fbpx
Bizi Takip Edin

Bilim

Malezya’da Küçük Bir Alanda Daha Önce Bilinmeyen Bir Dil Konuşulduğu Keşfedildi

Yayınlandı

üzerinde

Malezya’nın kuzey yarımadasında 280 kişi tarafından konuşulan bir dil olduğu keşfedildi. Malay yarımadası köylerindeki bu dil daha önce dil bilimciler tarafından bilinmiyordu. Jedek ismi verilen dili sadece Sungai Rual’deki Pergau Nehri boyunca yaşayan yaklaşık olarak 280 kişi tarafından konuşulmaktadır. Yerel alanında dışında dil kullanılmıyor ve tamamıyla belgesiz bir lisan olduğuna inanılıyor.
Bu toplumlar batı toplumlarına göre cinsiyet bakımından daha eşit toplumlardır. Rekabet ya da şiddet gibi kavramlar bu toplumlarda fazla yer bulmuyor. Bu durum da kendi dillerine yansıyor. Bu dilde sahipliği göstermek için fiiller yok, borç ödemek, çalmak, satmak, satın almak veya satmak gibi kavramlar yer almıyor. Dilde değiş tokuş, işbirliği ve paylaşım içeren eylemleri tanımlamak için pek çok sözcük yer alıyor.

İsveç’teki Lund Üniversitesi’nden iki dilbilimci olan Niclas Burenhult ve Joanne Yager, aynı bölgede Jahai dilini okurken bu dili keşfetti. Daha önce bir sürü insan ziyaret etmiş ve bu topluluk üzerinde çalışmıştı. Bu bilinmeyen bir kabile değil, daha önce bu farklı dil araştırmacılara belirtilmedi. Dilin incelemesine dair bilgiler Tipoloji dergisinde yayınlandı.
Bilim insanları bölgeye gittiğinde köyün büyük bir bölümünün farklı bir dille konuştuğunu fark etti. Dil bilimciler bu dilde Jahai dilinde kullanılmayan kelimeler ve gramer yapılarının olduğunu keşfetti. Bu kelimelerden bazıları diğer Asyalı dillerde Malay Yarımadası’nda ama uzak bölgelerde kullanılıyor.

Küreselleşme dünya üzerinde hızla yayılırken, Jedek gibi az bilinen diller hızla ölüyor. Endangered Languages Project’e göre şu anda dünyanın dört bir yanında konuşulan 6000’in üzerinde dil var ve bunların yüzde 40’tan fazlası yok olma tehlikesiyle karşı karşıya. Aslında, 100 yıl içinde, muhtemelen bu dillerin yarısından fazlası ölecek. Dilbilim, bu azınlık dillerini belgelemek ve bu daha az tanınmış kültürlerin bazılarını korumaya yardımcı olmakve insan bilişini, tarihini ve kültürünün daha iyi kavranmasını umut ediyor.
Kaynak: http://www.iflscience.com/brain/previously-undocumented-language-discovered-spoken-in-tiny-area-in-malaysia

Reklam Alanı
Yorum için tıklayın

Yanıtla

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bilim

Bu Drakula karınca çenesini 322 km. hızla kapatabiliyor

Yayınlandı

üzerinde

Yazan

Hayvanlar aleminde hız rekorları sürekli el değiştiriyor. Birçoğumuzun Çita olarak bildiği en hızlı hayvan aslında sandığımızdan çok daha küçük. Detaylar haberimizde. En hızlı hayvanlar hangileridir diye düşündüğümüzde ilk aday genellikle “Çita” oluyor. Ancak hayvanlar aleminin en hızlıları genellikle en tuhaflarından çıkıyor. Güneydoğu Asya ve Avustralya’da yaşayan ve nadir bir tür olan Drakula karıncası tam da bu “tuhaf” hayvanlardan biri.
Hız mı dediniz?

Önceleri, en hızlı hayvan kategorisi birincisinin tuzak çeneli karınca olduğu düşünülürdü. Keza bu türün çenesini saatte 230 km’lik bir hızla kapattığı biliniyor. Başka bir karınca türü olan kapan çeneli Drakula karıncasının çenesini saatte 322 km ile kapatabilmesi ise ona en hızlı hayvan dalında birinciliği getirmiş. Drakula karıncasının farklı çene yapısı, ona sahip olduğu bu inanılmaz hızı sağlıyor. Tuzak çeneli karıncalar, çenelerini açık halde tutup hızlıca kapatıyor. Bu yöntem ayı tuzağının işleyişine benziyor. Ancak Drakula karıncaları harekete çeneleri kapalı halde başlıyor ve çene uçlarını birbirlerine bastırmak suretiyle çenelerindeki iç gerilimi artırıyor.

Karıncalar daha sonra aynı bir insanın parmaklarını şaklatması gibi çenelerini birbirinin üzerinden kaydırıyor. Bu hareket o kadar hızlı ki hayvanın karşısındaki av üzerinde büyük bir şok etkisi yaratıyor. Ekip lideri Andrew Suarez’e göre karıncanın bu hareketini hızlı diye tanımlamak, eylemi olduğundan daha hafif göstermekten başka bir şey değil. Keza Drakula karıncasının çene hareketi, bir insanın gözünü kırpmasından 5,000 kez ve elini şaklatmasından ise 1,000 kez daha hızlı. Ekip, karıncanın hareketini filme alabilmek için saniyede 480,000 kare yakalamış. Bu çalışmanın ardından araştırma ekibi, doğal ortamda bu süper gücün nasıl kullanıldığını inceleyecek. Son olarak, “kapma anı” videosunu aşağıda izleyebilirsiniz.

Kaynak: https://news.illinois.edu/view/6367/727667

Devamını Oku

Bilim

Akraba evliliklerine bağlı hastalıklarda 4 anahtar gen tespit edildi

Yayınlandı

üzerinde

Yazan

Türkiye’de akraba evliliği yapan 200 aileyi genetik taramadan geçiren bilim insanları, zeka ve kas yapısını etkileyen çocukluk çağı nörolojik hastalıklarıyla ilişkili 4 yeni gen tespit etti. Research Councils UK ile TÜBİTAK desteğiyle yürütülen Türkiye – İngiltere İkili İşbirliği Projesi kapsamında Dokuz Eylül Üniversitesi (DEÜ), İzmir Uluslararası Biyotıp ve Genom Enstitüsü (IBG İzmir) ve Newcastle Üniversitesi’nden bilim insanlarıakraba evliliklerine yönelik genetik araştırma yaptı. Türkiye’nin çeşitli bölgelerinden çocukluk çağı nörolojik hastalığı bulunan çocuklarla anne ve babalarının oluşturduğu toplam 200 ailedeki yaklaşık bin kişiden kan örnekleri alındı. “Türkiye’de akraba evliliklerine bağlı nörogenetik hastalık yükünün araştırılmasında yeni genomik yaklaşımlar” başlıklı çalışma kapsamında alınan kan örnekleri, Türkiye ve İngiltere’deki laboratuvarlarda yeni nesil dizileme yöntemiyle araştırıldı. Bugüne kadar tanı almamış bazı çocukların hastalıklarının tespit edildiği araştırma sonucu, zeka geriliği, yapısal beyin bozuklukları, epilepsi ve kas hastalıkları gibi sorunlarla ilişkili 4 yeni gen tespit edildi.
İlaç araştırması ve gen tedavisi
DEÜ Tıp Fakültesi Çocuk Nörolojisi Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Semra Hız, AA muhabirine yaptığı açıklamada, akraba evliliklerinde iki bozuk, hastalıklı genin karşılaşma olasılığının yükseldiğini, bu nedenle beyin ve kasları etkileyen hastalıkların ortaya çıkabildiğini vurguladı. Nadir hastalık çeşitlerinin 7 bine yaklaştığını, bunların büyük bölümünün de beyin ve kas sistemini etkilediğini anlatan Hız, bu hastalıklara tanı konulabilmesinin uzun ve zor tetkikler ile büyük maliyetler gerektirdiğini belirtti. Hız, hastalıkların altında yatan genetik etkenleri saptamak amacıyla tüm genleri yeni nesil dizileme yöntemiyle araştırdıklarını söyleyerek, aile bireylerinden kan alındığını ve genetik tarama gerçekleştirildiğini aktardı. “Şaşırtıcı ve sevindirici sonuçlar” elde ettiklerini vurgulayan Hız, şu bilgileri verdi: “Bu çalışmayla hastalıklara tanı koyma şansımız arttı. Hastalarımızın yüzde 45’i tanı aldı. Hastalığın ne olduğunu tespit etmiş olduk. Bulduğumuz yeni genler ile bazı hastalıkları ilişkilendirdik. Amacımız sadece yeni gen, yeni mutasyon bulmak değil. Toplumumuza nasıl faydamız olabilir bunu araştırıyoruz. Tespit ettiğimiz gen, ne gibi bozukluklar yaratıyor bunu araştıracağız. En sonunda hastaların bireysel tedavisi için ilaç araştırması ve gen tedavisine yöneleceğiz. Araştırmamız bu verilere zemin hazırlayacak.”

Samanlıkta iğne aramak
İzmir Biyotıp ve Genom Enstitüsü Genom Analiz Laboratuvarı Sorumlusu Dr. Öğretim Üyesi Yavuz Oktay da insan genomunun 20 bin civarında protein-kodlayıcı gen içerdiğini, bunların içinde hastalık yapan değişiklikleri aramanın “samanlıkta iğne aramaktan farksız” olduğunu bildirdi. Oktay, Türkiye’de daha çok görülen mutasyonları belirlemek, önlemek, tedavi etmek için bazı genler üzerinde yoğunlaştıklarına işaret ederek, “Kalıtsal mutasyon için bu testler yapılabiliyor. Biz bu çalışmaları genişletmek istiyoruz. Elde ettiğimiz genetik veriler ışığında anne ve baba adaylarında tarama yapılabilir ve hastalıkların da önüne geçilebilir. Sadece Türkiye’de faydalı olmayacak. Dünyadaki tüm benzer hastalıklara yakalanma potansiyeli olan kişiler için de önemli. Nörogenetik hastalıklar, zeka geriliği, beynin yapısal bozuklukları, nöromusküler kas hastalıkları ve epilepsi sık analiz ettiğimiz hastalıklar. Bu konuda bilgi üretme şansımız daha fazla.” diye konuştu. Kaynak: AA

Devamını Oku

Bilim

Üç Soru Üç Cevap: Vücudumuz

Yayınlandı

üzerinde

Yazan

Hayatımızın en büyük nimetlerinden olan vücudumuz hakkında birkaç ilginç bilgi öğrenmeye ne dersiniz ? O zaman ilk olarak sağlık alanından başlayalım.
Egzersiz yaparken vücudumuzda neler olur ?
Evde, sokakta, spor salonunda veya herhangi bir spor sahasında çeşitli fiziksel aktiviteler yapan insanları görürüz. Kimimiz zayıflamak veya kas kütlesi oluşturmak kimimiz de yalnızca kafa dinlemek için egzersiz hareketleri yapar. Egzersiz sırasında vücudumuzun bölümlerinde ne gibi durumlar yaşandığına bir göz atalım. Beyin: Beynimiz egzersiz sırasında normalde harcadığı enerjinin iki katını harcar. Bunun sebebi ise; serotonin, dopamin ve GABA gibi üç önemli kimyasalı salgılar. Kalp: Kan akışı 20 kat artar, adrenalin seviyesi yükselir ve kaslardaki kılcal damarlar açılır. Akciğer: Solunum daha hızlanır ve derinden soluk alıp verilir. Yaklaşık 15 kat daha fazla oksijen alınır. Cilt: Derimizde ki buharlaşma miktarı artar. Ve saat başına 1.4 litre ter üretilir. Kaslar ve Kemikler: Kollarımız ve bacaklarımızın içindeki kaslar büyüyerek kısa bir süre dışarıya doğru şişer. Eğer egzersiz tekrarlanırsa bu şişme kalıcı olur. Kemiklerimizde ise kalsiyum kaybı azalır. Günümüzün yalnızca iki saatini egzersiz yapmaya -yürüyüş bile yeterli- ayırırsal daha sağlıklı bir hayat yaşayabiliriz. kaynak: https://www.sciencefocus.com/the-human-body/what-happens-to-my-body-when-i-exercise/
Araba sürerken insanın neden uykusu gelir ?
Direksiyon başındayken uyuya kalan insanlar hem kendileri hem de diğer sürücüler için çok büyük tehlike arz etmektedir. Yapılan araştırmalarda da her yıl 250.000 kişinin bu durumdan dolayı hayatını kaybettiği belirtildi. Peki insanların hayatını sonlandıran bu durum neden oluşur ? Temmuz ayında Avustralya’daki RMIT Üniversitesi’nden bir ekip, bu konu ile alakalı bir çalışma gerçekleştirdi. Beynimizde uykuya dalmamızı sağlayan teta dalgasına benzer bir olayın, sürüş esnasında da oluştuğu gözlemlendi. Saniyede yedi devir civarında olan frekans, belli bir saatten sonra sürücünün beynini etkiliyor ve bu nedenle uykulu hal başlıyor. Bir başka sonuç ise tekerleklerden gelen ve ”beyaz gürültü” adı verilen bir sesin de uykuya neden olduğu gözlemlendi. Kaynak: https://www.sciencefocus.com/the-human-body/why-does-driving-make-us-drowsy/
Neden güleriz ?
Gülmek hayatımızın her anında vardır. Öyle ki hayata gözümüzü açtığımız ilk günlerden ömrümüzün sonuna kadar onlarca olay karşısında bazen hafif bazen de çoşkulu bir gülme durumu yaşarız. Peki dünyayı renklendiren gülücükler nasıl oluşur ? İlk olarak şunu belirtelim bu sorunun cevabı halen daha net değil. 15 kasımızın birden çalıştığı gülmeyi kontrol eden bölge, subkorteks içindedir. Evrimsel gelişme bakımından beynin bu bölümü; nefes alma, temel refleksleri kontrol etme gibi en eski ve birincil sorumlulukları üstlenir. Yani gülmeyi kontrol eden mekanizmalar, beynin çok daha sonra gelişen ve dil ve hafıza gibi işlevleri yerine getiren bölümlerinden uzaktadır. Yani gülme bir kez beynimizin derinliklerinde tetiklendiğinde ‘yüksek fonksiyonlu’ bölgeler müdahale edemiyor. Tersi de aynı derecede doğrudur; yani, talep üzerine gülmek imkânsızdır. Beynin gülmeden sorumlu bölümünü tespit etmiş ve o bölgeyi uyarma yoluyla insanın gülmesini sağlamış olsak bile insanı neyin güldürdüğünü hala bilmiyoruz. Tabii genelde bizi sevindiren durumlar karşısında gülüyoruz ancak iş bilimsel netlik kısmına gelindiğinde halen daha bazı soru işaretleri bulunuyor.   Kaynak: http://www.bbc.com/future
Editör Yazar: Kuzey Kılıç

Devamını Oku

Öne Çıkanlar