fbpx
Connect with us

Ekoloji

İklim Değişikliği ve Ekstrem Hava Olayları

Published

on

Dünya’nın en büyük doğa problemlerinden olan iklim değişikliği, etkisini her geçen gün arttırıyor. Beşeri ve doğal faktörlerden oldukça fazla etkilenen iklim değişikliği, Amerikan Jeofizik Birliği’nin basın toplantısında değerlendirildi. Ortaya çıkan veriler ise hiçte olumlu değil. Yapılan açıklamada insan kaynaklı iklim değişikliğinin, önceki yıllara göre artış gösterdiği belirtildi. Konferansta; son yıllarda gerçekleşen çeşitli doğa olaylarının, iklim değişikliğine daha fazla bağımlı olduğu da açıklandı.

Konferansın sözcülerinden Martin Hoerling, ”Birçok doğa olayının iklim değişikliği ile doğrudan bağlantısı olduğunu saptadık. Bu tabii ki sürpriz değil. Ancak beklediğimizden daha fazla veri ile karşılaştık. Şu anda yaşadığımız dönem 20. yüzyıla kıyasla oldukça sıcak ve bu durum, yıllar ilerledikçe aynı çizgide devam edecek. Doğa adeta gözlerimizin önünde eriyor.” dedi. Son on yılı kapsayan verilerde, özellikle Güney Yarımküre’deki şiddetli sıcaklık dalgalarının arttığı gözlemlendi. Okyanus sıcaklığının 2 derece artması, Mart 2017’de Bangladeş’i sular altına alan altı günlük bir yağmur fırtınası, Doğu Afrika’da 6 milyon insanın kıtlığına sebep olan kuraklık ve birçok kıyı bölgesindeki sıcak hava dalgasının iklim değişikliği ile bağlantılı olduğu raporda belirtildi.

Oxford Üniversitesi’nde iklim bilimcisi olan Karsten Haustein, ”Çok uçlarda veya büyük bir iklim olayı henüz yaşanmadı. Ancak bu, olayların ciddiyetini asla düşürmez. Dünya’da birçok farklı iklim var ve hepsinin kendine has özelliği var. Bu narin dengeyi bozmak istemeyiz.” demecini verdi. Washington DC’deki Earth & Water Law Group’un stratejik danışmanı olan Lindene Patton, demokratik bir taraftan konuya yaklaştı. Patton, ”Mahkeme ve laboratuvar çok ayrı yerler. Kesinliğin dereceleri her iki tarafta da ayrıdır. Ancak işin gerçeği politikalarımızı oluştururken iklim konusunu da ciddi biçimde tartışmalıyız. Karar verici insanlar net rakam istiyor. Risk faktörleri ve olasılıkları bilmek istiyorlar.” açıklamasını yaptı.
Editör / Yazar: Kuzey KILIÇ
Kaynak: https://www.sciencenews.org/article/more-extreme-weather-events-caused-human-driven-climate-change?tgt=nr

Ekoloji

İnsanlığın neden olduğu iklim değişikliği, bir memeli türünün soyunu tüketti

Published

on

Bioçeşitliliğin gittikçe ortadan kalkması tüm dünyaya ve insanlığa ciddi bedeller ödetecektir.  İnsanoğlu olarak sebep olduğumuz iklim değişikliği bir türün yok olmasına neden oldu. Avustralya’da yaşayan bir kemirgen türü, suların yükselmesi ve fırtınalar nedeniyle aç kalarak yok oldu.

Avustralya hükümeti, insanların sebebiyet verdiği iklim değişikliği nedeniyle bir memeli türünün yok olduğunu duyurdu. Bu durum aynı zamanda insanlık tarihinde bir ilk olarak kabul ediliyor.

Scientific American’ın paylaştığı bilgilere göre “Bramble Cay mozaik kuyruklu sıçanı” olarak bilinen küçük bir kemirgen türü artık Dünya üzerinde yaşamıyor.

Yükselen deniz seviyesi ve gitgide şiddetlenen fırtınalar sebebiyle yaşadığı küçük adadaki tüm yiyecek kaynaklarından olan hayvan böylece yaşama şansını da kaybetti.

Söz konusu durum ise insanlığın çevre üzerindeki olumsuz etkilerinin ne gibi sonuçlar doğurabileceğinin küçük bir göstergesi olarak tarihteki yerini almış bulunuyor.

En son 2009 yılında görülmüş

Avustralya Çevre ve Enerji Bakanlığı’ nın bu yıl yayınladığı rapor, ülkenin tehlike ve tehdit altında olan türlerini korumak için bir bilgilendirme amacı güdüyor. Aynı rapor; 2009 yılından beri görülmeyen Bramble Cay sıçanını da tehlike altında olan tür kategorisinden, soyu tükenmiş tür kategorisine yükseltmiş.

Küçük bir adada yaşamış olan bir kemirgenin yok oluşu tüm türlerin ortadan kalkacağı anlamına gelmese de söz konusu gelişme, gezegen üzerinde yarattığımız geri döndürülemez tahribatın acı bir anımsatıcısı olarak hafızalarda yer edecektir.

Editör / Yazar: İsa EKİCİ

Kaynak: https://blogs.scientificamerican.com/extinction-countdown/climate-change-claims-its-first-mammal-extinction/

Continue Reading

Ekoloji

110 Milyon Yıl Önce Ölen Örümceğin Gözleri, Karanlıkta Hâlâ Parlıyor

Published

on

Yumuşak ve antik örümcekleri araştırmak zordur; çünkü bu örümcekler, kemikler veya dış iskeletler kadar kolay fosilleşmezler. Bu yüzden; Jinju Oluşumu adı verilen ve nispeten keşfedilmemiş olan bir bölgede 10 tane yepyeni örümcek fosili bulan araştırmacıların ne kadar sevindiğini tahmin edebilirsiniz.Jinju Oluşumu, Güney Kore’de bulunan ve 252 ile 66 milyon yıl önceki Mesozoik dönemden kalan coğrafî bir bölge. Kore Kutup Araştırma Enstitüsü ve Kansas Üniversitesi’nde çalışan araştırmacıların şist içinde bulduğu bu fosiller, Jinju Oluşumu’ndaki bilinen örümcek sayısını 1’den 11’e çıkardı.

Ancak bu örümceklerden iki tanesi, geri kalanından çok daha ilginçti; gözleri, öldükten 110 milyon yıl sonra bile ışığı yansıtıyordu. Kansas Üniversitesi’nde jeolog (yerbilimci) olan Paul Selden, şöyle söylüyor: “Bu örümcekler, karanlık bir kaya üzerindeki ilginç ve kıymığa benzeyen ufak parçalarda korunduğu için; hilale benzeyen parlak ve büyük gözleri doğrudan belli oluyordu” “Bunun tapetum olması gerektiğini düşünmüştüm. Tapetum; ışığın gözden içeri girip retina hücrelerine geri gönderildiği, yansıtıcı bir yapıdır.”

Bu yapı, gece vakti görmeye yardımcı oluyor. Tapetum insan gözlerinde bulunmuyor fakat pek çok hayvanda bulunuyor; örneğin, kedilerin gözlerinin karanlıkta parlamasını sağlayan şey de bu. Araştırmacılar bunun, fosil kayıtlarının tamamındaki ilk korunmuş örümcek gözü tapetumu olduğuna inanıyorlar. “Örümceklerde, gerçekten büyük gözlü olduğunu gördükleriniz, zıplayan örümceklerdir fakat onların gözleri sıradan gözlerdir; oysa kurt örümceklerini gece vakti görürseniz, gözlerinin ışıkta kediler gibi yansıdığını görürsünüz” diye açıklıyor Selden.

“Bu yüzden; gece avlanan yırtıcılar, bu türden farklı gözler kullanmaya eğilimli oluyorlar. Bu keşifte ilk defa bir fosilde tapetum bulundu.”“Göz yapısı gibi son derece iyi korunmuş iç anatomi özelliklerinin olması güzel bir şey. Gerçekten, bir fosilde böylesine korunmuş bir şeyi pek bulamıyorsunuz” diye ekliyor.

Eski zamanlardan kalma çoğu örümcek, kehribarın içinde keşfedilmişti çünkü kehribar; eklembacaklıların yumuşak gövdelerinin muhafaza olmasına yardımcı oluyor. Ancak araştırmacılar, (Koreamegops samsiki ve Jinjumegops dalingwateri şeklinde adlandırılan) bu örümceklerin eğer kehribar içerisinde bulunsalardı, tapetumun muhtemelen kaybolmuş olacağını düşünüyorlar.

“Bu örümceklerin sert kabukları yok, bu yüzden çok kolay bir şekilde çürüyorlar” diyor Selden. “Bir su kütlesinin içine taşındıkları çok özel bir durumda olmaları gerekirdi. Normalde yüzerlerdi. Fakat burada batmışlar ve bu durum onları, çürütücü bakterilerden uzak tutmuş” “Bu kayalar aynı zamanda küçük kabuklular ve balıklarla da kaplı; bu yüzden, onları sümüksü bir örtü içine hapsetmiş ve batırmış olan bir alg patlaması gibi felaketvâri bir olay da olmuş olabilir; fakat bu bir varsayım.” Araştırmacılar, yeni keşfedilen bu örümceklerin, günümüzde zıplayan örümcek ile aynı nişte olacaklarını düşünüyorlar. “Ancak bu örümcekler, işleri farklı yürütüyordu.

Göz yapıları, zıplayan örümceklerden farklıydı” diye açıklıyor Selden. 10 tane yeni örümcek bulmak, Mesozoik dönemin örümcek çeşitliliği için çok büyük bir kazanım. Fosillerin eksik olması yüzünden, bu antik börtü böceklerin ne kadar çok olduğunu bilmiyoruz. Fakat bunun gibi bulgularla birlikte, bu durum değişmeye başlayacak gibi görünüyor.Araştırma, Journal of Systematic Palaeontology bülteninde yayınlandı.

Editör / Yazar: Ali Ekber ÖZGEN

Kaynak: https://www.sciencealert.com/researchers-find-10-new-fossil-spider-species-one-whose-eye-s-still-glow-after-110-million-years

Continue Reading

Ekoloji

Tarihin En Ölümcül Kitlesel Yok Oluşunda, Deniz Yaşamını Neyin Bitirdiği Öğrenildi!

Published

on

Yaklaşık 252 milyon yıl önce, Dünya’da felaket bir yıkım yaşandı. Bu; o kadar şiddetli bir olaydı ki, neredeyse dünyadaki tüm yaşam yok oldu. Tüm kara omurgalı türlerinin yüzde 70’i ve deniz türlerinin yüzde 96′ sı (daha önceki diğer iki kitlesel yok olma olayında hayatta kalan trilobit de dahil olmak üzere) öldü. “Büyük Ölüm (The Great Dying)” olarak da bilinen bu olaya, “Permiyen-Triyas Kitlesel Yok Oluşu (Permian-TrassicExtinctionEvent)” denmektedir ve bilindiği kadarıyla, dünya tarihinin en yıkıcı olayıdır.  Bu olayın yaygın nedeni olarak iklim değişikliği görülmektedir. Spesifik neden ise Sibirya’daki uzun vadeli volkanik faaliyetlerin atmosfere yaydığı fazla malzemelerdir.

Bu malzemeler dünyayı bir milyon yıl boyunca bir kül tabakasına çevirdi. Aynı zamanda güneş ışığını engelledi, ozon tabakasını inceltti, asit yağmurlarına neden oldu ve sıcaklıkları yükseltti. Bilim adamları günümüzde ise deniz yaşamını neyin kirlettiğini kanıtladı.Yükselen sıcaklıklar okyanus canlılarının metabolizmasını hızlandırdı ve bu da oksijen gereksinimlerini artırarak okyanusların oksijeninin hızla tükenmesine neden oldu. Yani hayvanlar tam anlamıyla boğuldu.

Bugün yine benzer bir atmosferik ısınma yaşamaktayız. Washington Üniversitesi’nden oşinografi uzmanı JustinPenn “Nesil tükenmesine neyin yol açtığı hakkında mekanik bir öngörüde bulunduk ve bu öngörü, fosil kayıtlarıyla doğrudan kontrol edilebilmekte. Bu durum da, gelecekteki nesil tükenme nedenleri hakkında tahminlerde bulunmamızı sağladı.” dedi. Ekip, Büyük Ölüm sırasında dünyadaki değişikliklerin bir bilgisayar simülasyonunu gerçekleştirdi.

Sibirya volkanik patlamalarından önce, sıcaklıklar ve oksijen seviyeleri bugünkü seviyelere benzemekteydi. Patlamanın ardından deniz yüzeyindeki sıcaklıkları yaklaşık 11o °C arttıran koşulları taklit edebilmek için,modelin atmosferindeki sera gazlarının seviyesi yükseltildi. Bu yükseliş, yaklaşık yüzde 76 civarında bir oksijen tükenmesine yol açtı ve deniz seviyesinin yaklaşık yüzde 40′ ında oksijen tamamen tükendi. Bunun deniz yaşamını nasıl etkileyeceğini gözlemlemek için, ekip, 61 modern türün oksijen gereksinim verilerini simülasyona bağladı ve sonuç bir felaketti.

WashingtonÜniversitesi’nden oşinografi uzmanı CurtisDeutsch, “Çok az sayıda deniz canlısı yaşadıkları ortamda kaldı,çoğu kaçtı ya da öldü.” dedi. En belirgin yok oluş; oksijene duyarlı olan veekvatordan uzakta bulunan yüksek enlemlerdeki canlılara aitti. Ekip, bulduğu bu sonuçları fosil kayıtları ile karşılaştırdığında bulgular uyuşmuştu. Bunun nedeni, ekvatorun etrafındaki sıcak sularda yaşayan hayvanların kaçtıkları ortama benzer habitatlar bulabilecekleri daha yüksek enlemlere göç edebilmeleridir. Ancak daha yüksek enlemlerde yaşayan hayvanların gidecek başka yeri bulunmamaktadır. Sonuç olarak, araştırmacılar deniz çeşitliliği kaybının yüzde 50’sinden fazlasına “Büyük Ölüm”ün neden olduğunu kanıtladılar.

Geri kalanlar ise CO2 asidifikasyonu, ozon tabakasının incelmesi gibi nedenlerdir. Araştırmacılar bu duruma dikkat etmemiz gerektiğini vurguladı. Çünkü bu 11 °C sıcaklık artışı, birkaç bin yılda gerçekleşti. 1880’den bu yana, Dünya’nın ortalama sıcaklığı 0.8 °C arttı ve bu artışın üçte ikisi, 1975’ten bu yana gerçekleşti. Aynızamanda okyanuslarının ısınması da hızla artmakta. Penn,”Okyanuslardaki ısınma 2100 yılına kadar Permiyanların sonundaki ısınmanın yüzde 20’sine yaklaşırken, 2300’e kadar yüzde 35 ila 50’sine yaklaşacak.” dedi . Bu çalışma, antropojenik iklim değişikliği altında benzer bir mekanizmadan kaynaklanan kitlesel yok olma potansiyelini vurgulamaktadır.

Editör / Yazar: Beyzanur ŞAHİN

KAYNAK: https://www.sciencealert.com/finally-we-know-what-killed-sea-life-in-the-deadliest-mass-extinction-in-history

Continue Reading

Öne Çıkanlar