fbpx
Connect with us

Bilim

Bilim, İnsan Beyninde Çok Boyutlu Evren Bulduğunu İddia Ediyor

Published

on

Bilim insanları tarafından insan beyninin 11 boyuta kadar çeşitli yapı ve şekillere ev sahipliği yaptığına dair heyecan yaratan bir keşif yaptı. Bilim insanları tarafından ifade edilen insan beyninde hiç hayal etmedikleri bir dünya buldukları.

bilim-insan-beyninde-cok-boyutlu-evren-buldugunu-iddia-ediyor
Araştırmaca cebirsel topolojinin matematiksel yöntemleri kullanıldı. Bu yöntemlerle beyin ağlarındaki yapılar ve çok boyutlu geometrik alanlar bulundu. Bilim insanları yeni araştırmalarında insan beyinde 11 boyuta kadar yapı ve şekiller olduğunu kanıtladı.
İnsan beyninin her hücresi olası birçok yönde, birçok farklı bağlantı kurarak düşünce ve bilinç yeteneğini güçlendiren süper geniş bir hücresel ağa sahip. Beyinde 86 milyar nörondan daha fazlasının bulunduğu tahmin ediliyor.
Blue Brain isimli proje çerçevesinde gerçekleştirilen deneyle bilim insanları daha önce sinir bilimi konusunda keşfetmedikleri birçok sonucu elde ettiler. Araştırmaya ilişkin bulgular Frontiers dergisinde yayımlandı. Ekip tarafından beyinde bulunan sinir bağlantılarının ilk geometrik tasarımı ortaya çıkarıldı ve beynin uyaranlara nasıl tepki verdiğini ortaya koyan çok boyutlu bir evreni sunan yapılar bulundu.

bilim-insan-beyninde-cok-boyutlu-evren-buldugunu-iddia-ediyor1
Bilim insanları tarafından insan beyin hücrelerinin kompleks işleri yapabilmek adına kendilerini nasıl organize ettiği ayrıntılı bilgisayar modellemesiyle ortaya kondu. Çalışmada aynı zamanda beynin kesin bir geometrik yapı oluşturabilmek için birlik içerisinde birbirine bağlı çalışma yaptığı keşfedildi. Bilim insanları çalışmaya dair, “Hiç hayalini kurmadığımız bir dünya bulduk. Bu nesnelerin milyonlarcası beyindeki küçük bir leke içerisinde yedi boyuta kadar bulunuyor. Bazı şebekelerde ise boyutların sayısı 11’e çıkıyor” ifadelerinde bulundular.

Kaynak: https://www.ancient-code.com/as-above-so-below-scientists-have-found-a-multidimensional-universe-inside-our-brain/

Bilim

Çok hücreli hayvanlar nasıl gelişti?

Published

on

Çok hücreli hayvanların nasıl geliştiğini araştırmak için yeni teknolojinin kullanıldığı bulgular şaşırtıcı bir gerçeği ortaya çıkardı. Profesör Bernie Degnan, sonuçların yıllar süren geleneklerle çeliştiğini söyledi. Profesör Degnan, “İlk çok hücreli hayvanların muhtemelen günümüz sünger hücrelerine benzemediğini, ancak daha çok dönüştürülebilir hücrelerin koleksiyonuna benzediğini bulduk” dedi. “Hayvanlar âlemindeki tüm hücrelerin büyük-büyük-büyük büyükannesi, tabiri caizse, muhtemelen kök hücreye oldukça benziyordu. “Bu, bitkilere ve mantarlara kıyasla hayvanların çok farklı şekillerde kullanılan – nöronlardan kaslara – çok farklı şekillerde kullanılan hücre çeşitliliğine sahip olması ve baştan beri hayvanların evrimi için kritik öneme sahip olması nedeniyle biraz sezgisel.”

Queensland Üniversitesi’ndeki bilim insanları, biyologların çok hücreli hayvanların evrimsel tarihi hakkındaki anlayışı geliştirdiler.

Çok hücreli hayvanlar tek hücreli bir atadan evrimleşti

Bulgular, uzun zamandır devam eden bir fikri yanlışlıyor: çok hücreli hayvanların, bir koranit olarak bilinen modern bir sünger hücresine benzeyen, tek hücreli bir atadan evrimleştiği. Profesör Degnan, “Evrim tarihi boyunca dağınık, mikroskobik tek hücreli bir dünyadan çok hücreli bir hayvan dünyasına bir sıçramayı içeren büyük geçişler var” dedi. “Çok hücreli olmak ile birlikte, bugün gördüğümüz hayvan, bitki, mantar ve alg krallıklarını yaratılarak inanılmaz bir karmaşa ortaya çıkarıldı. “Bu büyük organizmalar, yalnızca mikroskop altında görülebilen diğer biyolojik çeşitliliğin yüzde 99’undan daha farklı.”

Ekip, araştırmacıların zaman içinde benzer hücre tiplerini karşılaştırmasına izin vererek, ifade edilen tüm genleri sıralayarak tek tek hücreleri haritaladı. Üst düzey yazarlardan Doçent Sandie Degnan, bunun her hücre tipinin evrimsel tarihini, her bir türün ‘imzalarını’ arayarak yok edebileceği anlamına geldiğini söyledi. Degnan “Biyologlar, onlarca yıldır var olan teorinin bir beyni olmadığına inanıyorlardı, çünkü sünger korositleri, tek hücreli kanoflagellatlara çok benziyordu – organizma, hayvanların en yakın yaşayan akrabası olarak kabul edildi” dedi. “Ancak transkriptome izleri eşleşmiyor, yani bunlar aslında düşündüğümüz hayvan yaşamının temel yapı taşları değiller.

“Bu teknoloji sadece son birkaç yıldır kullanılıyor, ancak nihayetinde, herhangi birinin önerdiği şeylere tamamen aykırı bir şey keşfeden asırlık bir soruyu çözmemize yardımcı oldu.” “Biz temel bir evrimsel biyoloji teorisi alıp onun ters yüz ediyoruz.” “Artık ilk hücrelere yol açan adımları, tek hücreleri çok hücreli hayvan yaşamına dönüştüren temel kuralları yeniden görme fırsatımız var.” Profesör Degnan vahiyin kendi durumumuzu ve kendi kök hücre ve kanser anlayışımızı anlamamıza yardımcı olacağını umduğunu söyledi.

Çeviren: Bünyamin TAN

Kaynak: https://www.sciencedaily.com/releases/2019/06/190612141436.htm

Continue Reading

Bilim

Sonunda, Yaşlanan Atardamar Sertleşmesinin Nedeni Bulundu!

Published

on

Yaşlanan atardamarlarımızın sertleşmesinin nedenini bulmak zor bir süreç oldu, ancak yeni araştırmalar sonunda cevabı bulabildi. Hatta kalp krizi, demans ve felç riskini artırabilen bu kan damarı için tedavilere bile yaklaşabiliriz. Atardamarların yaşla birlikte sertleşmesinin sebebi kalsiyum birikintileri olduğu bilinmesine rağmen, bu birikimin, neden olduğu bilinmez. Bu son çalışmaya göre, işlem poli (ADP-Ribose) veya PAR adlı bir molekül tarafından tetiklenebilir. PAR, hücreler veya hücre DNA ‘sı zarar gördüğünde oluşan bir tamir proteinidir; kalsiyumla çok kuvvetli bağlandığı için kalsiyumu daha büyük damlacıklara çekmeye başlar. Çalışma, bu damlacıkların katılaşıp arter duvarlarına yapışıp esnekliklerini azalttığını ortaya koyuyor.

Çalışmanın amacı kalsiyum fosfat kristallerinin oluşumunu neyin tetiklediğini ve neden arter duvarının çoğunu oluşturan kollajen ve elastin çevresinde yoğunlaştığını görmektir. Yaşlanma, yüksek tansiyon ve sigaranın atardamarların sertleşme riskini arttırdığı bilinmektedir.Bu potansiyel terapi, minosiklin adı verilen mevcut bir antibiyotiğe odaklanabilir. Akneyi tedavi etmek için zaten kullanılmakta olan minosiklin¹, gerekli güvenlik testlerinden geçtiğinden, arter sertleşmesini önlemek için uyarlama sürecinin tamamı hızlandırılabilir.

Atardamar Sertleşmesini Tamamen Durduramayabiliriz

Sıçanlar üzerinde yapılan bazı kısa süreli başlangıç testleri sayesinde, ekip, PAR üretimini inhibe (Engellemek, önlemek, bastırmak.) etmede minosiklin etkinliğini gösterebildi. Araştırmacılara göre, klinik araştırmalar önümüzdeki 18 ay içinde gerçekleşebilir. Yaşlanmanın doğal bir sonucu olarak arter sertleşmesini tamamen durduramayabiliriz. Sağlıklı yaşam tarzı alışkanlıkları hala önemli bir rol oynamaktadır. Minosiklin veya benzeri bir ilaç bu kalsiyum ile ilişkili sağlık sorunlarının riskini azaltma potansiyeline sahip görünmektedir.

Bununla birlikte, antibiyotik tedavisi kendi yan etki ve maliyetlerine sahip olmadan gelmiyor, bu nedenle bu yaklaşımın gerçekten pratik bir çözüme yol açıp açmayacağı araştırmalarla gösterilmelidir. Yine de kardiyovasküler sağlığımızın incelikleri hakkında ne kadar fazla şey öğrenirsek, yaşlanan nüfusa o kadar yardımcı olabiliriz.

Minosiklin: hidroklorür, veya Minosiklin, tetrasiklin sınıfından bir antibiyotiktir. Genellikle akne tedavisinde kullanılır. Minosiklin en uzun etkili tetrasiklin türüdür. Vücutta, karaciğerde metabolizma edilir.

Editör/ Yazar: Ülkü Güngör

Kaynak: https://www.sciencealert.com/we-finally-know-why-arteries-harden-as-we-get-older-and-there-s-a-shockingly-simple-fix

Continue Reading

Bilim

Bilimin Henüz Yanıtlayamadığı 5 Soru

Published

on

Her şey göz önünde bulundurulduğunda çağımız  bilim ve teknoloji açısından büyüleyici bir çağ olarak görülüyor. Bilimin yanıtladığı birçok sorunun cevabına sahibiz fakat hala bir o kadar da kesin cevaplar ortaya koyamadığı sorular da mevcut, peki bu sorular nedir ve bu kadar gizemli olmalarındaki etken nelerdir? Bilim zamanla gelişen ve çözümler üreten bir olgudur. Bu da demek oluyor ki henüz cevaplanmamış sorular olsa da hızlı gelişen teknoloji ve öğrenme yeteneği ile bu sorunlar kısa sürede cevaplanabilir hale gelmesini umuyoruz. Dilerseniz bilimin “şimdilik” cevaplayamadığı bazı sorulara birlikte göz atalım.

1. Neden Rüya Görürüz?

Bilim insanları, uykunun hangi aşamasında gerçekleştiğine dair yaptıkları araştırmalarda rüyaların REM safhasında, yani uykunun dördüncü safhasında gerçekleştiğini bulmuşlardır. Bu safha toplam uyku süresinin yüzde 15 ila yüzde 20 ’sini oluşturur. Ayrıca bu aşamada beynin elektrik sinyalleri vücuda o kadar güçlü verilir ki tıpkı uyanık olduğunuz zamanlardaki gibi fiziksel aktiviteler gösteririz. Bunlar bilimin açıklayabildiği kısmı. Peki ya rüya görüyor olmamızın ve rüyada gördüklerimizin nedeni? İşte burada bilim insanları fazla bir yanıt veremiyorlar. Bazı görüşler, rüyaların beynimizin kısa veya uzun vadeli bilgileri sıralayıp saklaması için verdiği biyokimyasal bir reaksiyon olduğunu öne sürüyor. Her her hâlükârda rüyalar iç dünyamızın aslında ne kadar derin ve tuhaf olduğunu kanıtlıyor.

2. Evrende Yalnız mıyız?

Bazıları evrende tek akıllı yaşam formu olduğumuzu düşünebilir. Eğer durum böyleyse hayal dahi edilemeyecek kadar büyük olan bu evrende yapayalnızız. Bazı bilim insanları ise sadece bizim galaksimizde bile yaşanabilir gezegenlerin sayısının 40 milyara kadar çıkabileceği kanısında. Hâl böyle ise uzaylıların bizlerle aynı evrende yaşıyor olma ihtimali de büyük bir olasılık. Gezegenimizin yaşam biçimlerinden en basit olanı dahi, modern bilim için bile çok karmaşık bir kimyasal tepkimeler ve hücreler çorbasıdır. İnanılmaz zorlu koşullarda hayatta kalabilen bakterileri anlamaya çalışıyorken uzaylıları bulmak ve onlarla iletişime geçebilmek çok daha karmaşık olabilir. Ama yine de NASA bu konuda umutlu, önümüzdeki 10 yıl içinde yaşam izleri bulabileceklerini düşünüyor.

3. Sahip Olduğumuz Bilinç Nereden Geliyor?

Zihnimiz iç konuşmalar, kim olduğumuz ve dünyadaki amacımızla ile ilgili sorularla dolu. Bildiğimiz kadarıyla bu tür aktif bilinçliliğe sahip tek yaratıklarız. Burada en büyük rol tabii ki beynin elinde, sahip olduğu 100 milyar sinir hücresiyle durmaksızın günlük problemler ve biyolojik işlevleri aynı anda yürütme özelliğine sahip eşsiz bir organ. Aynı zamanda bilim insanlarının yıllardır üzerinde çalıştığı ve hâlâ soru işaretlerini de beraberinde getiren bir alan. Bilim insanları şu an biyolojik kökenlere doğru yöneliyorlar. Şu an için bilinçliliğin öz farkındalık ve karmaşık düşünceye yönelik biyolojik süreçler koleksiyonu olarak görüyorlar.

4. Gerçeklik Gerçek mi?

Bazı bilim insanlarına göre fiziksel gerçeklik değişken bir kavramdır. Onlar için temel gerçeklik kuantum mekaniğine dayanıyor, en basitinden bir elektron bile ölçümüne bağlı olarak dalga veya parçacık özelliği gösterebiliyor, yani değişebiliyor. Evren ise sandığımızdan fazla boyuta sahip olabilir; bu noktada temel kuvvetler onları nasıl algıladığımıza göre değişkenlik gösterebilir. Mesela yerçekimi bir boyutta en zayıf temel kuvvet olarak bilinirken diğer boyutlarda en güçlü derecede olabilir. Göründüğü üzere ortada bu denli karmaşık bir yapı varken fizikçiler gerçeğin doğasını anlayabileceğimizden emin değiller. İhtimali en yüksek olan düşünce, evrenin binlerce boyuta sahip olduğu ve bu boyutlara ulaşmanın neredeyse imkansız olduğudur.

5) Zamanda Yolculuk Yapmak Mümkün mü?

Bilimsel gelişmeler sayesinde olacağını tahmin dahi edemeyeceğimiz durumlara tanık oluyorken, zamanda yolculuk yapma fikri pek de imkansız görünmüyor.  Bir olasılık, insanların zaman ve mekan içinde hareket etmelerine yardımcı olabilecek bir köprü olan solucan delikleri. Kimi bilim insanları solucan delikleri aracılığıyla teorik olarak galaksinin farklı yer ve zamanına gidebileceğini savunuyor. Işık hızı ile seyahat etmeyi de düşünebiliriz, çünkü bu noktada sizin için zaman geride bıraktıklarınız ile kıyaslandığında büyük ölçüde yavaşlar. Fakat şu anki bilim hiçbir şeyin ışık hızına çıkamayacağını, çıksak bile bunun bedenlerimizi parçalarına ayırabileceğini söylemektedir.

Kara deliklerin etrafında bir yörüngede dönmek de işe yarayabilir. Buralarda yerçekimi öyle kuvvetlidir ki, zamanı yavaşlatır. Kara delik etrafındaki bir yörüngede zaman yaklaşık yarı yarıya daha yavaş geçecektir; burada sizin algınıza göre geçireceğiniz 10 yıl, Dünya’nın 20 yılına denk düşer. Bu senaryolardan herhangi birini kurcalayarak sonunda zaman yolculuğunun yolunu bulabiliriz. Ancak işin ardındaki bilimi çözdüğümüz durumda bile zaman yolcuğunu tehlikeli ya da verimsiz kılacak bir sürü paradoksla uğraşmamız gerekecek. Şimdilik zaman yolculuğu filmlerin ve kitapların konusu olarak kalmaya devam edecek.

Editör / Yazar: Ali Ekber ÖZGEN

Kaynak:  https://science.howstuffworks.com/innovation/scientific-experiments/10-questions-science-cant-answer-yet.htm ,  https://www.livescience.com/38234-is-reality-real-or-not.html

Continue Reading

Öne Çıkanlar