fbpx
Connect with us

Arkeoloji

Çatalhöyük’ten Alınan 8000 Yıllık Dışkı Örnekleri Antik Bir Parazite Işık Tutuyor

Published

on

Çürümüş insan dışkısı ile yapılan bir analiz, atalarımızın 8000 yıl önce nasıl yaşadığına ve onları hasta eden parazitlerin bilgisine ışık tutuyor. Cambridge Üniversitesi tarafından yürütülen araştırmada Çatalhöyük ‘te bulunan birkaç kaprolit ( insan dışkısı ) ile analizler yapıldı. Analizlerde dışkıların M.Ö 7100 ve 6150 yılları arasına ait olduğu ortaya çıkarıldı. Araştırmada ulaşılmak istenen asıl bulgu, o dönemde insanların hasta olmasına ve ölmesine neden olan parazit veya bakterileri öğrenebilmekti. Tüm örneklerde 12 adet “kamçı solucanı” yumurtası bulundu. Bu keşif o dönemde yalnızca insanların değil, parazitlerin gelişimi konusunda da büyük bulgular sunuyor. Kamçı Solucanı (Trichuris Trichiura), insanlarda ve çiftlik hayvanlarında ortaya çıkabilen bir bağırsak parazitidir ve Hastalık Kontrol Ve Korunma Merkezi (CDC)’ ne göre bu parazite bugün de rastlanabiliyor.

Yaklaşık 3-4 santimi bulan boyları ile bağırsağı kaplayan yüzeyde yaşarlar. Yumurtaları dışkıya yapışır ve kişi veya hayvan dışkıladığında etrafa yayılır. Parazitin sebep olduğu enfeksiyon anemiye, ishale ve kabızlığa sebep olabiliyor. Bazı şiddetli vakalarda ise çocukların bilişsel engelli doğmasına veya fiziksel olarak gelişmemesine neden olabiliyor.

Antiquity baş yazarı Piers Mitchell yaptığı açıklamada ” İnsanların avcı-toplayıcı yaşamdan yerleşik yaşama geçmeleriyle birlikte yalnızca yaşamları değil, hastalıkları da değişti. Çatalhöyük döneminin en büyük ve en yoğun nüfuslu yerleşim yeriydi ; bu çalışma aynı zamanda Çatalhöyük ‘teki bu süreci daha iyi anlamamıza yardımcı oluyor.” diyerek araştırma ve bulguların önemini belirtti.

Editör / Yazar: SELİN AYÇA ÇELEBİ

KAYNAK: https://www.iflscience.com/editors-blog/what-8000yearold-poop-containing-parasite-eggs-tells-scientists-about-our-ancestors/

Advertisement
Click to comment

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Arkeoloji

Sibirya’da 40 bin yıllık İnanılmaz Korunmuş Kurt Kafası Bulundu

Published

on

Sibirya ‘nın kuzeyinde Abyisky bölgesinde oranın yerlilerinden olan Pavel Efimov adlı bir şahıs tarafından donmuş kurt kafası bulundu. İklim koşulları nedeniyle çok iyi bir şekilde korunan kafa, incelenmek üzere Yakutistan Bilim Akademisi’ne teslim edildi. Yakutistan Bilim Akademisi, kafadan alınan dokuları Japonya ve İsveç ‘te bulunan laboratuvarlara göndererek fosilin 40 bin yıllık olduğunu onaylattı. Bilim insanları, bulunan donmuş 40 bin yıllık kurt kafasını inanılmaz bir buluş olarak değerlendirdi. Nedeni ise, daha önce bu kadar iyi bir şekilde korunmuş bir kurt kafası bulmadıklarını ekleyen araştırmacılar, kulakları, dişleri, beyni ve dili bozulmamış hayvan fosilini ‘benzersiz’ olarak niteledi.

Siberian Times ’ın haberine göre , 2018 ’de bulunan donmuş kurt kafası Tirekhtyakh Nehri kıyılarında bulunan kurdun başının 41 santim olduğu açıklandı. Hayvanın bugünkü kurtlardan yüzde 25 daha büyük olduğunu ifade edildi. Kafanın nasıl koptuğunu henüz bilmiyoruz, ancak bilim insanları, insanların yalnızca 32.500 yıl önce Rusya’nın bu kuzey kesiminde yaşamsal faaliyetler sürdürdüğünü düşünüyor.

Ancak kurdun erkek ya da dişi olabileceğiyle ilgili herhangi bir bilgi verilmedi. Rusya Bilimler Akademisi ‘nde üst düzey araştırmacı olan Valery Plotnikov, hayvanın başının mamutlarla aynı zamanlarda yaşayan ve soyu tükenmiş bir kurt türüne ait olduğunu söyledi.

Kurt kafasının CT taraması. Resimler: Albert Protopopov, Naoki Suzuki

Yakutistan Bilim Akademisi ‘nden Albert Protopopov ise iklim değişikliği nedeniyle hava sıcaklığı arttıkça bölgede benzer keşiflerin yapılabileceğini belirtti. Öte yandan kurdun DNA ‘sının ilerleyen zamanlarda inceleneceği bildirildi. Şaşırtıcı keşif, Yakutistan ve Japon bilim insanları tarafından düzenlenen görkemli “Woolly Mammoth” sergisinin açılışında Japonya’nın Tokyo kentinde duyuruldu. [40 bin yıllık tay, soyu tükenmiş türlerin hayata dönüşü için umut olacak]

Editör / Yazar: Ali Ekber ÖZGEN

Kaynak: https://siberiantimes.com/science/casestudy/news/still-snarling-after-40000-years-a-giant-pleistocene-wolf-discovered-in-yakutia/

Continue Reading

Arkeoloji

Antik Megalitlerin 50 Görüntüsü ve Mantığa Meydan Okuyan Mükemmel Şekilli Taşlar

Published

on

Binlerce yıl önce, dünyadaki antik kültürlerin, süper kütleli taş bloklarını kolay bir şekilde hareket ettirme kabiliyetine sahip oldukları apaçık ortada. Bunu yapmak için ‘modern araçlar’ bulunmamasına rağmen, kültürlerin 1.000 tona kadar kayaları hareket ettirme ve taş ocaklarından tapınaklarda, piramitlerde ve dinlenme yerlerine taşıma kabiliyetine sahip oldukları bilinen bir tarihi gerçektir. Ve hala bunun nasıl olduğunu çözememekle birlikte, gezegenimizde, atalarımızla ilgili her şeyi bilmediğimizin nihai kanıtı olan inanılmaz antik siteleri keşfederek aramaya devam ediyoruz. Bu makalede, dünyadaki farklı arkeolojik alanlardan binlerce yıl önce insanlık tarafından taşınan çok sayıda megalit olduğunu gösteren çok sayıda resim toplanmıştır. Bin tona kadar taş ocağı yaptıkları ve taşıdıkları gerçeğine ek olarak, eski insanlar çok yetenekli tasarımcı ve harika mühendislerdi.

Mısır ‘daki Khafre Vadisi Tapınağında bulunanlar gibi bazı taşlar, her taşın bir sonrakine mükemmel şekilde uyması için bir araya getirilen inanılmaz derecede kesimler ve taşlar içerir.
Belki de en şaşırtıcı şey, bunların hepsinin harç kullanılmadan gerçekleştirilmiş olmasıdır. Ve merak ediyorum ki, eğer Mısır ‘daki tapınakların resimlerini Bolivya veya Peru’daki anıtların resimleriyle karşılaştırırsak; Puma Punku, Sacsayhuaman ve hatta Ollantaytambo gibi, Güney Amerika’daki taşlar ile Afrika ‘dakiler arasında inanılmaz bir benzerlik olduğunu göreceğiz.
Neredeyse bu kültürler binlerce yıl önce aynı tekniği, aynı teknolojiyi ve aynı ilkeleri kullanıyormuş.

  • Kalan tek soru, bu teknikler neydi?
  • Kullandıkları teknoloji neydi?
  • Şimdi nerede ve neden, can sıkıcı arkeolojik çalışmalara rağmen hiçbir kanıt bulamadık?
  • Bu görüntüleri gördükten sonra kendinize sorun; eskiler tüm bunları sopa ve taş kullanarak mı başardılar?
  • Veya, binlerce yıl önce Dünya’da yaşayan eski medeniyetler hakkında her şeyi henüz çözemediğimiz ve bunun dışında bir yerde bulmacanın son parçasının bulunmaya devam edebileceği konusunda ufak bir olasılık var mıdır?

Sfenks’ten Büyük Piramit’e geçiş yolunun dibinde Khafre vadisi tapınağı. Büyük taşları ve mükemmel cilalı yüzeylerini inceleyin. Kredi: Shutterstock

Bu büyüleyici mühendislik becerileri, tapınağın inşa edilmesinden sonra binlerce yıl boyunca yerinde kalmasını sağlamıştır. Binlerce yıl önce bu tür bir hassasiyeti nasıl elde ettiler? Resim Kredisi: Keith Payne.

Khafre vadisi tapınağı heykel yuvaları. Resim Kredisi: Wikimedia Commons

Tapınağın içi, inşaatçılar tarafından “bükülmüş” gibi görünen taşlara sahiptir. Resim Kredisi: Keith Payne.

Vadi Tapınağının iki kompozit görüntüsü. Resim Kredisi: Shutterstock

Güneş Tapınağı’nın bir görüntüsü, MachuPicchu, Peru. Bu yapının inanılmaz detaylarına dikkat edin. Yine, kayaların arasına tek bir tabaka bile sığamaz.

Inca taş işçiliği, IncaRoca Sarayı, Cusco, Peru. Aşırı hassasiyetin bir başka örneği. Bazıları “kaynaşmış” gibi görünüyorlar.

Peru ‘daki Coricancha Tapınağı’nın Özellikleri. Resim Kredisi: Shutterstock

Coricancha tapınağından görüntülerin bir derlemesi.

Coricancha tapınağı taşlarının inanılmaz bir görüntüsü.

Coricancha, poligonal duvar Inca tuğla. Resim Kredisi: Shutterstock

Coricancha tapınağındaki taşlar bir yapboz gibi mükemmel uyum sağlar.

Eskiler böyle bir hassasiyeti nasıl elde ettiler? Resim Kredisi: Shutterstock

Pumapunku ‘daki bu taş, neredeyse lazer araçları kullanılarak yapılmış gibi görünen ayrıntılara sahiptir.

Puma Punku ‘daki Taşlar, eski bir mühendislik harikasıdır.

Puma Punku’daki taşların amacı hala bir gizem olarak devam ediyor.

Puma Punku’da bir başka mükemmel oyulmuş taş blok.

Puma Punku’daki taşların amacı hala bir gizem olarak devam ediyor.

Puma Punku’daki H Bloklarından biri.

Ollantaytambo’daki taşların birbirine yapıştırılmış olduğu görülmüştür. Birbirlerine mükemmel bir uyum içinde dizilmiş. Resim: Barry Everett

Antik Mükemmellik Resim: Barry Everett

Ollantaytambo’daki taşların birbirine yapıştırılmış olduğu görülmüştür. Resim kredisi: Barry Everett

Antik Mükemmellik Resim: Barry Everett

Yapboz taşları Taşlar arasında tek bir kağıt parçası bile giremiyor, Resim: Barry Everett

Eski İnsanlar modern teknolojiyi kullanmadan bu yapıları nasıl elde ettiler? Resim: Barry Everett

Taşların bazıları gizemli ‘çıkıntılara’ sahip. Resim: Eduardo Pi Peret fotoğrafçılık

Bunlar Ollantaytambo’daki en büyük taşlardan bazılarıdır. Resim: Barry Everett

Bu taşlar nasıl oyulmuştu? Resim: marlandc.com

Ollantaytambo’daki taşlar

Ollantaytambo’daki muazzam taş bloklarından oluşan bir çekim. Resim kredisi: Pinterest

Resim Kredisi: Woanderssein.com

Ollantaytambo’daki taşların çarpıcı bir görüntüsü. Resim: Barry Everett

Sacsayhuaman’daki taşlar.

Sacsayhuaman’da inanılmaz taşlar.

Sacsayhuaman: Eskilerin yapıları ne kadar iyi yerleştirdiklerinin kanıtı. Bu hassasiyet inanılmaz.

Sacsayhuamanın Duvarları

Sacsayhuamán’ın inşası, eski insanların bu megalitik taşları nasıl taş ocağı yapmayı, taşımayı ve yerleştirmeyi başardığını anlamayan araştırmacılar için derin bir gizem olmaya devam ediyor.

Bu makalede anlatmaya çalıştığımız şeyin mükemmel bir örneği. Richard Cassaro tarafından görüntü.

Richard Cassaro tarafından başka bir örnek.

Taşlar arasındaki benzerliğe dikkat edin. Resim Kredisi: Richard Cassaro.

Macchu Picchu’nun görüntüsünü döndürerek gerçekten hoş bir özellik elde ediyoruz. Cuzco’daki insanların “İnka’nın yüzü” dediği şey budur. Belki de her şey belirli bir sebepten dolayı inşa edilmiş, oyulmuş ve mevcut pozisyonuna yerleştirilmiştir.

Bu resimde, Kom el-Hetan olarak bilinen, Morto Tapınağı III. Tapınaktan kalan son yapılar olan Memnon’un Colossi’sinden birinin yan panelini görebilirsiniz. Görüntü 1900’lerde çekildi.

Ramesseum’un eski bir görüntüsü. Uzmanlar Ramesseum’un yaklaşık 1.000 ton ağırlığa sahip olduğunu hesapladılar.

Baalbek’teki 1200 tonluk taş bloğunun en iyi görüntülerinden biri.

Baalbek’teki taşlar devasa büyüklükte

Saqqara Serapeum’undaki masif lahitlerin görüntüsü.

Saqqara serasındaki lahitler.

Serapeum, Saqqara’da yeraltında, 100 ton ağırlığında, tertemiz kesilmiş, cam taş ve kutular kadar pürüzsüz

lahitler sadece masif değildir, aynı zamanda mükemmel şekilde cilalanmıştır.

Osirion Tapınağı. Resim Kredisi: Shutterstock

Editör / Yazar: Burcu AKIN

Kaynak: https://www.ancient-code.com/50-images-of-ancient-megaliths-and-perfectly-shaped-stones-that-defy-logic/

Continue Reading

Arkeoloji

Japonya’da 3800 Yıl Önce Yaşamış Bir Kadının Yüzünü Yeniden Oluşturmak İçin DNA Kullanıldı

Published

on

Japonya’da 3500 ila 3800 yıl önce yaşamış bir kadının kalıntılarından yeni elde edilen DNA, bilim insanlarının Jōmon Çağı’ nda bölgede ikamet etmiş tarih öncesi insanların hikayesini toparlamasına yardımcı oluyor. Asahi Shimbun’ un açıklamalarına göre çalışmanın dayandığı DNA, Japonya’nın en kuzeydeki ana adası Hokkaido’nun kıyısında bulunan Rebun Island’daki Funadomari arkeolojik alanında keşfedilmiş bir kadın kafatasının azı dişinden elde edildi. Bu örnekten elde edilen tüm genomun sekanslanmasının ardından Tokyo’ daki Doğa ve Bilim Ulusal Müzesi tarafından yönetilen bir araştırma ekibi, Jōmon insanlarının günümüz Japon populasyonundan kesin çizgilerle ayrılmış özelliklerinin olduğunu fark etti: Kahverengi gözler, çiller ve kıvırcık saçlarla beraber bir hayli koyu tenleri vardı.

Kadının DNA’ sına daha derinlemesine bakıldığında ise bu insanların Uzak Doğu Rusya, Kore Yarımadası ve Tayvan yerli halklarına daha yakın olduğu görülüyor. Yapılan çalışma aynı zamandan Jōmon kültürünün yaşam tarzına da yeni bakış açıları getirmiş oldu. Örneğin bu kadın, yüksek yağlı besinlerin sindirilip metabolize edilmesine izin veren genetik varyasyonlardan nispeten yoksun görünüyor. Bu varyantı, ilginç bir şekilde, morslar, foklar ve balinalar gibi yağlı deniz balıklarını tüketen çoğu Kutup populasyonunda bulduk. Üstelik bu durum bir tesadüf olamaz. Bu varyant neredeyse her zaman Kutup insanları ve kalıntılarında bulunuyor. [Peru’da dört ayaklı balina fosili bulundu]

Öte yandan bu kadın, Doğu Asya populasyonlarında yaygın olmayan özel bir gen varyasyonu sayesinde oldukça güçlü bir alkol toleransına da sahip. En tuhaf olanı ise geçmişte çok büyük ihtimalle turuncumsu ve ıslak kulak kirine sahip olmuş olması. Peki bunun nesi sıradışı diye sorabilirsiniz. Doğu Asya ırkına ait insanların çoğu beyaz ve pulsu kulak kiri üreten bir gen varyasyonuna sahiptir. Fakat Afrika ve Avrupa ırkından olanların yüzde 97 ‘sinden fazlası, turuncu-kahverengi kulak kiri ürettiren bir varyant bulundurur. Ayrıca kuru kulak kiri Yerli Amerikalılar arasında nispeten daha yaygındır. Atalarının Bering Boğazı ‘nı geçerek Sibirya’dan kuzeydoğu Asya içlerine göç ettiğini düşünürsek bu durum o kadar da şaşırtıcı olmaz.

Jōmon Çağı, bir diğer adıyla Japon Neolitik Çağı, M.Ö. 10500’den M.Ö. 300 ‘e kadar devam etti. Yaprak döken ormanlar ve çayırlar ise Buzul Çağı sona ererken avcılık, balıkçılık ve toplayıcılık etrafında şekillenmiş bir kültürü besleyen Japon takımadaları boyunca kendini göstermeye başladı. Bu dönem aynı zamanda Jōmon’a ismini veren çömlekçilik ve alet üretiminin gelişimi ile özelleşmiştir. Jōmon, temelde avcı-toplayıcı bir kültür iken o dönemin insanları kapsamlı arkeolojik çalışmaların konusu olan bazı yerleşim yerleri ve köyleri de inşa etmişlerdi. [14.000 yıl önce hayatını kaybeden kadının yüzünü yeniden şekillendirildi]

Editör / Yazar: Emine Kızılkaya

Kaynak: https://www.iflscience.com/plants-and-animals/dna-used-to-reconstruct-the-face-of-a-woman-who-lived-in-japan-3800-years-ago/

Continue Reading

Öne Çıkanlar