fbpx
Connect with us

Yaşam

Meyve ve sebzeleri sıkarak içmek yararlı mı?

Published

on

Bir bardak taze sıkılmış meyve suyu günlük vitamin ihtiyacımızı karşılamak için iyi bir yöntem mi? Kan şekeri ve insülin seviyesi bundan nasıl etkilenir? İş yoğunluğu fazla olan ve sağlıklı beslenmeye çalışanlar açısından taze sıkılmış meyve suyu hem zamandan kazanmanın hem de günlük vitamin ihtiyacını karşılamak için iyi bir yöntem olarak görülür. Meyve suyu ayrıca kilo vermek ve vücudu temizlemekle de ilişkilendirilir. Tüm bu iddialar meyve suyu sektörünü kârlı bir iş haline getirdi. 2016’da dünya çapında bu sektörün değeri 154 milyar dolara ulaşmıştı. 
Peki sıkma meyve suyu düşündüğümüz kadar sağlıklı mı gerçekten?: Tüm meyveler “meyve şekeri” olarak da bilinen fruktoz içerir. Günlük kalori ihtiyacının ötesine geçmediği sürece fruktozun zararı görülmez. Çünkü parçalanmamış meyveler liflidir ve içerdiği şeker de meyve hücrelerinin içindedir. Sindirim sisteminin bu hücreleri parçalaması ve fruktozun kana karışması belli bir zaman alır. Ama meyve suyu için aynı şey geçerli değildir. Lifli besinlerin önemi Meyve suyunda lif yoktur. Tam meyveden farklı olarak buradaki fruktoz “serbest şeker” olarak adlandırılır. Bal ve gıdalara katılan şeker de bu kategoridedir. Dünya Sağlık Örgütü, yetişkinlerin günde 30 gramdan fazla şeker katkısı almamalarını öneriyor. Bu 150 ml (bir çay bardağı) meyve suyuna eşdeğer. Ancak sorun şu ki, liften arınmış olduğu için meyve suyundaki fruktoz vücutta çok daha hızlı emiliyor. Bu, kan şekerinde hızlı artışa neden oluyor ve pankreas bu seviyeyi normale indirmek için insülin salgılıyor.  Zamanla bu mekanizma yıpranarak tip 2 diyabet riski ortaya çıkabiliyor. 2013’te araştırmacılar, 100 bin kişiyle ilgili 1986 ile 2009 yılları arasında toplanmış sağlık verilerini incelediğinde, meyve suyu tüketimi ile tip 2 diyabet riski arasında bağlantı olduğu görüldü. Bunun nedeni, sıvıların katı besinlere kıyasla mideden ince bağırsağa daha hızlı geçmesine bağlandı. Yani tam meyve ile meyve suyunun besin içeriği aynı olsa da meyve suyu kandaki glikoz ve insülin seviyesinde daha hızlı değişikliğe yol açıyordu. Uzmanlar bunu, tam meyvedeki lif gibi bazı maddelerin meyve suyunda olmamasına bağlıyor. Sebze de içeren içecekler meyve sularından daha fazla besin ve daha az şeker içeriyor, ancak bunlar da önemli liflerden yoksun. Lif bakımından zengin bir beslenme tarzının kalp ve damar hastalıkları, inme, yüksek tansiyon riskini azalttığı biliniyor. Yetişkinlerin günde 30 gram lif alması gerekiyor.  Fazla kalori riski: Tip 2 diyabet riskine ek olarak meyve suları fazla kalori alımına da katkıda bulunuyorsa zararlı görülüyor. Şekerli içeceklerle sağlık arasındaki bağlantıların (diyabet ve kalp ve damar hastalıkları riski de dahil) sağlıklı bir diyet için de geçerli olup olmadığı incelendiğinde, meyve suyu da dahil olmak üzere şeker içeriği fazla kalori tüketimine neden olan yiyecek ve içeceklerin kan şekeri ve insülin seviyesini olumsuz etkilediği görüldü. Ancak kalori fazlasının söz konusu olmadığı durumlarda tam meyve (hatta meyve suyu) tüketiminin bazı avantajlar sağladığı görüldü. Bu nedenle günde 150 ml (bir çay bardağı) meyve suyunun mantıklı olduğu ifade ediliyor.

Uzmanlar tam meyvenin meyve suyundan daha yararlı olduğunu söylüyor. Ancak bunun meyve ve sebze tüketimini destekleme amaçlı olması gerekiyor. Meyve suyunu susuzluğu gidermek amacıyla ve fazla miktarda tüketmemek gerekiyor. Fazla kalori içeren bir diyetin parçası olarak meyve suyunun diyabete yol açabileceğini biliyoruz ama fazla kilosu olmayanlar açısından meyve suyunun uzun vadeli etkisi pek net değil. Pankreasın insülin üreterek şekerle baş etmede ne kadar uzun başarılı olacağını genler de belirliyor. Kadınlar için önerilen günlük kalori miktarı 2000, erkekler için 2500. Meyve suyu içtiğimiz günlerde daha az değil, aynı miktarda yemek tükettiğimiz için günlük önerilen kalori miktarını aşmış oluyoruz. Bu ise kilo almaya neden oluyor.
Daha sağlıklı nasıl olur?: Geçen yıl yayımlanan bir araştırma meyve suyunu daha sağlıklı hale getirmenin mümkün olabileceğini gösterdi. Meyveyi sadece suyunu çıkaracak şekilde sıkmak yerine, özü, çekirdek ve kabuğunu da içerecek şekilde blender ile ezmek… Böylece sindirim daha uzun sürdüğünden kan şekeri seviyesinde ani çıkışlara yol açmıyor. Ancak bu araştırmanın küçük çaplı olduğu ve her meyve açısından geçerli olup olmadığının bilinmediği belirtiliyor. Ayrıca meyve suyunun etkilerini olumlu kılmak üzere tam olgunlaşmış meyve seçiminin önemli olduğu vurgulanıyor. Her meyvenin fiziksel yapısı farklı olduğu ve içerdiği besinler farklı kısımlarda yer aldığı için bir sıkma tekniği hepsine uyamayabiliyor. Örneğin üzümdeki besinlerin çoğu çekirdektedir. Portakal kabuğu da yararlı bileşimler içerir. Alışılmış sıkma yöntemleri ile bunlardan yararlanmamış oluruz.  Detoks miti: Meyve suyunun popülerlik kazanmasında, ‘detoks’ özelliği, yani vücuttaki toksinleri atmaya yardımcı olduğuna dair iddialar da etkili oldu. Tıpta ‘detoks’ kelimesi vücuttaki ilaç, alkol ve zehir kalıntılarının yok edilmesini ifade ediyor. Uzmanlar, meyve suyuna dayalı bir detoks algısının gerçeği yansıtmadığını söylüyor. Her gün zehir etkisi gösterecek çok sayıda bileşim tükettiğimiz ve vücudumuzun bunları atmada usta olduğu vurgulanıyor. Ayrıca meyve veya sebzeleri sıkıp suyunu çıkararak tüketmek besinleri almanın en iyi yolu da değil. Örneğin elmayı sıktığımızda kabuğundaki birçok besin maddesinden yararlanmamış oluruz. Sağlıklı beslenmede günde beş çeşit meyve ve sebze tüketmenin önemli olduğu vurgulanıyor. Meyve suyu bunu sağlamanın da en iyi yolu değil. Çünkü sorun sadece günlük vitamin ihtiyacını karşılamak değil, aynı zamanda diyetimizde karbonhidrat, protein ve yağ miktarını azaltıp lif oranını artırmak. Özetlemek gerekirse, hiç meyve tüketmemektense meyve suyu içmek daha iyi. Ama bunu bir çay bardağı ile sınırlamak gerekir. Fazla tüketildiğinde günlük kalori miktarımızı aşma ve kilo alma riskinin yanı sıra diyabet riski de ortaya çıkar.
Kaynak: http://www.bbc.com/future/story/20181231-is-juicing-actually-good-for-you

Advertisement
1 Comment

1 Comment

  1. Pingback: Meyve ve sebzeleri sıkarak içmek yararlı mı? | Yerel Haber

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bilim

Yüz körlüğü hastalığı nedir? Nedeni ne? : Sevdiklerimin yüzünü hatırlayamıyorum

Published

on

İnsan yüzlerini tanıyamama durumu olarak tanımlanan ‘yüz körlüğü’ Tıp dilinde prosopagnosia olarak adlandırılan bu durum, insanların yüz, ağız, göz gibi unsurları görmelerine rağmen aralarında bağlantı kuramamaları olarak nitelendiriliyor.

Bir gün bir yabancı, otobüste Boo James’e el salladı. Üzerine pek düşünmedi. Ta ki, el sallayanın aslında annesi olduğu ortaya çıkana dek. Boo’nun nadir görülen bir hastalığı, yüz körlüğü var. Yani, ailesinin, arkadaşlarının ve hatta kendi yüzünü tanıyamıyor. Uzmanlar şimdi, Boo gibilerinin insanları daha iyi tanımak üzere eğitilmesi umuduyla yeni bir çalışma başlattı.

‘Başka bir gezegendenmiş gibi’

Boo yıllarca “başka bir gezengendenmiş gibi” hissettiğini söylüyor. “Bunun üzerine oturup düşünmek, çok stresli ve duygusal açıdan rahatsız edici. Dolayısıyla, düşünmemeye çalışıyorum. Çok zor bir iş. Dışarıda olduğunuz bir günü sürekli biriyle konuşup konuşmamanız gerektiğini düşünerek geçirmek, fiziksel ve duygusal açıdan tüketen bir şey” diyor. Boo, hayatının büyük kısmı boyunca, prosopagnozi diye de adlandırılan rahatsızlığından habersizdi ve insanları tanıyamayınca ortaya çıkan “sosyal gariplikten” kendisini sorumlu tutuyordu.

“Bu durumu açıklayacak bir yol bulmalıydım. İyi açıklayamıyordum, sadece insanların yüzünü hatırlamakla uğraşmadığım için kendimi suçluyordum” diye konuşuyor ve ekliyor: “Sanki bir tür tembellik gibiydi: İnsanları tanımak istemiyormuşum, hatırlayacak kadar ilgilenmiyormuşum, kusur da bendeymiş gibi düşünüyordum.” Ancak Boo, kendisindeki sorunu 40’lı yaşlarının başlangıcında hastalığı televizyondan öğrenince anladı. “Ancak o zaman, insanları tanıyamamamın, beynimdeki fiziksel bir durumdan kaynaklandığını anladım” diyor: “Hemen kendimi daha iyi anlamaya, kendimi affetmeye ve meseleye farklı bir açıdan bakmaya başladım.”

Bazen kendisini bile tanımakta zorlanıyor

Boo, çocukluğunun tanıyamadığı diğer çocuklar, bakıcılar ve öğretmenler yüzünden “travmatik deneyimlerle dolu” olduğunu anlatıyor. 51 yaşındaki Galli kadın, ailesini, eski arkadaşlarını ve hatta tatilde karşılaştığı babasını tanıyamadığını belirtiyor. Hatta bazen, kendisini bile tanımakta zorlanıyor. “Geçenlerde annem bilgisayarda eski fotoğraflar bulduğunu söyledi. Ekrandan bakıyordum. Fotoğraftaki birinden bahsediyorduk ve ben ‘O kim?’ diye sordum. ‘Sensin!’ dedi.” Boo, partneri Dewi’yi “yüz körleri için rehber köpek” diye tanımlıyor çünkü tanıdıkları biriyle konuşuyorlarsa, gizlice kim olduklarını söylüyor. Filmlerin konularını ve karakterlerin kimliklerini de söylüyor, çünkü aksi takdirde filmlerde olanları takip etmesi imkansız hale geliyor. “Çok nazik ve sabırlı biri. Bazen çok karmaşık hale gelirse filmi kapattığımız da oluyor” diyor.

Parça parça yüz

Peki yüz körlüğü olanlar yüzleri nasıl algılıyor? Boo, bunu tanımlamanın zor olduğunu söylüyor. “Yüzleri parça parça görüyorum. Bir burun olduğunu, gözleri, ağzı ve kulakları görüyorum. Ama beynimin bunları birleştirip ortaya bir yüz görüntüsü çıkartması çok zor oluyor” diyor. Ancak, yaşadığı zorluklara karşın Boo, kimin kim olduğunu anlamasına yardımcı olan taktik ve teknikler geliştirmiş: “Kullanabileceğim başka veriler var, saç stilleri, birinin sürekli taktığı bir mücevher, giyim tarzları, konuşmaya başladıklarında da ses tonları. Hatta bazen birinin silüeti, vücudunun biçimi hatta konuşma tarzları. İnsanları arkalarından bakarak tanımakta, normal insanlardan daha iyi olduğumu düşünüyorum.”

Farkındalığı artırmak

Hepsi Boo’nun yaşadığı kadar kötü olmasa da, her 50 insandan birinde yüz körlüğü olduğuna inanılıyor. Konuyla ilgili yeni bir araştırma yapan uzmanlar, çoğu kişinin bunun farkında bile olmadığını söylüyor. Swansea Üniversitesi’nden Psikolog Dr. John Towler, “Bunla, belki bir filmi takip etmeyi biraz zor bulan insanlar” diyor: “Belki Taht Oyunları dizisini izliyorlardır, herkes uzun saçlı ve sakallı olduğundan, ne olup bittiği hakkında bir fikirleri yoktur.”

Yüz Körlüğü Nedeni ne?

İki tür yüz körlüğü var. Sonradan olan yüz körlüğü, beynin yüz tanımayı kontrol eden kısımlarının bir yaralanma yüzünden hasar görmesiyle ortaya çıkıyor. Gelişimsel yüz körlüğü ise beynin farklı bölgeleri arasındaki iletişimin bozulması nedeniyle doğumdan itibaren görülüyor. Araştırma ekibinden Dr Jodie Davies-Thompson, “Beynin tam olarak hangi bölümünde sorun olduğunu öğrenebilirsek, bu soruna çare aramaya başlayabiliriz. Yüz körlüğü olan insanlar için bir rehabilitasyon programı üzerinde çalışıyoruz. Belirli beyin bölgeleri arasındaki iletişimi ve dolayısıyla yüz tanıma kabiliyetini artırmayı umuyoruz” diyor.

Editör / Yazar: Ali Ekber ÖZGEN

Kaynak: https://www.bbc.com/news/uk-wales-47304678

Continue Reading

Bilim

Aziz Sancar’ın ismi verilen bitki ilaç olma yolunda

Published

on

Nobel ödüllü Aziz Sancar’ın ismi verilen haval otunun, ilaç olabilmesi için yürütülen bilimsel çalışmalarının tamamlanmak üzere olduğunu belirten Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Metin Doğan, “Bu alanda araştırma yapan öğretim üyelerimizin çalışmaları neticelenmek üzere” dedi. Halk arasında yara tedavisinde kullanılan ve Nobel ödüllü Aziz Sancar’ın ismi verilen havalotunun, ilaç olabilmesi için yürütülen bilimsel çalışmalarda sona yaklaşıldı.

Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Metin Doğan, yaptığı açıklamada, ilaç üretiminden tedaviye kadar artık modern tıpla birlikte geleneksel ve tamamlayıcı tıp uygulamalarının da yaygınlaşmaya başladığını söyledi.

Geleneksel ve tamamlayıcı tıp kapsamında çok sayıda araştırma yapıldığını anlatan Doğan, yurt içi ve dışında farklı bitkiler ile sülük gibi bazı hayvan türlerinin hastalıkların tedavisindeki etkisinin incelendiğini belirtti.

Doğan, üniversitelerindeki ‘Geleneksel ve Tamamlayıcı Tıp Uygulama Merkezi’nce yürütülen çalışmalar kapsamında, Afyonkarahisar’ın İscehisar ilçesinde keşfedilen bitki türüne, Nobel ödüllü bilim insanı Prof. Dr. Aziz Sancar’ın isminin verildiğini hatırlattı.

Halk arasında ‘havalotu’ denilen, ‘bolanthus’ cinsine ait endemik bir tür olan bitkinin daha önce bilimsel tanımlamasının yapılmadığını ifade eden Doğan, “Bu bitki, Geleneksel Tamamlayıcı ve Entegratif Tıp Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Murat Koç başkanlığındaki ekip tarafından ilk kez bilimsel olarak tanımlanmıştı. Türkiye’nin dünyada bilim adına gururu olan Sancar’dan izin alınarak, bitki türüne ‘Bolanthus Aziz-Sancarii’ ismi verilmişti” dedi.

YARA TEDAVİSİNDE KULLANILIYOR

Prof. Dr. Doğan, bitkinin halk arasında daha çok yara tedavisinde kullanıldığını belirtti. Bitkinin, yara tedavisi başta olmak üzere farklı sağlık sorunlarına şifa olup olamayacağına ilişkin başlatılan araştırmanın tamamlanmak üzere olduğunu bildiren Doğan, şunları kaydetti:

“Bu alanda araştırma yapan öğretim üyelerimizin çalışmaları neticelenmek üzere. Bu bitkinin içindeki etken maddelerin ayrıştırılması ve bunların ilaç olarak kullanılmasına yönelik de üniversitemizle birlikte yürütülecek TÜBİTAK projemiz başlatılacak. En kısa zamanda resmi başvuru sunulacak.”

Araştırmanın başkanlığını yürüten Doç. Dr. Murat Koç da “Araştırılan bitkinin ilaç olma yolunda potansiyeli yüksek. Kesin sonuçları elde ettikten sonra net şeyler söyleyebiliriz” diye konuştu. Kaynak: (AA)

Continue Reading

Yaşam

Nehirler Hakkında muhtemelen Bilmediğiniz 20 Gerçek

Published

on

1. Nehirler gezegendeki en çok çeşitlilik gösteren ekosistemler arasında bulunuyor. Nehirler ve göller 600 kat daha az su içermesine rağmen denizlere oranla daha çok balık türüne ev sahipliği yapıyor.

2. Nehirler bizi besliyor. Tatlı su balıkçılığı günümüzde beslenmeleri ağırlıklı olarak balığa dayanan 550 milyon insanı doyuruyor.

3. Nehirler,  uygarlığımızın beşiğidir. En eski kültürler;  Fırat ve Dicle, Nil, İndus ve Sarı Nehir gibi nehirlerin kıyısında ortaya çıkmıştır.

4. Barajlar dünyanın büyük nehirlerinin üçte ikisini parçalamıştır.  Barajlar nehirlerden akan suyun altıda birini veya 7000 kilometre küpünü hapsediyor.

5. Gezegenimizi şekillendiren nehirler, gezegenin en güzel manzaralarını oluşturmuştur. Büyük Kanyon, Iguaçu ve Viktorya Şelaleleri’ni düşünün mesela!

6. Nehirler dünyadaki suyun sadece yüzde 0.003’ünü içerirler-her 33.000 su molekülünün birini-bununla birlikte dünya yaşamının önemli bir kısmını sürdürürler. Nehirler insanlar tarafından korunmayı hak ediyor!

7. 6853 km uzunluğuyla, Nil dünyanın en uzun nehridir. Kafkaslardaki Reprua Nehri ise sadece 27 metrelik uzunluğuyla dünyanın en kısa nehri olabilir.

8. Tahminen 10.000-20.000 arasında tatlı su türü ortadan kayboldu ya da risk altında. Dünyanın tatlı su balık türlerinin yüzde 37’ sinin-26 mersin balığı türünün 24’ ü de dahil olmak üzere- nesli tükenme tehlikesiyle karşı karşıya.

9. Nehirler, besleyici alüvyonları taşkın ovalar ve deltalar üzerine bırakarak, Mekong Deltasından Kaliforniya’nın Central Valley’sine kadar en verimli tarım topraklarımızı meydana getirmiştir.

10. Nehirler denizlerdeki balık popülasyonunun hayatta kalmasını sağlar. Nehirlerin denize taşıdıkları besleyici maddeler nedeniyle, dünya üzerinde tutulan balıkların yüzde 80’i kıta sahanlığından gelmektedir.

11. Nehirler bizi birleştirir. Yaklaşık 276 nehir birden fazla ülkenin topraklarında akıyor ve bunların havzaları neredeyse dünyanın kara yüzeyinin yarısını kaplıyor.

12. En uzun 177 nehrimizin en fazla 64’ü özgürce akabiliyor, nehirlerin pek çoğu parçalanma tehdidi altındadır.

13. Nehirler insanlara su sağlamak ve geçtikleri yerlerdeki ekosistem üzerinde düzenleyici etkide bulunmak gibi önemli görevleri yerine getiriyor. Nehirlerin kara ve deniz temelli ekosistemlerden hektar başına 10-15 kat daha değerli olduğu tahmin ediliyor.

14. Nehirlerden üretilen hidroelektrik,  dünyada üretilen toplam elektriğin yüzde 16’sına denk geliyor-çoğu zaman bu üretim ekosistemlerin yok olması pahasına ve halklara rağmen gerçekleştirilmektedir.

15. ABD’deki kara taşımacılığının altıda biri nehirler ve kanallar aracılığıyla yapılmaktadır. Bu tür taşımacılık enerji verimliliği açısından en uygun yöntem olmakla birlikte sağlıklı nehirleri otobanlara dönüştürmektedir.

16. Her yıl, nehirler 200 milyon ton karbonu topraktan ve atmosferden alıp denizlere taşıyor. Aynı zamanda nehirler okyanusların atmosferden karbonu alma konusunda oynadığı rolü de güçlendiriyor.

17. Aşırı sömürü nedeniyle; Kolorado, İndus, Nil, Rio Grande ve Sarı Nehir gibi bir zamanların muazzam nehirleri denize ulaşmak için mücadele ediyor.

18. Nehirler bizim esin kaynağımızdır ve hayatlarımıza dini anlamlar yüklerler. Hindistan’da ve diğer ülkelerde, pek çok nehre insanlar Tanrı gözüyle bakıyorlar.

19. 220 metreyi aşan derinliğiyle, Kongo dünyanın en derin nehridir. Derinliğini anlayabilmek için, dört adet Niagara Şelalesi’nin birbirlerinin üzerine yığıldığını düşünün.

20. Nehirler kimi ülkelere isimlerini veriyor. Hindistan’dan Nijerya’ya en az 17 ülke nehirlerin isimleriyle anılıyor.

Editör / Yazar: Ezgi SEMİRLİ

Kaynak: https://www.huffingtonpost.com/peter-bosshard/30-things-you-didnt-know_b_7812408.html

Continue Reading

Öne Çıkanlar