fbpx
Bizi Takip Edin

Bilim

Tesla’yı Çağın Çok İlerisinde Bir Bilim Adamı Yapan 10 Özelliği

Yayınlandı

üzerinde

Çağın çok ötesinde bir Bilim Adamı olan Nikola Tesla’nın buluşları bugün hala bilim adamları tarafından yeni keşfedilmektedir. Birçok buluşu çalınmış, birçok projesi engellenmiş bir bilim adamı olan Tesla hakkı yenmiş bir dâhidir. Kapitalist sistemin çıkarlarına uymayan buluşlarıyla zamanında destek görmemiş Tesla eğer öngördüklerini gerçekleştirebilseydi, dünya şu anda çok farklı bir yer olurdu. Tesla bu kadar engellenmiş olmasına rağmen günümüze ulaşan buluşları bile dünyayı değiştirmeye yetmiştir.
1- Para İçin Değil Bilim İçin Çalıştı: Paranın her şeyi satın alabildiği, büyük buluşların önünü kapayabildiği, maddi çıkarlar uğruna teknolojik buluşların engellendiği bir çağda Tesla parayı hiç önemsemedi ve bu düşüncesini şu şekilde açıkladı: “Para insanların kendine biçtiği kıymete haiz değildir. Benim bütün param deneylere yatırılmıştır. Bunlarla yeni keşiflerde bulunup insanoğlunun yaşamını biraz daha kolaylaştırmasını sağlıyorum.” Tesla’nın bu düşüncesi tabi ki var olan dünya düzeni için çok fazla iyimserdi. Kablosuz elektriği bulan Tesla’ya tüm dünyaya ücretsiz enerji yayabileceği için fon verilmedi. Doğru akımı bulan Edison, alternatif akımı bulan Tesla’ya aktarılacak fonların önünü daimi olarak kesti. Çünkü Tesla’nın altermatif akımı elektriğin hem güvenli bir şekilde hem de ucuz bir şekilde transfer edilmesini sağlıyordu. Edison’un doğru akımı ise belirli bir mesafeyi aşamıyordu. Bu tehlikeyi gören hem Edison hem de bu sektörden çıkar sağlayan diğer karteller sürekli olarak Tesla’nın projelerine ket vurdular ve bugün sadece keşfedilmiş buluşlarıyla bile dünyayı değiştiren şimşeklerin efendisi beş parasız hayatını yitirdi. 2- Bulunduğu Çağı Değil İlerisini Düşündü: Tesla, bulunduğu çağa değil ilerisine yatırım yapmayı düşündü. Edison, Tesla’nın dünyayı değiştirecek buluşu Alternatif Akım’ın zararlı olduğunu ispatlamaya çalışırken, gösterilerinde elektrikli sandalyelerde hayvanları öldürürken, Tesla alternatif akımı kendi vücudundan geçirerek dünyaya alternatif akımın ne kadar güvenli olduğunu ispatladı ve bunu şu sözleriyle açıkladı: “…Kendi alternatif akım ve yüksek frekans ile ilgili “frekans yüksek olduğu müddetçe yüksek voltajlardaki alternatif akımlar derinin yüzeyinde, herhangi bir yaralanmaya neden olmadan salınırlar. Ama bu amatörlerin becerebileceği bir şey değildir. Sinir dokularına nüfuz edebilecek miliamperler öldürücü bir etki yaratabilir ama derinin üzerindeki amperler kısa süreler için zarar vermez. Derinin altına sızabilecek düşük akımlarsa, ister alternatif ister doğru akım olsunlar, ölüme yol açabilir.” 1893 yılında Tesla’nın alternatif akım önerisi Edison’un doğru akımını yenmişi. Alternatif akım artık “World’s Columbian” sergisini aydınlatmak için kullanılıyordu. Artık Tesla az da olsa duyulmaya başlamıştı Bu Tesla’nın arzu ettiği bir şey değildi fakat çocukluktan beri hayal ettiği bazı projeleri hayata geçirmesine olanak sağladı. Örneğin Niagara Şelalesi projesi. Tesla Nigara projesini aldıktan sonra bile birçok yatırımcı hidroelektrik santrallerinin çalışıp çalışmayacağından şüphe ediyordu. Fakat 16 Kasım 1896’da düğmeye basıldığında New York-Buffalo’da 34 kilometre çapında tüm ışıklar yandı. Birkaç yıl içinde istasyon çapını New York merkezine kadar genişletti. Bu da 644 kilometre çapında her yerin aydınlanması demekti. Tesla’nın çocukluk hayali gerçekleşmişti, Tesla Niagara şelalesinden ciddi miktarda elektrik üretiyordu. Tesla, dünyanın ilk hidroelektrik santralini Niagara şelalerinde kurmuş oldu. Yukarıdaki resimde Tesla’nın Niagara şelalesindeki heykelini görebilirsiniz. Tesla bununla da kalmayıp tüm dünyaya kablosuz elektrik vermeyi önerdi. Tesla, 1900 yılında J.P. Morgan’ın sağladığı 150 bin dolarla Tesla Telsiz Yayın Sistemi/Wardenclyffe adındaki kulenin yapımına Long Island, New York’ta başladı. Fakat JP Morgan bunun tüm dünyaya bedava elektrik sağlamak olduğunu anlayıp çıkarları doğrultusunda hareket etmeyi seçince son dakikada projeye fon sağlamaktan vazgeçip, Edison’un başka bir projesine yatırım yapmaya karar verdi. Tesla, iklimleri kontrol etmeyi de önerdi, fakat buna da fon bulamadı. Tesla öldükten sonra bu projesi ele geçirildi ve HAARP teknolojisi olarak Amerika tarafından geliştirilmeye başlandı. 3- Barış Yanlısı Bir Bilim Adamıydı: Tesla İkinci Dünya savaşından sonra bu denli büyük bir insan kıyımının yaşanmaması için “Barış Işını” dediği bir kalkan oluşturmayı önerdi. Bu kalan ulusların sınırlarını koruyacaktı, aynı Çin Seddi gibi. Fakat bu kalkan saldırı yapan uçaklar için ölüm demekti ve Barış Işınını 11 Temmuz 1934’te New York Times “Ölüm Işını” olarak tanıttı. Bu proje bu nedenle geliştirilemedi fakat her zaman bir şüphe akıllarda kaldı. Çünkü Tesla öldükten sonra çalışmalarına ajanlar tarafından el koyulmuştu. Bu nedenle de bir süpergücün bu teknolojiyi geliştirip uygulamaya almış olması ihtimali özellikle soğuk savaş zamanında daimi bir korku oluşturmuştu. 4- Aşırı Detaycıydı, Görünmeyenlere İlgisi Yüksekti: Bazı insanlar Tesla’nın buluşlarını deneme yanılma yöntemiyle değil de sorunları aklında çözerek bir anlık çözümle gerçekleştirdiğini söyler, indüksiyon motorunu keşfi gibi. Bu da aslında Tesla’nın analitik zekasının bir belirtisidir. Tesla bakar fakat farklı görürdü, örneğin yuvarlak cisimlerden korkardı. Takılardaki inciler veya 3 sayısının oval kısmı gibi. Bir gün bir arkadaşının ona kaynamamış bir suda var olan mikropları göstermesi üzerine hayatı boyunca kaynamış suda pişen yiyecekleri yemeye mahkum kalmıştı. Takıntılı olması dehasının verdiği bir belirtiydi. Bazı sorunlar aklından çıkmıyordu. 5- İsmi SI birim sisteminde Yer Alıyor: Tesla adı aynı zamanda bir birimi de ifade ediyor. Tesla öldükten sonra ismi Uluslararası Birimler Sisteminde “Manyetik Akı Yoğunluğuna” verildi. Bu onura ulaşan kişi sayısı epey azdır, Carl Friedrich Gauss gibi. Yüksek frekanslı akımlar da bir zamanlar “Tesla Akımları” olarak belirtiliyordu. Bir tesla, metrekarede 1 weber’a ya da 10,000 gauss’a eşittir(bilim adamları genelde küçük manyetik alanlarda gauss’u tercih eder). Weber birimi de, karasal manyetizma ve 1833 yılında bulduğu elektro-manyetik telgraf ile tanınan Alman fizikçi Wilhelm Eduard Weber ardından kullanılmaya başlanmıştır. 6- Sadece belli başlı buluşlarının Patentlerini almasına rağmen Patent Şampiyonuydu: 111 tanesi Amerika olmak üzere Tesla’nın yaklaşık 300 patenti vardı. Bu rakama almadığı patentler veya çalınan fikirleri dahil değildir. Örneğin; Henry Ford, ilk motorlu aracı ile gösteriş yaparken yanına giden Tesla bu kadar büyük bir motora gerek olmadığını anlatmıştır. Fakat Ford kendini fazla üstün gördüğü için Tesla’yı dinlememiş; bunun üzerine Tesla, ateşleme sistemini icat etmiştir. Bunu gören Edison’un yakın arkadaşı Ford hızlı davranmış ve ateşleme sistemini kullanmak için patentini kendine almıştır. Edison sadece %5’lik verim ile çalışan ampullerini geliştirirken Tesla, dünyanın ilk neon lambalarından birini geliştirdi. Bunu sergide, çok sevdiği bilim adamlarından Michael Faraday ve James Clerk Maxwell’in adlarını neon tüpleri bükerek yazdırmak suretiyle gerçekleştirdi. Tesla; ayrıca, elektrostatik dalgaları kullanarak aydınlattığı floresan lambaları da geliştirdi. Sanayi floresanları keşfetmeden 40 yıl önce Tesla kendi laboratuvarında floresan kullanıyordu. Tesla uzaktan kumandaların da mucididir. Radyo dalgalarıyla yönlendirme yapma buluşu robot devrimini başlatmıştır. Tanımladığı “tele-otomon”lar herhangi bir programlama ya da yönlendirme sistemi olmamasına rağmen uzaktan kumandalı arabaların atası sayılır. Ayrıca 1896’da Tesla, Wilhelm Röntgen X-ray’i keşfettikten hemen sonra, X-ray fotoğrafları çektiğini rapor etmiştir. “İnsanların benim fikirlerimi çalmasından dolayı üzgün değilim, kendilerine ait bir fikirleri olmadığından dolayı üzgünüm” Nicola Tesla 7- Radyo’nun Gerçek Mucididir: Radyoyu fiziksel olarak önümüze ilk defa Marconi koymuştur fakat tabi ki bu buluşun da fikir babası Nikola Tesla’dır ve günümüzde Tesla “radyonun babası” olarak anılır. Tesla yalnızca ilk radyo patentlerini almakla kalmadı, aynı zamanda 1893’te(Marconi radyo ile ilgili çalışmalara başlamadan iki yıl önce) radyo yayınlarının nasıl işlediği hakkında uygulamalı olarak ders verdi. 1894’ün ortalarında küçük, taşınabilir bir radyo-iletim istasyonu kurup test etmeye başlamıştı bile. Tesla, iletimi ve alımı sağlayan “Tesla Bobini” ve Tesla’nın dört ayarlı devresi ile radyoyu yapmıştı bile. Tesla, radyo kontrolünün de öncülerindendir, bu alandaki fikrini 8 Kasım 1898’de patentlemiştir ve 1898 yılında, Madison Square Garden’daki elektrik sergisinde sergilemiştir. 8- Gizli Laboratuvarları Vardı: Tesla’nın derin çalışmalar yürüttüğü günümüzde bile olmayan 2 laboratuvarı vardı. Ünlü yazar Mark Twain sık sık burayı ziyaret eder Tesla’nın çalışmalarını izlerdi. 1899 yılında Tesla yüksek voltaj ve yüksek frekanslı elektriğin gizemini çözmek için Colorado Springs’de bir laboratuvar inşa ettirdi. Bir deneyinde 12.8 metrelik metal direk toprağa devasa elektriksel tepkiler vermeye başladı; bir diğerinde, bir Tesla bobini 30 metre ileriye, odanın öbür ucuna elektriksel atlama yaptı. Daha sonra yaşanan bir dalgalanma, elektrik şirketinin dinamosunu ve dökümünü havaya uçurunca Colorado Springs laboratuvarı da tarihe karıştı. Colorado Springs macerası sırasında Tesla, 200 adet lambayı 40 kilometre uzaktan aydınlatarak karasal-durağan dalgaların varlığını kanıtladı –bu, dünyanın belirli elektrik frekanslarında enerjiyi iletmesi anlamına geliyordu. Sonraları Tesla, Wardenclyffe’da yeni bir gizli laboratuvar inşa etti. Yeni laboratuvarı Manhattan’daki evine de yakındı. Shore Ham, Long Island tesisi 50 ton ağırlığında, 57 metre yüksekliğinde, yerin 36 metre altında bir verici içeriyordu. Tesla, tüm dünyaya ücretsiz olarak elektrik yaymayı düşünmüştü ve bunu yapılabileceğini de kanıtlamıştı. 9- Tesla Kapitalist Sisteme Boyun Eğmedi, Mağdur Kaldı ama Yine de Duruşunu Değiştirmedi: Bir yabancı olan Tesla, daha zengin ve daha iyi bağlantılara sahip bir iş adamı olan, adını lekeleyen ve elektrik alanındaki şöhretini elinden alan adam Edison ile, radyo piyasasında Tesla’nın kendi teknolojisini kullanarak onu yenen (ayrıca Nobel ödülünü de elinden alan) Marconi ile ve Tesla’nın patentleriyle bir iş imparatorluğu kuran sanayici George Westinghouse ile adaletsiz bir savaş vermişti. Tesla’nın ilk aşkları bilim ve ilerlemeye olan sadakati onun şöhretine, geleceğine ve akıl sağlığına mâl oldu. J. P. Morgan’ın finansal yardımlarını Edison’a kaydırması ve bununla birlikte Wardenclyffe ile ilgili hayallerini kaybedince Tesla çöküntüye uğradı. “Bu bir rüya değil” dedi, “Bu sadece basit bir elektrik mühendisliği başarısı, sade pahalısı… kör, korkak, şüpheci dünya…”. 10- Tüm Dünyayı Elektrik ile Buluşturdu: An itibariyle Tesla’nın alternatif akım jeneratörleri, motorları ve transformatörleri tüm dünya endüstrisine, bireysel aydınlanmaya ve şu an kullandığımız birçok elektronik cihaza güç sağlamaktadır. Dünyaca ünlü Edison ise bugün sadece pillerde kullanılan doğru akıma öncülük etmiş ve ampulü keşfetmiştir. Belçikalı mühendis Zénobe-Théophile Gramme tarafından geliştirilen elektrik motoruna bakarsak, Edison ve diğerleri elektrik motoruna verimsiz olan doğru akımı bağlamaya çalıştılar ve başarılı olamadılar oysa Tesla, buna ikinci bir devre taktı ve ilk çok fazlı sistemlerin bir prototipini oluşturarak devrim yarattı. Transformatör de jeneratör gibi Michael Faraday tarafından icat edilmişti. Ancak ikisi de Tesla onları açmadan önce adeta kilitli bir kutu gibiydi. Tesla bunların potansiyellerini ortaya çıkararak bizlerin modern dünyada elektriğin kullanmasını sağladı. Hatta kablosuz elektriği keşfetti.(Resimde Tesla’nın elinde tuttuğu ampulün kablosuz elektrikle yandığını görüyoruz.) Bilimin Atası olan Tesla’yı Saygıyla Anıyoruz ve kendisine ait şu sözle paylaşımımız noktalıyoruz: “Bırakın doğruları gelecek söylesin ve herkesi eserlerine ve başarılarına göre değerlendirsin. Bugün onların olsun; ama uğrunda çok uğraştığım gelecek, benimdir.”

Reklam Alanı
Yorum için tıklayın

Yanıtla

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bilim

Efes Antik Kenti iklim değişikliği nedeniyle tehlike altında

Yayınlandı

üzerinde

Yazan

Nature Communications dergisinde yer alan bir araştırmaya göre başta Efes Antik Kenti olmak üzere Akdeniz kıyılarında yer alan 49 tarihi şehir iklim değişikliği sebebiyle tehlike altında. Başta Efes Antik Kenti olmak üzere Akdeniz kıyılarında yer alan pek çok antik kent, iklim değişikliklerine bağlı olarak deniz seviyesinin aşırı yükselmesi sebebiyle erozyon tehlikesi altında. Nature Communications tarafından yayınlanmış olan biraraştırma için Efes Antik Kenti, İstanbul’un tarihi kısımları ve Fethiye yakınlarındaki Xanthos-Letoon antik kentlerinin de aralarında bulunduğu 49 tarihi şehir incelendi.

Araştırma, deniz seviyesinin yükselmesi nedeniyle gelecek yüz yıl içinde bu kentlerin 37’sinin sular altında kalma ve 42’sinin de kıyılarda meydana gelebilecek erozyon tehdidiyle karşı karşıya olduğunu ortaya koydu. Akdeniz bölgesinde deniz seviyesinin yükselmesi nedeniyle en çok tehdit altında olan bölgelerin başında İtalya’nın Venedik Lagünü, Ferrara Kenti ve Aquileia Bazilikası geliyor. Hırvatistan’da Adriyatik kıyısındaki tarihi Trogir kenti ve Sibenik Katedrali tehdit altında bulunuyor.

Erozyon tehlikesinin en yüksek olduğu yerler arasında ise İzmir’de yer alan Efes Antik Kenti, Lübnan’ın tarihi Sur Kenti, Pythagorion Antik Kenti ve Heraion Antik Kenti yer alıyor. Araştırma kapsamında iklimlerin değişikliğine ilişkin dört farklı senaryoyu inceleyen bilim insanları, 2100 yılına kadar deniz seviyesinin ne kadar yükselebileceğine dair tahminlerde bulundu. Dünyanın ısınması sonucu buzulların eridiğini ve deniz seviyesinin yükseldiğini belirten bilim insanları, deniz seviyesi yükseldikçe riskin de arttığına dikkati çekti.
Kaynak: https://edition.cnn.com/2018/10/16/world/climate-change-world-heritage-sites/index.html

Devamını Oku

Bilim

Balık Yağı ve D Vitamininin Gerçek Faydaları İki Büyük Araştırmada İncelendi

Yayınlandı

üzerinde

Yapılan iki önemli çalışma, balık yağından elde edilen ilaçların insanları ölümcül kalp krizi, felç ve diğer kardiyovasküler hastalıklardan korumada etkili olduğunu kanıtlamaktadır. Uzun yıllar alan çalışmalar Omega-3 yağ asitleri ile yapılan farklı formülasyonları ve bu ilaçların kullanım miktarlarını iki grup insan üzerinde test etti. İlk gruptakiler kardiyovasküler hastalık veya diyabet gibi hastalıklara sahipti. Yürütülen her iki çalışmada da hapları her gün alan kişilerin, bazı kalp ve dolaşım sorunlarıyla ilgili plasebo ilaç kullananlara kıyasla korunduğunu gösterdi.

D vitamini kullanan kişiler üzerinde yapılan testte ise kalp hastalıkları üzerinde herhangi bir tesir görülmezken, zamanla kansere bağlı ölümlerdeki düşüşle D vitamini tüketmenin bağlantılı olduğu görüldü. Araştırma, Amerikan Kalp Derneği’nin Chicago’dak yapılan 2018 Bilimsel Oturumunda kısa bir süre önce duyuruldu ve New EnglandJournal of Medicine’de yayımlandı.
Amerika Birleşik Devletleri’ndeki yaklaşık 43 milyon insan, LDL’yi veya “kötü” kolesterolü düşürmek için statinler aldı ve uyuşturucu, kalp krizi ve felç riskinde ciddi azalmalar görüldü. Ancak kalp hastalıkları birçok toplumda önde gelen ölüm sebebi olmayı sürdürüyor. Bu nedenle araştırmacılar, diyet, egzersiz ve sigara içme alışkanlıklarındaki değişiklikler gibi bilinen koruyucu faktörlerin ötesinde kardiyovasküler hastalıklarla mücadele etmenin başka yollarını aramaktadır.

Çalışmaya başkanlık eden Boston’daki BrighamKadın Hastanesi’ndeki girişimsel kardiyovasküler programların yönetici direktörü Deepak L. Bhatt, sonuçların kardiyoloji uygulamasını değiştirebildiğini ifade ediyor. 2007 yılında, Japonya’da yapılan büyük bir çalışma, REDUCE-IT çalışmasında kullanılan balık yağının aynı bileşeninin, kardiyovasküler problemlere karşı koruma konusunda umut vaat ettiğini belirlemiştir. Ancak bu araştırma, maddeyi bir plaseboyla karşılaştırmamıştır. Cumartesi günü VITAL olarak adlandırılan diğer balık yağı çalışması, Lovaza denilen bir ilaca Omega-3 yağ asitlerinin farklı bir formülasyonunun etkisine baktı. Araştırmacılar, beş yıldan fazla bir süre boyunca yaklaşık 26.000 kişiyi izledi. Sonuçlar ilacı kullanan hastalarda kalp krizi geçirme olasılığının yüzde 28 daha az olduğunu ortaya koydu.

Plasebo verilen hastalarda ise kalp krizi görülme olasılığında yüzde 20 düzeyinde bir azalma yaşandı. Bu sonuç plasebo sonuçlarından yüzde 8 daha yukarıdadır. Aynı zamanda haftada 1.5 porsiyon balık tüketenlerin ilacı alarak Omega-3 tüketimini arttırmaları halinde olası kalp krizi oranındaki azalmanın daha da yüksek olduğu görüldü. Araştırmada, D vitamini tüketiminin kanserden iki veya daha fazla yıl sonra ölüm sayısının azaltılmasında rolü olabileceği belirtildi. Araştırmacılar D vitamininin kanserin metastaz yapması veya daha invaziv hale gelmesini önlemede yardımcı olabileceğini ileri sürüyor. Ancak bu iddia hala araştırılmaya devam ediyor.
Kaynak: https://www.sciencealert.com/fish-oil-drugs-protect-heart-health-two-studies-say-vitamin-d-cancer-risk?perpetual=yes&limitstart=1

Devamını Oku

Bilim

İnsan Beyninde Tıpkı Bağırsaktaki Gibi Bakteriler Bulunuyor ve Bu Bakteriler Bağırsaklarla İlişkili

Yayınlandı

üzerinde

İnsan bağırsağında yaşayan mikropların sağlığımızı, genlerimizi ve hatta duygularımızı etkileyen birçok şeyden sorumlu olduğu düşünülmektedir. Bilim insanları sürekli olarak insan mikrobiyomunun ölçeği ve etkisi hakkında yeni keşifler yapıyor. Ancak son kanıtlar özellikle şaşırtıcı. Bu gelişen bakteri krallığı yalnız olmayabilir, ancak kafanızda bulunan ayrı bir “insan beyni mikrobiyomu” ile ilişkilendirilebilir. Bu aşamada bilim insanları sadece ön bulgular elde etti. Birmingham’daki Alabama Üniversitesi’nden araştırmacılar tarafından Neuroscience 2018 yıllık toplantısında bu bulgular sunuldu.

Bu ön bulguların paylaşılmasında amaç henüz diğer bilim insanları tarafından bu alanın gözden geçirilmemiş olabileceğidir. Yani devam eden araştırmaların sonuçlarının paylaşımına yöneliktir. Burada önemli olan, bağırsak mikrobiyotasının beynin işlevini ve davranışını nasıl etkileyebileceği ve modern insan beyninin kendi mikrobiyomuna sahip olabileceği gerçeğidir. Araştırma nöroanatomist Rosalinda Roberts tarafından yönetilen bir ekip tarafından gerçekleştirildi. 34 ölmüş insandan alınan beyin örnekleri araştırma kapsamında incelendi. Bu kişilerin yarısı şizofreni hastalığından muzdaripti. Diğer yarısı ise ölmeden önce beyinsel bakımdan sağlıklı olarak tanımlanıyordu.

Deneyde bilim insanları tanımlama ve nicelendirme için bir dizi kesit analizi gerçekleştirdi. Araştırmacılar, bakterilerin yoğunluğunun, beyin bölgesinde bulunduğu yere göre değiştiğini ve substantianigra, hipokampus ve prefrontal kortekste bol miktarda bakteri bulunduğunu söylüyorlar. Ayrıca astrositler olarak adlandırılan hücrelerde, nöronların nasıl iletişim kurduklarında dair önemli bilgiler yer alıyor. Araştırmacılar bakterilerin beyne nasıl geldiğini bilmiyor. Ancak kan damarları aracılığıyla taşınmış olabileceği, aksonlarda ve beyin bariyerinde yerleşebilecek bir nokta bulduğu tahmin ediliyor.
Kaynak: https://www.sciencealert.com/bacteria-could-actually-be-thriving-inside-the-human-brain-new-evidence-suggests

Devamını Oku

Öne Çıkanlar