Günlük Hayatta Merak Edilen Bazı Bilim Soruları ve Cevapları

Fizik, kimya ve biyoloji herkes için “üç büyük” bilim dalıdır, ancak formel bilimler, doğa bilimleri ve sosyal bilimler dahil olmak üzere çok daha fazla bilim dalı vardır. Bu makalemizde sizler için hazırladığımız, gündelik hayatın birçok alanında kendisini gösteren bazı bilimsel sorulara yanıt arayacağız.

1. Ses dalgaları nerede son bulur?

Ses dalgaları nerede son bulur?

Çevremizde duyduğumuz tüm sesler bir kaynaktan çıkmaktadır. Bu seslerin hepsi titreşimler sonucu oluşmaktadır. Sallama, üfleme, çekme, itme, vurma gibi etkilerle cisimler titreşir ve ses çıkartır.

Konuşurken çıkardığımız sesler de titreşim sonucunda oluşur. Akciğerlerimizden gelen hava gırtlağımızdaki ses tellerimizi titreştirir ve ses çıkartır. Yani ses, birçok farklı alandan oluşabilir. (hatta siz bu yazıyı okurken içinizde bile belli bir frekansta ses oluşur).

Peki, ses nerede son bulur?

Ses dalgaları bulundukları ortamdan geçerken belli bir enerji harcar. Çarptıkları ortamın yoğunluğu da bu dalgaların enerjilerini bitirir; yani belli bir enerji açığının ve bulunduğu ortamın ardından ses, kaybolur.

2. Güneş’e baktığımız zaman neden hapşırırız?

Güneş’e baktığımız zaman neden hapşırırız?

İnsanların yüzde 17 ila yüzde 35’i Güneş’e ya da parlak ışığa baktığında hapşırır. Ve bu olay genellikle karanlık bir ortamdan çıkıp yoğun ve parlak ışığa maruz kalındığında ortaya çıkar.

Bu durum neden kaynaklanır?

Bu soruya net cevap verebilen iki teori var;

İlk teoriye göre; insanların görme sinirlerinde yoğun ışık nedeniyle ortaya çıkan uyarılmanın trigeminal sinirlerin de etkinleşmesine neden olduğu düşünülüyor.

İkinci teoriye göre; otonom sinir sistemindeki birbirlerine yakın sinir liflerinden birinin uyarılması diğer sinir lifinin de uyarılmasına neden oluyor.

Yani görme sinirlerinden alınan sinyaller beyne taşınır. Hapşırmaya neden olan sinyalleri taşıyan sinir hücrelerinin de etkinleşmesine neden olabileceği düşünülüyor.

3. Altın yumuşak olmasına rağmen neden ‘ağır’ bir metaldir?

Altın yumuşak olmasına rağmen neden ‘ağır’ bir metaldir?

Bazılarının en büyük yatırımı, bazılarının en büyük hediyesi, bazılarının da günü…
Atom numarası 79, simgesi AU olan bu değerli metal yumuşak olmasına rağmen neden ağır?

Altın, yumuşak ve oldukça kolay işlenen bir metaldir. Fakat altın, her bir atomunun ayrı ayrı çok ağır olması gerçeğinden kaynaklanan yüksek yoğunluğundan dolayı ağır bir metal olarak adlandırılır. Tungsten yoğunluğu neredeyse aynıdır.

Ancak tungsten sert ve kırılgandır. Çünkü atomları sıkı bir şekilde bağlanmıştır ve onları birbirlerinden ayırmak zordur.

4. Yağmur neden güzel kokar ?

Yağmurun sona ermesinin ardından ortaya çıkan koku ise herkes için inanılmazdır. Peki bu koku neden bu kadar güzel ?

Bazı bilim adamları, insanların yağmur kokusuna olan bu zaafının hayatta kalmak için yağmura muhtaç olan atalarımızdan miras kaldığına bile inanıyorlar. Yani bu koku gerçekten de büyüleyici. Yağmur ile birlikte ortaya çıkan birçok güzel koku var. Bu kokulardan biri petrikor (petrichor).

Petrichor’u kabaca tanımlamak gerekirse; uzun süre kuru kalmış toprağa yağan yağmur sonrası ortaya çıkan koku. Bu terim, 1964’te nemli havanın kokularını araştıran iki araştırmacı tarafından literatüre kazandırılmış. Kökü ise Antik Yunanistan’a uzanıyor. Taş anlamına gelen, petra sözcüğü ile Eski Yunan tanrılarının damarlarında akan sıvı anlamına gelen ichor kelimesinin birleştirilmesinden oluşmuş.

Bu kokuyu ortaya çıkaran iki etmen var. İlk etmen; bazı bitkiler kurak dönemde iken yağ üretiyor ve yağmurun yağması ile de bu koku havaya karışıyor. İkinci etmen ise; toprakta yaşayan bakterilerin ürettiği kimyasalların havaya karışmasıyla oluşuyor. İşte yağmur yağdıktan sonra ortaya çıkan o hoş koku bu iki etmenin birleşmesinden kaynaklanıyor. Yani bu güzel kokunun temeli kimyasal reaksiyonlara dayanıyor.

5. İlk bilim insanı kimdi?

Galileo, Aristo, Leonardo Da Vinci, Nikola Tesla, Albert Einstein… Hayatımız boyunca birçok bilim insanının adını duymuşuzdur. Peki ilk bilim insanı kimdi ? Bilim adamı” sözcüğü 1834’te kullanılmaya başladı. Cambridge Üniversitesi tarihçisi ve filozofu William Whewell bilim insanı (scientist) terimini, gözlem ve deney yoluyla fiziksel ve doğal dünyanın yapısını ve davranışını inceleyen kişileri tanımlamak için kullandı. İlk modern bilim insanının Charles Darwin ya da Michael Faraday gibi iki ikonik figüre benzeyen bir kişiyi ifade ettiğini Whewell’in çağdaşları olduğunu kabul edebiliriz.

Fakat bilim insanı terimi 1830’lardan önce mevcut olmasa bile, bilim adına ilkelerini somutlaştıran insanlar vardı. Antik Yunanlılarda, yaklaşık M.Ö. 624 yılında Milet kentinde yaşayan filozof Thalestam özellikleri kapsamasa da bilim insanı terimini ilk karşılayan insanlardan.

Yaklaşık M.Ö. 545’e Thales, birçok konuda hem bilimde hem de matematikte bir çok başarı sağladı, ancak yazılı bir kayıt bırakmadı. İlk bilim adamı insanı için Öklid (geometri’nin babası) veya Ptolemaios (Batlamyus – Dünyayı evrenin merkezine yerleştiren ve bu yüzden insanlığı yanlış yönlendiren astronom) gibi diğer eski Yunanlıları da düşünebiliriz.

Ancak doğayı anlamak için deney, gözlem ve matematiği deha olarak kullanan Galileo Galilei, ‘ilk bilim insanı’ tanımına en iyi şekilde uyuyor. (Not: Bu soru bizzat beyinsizler.net adına Kuzey Kılıç tarafından BBC ScienceFocus sayfasına sorulmuştur.)

6. Tuzun yararı nereden geliyor?

Televizyonların öğlen kuşaklarında yayınlanan programlar sağlık alanında birçok yorumlara sahne oluyor. Tabii ki bunların en popüler olanı ‘Fazla tuz tüketmeyin’. Tüketimi zarar verse de tuzun antibakteriyel özelliği bizim için çok önemli. Tuz, vücut kimyamızın yaşamsal ögelerinden biri. Ve aynı zamanda bazı bakteri türleri öldürme gücüne de sahip. Bunu, suyu emme özelliğine yani osmoza (geçişim) borçluyuz.

Osmoz; suyun yarı geçirgen bir zar aracılığıyla az yoğunluklu ortamdan çok yoğun ortama geçme olayına verilen isimdir. Az yoğun ortam çok su içerir; çok yoğun ortamda ise daha az su bulunur. Su, daha fazla miktarda olduğu yerden diğer tarafa geçer ve durum dengelenir.

Hücre zarları da yarı geçirgen olduğu için hücre öz suyundan daha yoğun bir içerikle temasa geçtiğinde içeriden dışarı doğru sıvı akışı gerçekleşir ve sonuçta sıvı kaybı oluşur. İşte tuz da bu mekanizmayı kullanıyor. Bakteriler de tek hücreli canlılar.

Tuz bakterilerin içindeki “suyu” emiyor. Bu durum enzimler gibi bakteriyel proteinleri çalışamaz hale getiriyor. Ve nihayetinde hücre kendi içine çöküyor. Fakat bazı bakteriler tuz karşısında o kadar da güçsüz değil. Örneğin gıda zehirlenmesine sebep olabilen stafilokoklar denilen bakteri türleri hem suda hem de kaynama ısısına dayanıklı bu patojenlerin tuza karşı geliştirdikleri bir alarm sistemleri var; su kaybı yaşamamak için özel moleküller kullanıyorlar.

Kuzey Kılıç

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Uzay Hakkında Merak Edilen Sorular ve Cevapları

Araştırmacılar Yapay Tatlandırıcılar Hakkında Korkunç Bir Şey Keşfetti

Araştırmacılar Yapay Tatlandırıcılar Hakkında Korkunç Bir Şey Keşfetti