fbpx
Bizi Takip Edin

Bilim

Bilim İnsanları Dünyanın Düz Olması Halinde Yaşanacakları Açıkladı

Yayınlandı

üzerinde

Gezegenin yuvarlak bir şekle sahip olduğunun bilinmesine rağmen birçok kişi dünyanın düz olduğunu iddia ediyor. Düz Dünya Topluluğu gezegenin aslında düz olduğunu NASA, ESA Roscosmos ve diğer uzay ajanslarının bilgisayarda oluşturulan simülasyon görüntülerle dünyayı yuvarlak olarak gösterdiğini iddia ediyor.
Aslında 2 bin 300 yıl önce eski Yunan filozofları ve coğrafya uzmanları gezgenin çevresini hesaplayarak, Dünya’nın yuvarlak olduğu sonucuna ulaştı. Bit Yunan Matematikçisi, coğrafyacı, şair, astronom ve müzik teorisyeni olan Cyrene Eratosthenes ve İskenderiye Kütüphanesi’ndeki baş kütüphaneci Dünya’nın çevresini hesapladılar. Eratosthenes, Syene’i ziyaret ediyordu ve dikkatini çeken bir fenomen gözlemledi. Öğle saatinde yaz günü dikey gölgeler düşmüyordu. Erastosthenes bu bulgu üzerine yaptığı araştırmalarla dünyanın yuvarlak olduğuna kanaat getirdi.

Columbia Üniversitesi’ndeki Lamont-Doherty Dünya Gözlemevi’nden bilim adamları, düz bir dünyanın var olamayacağına dair bir açıklama yaptı. Bu açıklamada eğer dünya düz olsaydı ne olurdu bildirildi. Düz dünya topluluğu tarafından savunulduğu gibi düz bir dünyada yerçekimi olmayabilir. Lamont Doherty jeofizikçi James Davis, yerçekiminin böyle bir dünyada nasıl işleyeceği veya yaratılabileceğinin belli olmadığını söyledi. Yerçekiminin çok çeşitli karasal ve kozmik gözlemleri açıklamasından dolayı bu oldukça büyük bir problemdir. Bir elmanın ağaçtan düşmesine sebep olan bu ölçülebilir güç aynı zamanda ayın da Dünya’nın yörüngesinde gezmesine sebebiyet veriyor. Tüm gezegenlerin güneş etrafında dönmesini de yerçekimi sağlıyor.
Yassı bir Dünya’ya inananlar, yerçekiminin doğrudan hareket ettiğini varsayıyorlar, ancak bu şekilde yürüdüğünü gösteren hiçbir kanıt mevcut değil. Yerçekimi hakkında bildiklerimiz, düz bir Dünya’nın sözde formunu oluşturan diskin merkezine doğru çekileceğini gösterir. Bu, yalnızca diskin merkezindeki bir noktada aşağı çekileceği anlamına gelir. Merkezden uzaklaştıkça yerçekimi daha fazla yatay olarak çekilecektir. Bu da, tüm suyun dünyanın merkezine doğru emilmesi ve ağaçların ve bitkilerin çapraz olarak büyümesine sebep olan yer çekiminin ters yönünde gelişmesi gibi bazı garip etkilere neden olur.

Güneş sisteminin bilimsel olarak desteklenen modelinde Dünya, güneşin etrafında döner çünkü güneş çok daha büyüktür ve daha fazla yer çekimi vardır. Bununla birlikte, Dünya bir yörüngede ilerlediği için Güneş’e doğru hareket etmiyor. Başka bir deyişle, güneşin yer çekimi tek başına hareket etmiyor.
Gezegen ayrıca yıldızın yerçekimi etkisine dik bir yönde ilerliyor; eğer yerçekimini deaktive etmek mümkün olsaydı, Dünya düz bir çizgi ile ilerler ve güneş sisteminden çıkardı. Buna karşılık, doğrusal darbe ile güneşin yerçekimi birleştiğinde, güneş çevresinde dairesel bir yörünge oluşur.
Düz dünya teorisinde gezegenimiz evrenin merkezidedir, ancak Güneş’in Dünya’nın etrafında dönmesini söylemez. Aksine güneş tıpkı bir atlıkarınca gibi dünyanın üst tarafında dönmektedir. Işık yaymakta ve bir masa lambası gibi aşağıya doğru ısıtmaktadır.
Gezegenimizin düz olması halinde yapay uydular söz konusu olamaz. Böylesi bir dünyada uydular çalışmayacaktır. Güneş ve ay düz bir dünyanın çevresinde dönüyorsa gece gündüzün olması muhtemel olsa da mevsimler, tutulmalar ve diğer birçok etken böylesi bir dünyada açıklanamıyor. Güneşin ayrıca gezegenimize çarpmaması ve aya zarar vermemesi için dünyadan daha küçük olması gerekiyor. Güneş’in Dünya’nın 100 katından daha büyük bir çapa sahip olduğu biliniyor.

Dünyanın derinliklerinde Dünya’nın sağlam çekirdeği gezegenin manyetik alanını üretmektedir. Fakat düz bir gezegende, bunun yerini başka bir şeyle değiştirmek gerekecektir. Belki sıvı metal tabakası. Bununla birlikte, manyetik alan yaratacak bir şekilde dönmemelidir. Manyetik bir alan olmadan, güneşten yüklü parçacıklar gezegeni kızartırdı. Bu, komşu gezegenimiz Mars’ta meydana geldiği gibi manyetik alanını kaybetmesinden sonra hava ve okyanusların uzaya gitmesine neden olan bir atmosfere sahip olmamız anlamına geliyor. Popüler inancın ve internetin her yerinde yazılmış olanın aksine, birçok toplumun ve eğitimli insanların Yassı Dünya teorisine inandıklarını düşünmek yanlış olur.
Tarihçi Jeffrey Burton Russell, “Birkaç istisnai istisna dışında, üçüncü yüzyıldan beri eğitimli hiç kimsenin dünyanın düz olduğunu düşünmüyor” açıklamasında bulundu.
Kaynak: https://ancient-code.com/scientists-explain-what-would-happen-if-the-earth-was-really-flat/

Bilim

Soğuk Suda Yüzmek Depresyon Tedavisinde Yardımcı Olabilir Mi?

Yayınlandı

üzerinde

Depresyona yakalanan 24 yaşındaki bir hasta haftada bir kez açık denizde yüzerek ilaçlarını azalttı. Dört ay içerisinde ise ilaçları tamamıyla bıraktı ve depresyon hastalığından kurtuldu.
Bir yıl önce, depresyon geçiren 24 yaşında bir kadına doktoru tarafından sıra dışı bir reçete verildi: soğuk suda haftada bir kez yüzme. Hasta Sarah, University College London’da bir doktor ve araştırmacı olan Christoffer van Tulleken tarafından sunulan BBC belgesel dizisi The Doctor Who Gave Up Uyuşturucu’nun bir parçası olarak kameraya alındı.

Doktor Van Tulleken, “En çok reçete edilen ilaçlarımıza baktığımızda, özellikle de bunların etkililiğine dair kanıtlarda zayıflıklar söz konusu” dedi. Sarah 17 yaşından beri majör depresif bozukluk ve anksiyete tedavisi görüyordu. Ancak semptomları birinci basamak tedaviye dirençliydi ve depresyon ilaçları onu adeta bir sisin içerisine sokuyordu. Sarah kızını doğurmasının ardından artık ilaç kullanmak istemiyordu. Depresyon hastalığından kurtulmak da onun öncelikleri arasındaydı. Van Tulleken’in gözetiminde, yavaş yavaş ilaç dozlarını düşürdü ve 15C sıcaklığa sahip açık suda haftalık yüzme programı başlattı.

Bu geleneksel olmayan tedaviyle hasta dört ay içerisinde ilaçları tamamen bıraktı ve majör depresyondan kurtuldu. Depresyon, dünya çapında insanları hayattan koparan en önemli hastalıklardan birisidir. Doktor Van Tulleken depresyon tedavisi için her geçen gün daha yüksek sayıda antidepresan kullanımı olduğunu ifade ediyor. Bu ilaçların etkinliğiyle ilgili yapılan testler ise oldukça yetersiz. Bu sebeple birçok doktor depresyon ilaçlarına alternatif tedavi yöntemleri üretmeye çalışıyor. Sarah’ın hikayesi Van Tulleken ve meslektaşlarının yazdığı, İngiliz Tıp Dergisi’nde yayınlanan bir vaka raporunun temelini oluşturdu. Raporda, Van Tulleken ve meslektaşları Sarah’ın deneyimini anlatıyor ve soğuk suda yüzmenin diğer hastalar işe yarayıp yaramayacağının ortaya çıkması için daha fazla araştırma yapılması gerektiğini vurguluyor.

Vücudun soğuk suya daldırılmaya ilk tepkisi, derhal soğuk su şokuna sebep olarak, vücudun hızlıca soğumasıdır. Bu özellikle solunum ve kalp hızında büyük bir artışa yol açtığı için, bazı tıbbi rahatsızlıkları olanlar için son derece tehlikeli olabilir. Portsmouth Üniversitesi’nde spor ve egzersiz bilimi bölümü profesörü ve raporun ortak yazarı Michael Tipton şunları söyledi: “Yararlı taraf hakkında düşünmekten ziyade yıllardır soğuk suya dalmanın tehlikeli yönleri hakkında daha çok endişeliydik.” Tipton, soğuğun anti-enflamatuar olduğuna dair kanıtlar olduğunu ve yakın tarihli bir çalışmanın, soğuk suda yüzmenin ameliyat sonrası ağrı yaşayan hastalarda iyileşme sağladığının bulunduğunu belirtti. Soğuk suda yüzme, vücuttaki stres tepkilerini de aktive eder ve soğuk suya tekrar tekrar maruz kalmak alışma denilen bir uyum sürecine yol açar.

Van Tulleken, “Bir teori, eğer soğuk suya uyum sağlarsanız, stres tepkiniz, öfkeniz, sınavlar veya işten kovulma gibi diğer günlük streslere karşı duygularınız körelir” diyor. Çalışmaya katılmamış olan Reading Üniversitesi’ndeki bir klinik psikolog ve profesör olan ShirleyReynolds’a göre, egzersiz gibi anlamlı bir aktivite yapmanın kendi başına faydalı olduğuna dair kanıtlar var. Reynolds ayrıca, “tek bir vakanın,“ bu yöntemi depresyon tedavisi için yeterli olarak tanımlamaya yetmeyeceğini söyledi.
Kaynak: https://www.theguardian.com/science/blog/2018/sep/13/could-cold-water-swimming-help-treat-depression

Devamını Oku

Bilim

Bilim insanları, kişilik türlerini 4 farklı kümede topladı

Yayınlandı

üzerinde

Yazan

Amerikalı bilim insanlarının yaptığı araştırmada kişilik türleri 4 farklı kümede toplandı. Amerikalı bilim insanlarının yaptığı araştırmada kişilik türleri 4 farklı kümede toplandı. Ayrıntıları “Nature Human Behaviour” dergisinde yayımlanan araştırma çerçevesinde dünya çapında 1,5 milyondan fazla kişiyle yapılan anketlerden elde edilen veriler doğrultusunda kişiliğin, sıradan, çekingen, ben merkezci ve rol model olmak en az 4 kümeye ayrıldığı tespit edildi.

Northwestern Üniversitesi McCormick Mühendislik Fakültesinden Luis Amaral liderliğinde yapılan araştırmada belirlenen bu türlerin, 5 temel kişilik özelliğine (duygusal dengesizlik, dışa dönüklük, açık sözlülük, uyumluluk ve dürüstlük) dayandırıldığı belirtildi. Verilerin, alternatif hesaplama (algoritma) yaklaşımıyla bir araya getirildiği araştırmanın bulgularının, psikolojideki paradigmalara meydan okuduğu ifade edildi. Bilim insanları, sıradan insanlarda duygusal dengesizliğin ve dışa dönüklüğün baskın olduğunu, bu kişilik türünün kadınlarda daha çok görüldüğünü belirtirken, çekingenler, duygusal açıdan dengeli, bir nebze uyumlu ve dürüst olarak değerlendirildi.

Duygusal dengesizliğin çok az rastlandığı rol modellerde diğer 4 kişilik özelliğinin yaygın görüldüğü, kişinin rol model sınıfına girme olasılığının yaşla arttığı, yine bu kişilik türüne kadınlarda daha fazla rastlandığı kaydedildi. Bilim insanları, ben merkezcilerin dışa dönük olmalarına rağmen açık sözlülük, uyumluluk ve dürüstlük özelliklerinde ortalamanın altında kaldığına, yine yaşlanmayla ben merkezci kişiliğe sahip olanların sayısında çarpıcı bir düşüş gözlendiğine işaret etti.
Kaynak: https://www.brisbanetimes.com.au/lifestyle/life-and-relationships/scientists-identify-four-personality-types-20180918-p504fb.html?ref=rss&utm_medium=rss&utm_source=rss_feed
Editör / Yazar: Uğur ÖRDEM

Devamını Oku

Bilim

Türk bilim insanlarından, fındık atıklarından kemoterapi ilacı etken maddesi

Yayınlandı

üzerinde

Yazan

Düzce Üniversitesi Bilimsel ve Teknolojik Araştırmalar Uygulama ve Araştırma Merkezi bünyesindeki akademisyenler, fındık atıklarından kemoterapi ilaçlarının etken maddesini elde ederek pilot üretim aşamasına getirdi. Düzce Üniversitesi Bilimsel ve Teknolojik Araştırmalar Uygulama ve Araştırma Merkezi (DÜBİT) bünyesindeki akademisyenler, TÜBİTAK desteğiyle yaklaşık 2 yıl boyunca laboratuvar ortamında yürüttükleri çalışma sonucu fındık atıklarından kemoterapi ilaçlarının etken maddesini elde ederek pilot üretim aşamasına getirdi. Türkiye’de yaklaşık 500 bin ton tarımsal atık olarak bulunan fındık dış kabuğu, çotanak ve yaprakları üzerinde çalışmalar yapan akademisyenler, bilimsel araştırma ve deney hayvanları üzerindeki denemeler sonucunda, dünyadaki ticaret hacmi 2 milyar dolar olan üç kemoterapi ilacının etken maddesini elde etti. Daha sonra farklı aşamalarda denemeler yapan bilim adamları, ilacın üretimi için yatırımcı görüşmeleri gerçekleştirdi. Fındık atıklarından elde edilen etken maddenin ilgili firmalar tarafından ilaca dönüştürülerek kanser tedavisinde kullanılması hedefleniyor.

“Projemiz, milli ilaç hedefimize yaklaşmamızı sağlıyor”
DÜBİT Müdürü Prof. Dr. Halil İbrahim Uğraş, AA muhabirine yaptığı açıklamada, iki yıl önce TÜBİTAK desteğiyle fındık atıklarında bulunan kemoterapi ilaçlarının etken maddesinin elde edilmesine ilişkin başlatılan projenin tamamlandığını söyledi. Uğraş, projede mikro seviyede etken maddenin saflaştırılmasının tamamlandığını aktararak, “Çalışmamız mikro seviyede 3 kemoterapi ilacının tedavisini sağlayan molekülün öncü bir molekülünü sağlamış oldu. Bu çalışma yatırıma döküldüğünde 3 ilacı elde edilir hale geliyoruz. Çalışmamızda bu molekülün nasıl elde edileceğini, elde edildiğinde fındık kabuğu tonundan ne miktarda çıkarılabileceğini hesapladık.
Şu aşamadaki durumumuz, pilot seviyede bu ilaçları elde edebilmek için yatırıma geçmek. Artık TÜBİTAK ve üniversiteden aldığımız desteğin yanında yatırımcıya ihtiyaç var ve görüşmeler gerçekleşiyor.” diye konuştu. Fındığın, Türkiye’nin en önemli tarımsal ürünlerinden olduğunu anlatan Uğraş, şöyle devam etti: “Yaklaşık 3 milyar dolarlık bir ticaret hacmi var. Bu sadece görünen faydası. Görünmeyen faydası ise atıkları. Fındığın sert kabuğu, yeşil dış kabuğu ve yaprakları. Projemiz her üçüne de odaklanmıştı ve sert kabuk, yeşil kabuk üzerinde çalışmalar yaptık. Bu ikisinin yıllık 500 bin ton atığı oluşuyor. Sert kabuk yakılarak değerlendirilirken, yeşil kabuk tam anlamıyla bir çevre problemi olarak atıl oluyor. Projemiz, hem bu atıkların değerlendirilmesini hem de milli ilaç hedefimize yaklaşmamızı sağlıyor.

Bu, vatandaşlar tarafından kabukların kaynatılıp içilmesi anlamına gelmesin. Bu kesinlikle bilgi gerektiren, doktorların ileri seviyede kanser teşhisi koymuş ve kemoterapide kullanılacak bir ilaç. Ancak doktorların gözetiminde kullanılması gerekir. Biz bu ilaçların kimyasal deneylerini yaptık. Kesinlikle vatandaşlarımız ‘kabuğu kaynatayım suyunu içeyim’ anlamı çıkarmasın. İlaç firmasında, ilaç normuna getirildikten sonra doktor tavsiyesinde kullanılıyor.”
“İhracat yapacak konuma geliriz”
Uğraş, elde edilecek ilacın kanser tedavisinde kullanılacağını dile getirerek, “İlaç, özellikle göğüs ve yumurtalık kanserlerinde kullanılacak. Hastanelerde uzman hemşire ve doktorlar tarafından uygulanan bir ilaç sınıfındadır. Elde edilen molekülden dünyada 3 ilaç üretiliyor. Bu ilaçların dünyadaki ticaret hacmi 2 milyar dolar civarında. Ülke olarak bu ilaçlara ödediğimiz para ise yaklaşık 100 milyon lira olarak karşımıza çıkıyor. Fındık kabuğu atıklarını ele aldığımızda, uygun bir yatırımcıyla bunu ekonomiye kazandırdığımızda, sadece ithalatın önüne geçmiş olmayız, ihracat yapacak konuma geliriz.” şeklinde konuştu.
Kaynak: (AA)

Devamını Oku

Öne Çıkanlar