fbpx
Bizi Takip Edin

Bilim

Tesla’yı Çağın Çok İlerisinde Bir Bilim Adamı Yapan 10 Özelliği

Yayınlandı

üzerinde

Çağın çok ötesinde bir Bilim Adamı olan Nikola Tesla’nın buluşları bugün hala bilim adamları tarafından yeni keşfedilmektedir. Birçok buluşu çalınmış, birçok projesi engellenmiş bir bilim adamı olan Tesla hakkı yenmiş bir dâhidir. Kapitalist sistemin çıkarlarına uymayan buluşlarıyla zamanında destek görmemiş Tesla eğer öngördüklerini gerçekleştirebilseydi, dünya şu anda çok farklı bir yer olurdu. Tesla bu kadar engellenmiş olmasına rağmen günümüze ulaşan buluşları bile dünyayı değiştirmeye yetmiştir.
1- Para İçin Değil Bilim İçin Çalıştı: Paranın her şeyi satın alabildiği, büyük buluşların önünü kapayabildiği, maddi çıkarlar uğruna teknolojik buluşların engellendiği bir çağda Tesla parayı hiç önemsemedi ve bu düşüncesini şu şekilde açıkladı: “Para insanların kendine biçtiği kıymete haiz değildir. Benim bütün param deneylere yatırılmıştır. Bunlarla yeni keşiflerde bulunup insanoğlunun yaşamını biraz daha kolaylaştırmasını sağlıyorum.” Tesla’nın bu düşüncesi tabi ki var olan dünya düzeni için çok fazla iyimserdi. Kablosuz elektriği bulan Tesla’ya tüm dünyaya ücretsiz enerji yayabileceği için fon verilmedi. Doğru akımı bulan Edison, alternatif akımı bulan Tesla’ya aktarılacak fonların önünü daimi olarak kesti. Çünkü Tesla’nın altermatif akımı elektriğin hem güvenli bir şekilde hem de ucuz bir şekilde transfer edilmesini sağlıyordu. Edison’un doğru akımı ise belirli bir mesafeyi aşamıyordu. Bu tehlikeyi gören hem Edison hem de bu sektörden çıkar sağlayan diğer karteller sürekli olarak Tesla’nın projelerine ket vurdular ve bugün sadece keşfedilmiş buluşlarıyla bile dünyayı değiştiren şimşeklerin efendisi beş parasız hayatını yitirdi. 2- Bulunduğu Çağı Değil İlerisini Düşündü: Tesla, bulunduğu çağa değil ilerisine yatırım yapmayı düşündü. Edison, Tesla’nın dünyayı değiştirecek buluşu Alternatif Akım’ın zararlı olduğunu ispatlamaya çalışırken, gösterilerinde elektrikli sandalyelerde hayvanları öldürürken, Tesla alternatif akımı kendi vücudundan geçirerek dünyaya alternatif akımın ne kadar güvenli olduğunu ispatladı ve bunu şu sözleriyle açıkladı: “…Kendi alternatif akım ve yüksek frekans ile ilgili “frekans yüksek olduğu müddetçe yüksek voltajlardaki alternatif akımlar derinin yüzeyinde, herhangi bir yaralanmaya neden olmadan salınırlar. Ama bu amatörlerin becerebileceği bir şey değildir. Sinir dokularına nüfuz edebilecek miliamperler öldürücü bir etki yaratabilir ama derinin üzerindeki amperler kısa süreler için zarar vermez. Derinin altına sızabilecek düşük akımlarsa, ister alternatif ister doğru akım olsunlar, ölüme yol açabilir.” 1893 yılında Tesla’nın alternatif akım önerisi Edison’un doğru akımını yenmişi. Alternatif akım artık “World’s Columbian” sergisini aydınlatmak için kullanılıyordu. Artık Tesla az da olsa duyulmaya başlamıştı Bu Tesla’nın arzu ettiği bir şey değildi fakat çocukluktan beri hayal ettiği bazı projeleri hayata geçirmesine olanak sağladı. Örneğin Niagara Şelalesi projesi. Tesla Nigara projesini aldıktan sonra bile birçok yatırımcı hidroelektrik santrallerinin çalışıp çalışmayacağından şüphe ediyordu. Fakat 16 Kasım 1896’da düğmeye basıldığında New York-Buffalo’da 34 kilometre çapında tüm ışıklar yandı. Birkaç yıl içinde istasyon çapını New York merkezine kadar genişletti. Bu da 644 kilometre çapında her yerin aydınlanması demekti. Tesla’nın çocukluk hayali gerçekleşmişti, Tesla Niagara şelalesinden ciddi miktarda elektrik üretiyordu. Tesla, dünyanın ilk hidroelektrik santralini Niagara şelalerinde kurmuş oldu. Yukarıdaki resimde Tesla’nın Niagara şelalesindeki heykelini görebilirsiniz. Tesla bununla da kalmayıp tüm dünyaya kablosuz elektrik vermeyi önerdi. Tesla, 1900 yılında J.P. Morgan’ın sağladığı 150 bin dolarla Tesla Telsiz Yayın Sistemi/Wardenclyffe adındaki kulenin yapımına Long Island, New York’ta başladı. Fakat JP Morgan bunun tüm dünyaya bedava elektrik sağlamak olduğunu anlayıp çıkarları doğrultusunda hareket etmeyi seçince son dakikada projeye fon sağlamaktan vazgeçip, Edison’un başka bir projesine yatırım yapmaya karar verdi. Tesla, iklimleri kontrol etmeyi de önerdi, fakat buna da fon bulamadı. Tesla öldükten sonra bu projesi ele geçirildi ve HAARP teknolojisi olarak Amerika tarafından geliştirilmeye başlandı. 3- Barış Yanlısı Bir Bilim Adamıydı: Tesla İkinci Dünya savaşından sonra bu denli büyük bir insan kıyımının yaşanmaması için “Barış Işını” dediği bir kalkan oluşturmayı önerdi. Bu kalan ulusların sınırlarını koruyacaktı, aynı Çin Seddi gibi. Fakat bu kalkan saldırı yapan uçaklar için ölüm demekti ve Barış Işınını 11 Temmuz 1934’te New York Times “Ölüm Işını” olarak tanıttı. Bu proje bu nedenle geliştirilemedi fakat her zaman bir şüphe akıllarda kaldı. Çünkü Tesla öldükten sonra çalışmalarına ajanlar tarafından el koyulmuştu. Bu nedenle de bir süpergücün bu teknolojiyi geliştirip uygulamaya almış olması ihtimali özellikle soğuk savaş zamanında daimi bir korku oluşturmuştu. 4- Aşırı Detaycıydı, Görünmeyenlere İlgisi Yüksekti: Bazı insanlar Tesla’nın buluşlarını deneme yanılma yöntemiyle değil de sorunları aklında çözerek bir anlık çözümle gerçekleştirdiğini söyler, indüksiyon motorunu keşfi gibi. Bu da aslında Tesla’nın analitik zekasının bir belirtisidir. Tesla bakar fakat farklı görürdü, örneğin yuvarlak cisimlerden korkardı. Takılardaki inciler veya 3 sayısının oval kısmı gibi. Bir gün bir arkadaşının ona kaynamamış bir suda var olan mikropları göstermesi üzerine hayatı boyunca kaynamış suda pişen yiyecekleri yemeye mahkum kalmıştı. Takıntılı olması dehasının verdiği bir belirtiydi. Bazı sorunlar aklından çıkmıyordu. 5- İsmi SI birim sisteminde Yer Alıyor: Tesla adı aynı zamanda bir birimi de ifade ediyor. Tesla öldükten sonra ismi Uluslararası Birimler Sisteminde “Manyetik Akı Yoğunluğuna” verildi. Bu onura ulaşan kişi sayısı epey azdır, Carl Friedrich Gauss gibi. Yüksek frekanslı akımlar da bir zamanlar “Tesla Akımları” olarak belirtiliyordu. Bir tesla, metrekarede 1 weber’a ya da 10,000 gauss’a eşittir(bilim adamları genelde küçük manyetik alanlarda gauss’u tercih eder). Weber birimi de, karasal manyetizma ve 1833 yılında bulduğu elektro-manyetik telgraf ile tanınan Alman fizikçi Wilhelm Eduard Weber ardından kullanılmaya başlanmıştır. 6- Sadece belli başlı buluşlarının Patentlerini almasına rağmen Patent Şampiyonuydu: 111 tanesi Amerika olmak üzere Tesla’nın yaklaşık 300 patenti vardı. Bu rakama almadığı patentler veya çalınan fikirleri dahil değildir. Örneğin; Henry Ford, ilk motorlu aracı ile gösteriş yaparken yanına giden Tesla bu kadar büyük bir motora gerek olmadığını anlatmıştır. Fakat Ford kendini fazla üstün gördüğü için Tesla’yı dinlememiş; bunun üzerine Tesla, ateşleme sistemini icat etmiştir. Bunu gören Edison’un yakın arkadaşı Ford hızlı davranmış ve ateşleme sistemini kullanmak için patentini kendine almıştır. Edison sadece %5’lik verim ile çalışan ampullerini geliştirirken Tesla, dünyanın ilk neon lambalarından birini geliştirdi. Bunu sergide, çok sevdiği bilim adamlarından Michael Faraday ve James Clerk Maxwell’in adlarını neon tüpleri bükerek yazdırmak suretiyle gerçekleştirdi. Tesla; ayrıca, elektrostatik dalgaları kullanarak aydınlattığı floresan lambaları da geliştirdi. Sanayi floresanları keşfetmeden 40 yıl önce Tesla kendi laboratuvarında floresan kullanıyordu. Tesla uzaktan kumandaların da mucididir. Radyo dalgalarıyla yönlendirme yapma buluşu robot devrimini başlatmıştır. Tanımladığı “tele-otomon”lar herhangi bir programlama ya da yönlendirme sistemi olmamasına rağmen uzaktan kumandalı arabaların atası sayılır. Ayrıca 1896’da Tesla, Wilhelm Röntgen X-ray’i keşfettikten hemen sonra, X-ray fotoğrafları çektiğini rapor etmiştir. “İnsanların benim fikirlerimi çalmasından dolayı üzgün değilim, kendilerine ait bir fikirleri olmadığından dolayı üzgünüm” Nicola Tesla 7- Radyo’nun Gerçek Mucididir: Radyoyu fiziksel olarak önümüze ilk defa Marconi koymuştur fakat tabi ki bu buluşun da fikir babası Nikola Tesla’dır ve günümüzde Tesla “radyonun babası” olarak anılır. Tesla yalnızca ilk radyo patentlerini almakla kalmadı, aynı zamanda 1893’te(Marconi radyo ile ilgili çalışmalara başlamadan iki yıl önce) radyo yayınlarının nasıl işlediği hakkında uygulamalı olarak ders verdi. 1894’ün ortalarında küçük, taşınabilir bir radyo-iletim istasyonu kurup test etmeye başlamıştı bile. Tesla, iletimi ve alımı sağlayan “Tesla Bobini” ve Tesla’nın dört ayarlı devresi ile radyoyu yapmıştı bile. Tesla, radyo kontrolünün de öncülerindendir, bu alandaki fikrini 8 Kasım 1898’de patentlemiştir ve 1898 yılında, Madison Square Garden’daki elektrik sergisinde sergilemiştir. 8- Gizli Laboratuvarları Vardı: Tesla’nın derin çalışmalar yürüttüğü günümüzde bile olmayan 2 laboratuvarı vardı. Ünlü yazar Mark Twain sık sık burayı ziyaret eder Tesla’nın çalışmalarını izlerdi. 1899 yılında Tesla yüksek voltaj ve yüksek frekanslı elektriğin gizemini çözmek için Colorado Springs’de bir laboratuvar inşa ettirdi. Bir deneyinde 12.8 metrelik metal direk toprağa devasa elektriksel tepkiler vermeye başladı; bir diğerinde, bir Tesla bobini 30 metre ileriye, odanın öbür ucuna elektriksel atlama yaptı. Daha sonra yaşanan bir dalgalanma, elektrik şirketinin dinamosunu ve dökümünü havaya uçurunca Colorado Springs laboratuvarı da tarihe karıştı. Colorado Springs macerası sırasında Tesla, 200 adet lambayı 40 kilometre uzaktan aydınlatarak karasal-durağan dalgaların varlığını kanıtladı –bu, dünyanın belirli elektrik frekanslarında enerjiyi iletmesi anlamına geliyordu. Sonraları Tesla, Wardenclyffe’da yeni bir gizli laboratuvar inşa etti. Yeni laboratuvarı Manhattan’daki evine de yakındı. Shore Ham, Long Island tesisi 50 ton ağırlığında, 57 metre yüksekliğinde, yerin 36 metre altında bir verici içeriyordu. Tesla, tüm dünyaya ücretsiz olarak elektrik yaymayı düşünmüştü ve bunu yapılabileceğini de kanıtlamıştı. 9- Tesla Kapitalist Sisteme Boyun Eğmedi, Mağdur Kaldı ama Yine de Duruşunu Değiştirmedi: Bir yabancı olan Tesla, daha zengin ve daha iyi bağlantılara sahip bir iş adamı olan, adını lekeleyen ve elektrik alanındaki şöhretini elinden alan adam Edison ile, radyo piyasasında Tesla’nın kendi teknolojisini kullanarak onu yenen (ayrıca Nobel ödülünü de elinden alan) Marconi ile ve Tesla’nın patentleriyle bir iş imparatorluğu kuran sanayici George Westinghouse ile adaletsiz bir savaş vermişti. Tesla’nın ilk aşkları bilim ve ilerlemeye olan sadakati onun şöhretine, geleceğine ve akıl sağlığına mâl oldu. J. P. Morgan’ın finansal yardımlarını Edison’a kaydırması ve bununla birlikte Wardenclyffe ile ilgili hayallerini kaybedince Tesla çöküntüye uğradı. “Bu bir rüya değil” dedi, “Bu sadece basit bir elektrik mühendisliği başarısı, sade pahalısı… kör, korkak, şüpheci dünya…”. 10- Tüm Dünyayı Elektrik ile Buluşturdu: An itibariyle Tesla’nın alternatif akım jeneratörleri, motorları ve transformatörleri tüm dünya endüstrisine, bireysel aydınlanmaya ve şu an kullandığımız birçok elektronik cihaza güç sağlamaktadır. Dünyaca ünlü Edison ise bugün sadece pillerde kullanılan doğru akıma öncülük etmiş ve ampulü keşfetmiştir. Belçikalı mühendis Zénobe-Théophile Gramme tarafından geliştirilen elektrik motoruna bakarsak, Edison ve diğerleri elektrik motoruna verimsiz olan doğru akımı bağlamaya çalıştılar ve başarılı olamadılar oysa Tesla, buna ikinci bir devre taktı ve ilk çok fazlı sistemlerin bir prototipini oluşturarak devrim yarattı. Transformatör de jeneratör gibi Michael Faraday tarafından icat edilmişti. Ancak ikisi de Tesla onları açmadan önce adeta kilitli bir kutu gibiydi. Tesla bunların potansiyellerini ortaya çıkararak bizlerin modern dünyada elektriğin kullanmasını sağladı. Hatta kablosuz elektriği keşfetti.(Resimde Tesla’nın elinde tuttuğu ampulün kablosuz elektrikle yandığını görüyoruz.) Bilimin Atası olan Tesla’yı Saygıyla Anıyoruz ve kendisine ait şu sözle paylaşımımız noktalıyoruz: “Bırakın doğruları gelecek söylesin ve herkesi eserlerine ve başarılarına göre değerlendirsin. Bugün onların olsun; ama uğrunda çok uğraştığım gelecek, benimdir.”

Reklam Alanı
Yorum için tıklayın

Yanıtla

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bilim

Bilim insanları, bakterilerden oldukça esnek olan akıllı, biyouyumlu mikrorobotlar tasarlamaya başladı

Yayınlandı

üzerinde

Bir gün EPFL ve ETH Zürih’te yürütülen araştırmalar sayesinde doğrudan hastalıklı dokuya ilaç veren küçük robotları yutabiliyor olacağız. EPFL’de Selman Sakar’ın ve ETH Zürih’teki Bradley Nelson’ın önderlik ettiği bilim insanları grubu, bakterilerden oldukça esnek olan akıllı, biyouyumlu mikrorobotlar tasarlamaya başladı. Bu cihazlar sıvılar arasında yüzebildiklerinden ve gerektiğinde şeklini değiştirebildiklerinden, dar kan damarlarından ve karmaşık sistemlerden hız veya manevra kabiliyetinden ödün vermeden geçebilirler. Elektromanyetik bir alan üzerinden kontrol edilmelerini sağlayan manyetik nanopartiküller içeren hidrojel nanokompozitlerden yapılmaktalar.

EPFL ve ETH Zürih’teki bilim insanları, çevrelerine bağlı olarak şekil değiştirebilecek küçük elastik robotlar geliştirdiler. Science Advances’te yer alan bir makalede, bilim insanları robotun şeklini “programlamak” için geliştirdikleri yöntemi açıkladı; böylece yoğun, viskoz veya hızla hareket eden sıvılar arasında kolayca seyahat edebilir bir tasarım.

Bedenlenmiş zeka: Robotları düşündüğümüzde, genellikle karmaşık elektronik sistemler, sensörler, aküler ve aktüatörlerle donatılmış hacimli makineleri aklımıza getiriyoruz Ancak mikroskobik ölçekte robotlar tamamen farklıdır. Minyatür robotlar üretmek, bilim insanlarının origami bazlı bir katlama yöntemi kullanarak ele aldıkları bir dizi zorluk sunuyor. Yeni hareket stratejileri, gömülü elektronik sistemler tarafından gerçekleştirilen klasik hesaplama paradigmasına bir alternatif olan somutlaşmış zekayı kullanıyor. “Robotlarımız, içinde bulundukları sıvının özelliklerine adapte olmalarını sağlayan özel bir yapıya sahip. Örneğin, viskozite veya ozmotik konsantrasyonda bir değişiklikle karşılaşırlarsa, hızlarını ve manevra kabiliyetlerini korumak için şekillerini değiştiriyorlar.” diyor Sakar. Bu deformasyonlar, hantal sensör veya aktüatör kullanılmadan performansı en üst düzeye çıkarmak için önceden “programlanabilir”. Robotlar, bir elektromanyetik alan kullanarak kontrol edilebilir veya sıvı akışını kullanarak boşluklar içinde kendi başlarına gezinmek için bırakılabilirler. Her iki durumda da, otomatik olarak en verimli şekle dönüşürler.  Doğadan ilham alındı: Nelson “Doğa, çevresel koşulları değiştikçe şekil değiştiren çok sayıda mikroorganizmayı geliştirmiştir. Bu temel ilke, mikro robot tasarımımıza ilham verdi. Bizim için temel zorluk, ilgilendiğimiz değişiklik türlerini tanımlayan fiziği geliştirmek ve bunu yeni üretim teknolojilerine entegre etmek oldu.” diyor. Gelişmiş etkinlik sunmaya ek olarak, bu minyatür yumuşak robotlar da makul bir maliyetle kolayca üretilebilir. Şimdilik araştırma ekibi, insan vücudunda bulunan karmaşık sıvılarla yüzmenin performansını arttırmaya çalışıyor.
Çeviren: Bünyamin TAN
Kaynak: https://www.sciencedaily.com/releases/2019/01/190118145536.htm

Devamını Oku

Bilim

Kayıp Antarktika Gölünde Küçük, Tuhaf Yaratıkların Kalıntıları Keşfedildi

Yayınlandı

üzerinde

Antarktika buzulunun altında derin bir yeraltı altı gölü olan Mercer, binlerce yıldır insanlar tarafından el değmeden varlığını sürdürdü. Bilim insanları 2007 senesinde Antarktika buz tabakasının uydu görüntülerini incelerken gölü tesadüf eseri keşfetti. Keşif sonrası göle ulaşma çalışmaları başlatıldı. Bilim insanları nihayet 26 Aralık 2018 tarihinde göle ulaşmayı başardı. 50 metre derinliğindeki denizaltı gölünü keşfetmek için, SALSA (SubglacialAntarcticLakesScientific Access) adlı bir projeden araştırmacılar, buzda yaklaşık 1 kilometre derinliğinde küçük bir delik açmak zorunda kaldı. Bunu, ısıtılmış suyu püskürten kurşunkalem uçlu bir matkapla yaptılar .

Delik oluşturulduktan sonra gölden numune çıkarılması için çeşitli aletler kullanıldı. Ekip, bu örneklerde mikrobiyal yaşam formları bulmayı bekliyordu ve umdukları gibi bu formlara ulaştılar. Ancak ekibi asıl şaşırtan çamurda gizlenen başka bir şeyin varlığı oldu. Numuneler ayrıca, en sert koşullara dayanma kabiliyetine sahip olduğu bilinen sekiz bacaklı omurgasız bir tür olan küçük kabuklular (haşhaş tohumundan daha küçük canlılar) ve bir tardigrad gövdesi içeriyordu. SALSA ekibi, 5.5 metrelik bir alandan altı mükemmel tortu çekirdeği çıkardı. Ayrıca, 10 litrelik altı şişe göl suyuyla dolduruldu ve gölün ilk görüntüleri alındı. Tüm bu bileşenler analiz için laboratuvara götürüldü. Araştırmacılar, küçük kabuklu hayvanların ölülerini ve örneklerde bir zift keşfettiklerinde bir hata olduğunu düşündüler. Çekirdeklerin kirlenmiş olduğuna ikna oldular. Böylece ekip ekipmanlarını iyice temizleyerek yeniden örnek aldı. Yeni örnekler geldiğinde, oradalardı: daha fazla kabuklu hayvan. Daha önce hiç böyle bir şey buz tabakasının altında bulunmamıştı.

Mercer Gölü, bilim insanlarının erişebildiği ikinci yeraltı gölüdür. 2013 yılında yakınlarda bulunan Whillans Gölü’ne ulaşmak için 2.600 metre delik açılmıştır. daha da delik Ancak orada alınan numunelerde daha yüksek yaşam formu belirtileri (sadece mikroplar) görülmemiştir. Ekip bu kabukluların ve ziftlerin bir zamanlar kıtada bulunan yaşam formlarından kaldığını, her nasılsa yakınlardaki dağlardan göle taşındığını düşünüyor. Dartmouth Koleji Arktik Araştırmaları Enstitüsü Müdürü Ross Virginia, “Antarktika, insanlar tarafından en az etkilenen ve dünyadaki biyolojik çeşitliliği anlamak için harika bir laboratuvar ve gezegenimizin buzul tarihini anlatıyor” dedi.

Ayrıca, Antarktika suyollarını incelemek, küresel ısınmanın potansiyel sonuçları hakkında bilgi edinebilmek için önemli bir yöntem. Ancak Antarktika’nın subglacial sistemlerini araştırmak inanılmaz derecede zor. Virginia, Antarktika’daki buz vadilerinde 30 yıldan beri çalışıyor ve Priscu ile birlikte diğer Antarktika’daki araştırma projelerinde çalıştı.Bu ortamlarda sondaj yapmanın, NASA’nın uzayda yeni dünyalar keşfederken yaptığı aynı bakımı gerektirdiğini söyledi. Aydan dönen astronotları karantinaya almak veya steril ekipmanı korumak gibi. Bunun nedeni, kirlenmenin büyük masraflar çıkarması ve önemli araştırmaları kolayca mahvedebilmesi. Hatta bilim adamlarının aslında orada olmayan bir tür yaşam keşfettiklerini düşünmelerine yol açabilmesidir. Bu yüzden iyi ekipmanburada çok önemlidir.
Kaynak: https://www.sciencealert.com/remains-of-tiny-strange-creatures-have-been-discovered-in-a-lost-antarctic-lake

Devamını Oku

Bilim

Kanserin evrim süreci nasıl işliyor?

Yayınlandı

üzerinde

Yazan

Kanser tümöründeki hücreler de doğadaki canlılar gibi değişip evrim geçiriyor. Bu sürecin nasıl işlediğini anlamak kanseri daha başında yenmemizi kolaylaştıracaktır. Rakamlara bakılırsa kansere karşı zafer hala uzak görünüyor. ABD’de bir insanın yaşamı boyunca kanser olma riski erkeklerde yüzde 42, kadınlarda yüzde 38. İngiltere’deki Kanser Araştırmaları Vakfı ise bu oranı sırasıyla yüzde 54 ve 48 olarak veriyor. 2015 itibariyle İngiltere’deki kanserli hasta sayısı 2,5 milyona ulaştı. Bu her yıl yüzde 3’lük bir artış, başka bir deyişle beş yılda 400 bin ekstra kanser hastası demek. Bu rakamlar kanserin giderek daha yaygınlaştığını gösteriyor. Peki neden birçok insan hayatının bir döneminde kanser oluyor? Aslında kanser evrim sürecinin kötü bir yan ürünüdür. İnsan gibi büyük ve karmaşık bir yapıya sahip hayvanlar bu özelliklerinden dolayı kansere yatkındır.  Hücre bölünmesi
Kanserin nasıl oluştuğunu anlamak için vücudumuzdaki temel bir işleyişe bakmak gerekir: Hücre bölünmesi. Hepimizin kökeni bir yumurta ile sperm hücresinin birleşmesine dayanıyor. Birkaç gün içinde yumurta ve sperm birkaç yüz hücre içeren bir topak haline gelmiştir. 18 yaşına geldiğimizde bu hücreler o kadar çok bölünerek çoğalmıştır ki vücudumuzda ortalama ne kadar hücre olduğu konusunda bilim insanlarının öne sürdüğü rakamlar arasındaki fark bile trilyonlarla ifade edilir.  Vücudumuzdaki hücre bölünmesi sıkı bir kontrol altında gerçekleşir. Örneğin ellerimiz ilk büyümeye başladığında bazı hücreler “intihar” ederek parmaklarımız arasında boşlukların oluşmasını sağlar. Kanser de hücre bölünmesi ile ilgilidir; ama bir farkla: Kanserli hücre, diğer hücrelerin tabi olduğu kontrollü bölünme kurallarını çiğner. “Bu hücreler sanki farklı bir organizma gibidir” diyor Cambridge Üniversitesi’nden Timothy Weil. “Ne kadar hızlı bölünürse diğer hücrelerden daha fazla besin alabilecek ve tutunup büyüyebilecektir.” “Yetişkin hücreler sürekli kontrol altındadır. Ama kanser bu hücrelerde kontrolün kaybolması demektir” diyor Weil.
Mutasyon  Kanserin kontrolsüz bir şekilde büyümesi, P53 geni gibi hücre büyümesini önleyen genlerin kanserli hücrelerde mutasyona uğramış olması nedeniyledir. Fakat vücudumuz bu mutasyonları fark etme konusunda oldukça iyidir. Sahip olduğumuz biyolojik sistemler, mutasyona uğramış hücreler zararlı hale gelmeden devreye girerek onları ortadan kaldırır. Fakat mutasyona uğrayarak bozulmuş bu hücrelerin çok azı gözden kaçabilir. Bunlar zamanlar bölünüp çoğalarak milyarlarca sayıya ulaşıp tümör haline gelir. Tümör oluştuktan sonra, kanserli hücrelerin her biri yok edilinceye dek o kişide kanser var demektir. Çünkü birkaç tanesi bile sağlam kalsa hızla çoğalıp yeniden tümör oluşturabilir. Kanser hücrelerinin hepsi birbirinden farklıdır. Bölündüklerinde mutasyona uğrayıp değişirler. Yani kanser tümöründeki hücreler genetik olarak birbirinden farklıdır. Tıpkı diğer canlıların da zamanla genetik varyasyonlar geliştirdiği gibi. Bütün canlılarda olduğu gibi doğal seleksiyon yoluyla en güçlünün hayatta kalması süreci işlediğinden tümördeki hücreler de daha kanserli olacak şekilde evrilir. Tümörlerin genetiğinin sürekli değişime uğraması kanserin tedavisini zorlaştırıyor.
Tedavi yöntemleri  Kanser tümörünün kökünü bir ağacın gövdesi ve daha sonra mutasyona uğrayan hücreleri de farklı dalları olarak düşünebiliriz. Tümörün kökünü hedef alan terapiler bir süre sonra işe yaramaz hale geliyor; çünkü zamanla dallardan birindeki kanser hücreleri bu tedaviye karşı direnç geliştiriyor. Ortalama bir tümör bin milyar kadar kanser hücresi içerir. İngiltere’den kanser uzmanı Charles Swanton tümördeki üç ana mutasyonu hedef alarak direnç geliştiren kanserli hücre sorununu en asgariye indirmeyi deniyor. Ancak bu oldukça pahalı bir yöntem; çünkü tek tek hastaların kanserini inceleyip ilk ana mutasyonları bulmaları ve tedaviyi ona göre belirlemeleri gerekiyor.  İtalyan kanser uzmanı Alberto Bardelli ise farklı bir yöntem geliştirmiş. ‘Klon’ adını verdiği dirençli kanser hücrelerinin tümörde baskın hale geldiği zamanı kolluyor. Bu sırada kanser tedavisi için uygulanan ilacı keserek diğerlerinin gelişip dirençli olanları ortadan kaldırmasını sağlıyor. Sonra başka klonları diğerlerine karşı kullanıyor. Diğer klonlar üstünlük kazandığında yeniden ilaca başlıyor. Bunlar direnç geliştirmemiş olduğu için ilaç etkili oluyor. Bunu ‘klonlar savaşı’ olarak adlandırıyor Bardelli. Bu taktiğin işe yarayıp yaramadığı bu yaz başlanacak klinik deneylerde görülecek. Bu evrimsel yaklaşım işe yarayabilir; ama aynı zamanda kanseri ilk tetikleyen şeyin ne olduğunu anlamak gerekir. 2013’te araştırmacılar en yaygın kanser mutasyonlarını bulmak için hastaların genomlarını incelemeye başladı.
DNA tamiri  Glasgow Üniversitesi’nden Andrew Biankin, akciğer kanserinde sigara dumanına, cilt kanserinde morötesi ışınlara maruz kalmanın ve DNA’yı tamir yeteneğinde kalıtsal bir sorun olmasının önemli olduğunu vurguluyor. Bunların yanı sıra nedeni belli olmayan kanserler de var. Peki bu tür genetik değişikliklere yol açan şey nedir? Kanser tedavisi için yeni ilaçlar geliştirmek gerektiği gibi, önleme üzerinde durmanın daha önemli olduğunu vurgulayanlar da var. Amerikan Kanser Vakfı’ndan Otis Brawley, 1900’de kanserden ölüm 100 binde 65 iken, 90 yıl sonra 210’a çıktığını söylüyor. Fakat son 20 yılda alınan önleyici tedbirler sayesinde ölüm oranlarında yüzde 25 azalma kaydedildiğini ekliyor. ABD’de kanserden ölümlerin üçte biri sigarayla bağlantılı.  O halde sigara önlenebilir ölüm nedenlerinin başında geliyor. Kanserden ölüm oranları düşüyor olsa da kanser teşhislerinde bir artış söz konusu. Bunun bir nedeni, prostat kanserinde olduğu gibi, teşhis koymadaki gelişmeler ise diğeri de insanların çok daha uzun yaşamasıdır. “Uzun yaşadığınızda kanser olursunuz” diyor Biankin. Çünkü hücrelerimiz DNA’larının bütünlüğünü bu kadar uzun süre koruyacak kadar evrilmedi. Brawley 40 yaşın üstündeki insanların belli bir aşamada gen mutasyonuna uğrayarak kanser olacağını söylüyor.  Bu korkutucu olsa da doğal savunma sistemimiz birçok mutasyonu daha başlangıç aşamasında tespit edip tümör haline gelmesine izin vermeden ortadan kaldırıyor. “Vücudumuz milyonlarca yıldan beri geliştirdiği kaynakları kullanıyor” diyor Bardelli. “Umutluyum. Kanseri bir gün yeneceğimizden hiç şüphem yok. Bazen sorunun ne olduğunu tam tespit edemediğimizden başarısızlığa uğruyoruz. Ama bu kimsenin hatası değil, bilim böyle işliyor.” Kaynak: http://www.bbc.com/earth/story/20160601-is-cancer-inevitable

Devamını Oku

Öne Çıkanlar