birden fazla gözlem yaparak, buzulun üzerinde uçuşlar gerçekleştirildi. Kansas Üniversitesi’nden elektrik mühendisi John Paden , “Buz tabakasının kenarındaki yuvarlak yapıyı, özellikle de yeterince yüksek uçtuğunuzda görebilirsiniz” açıklamasında bulundu.

Çoğunlukla krater uçak penceresinden görünmüyor. Zaten orada olduğunu bilmeden bu çöküntüyü fark etmek oldukça zor. Buzulun yakınındaki kraterden çıkarılan çökeltilerin zemin-temelli ve jeokimyasal analizleri, demirin varlığına işaret eden darbe süreçlerinin kanıtlarını göstermiştir. Bu bulgular, çarpma bölgelerinde yaygın olarak bulunan şok kuvveti ve çarpmanın yoğun ısısıyla ana kayadaki silikadan meydana gelen camı içeriyordu. Krater yaşını kesin olarak tahmin etmek zor. Grönland’ın buzla kaplanmadan önce, en az 3 milyon yıl kadar eski bir tarihte gerçekleştiğine dair kesin kanıtlar var ama son buzul çağının sonlarında yaklaşık 12.000 yıl önce meydana gelmiş olabilir. Bilim insanlarının bir sonraki hedefi buzulun altındaki kratere ulaşmak.
Kaynak: https://www.sciencealert.com/the-impact-crater-from-a-huge-iron-meteorite-has-been-found-under-greenland-s-ice-sheet

Devamını Oku

Bilim

Türk bilim insanları, pankreas kanserine karşı etken madde geliştirdi

Yayınlandı

üzerinde

Yazan

Ege Üniversitesi’nde pankreas kanserinin erken teşhisi ve tedavisinde kullanılacak, dokulara zarar vermeden kanserli hücrenin ölmesini sağlayan etken madde elde edildi. Ege Üniversitesi (EÜ) Nükleer Bilimler Enstitüsünde, pankreas kanserinin teşhisi ve tedavisinde kullanılacak etken madde geliştirildi. EÜ’den yapılan açıklamaya göre, Nükleer Uygulamalar Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Fatma Yurt Onaran ve EÜ Tıp Fakültesi Tıbbi biyoloji Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Cumhur Gündüz’ün öncülük ettiği çalışma ekibi, anti-kanser nitelikli etken madde elde etti. Pankreas kanserinin teşhisinde ve tedavisinde kullanılabilecek etken maddenin diğer dokulara zarar vermeden kanserli hücrenin ölmesini sağladığı ifade edildi.

serinin teşhisi ve tedavisi zor bir tür olduğuna işaret ederek, pankreas kanserinin dünyada en çok rastlanan kanser türleri arasında 13’üncü sırayı aldığına dikkati çekti. Fatma Yurt Onaran, çalışmada pankreas kanserinin teşhisinde kullanılabilecek bir floresans özellikte bir madde sentezlediklerini aktararak, şu bilgileri verdi: “Bu maddeye bir de radyoaktif iyot bağlayarak hem nükleer görüntülemenin hem de floresan görüntülemenin yapılabileceği ajan geliştirdik.

İkili görüntüleme yönteminin avantajı, her iki sistemden alınan veriler birleştirildiği için çok daha net bir görüntü elde edilmesidir. Bu etken madde, pankreas kanserine özel olduğu için normal dokularda olumsuz bir etkiye yol açmıyor. Bu madde aynı zamanda fotoaktif bir özelliğe sahiptir. Belirli bir dalga boyunda ışık uygulandığında oluşturduğu etki sayesinde etken madde kanserli hücrelerin ölmesine neden oluyor. Vücuda girdikten sonra herhangi bir bozulma söz konusu olmayan maddenin elde edilmesi de oldukça ekonomiktir.” Çalışma ekibini ziyaret eden EÜ Rektörü Prof. Dr. Necdet Budak ise dünya çapında bir buluşa imza atıldığını belirterek, üniversite olarak bu tür çalışmaların maddi ve manevi olarak yanında olduklarını ifade etti. Kaynak: (İHA)

Devamını Oku

Öne Çıkanlar