fbpx
Bizi Takip Edin

Yaşam

Bilim İnsanları Otizmin Gerçek Nedeni Hakkında Bir Buluş Gerçekleştirdi

Yayınlandı

üzerinde

Geçtiğimiz birkaç yıl içinde, bağırsak mikrobiyomumuzun sağlığımızda ne kadar temel olduğunu gösteren birçok araştırma yayınlandı. Ruh sağlığı, otoimmün hastalıklar, Tip 1 diyabet, lupus gibi rahatsızlıkların yanında kilo kontrolü için bağırsaklar oldukça önemlidir. Journal of Immunology’de yayınlanan yeni bir çalışma, bağırsak mikrobiyomu ile nörogelişimsel durum otizmi arasında bir bağlantı buldu. Ancak araştırmacılar otizmi geliştirenin kendi mikrobiyomumuz olmadığını, annemizin mikrobiyomu olduğunu söylüyor.
Annenin mikrobiyomu, yavruların bağışıklık sisteminin bir enfeksiyona veya yaralanmaya ya da strese nasıl tepki vereceğinin kalibrasyonu için gerçekten önemli. Otizm için bu bağ, bağışıklık sistemi tarafından üretilen interleukin-17a (veya IL-17a) adı verilen özel bir moleküldür. Molekül, romatoidartrit, multipl skleroz ve psöriyazis gibi durumlarla ilişkilendirilmiştir ve özellikle mantar türünden olan enfeksiyonların önlenmesinde önemli bir rol oynadığı bilinmektedir.Aynı zamanda beynin rahim içerisinde gelişimini de etkilemektedir. Otizmin IL-17a molekülü tarafından tetiklenebileceği hipotezini test etmek için, ekip laboratuar farelerinde IL-17a’yı bloke etti.
Araştırmacılar iki ayrı laboratuvarda dişi farelerle çalıştı. Bağırsaktaki ilk mikrofloradan gelenler, onları IL-17a kaynaklı bir inflamatuar yanıta eğilimli hale getirdi. IL-17a molekülü yapay olarak bloke edilen farelerden (IL-17a kaynaklı inflamatuar yanıtların önlenmesi), gelen yavrular nöro-tipik davranışlarla doğmuştur. İkinci bir grup farede herhangi bir müdahale olmadan aynı molekülün bloke olduğu halde de sosyal ve tekrarlayıcı davranışları etkileyen otizm benzeri bir nörogelişimsel durumun meydana geldiği görüldü. Bu durumun grubun eşsiz mikroflorasındankaynaklandığını doğrulamak için araştırmacılar ikinci grup fareler üzerinde, birinci gruptan farelerin dışkılarını kullanarakfekaltransplant gerçekleştirdiler. Buradaki fikir, ikinci grubun mikroflorasını değiştirmek ve böylece ilkine daha çok benzemesini sağlamaktır.
Beklendiği gibi, ikinci gruptaki yavrular otizm benzeri bir nörogelişimsel durum geliştirmeye devam etti. Bu çalışmalar konuyla ilgili ilk bulguları taşımaktadır. Annenin gebelik döneminde bağırsak florasında meydana gelen değişimlerin bebekte otizm yaratıp yaratmadığıyla ilgili araştırmacılar yeni deneyler gerçekleştirecek. Ancak bu çalışmada ortaya konan bulgular, annenin bağırsak sağlığıyla bebeğin nörogelişimsel hastalıklara yakalanması arasında bir paralellik olduğuna dair güçlü kanıtlar sunmaktadır. Bir sonraki adımda bulgular insanlar üzerinde araştırılacak. Kaynak: http://www.iflscience.com/health-and-medicine/autism-could-be-linked-to-mothers-gut-microbiome/

Reklam Alanı
1 Yorum

1 Yorum

  1. zülal küçüktaş

    Temmuz 30, 2018 at 2:15 pm

    Haber gayet bilgilendirici ancak görselde ki çocuk down sendromlu.

Yanıtla

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bilim

İnsan Beyninde Tıpkı Bağırsaktaki Gibi Bakteriler Bulunuyor ve Bu Bakteriler Bağırsaklarla İlişkili

Yayınlandı

üzerinde

İnsan bağırsağında yaşayan mikropların sağlığımızı, genlerimizi ve hatta duygularımızı etkileyen birçok şeyden sorumlu olduğu düşünülmektedir. Bilim insanları sürekli olarak insan mikrobiyomunun ölçeği ve etkisi hakkında yeni keşifler yapıyor. Ancak son kanıtlar özellikle şaşırtıcı. Bu gelişen bakteri krallığı yalnız olmayabilir, ancak kafanızda bulunan ayrı bir “insan beyni mikrobiyomu” ile ilişkilendirilebilir. Bu aşamada bilim insanları sadece ön bulgular elde etti. Birmingham’daki Alabama Üniversitesi’nden araştırmacılar tarafından Neuroscience 2018 yıllık toplantısında bu bulgular sunuldu.

Bu ön bulguların paylaşılmasında amaç henüz diğer bilim insanları tarafından bu alanın gözden geçirilmemiş olabileceğidir. Yani devam eden araştırmaların sonuçlarının paylaşımına yöneliktir. Burada önemli olan, bağırsak mikrobiyotasının beynin işlevini ve davranışını nasıl etkileyebileceği ve modern insan beyninin kendi mikrobiyomuna sahip olabileceği gerçeğidir. Araştırma nöroanatomist Rosalinda Roberts tarafından yönetilen bir ekip tarafından gerçekleştirildi. 34 ölmüş insandan alınan beyin örnekleri araştırma kapsamında incelendi. Bu kişilerin yarısı şizofreni hastalığından muzdaripti. Diğer yarısı ise ölmeden önce beyinsel bakımdan sağlıklı olarak tanımlanıyordu.

Deneyde bilim insanları tanımlama ve nicelendirme için bir dizi kesit analizi gerçekleştirdi. Araştırmacılar, bakterilerin yoğunluğunun, beyin bölgesinde bulunduğu yere göre değiştiğini ve substantianigra, hipokampus ve prefrontal kortekste bol miktarda bakteri bulunduğunu söylüyorlar. Ayrıca astrositler olarak adlandırılan hücrelerde, nöronların nasıl iletişim kurduklarında dair önemli bilgiler yer alıyor. Araştırmacılar bakterilerin beyne nasıl geldiğini bilmiyor. Ancak kan damarları aracılığıyla taşınmış olabileceği, aksonlarda ve beyin bariyerinde yerleşebilecek bir nokta bulduğu tahmin ediliyor.
Kaynak: https://www.sciencealert.com/bacteria-could-actually-be-thriving-inside-the-human-brain-new-evidence-suggests

Devamını Oku

Bilim

Türk bilim insanları, pankreas kanserine karşı etken madde geliştirdi

Yayınlandı

üzerinde

Yazan

Ege Üniversitesi’nde pankreas kanserinin erken teşhisi ve tedavisinde kullanılacak, dokulara zarar vermeden kanserli hücrenin ölmesini sağlayan etken madde elde edildi. Ege Üniversitesi (EÜ) Nükleer Bilimler Enstitüsünde, pankreas kanserinin teşhisi ve tedavisinde kullanılacak etken madde geliştirildi. EÜ’den yapılan açıklamaya göre, Nükleer Uygulamalar Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Fatma Yurt Onaran ve EÜ Tıp Fakültesi Tıbbi biyoloji Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Cumhur Gündüz’ün öncülük ettiği çalışma ekibi, anti-kanser nitelikli etken madde elde etti. Pankreas kanserinin teşhisinde ve tedavisinde kullanılabilecek etken maddenin diğer dokulara zarar vermeden kanserli hücrenin ölmesini sağladığı ifade edildi.

serinin teşhisi ve tedavisi zor bir tür olduğuna işaret ederek, pankreas kanserinin dünyada en çok rastlanan kanser türleri arasında 13’üncü sırayı aldığına dikkati çekti. Fatma Yurt Onaran, çalışmada pankreas kanserinin teşhisinde kullanılabilecek bir floresans özellikte bir madde sentezlediklerini aktararak, şu bilgileri verdi: “Bu maddeye bir de radyoaktif iyot bağlayarak hem nükleer görüntülemenin hem de floresan görüntülemenin yapılabileceği ajan geliştirdik.

İkili görüntüleme yönteminin avantajı, her iki sistemden alınan veriler birleştirildiği için çok daha net bir görüntü elde edilmesidir. Bu etken madde, pankreas kanserine özel olduğu için normal dokularda olumsuz bir etkiye yol açmıyor. Bu madde aynı zamanda fotoaktif bir özelliğe sahiptir. Belirli bir dalga boyunda ışık uygulandığında oluşturduğu etki sayesinde etken madde kanserli hücrelerin ölmesine neden oluyor. Vücuda girdikten sonra herhangi bir bozulma söz konusu olmayan maddenin elde edilmesi de oldukça ekonomiktir.” Çalışma ekibini ziyaret eden EÜ Rektörü Prof. Dr. Necdet Budak ise dünya çapında bir buluşa imza atıldığını belirterek, üniversite olarak bu tür çalışmaların maddi ve manevi olarak yanında olduklarını ifade etti. Kaynak: (İHA)

Devamını Oku

Bilim

ABD’li bilim insanları parkinsona çare buldu

Yayınlandı

üzerinde

Yazan

Washington DC Georgetown Üniversitesinde bilim adamları, beyindeki zehirli protein birikimleri üzerinde çalışarak parkinson hastalığına karşı savaşacak yeni bir silah keşfetti. “Lewy oluşumları” olarak isimlendirilen zehirli birikimler, sinir hücrelerinin ölümüne yol açarak felç edici hastalıklara neden oluyor. “Lewy oluşumları” düzgün olarak işaretlenemediğinden vücut tarafından doğal yoldan atılamıyor. Lewy oluşumları, unutkanlığa ve vücut üzerinde kas kontrolünü kaybetmeye sebep olan “multi sistem atrofi” denilen çoklu sistem bozukluğuna da yol açıyor.

Bu konuda yapılan çalışmalarda Washington DC Georgetown Üniversitesi Tıp Merkezi’ndeki araştırmacılar, beyindeki doğal atık boşaltma sistemini bozarak zehirli maddelerin birikmesine yol açan “USP13” ismi verilen bir molekül keşfetti. Araştırmacılar, bu molekülün daha önce parkinson hastalığıyla hiç ilişkilendirilmediğini söyledi. “USP13” molekülünün bloke edilmesiyle “Lewy oluşumları”nın vücuttan atılması ve bir daha oluşmasının önlenmesinin mümkün olacağı kaydedildi.

Araştırmacılardan Dr. Xiaoguang Liu, “Bu çalışma USP13 molekülünün Lewy proteinin oluşumu, gelişmesi ve temizlenmesinde etkisine bir delil teşkil ediyor” dedi. Liu, bu molekülün parkinson ve sinir dejenerasyonuna neden olan diğer benzer oluşumların tedavisinde de etkili olabileceğini söyledi. Araştırmacılar, hayatını kaybetmiş parkinson hastaları ve hasta olmayanların beyinlerinde yaptıkları karşılaştırma sırasında bu molekülü keşfetti. Araştırmacılar, parkinson hastalarında USP13 molekülünün ve Lewy oluşumlarının parkinson olmayanlardakine kıyasla çok daha fazla olduğunu tespit etti.

Araştırmacılar, farelerde USP13 proteini bloke edildiği zaman beyindeki Lewy oluşumlarının temizlendiğini ve yeniden oluşmasının engellendiğini, böylece hücre ölümlerinin engellendiğini, hareketlerinin iyileştiğini tespit etti. Araştırma ‘Journal Human Molecular Genetics’ dergisinde de yayımlandı. Vücudun beyindeki istenmeyen proteinleri atması için önce onların işaretlenmesi gerekiyor. USP13 molekülünün bloke edilmesi ile işaretleme süreci başladığından zararlı birikimlerin vücuttan atılma işlemi çalışıyor. Böylece USP13 molekülünden kurtularak beyin kendisini zararlı proteinlerden temizliyor ve sinirlerin tahrip olmasından kaçınılıyor.
Kaynak: https://www.medicalnewstoday.com/articles/323690.php

Devamını Oku

Öne Çıkanlar