fbpx
Connect with us

Yaşam

Bilim İnsanları Otizmin Gerçek Nedeni Hakkında Bir Buluş Gerçekleştirdi

Published

on

Geçtiğimiz birkaç yıl içinde, bağırsak mikrobiyomumuzun sağlığımızda ne kadar temel olduğunu gösteren birçok araştırma yayınlandı. Ruh sağlığı, otoimmün hastalıklar, Tip 1 diyabet, lupus gibi rahatsızlıkların yanında kilo kontrolü için bağırsaklar oldukça önemlidir. Journal of Immunology’de yayınlanan yeni bir çalışma, bağırsak mikrobiyomu ile nörogelişimsel durum otizmi arasında bir bağlantı buldu. Ancak araştırmacılar otizmi geliştirenin kendi mikrobiyomumuz olmadığını, annemizin mikrobiyomu olduğunu söylüyor.
Annenin mikrobiyomu, yavruların bağışıklık sisteminin bir enfeksiyona veya yaralanmaya ya da strese nasıl tepki vereceğinin kalibrasyonu için gerçekten önemli. Otizm için bu bağ, bağışıklık sistemi tarafından üretilen interleukin-17a (veya IL-17a) adı verilen özel bir moleküldür. Molekül, romatoidartrit, multipl skleroz ve psöriyazis gibi durumlarla ilişkilendirilmiştir ve özellikle mantar türünden olan enfeksiyonların önlenmesinde önemli bir rol oynadığı bilinmektedir.Aynı zamanda beynin rahim içerisinde gelişimini de etkilemektedir. Otizmin IL-17a molekülü tarafından tetiklenebileceği hipotezini test etmek için, ekip laboratuar farelerinde IL-17a’yı bloke etti.
Araştırmacılar iki ayrı laboratuvarda dişi farelerle çalıştı. Bağırsaktaki ilk mikrofloradan gelenler, onları IL-17a kaynaklı bir inflamatuar yanıta eğilimli hale getirdi. IL-17a molekülü yapay olarak bloke edilen farelerden (IL-17a kaynaklı inflamatuar yanıtların önlenmesi), gelen yavrular nöro-tipik davranışlarla doğmuştur. İkinci bir grup farede herhangi bir müdahale olmadan aynı molekülün bloke olduğu halde de sosyal ve tekrarlayıcı davranışları etkileyen otizm benzeri bir nörogelişimsel durumun meydana geldiği görüldü. Bu durumun grubun eşsiz mikroflorasındankaynaklandığını doğrulamak için araştırmacılar ikinci grup fareler üzerinde, birinci gruptan farelerin dışkılarını kullanarakfekaltransplant gerçekleştirdiler. Buradaki fikir, ikinci grubun mikroflorasını değiştirmek ve böylece ilkine daha çok benzemesini sağlamaktır.
Beklendiği gibi, ikinci gruptaki yavrular otizm benzeri bir nörogelişimsel durum geliştirmeye devam etti. Bu çalışmalar konuyla ilgili ilk bulguları taşımaktadır. Annenin gebelik döneminde bağırsak florasında meydana gelen değişimlerin bebekte otizm yaratıp yaratmadığıyla ilgili araştırmacılar yeni deneyler gerçekleştirecek. Ancak bu çalışmada ortaya konan bulgular, annenin bağırsak sağlığıyla bebeğin nörogelişimsel hastalıklara yakalanması arasında bir paralellik olduğuna dair güçlü kanıtlar sunmaktadır. Bir sonraki adımda bulgular insanlar üzerinde araştırılacak. Kaynak: http://www.iflscience.com/health-and-medicine/autism-could-be-linked-to-mothers-gut-microbiome/

Advertisement
2 Comments

2 Comments

  1. zülal küçüktaş

    30/07/2018 at 2:15 pm

    Haber gayet bilgilendirici ancak görselde ki çocuk down sendromlu.

  2. Attila Shao

    13/03/2019 at 9:31 pm

    Sedef yani psoriasis hastaları doğrudan IL17 üzerinde etkili secukinumab ve brodalumab etken maddeli ilaçları kullanıyor. Bunlar yeni geliştirilen tedavi seçenekleri olduğu için gebelik katagorisi için yeterli veri yoktu. Bu araştırma ilaç tedavisi gören bir çok kişinin aklındaki soruları cevaplar nitelikte.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yaşam

Ruh halinizi 12 dakika içinde geliştirmek için basit bir strateji

Published

on

Kötü bir ruh halinden ruhlarımızı arındırmak için hepimiz genelde bir çare olarak birtakım şeyler yaparız . Iowa Eyalet Üniversitesi araştırmacılarından oluşan bir ekip, kendimizi daha iyi hissetmenin yollarına odaklanmak yerine, başkalarına iyi dileklerde bulunmalarını önerdi. Psikoloji profesörü Douglas Gentile, “Dünyayı dolaşmak ve dünyadaki diğer insanlara nezaket göstermek, endişeyi azaltır ve sosyal bağlantılar kurmak mutluluk ve hisleri arttırır” dedi. “Günlük aktivitelerimize katabileceğiniz çok zaman almayan basit bir strateji.” Gentile, Dawn Sweet, psikolojide kıdemli öğretim görevlisi; ve psikoloji bölümünden mezun olan Lanmiao He, kaygıyı azaltmayı ve mutluluğu ya da iyiliği arttırmayı amaçlayan üç farklı tekniğin yararlarını test etti. Bunu, üniversite öğrencilerini bir binanın etrafında 12 dakika boyunca yürüterek ve aşağıdaki stratejilerden birini uygulayarak yaptılar:

Sevgiyle dolu nezaket: Gördükleri insanlara bakmak ve kendilerinin bu insanları düşünmelerini sağlamak, “Bu insanın mutlu olmasını diliyorum.” Öğrencileri gerçek hayatta bunu düşünmeleri için teşvik etmek.

Birbirine bağlılık: Gördükleri insanlara bakmak ve birbirlerine nasıl bağlandıklarını düşünmelerini sağlamak . Öğrencilerin paylaşabilecekleri umutlar ve hisler hakkında düşünmeleri ya da benzer bir ders almaları önerildi.

Aşağı doğru sosyal karşılaştırma: Gördükleri insanlara bakmak ve karşılaştıkları insanlardan daha iyi durumda olmalarını düşünmek.

Mutluluk Etütleri Dergisi’nde yayınlanan bir araştırmada , öğrencilere insanların kıyafetlerinin renklerini, makyajlarını, aksesuarlarını yani dış mekanda insanların üzerinde gördüklerine yoğunlaşmaları için talimat verilen bir kontrol grubu oluşturuldu. Bütün öğrencilere kaygı, mutluluk, stres, empati ve bağlılığı ölçmek için yürüyüş öncesi ve sonrasında anket uygulandı. Sevgi ve nezaket kazandı. Araştırmacılar, her tekniği kontrol grubu ile karşılaştırdılar .Başkalarına sevgiyle dolu şefkat gösterenlerin kendilerini daha mutlu, daha bağlı, sevecen ,empatik ve daha az endişeli hissettilerini farkettiler.

Birbirine bağlılığı fazla olan grup daha empatik ve birbirine daha bağlantılıydı. Aşağı doğru olan sosyal karşılaştırma ise, fayda göstermedi. Bu sosyal karşılaştırma , sevgi dolu şefkat tekniğinden çok daha kötüydü. Kendisini başkalarıyla kıyaslayan öğrenciler, başkalarına iyi dileklerini dile getiren öğrencilere göre daha az empatik, daha az özenli ve daha az bağlanmış hissediyorlardı. Önceki çalışmalar aşağı doğru sosyal karşılaştırmanın kendimiz için üzüldüğümüzde tamponlayıcı bir etkisi olduğunu göstermişti oysaki ISU araştırmacıları bunun aksini buldu.

Sweet, “Özünde aşağı doğru sosyal karşılaştırma rekabetçi bir stratejidir.” dedi. “Bunun faydası olamayacağı söylenmiyor, ancak rekabetçi zihniyetler stres, endişe ve depresyon ile bağlantılı.”
Araştırmacılar ayrıca farklı insan türlerinin her bir tekniğe nasıl tepki gösterdiğini de inceledi. Doğal olarak dikkatli olan insanların sevgi dolu şefkat stratejisinden daha fazla fayda sağlayabileceklerini ya da narsist insanların başkalarının mutlu olmalarını dilemek için zor zamanları olmasını bekliyorlardı. Sonuçlara biraz şaşırdılar. Lanmiao ise ;”Bu basit uygulama, kişilik tipinizden bağımsız olarak değerlidir.” “Sevecen kibarlığı başkalarına yaymanın insanlardaki kaygıyı azaltmada , mutluluğu, empatiyi ve sosyal bağlantı duygularını artırmada eşit derecede başarılı “ dedi.

Sosyal medya karşılaştırmaları

Sosyal medya, karşılaştırmalar için bir oyun alanı gibidir; benden daha fazla para kazanıyor,daha iyi bir arabası var. Çalışma özellikle sosyal medyaya bakmıyor olsa da Gentile, sonuçların karşılaştırmanın riskli bir strateji olduğunu gösterdiğini söylüyor. Gentile, “Sosyal medya üzerinde karşılaştırma yapmamak neredeyse imkansız” dedi. “Çalışmamız bunu test etmedi, ancak sosyal medyada gördüklerimize cevap olarak sık sık kıskançlık, öfke veya hayal kırıklığı hissediyoruz ve bu duygular refah duygumuzu bozuyor. “Gentile, karşılaştırma bir şeyi öğrendiğimizde veya seçim yaptığımızda iyi sonuç verdiğini söyledi. Örneğin; çocuklar başkalarını izleyerek ve sonuçlarını bizimkilerle karşılaştırarak öğreniyorlar. Ancak, refah söz konusu olduğunda karşılaştırma yapma, mutluluğu sürekli olarak iyileştiren sevgiyle dolu şefkat kadar başarılı ve etkili değildir.

Editör / Yazar: Neslihan ÇAKMAK

Kaynak: https://www.sciencedaily.com/releases/2019/03/190327112705.htm

Continue Reading

Bilim

Dil nedir, İnsan dili nasıl gelişti?

Published

on

İnsanlar diğer canlılarda olmayan bir özelliğe sahip yani dil, bu çok açık fakat buna nasıl sahip olduğumuz o kadar da açık değil. Darwin’ in zamanından bu yana bilim insanları dilin evrimi üzerine puzzle parçaları topluyorlar.Günümüzde elimizde olanları gözlemleyebilirler: Günümüzde insanlar gerek konuşarak, gerek işaretlerle, gerekse yazıyla anlaşabilirler, bu dil için bir kapasiteye sahip olmak demektir. Ve dilin ilk hali için bir başlangıç noktası olarak; Maymunların ortak atalarımızdan izler taşıyan iletişim sistemleri bize yol gösterebilir. Ancak milyon dolarlık soru, o arada neler oldu? Maymun benzeri iletişimden tam teşekküllü insan diline nasıl geçtik? Çoğu bilim insanı, atalarımızın dil için gerekli uyarlamaları geliştirdiği için bunun aşamalar halinde gerçekleştiğini düşünüyor.

Daha önceki aşamalarda, insan ataları bir çeşit protolanguaj* kullanırlardı – maymun iletişiminden daha karmaşık, fakat modern dil unsurlarından yoksun. Fakat bu protolanguaj tam olarak nasıldı? Orası ciddi tartışmalara konu olan bir yer. Bazı araştırmacılar atalarımızın konuşmadan önce şarkı söylediğini iddia ediyor. Diğerleri protolanguaja pandomim jestlerinin (charades*sessiz sinema*üzerine kurulu bir toplum) egemen olduğunu iddia ediyor. Burada, evrimsel biyolog W. TecumsehFitch’in 2017 akademik incelemesinden büyük ölçüde yararlanarak, dil kökenleri için geçerli modelleri özetlemek için elimizden geleni yapacağız. Ama önce…

Dil nedir? Dili dil yapan nedir?

Dilin nasıl geliştiğini açıklamaya çalışmadan önce, tam olarak neyin geliştiğini açıklamalıyız. Dilin ne olduğunu ve en yakın evrimsel akrabalarımızın, büyük maymunların iletişim becerilerinden ne kadar farklı olduğunu tanımlamalıyız. İnsan dilinde, rastgele sesler ve işaretler, gramer yapılarında öğrenilebilen, keşfedilebilen ve sınırsız biçimde birleştirilebilen belirli kelimeleri temsil eder. Düşünebileceğimiz herhangi bir şey hakkında konuşabiliriz – planlar, krepler, politikalar. Mesela “Nasılsın?”, Gerçek bir soru yerine selamlama olabilir. Dil, başkalarıyla iletişim kurmamızı veya onları kendimize inandırmamızı sağlar. Ve anadilimizi doğuştan olmasa da, küçük çocuklar bilinçli bir çaba göstermeden öğrebilirler. Bu nitelikler, dili yalnızca insanlarda bulunan olağanüstü bir iletişim sistemi yapar. Ancak sistem, bileşenlere veya dil için gerekli özelliklere ayrılabilir. Bunlar evrimsel geçmişimizde farklı zamanlarda ortaya çıkmıştır. Diğer maymunlarla paylaşılan özellikler büyük olasılıkla milyonlarca yıl önce ortak atalarımızda vardı. Diğer maymunlarda görmediğimiz özellikler muhtemelen yalnızca insan ve tükenmiş akrabalarımızı içeren evrimsel dal olan homininlerde ortaya çıkmıştır. Sadece homininlerde bulunan en az üç dil unsuru vardır:

Birincisi, ses yollarımız üzerindeki hassas kontrol yetisi. Diğer maymunlar kıyasla daha sınırlı bir seslendirme repertuarıyla doğarlar. Fark, beyinlerimizin nasıl bağlantılandığı ile ilgilidir: İnsanlar, ses kutumuzu kontrol eden nöronlar ile gönüllü hareketlerden sorumlu beynimizin bölgesi olan motor korteks arasında doğrudan bağlantılara sahiptir. Beyin taramaları, bu bağlantıların diğer primatlarda olmadığını gösteriyor. Sonraki, iletişim uğruna iletişim kurma eğilimimizdir. Biyolog Fitch bunu özetlemek için, Almanca ‘Mitteilungsbedürfnis’ kelimesini, “düşünceleri paylaşma dürtüsü” olarak kullandı. Oysa şempanzeler, temel bilgileri iletmek için sınırlı bir çağrı seti ve jest kullanır- yiyecek, çiftleşme ve tehlike – insanlar olarak biz ise fikir alışverişi yapmak ve anlaşıldığımızdan emin olmak için konuşuruz. Araştırmacıların çoğu, bu farklılığı yani başkalarının düşüncelerinin olduğu anlayışını “zihin teorisi” olarak adlandırdıkları bir fikre bağlarlar. Şempanzeler daha sınırlı zihin kuramı sergilerken, insanlar diğer insanların bir şeyler düşündüğünü bilir – ve biz bu düşünceleri ortaya çıkarmak ve diğerlerini etkilemek için sürekli dili kullanırız.

Son fark, hiyerarşik sözdizimidir. İfadeler ve cümleler iç içe yapıya sahiptir ve bunlar basit bir kelime dizisinin ötesinde anlam sağlar. Mesela şu cümleyi ele alın: “Tony ile öğle yemeğine çıkmış olan Chad, toplantıya geç kaldı.” Tony ismi “Geç kaldı” fiiline daha yakın olsa da biz geç kalanın Chad olduğunu anlarız, 60 yıldan fazladır dilbilimci olan Noam Chomsky, dilin anahtarı olarak hiyerarşik sözdizimini örnek gösterir. Bu nedenle, dil kökenleri için hipotezler bu üç özelliği açıklamalıdır (en azından): tam vokal öğrenme ve kontrol, açıkça sosyal iletişim ve hiyerarşik sözdizimi.

Dil Gelişimi Üzerine Öncü Görüşler

İşin eğlenceli kısmı: Bu bileşenler nasıl ortaya çıktılar, birleştiler ve nihayetinde bir dil oluşturdular? Dil uyarlamalarını destekleyen evrimsel baskılar, bu uyarlamaların ortaya çıkma düzeni veprotolanguaj’ın doğası bakımından farklılık gösteren pek çok yaygın görüşe sahip. Bazıları kesin ses kontrolü ve öğrenmenin, homininlerde- konuşmak değil, şarkı söylemek için- ortaya çıkan ilk dil özelliği olduğuna inanıyor. Bu müzikal protolanguaj fikri Darwin’den çıkmıştır ve yıllar boyunca farklı araştırmacılar tarafından değiştirilmiştir. İnsan evriminin bu varsayımsal şarkı söyleme aşamasında, atalarımızın hayatta kalmak, üreme başarısını arttırmak, sosyal bağlarını korumak, eş bulmak ya da bebekleri yatıştırmak için serenat yapmaları gerektiği öngörülür.

Alternatif bir görüş olarak, jest ve pandomim ile karakterize edilen protolanguaj kullanımını öngörmektedir. Bu durumda, sözdizimi ve sosyal iletişim vokal kullanımından önce gelirdi. El hareketi hipotezinin gücü, en yakın akrabalarımız olan şempanzelerin, seslenmelerden (4 tür ve ayırt edilmesi zor alt türler) daha kontrollü ve değişken hareketler (70’in üzerinde ve sayma) göstermesidir. Bu görüşün zayıflığı, dile neden konuşmanın bu kadar egemen olduğunun açıklanamamasından kaynaklanır. Diğerleri ise, hiyerarşik sözdiziminin en son ortaya çıktığına ikna olmuş durumdalar, sembolik kelimeler içeren, ancak karmaşık, iç içe geçmiş cümlelerden oluşmayan bir prototip önermekteler.

Bu görüşe göre, dil öncesi atalarımız daha çok bebekler gibi konuşuyorlardı – “Su! Susama! ”- ya da pop-kültürün mağara adamı görüntüsü -“ Ben mamut avla. Ben istemek seks. ” Bu modellerden hiç biri diğerlerini çürütmez. Bazı araştırmacılar, bunları farklı hominin türleri ile ilişkili ardışık aşamalara bağlarlar. Belki de 2 ila 4 milyon yıl önce, Lucy gibi Australopitekus’lar yetenekli şarkıcılardı. 1.9 milyon yıl önce Homo erectus, jestleri ve anlamlı vokalizasyonlarını grup ritüellerinde birleştirdi. Ve hiyerarşik sözdizimi sadece 200.000 – 300.000 yıl önce türümüz olan Homo sapiens’in ortaya çıkmasıyla beraber varoldu.

Bunların hepsi spekülasyon gibi gelebilir ve bazı bilim insanları bunu reddederler. Ancak pek çok araştırmacı farklı açıdan bakmaya başlıyor: Bilimsel dil gelişimi modelleri, karşılaştırmalı biyoloji, sinirbilim, genetik, dilbilim ve paleoantropolojide toplanan kanıtlardan geliyor. Bu, hayvanların nasıl iletişim kurduğunu, dilin altında yatan beyin ve gen sistemlerini, arkeolojik kayıtlardaki eserlerin karmaşıklığını ve fosillerde korunmuş anatomi ve beyin büyüklüğündeki değişiklikleri içerir. En önemlisi, modeller gelecekteki araştırmalar için öngörülerde bulunur – Eğer gerçekten dil kökenleri böyle azaldıysa, ne araştırılmalı ve bulunmalı?

protolanguaj nedir?: Tarihsel dilbilimin ağaç modelinde bir proto-dil, bilinen bir çok dilin evrimle indiği ve dil ailesini oluşturduğuna inanıldığına inanılan, genellikle varsayımsal veya yeniden yapılandırılmış ve genellikle dikkatsiz bir dildir.

Editör / Yazar: Berfin KAZAZ

Kaynak: http://blogs.discovermagazine.com/crux/2018/12/07/where-does-language-come-from/#.XLbWcOgzaUl

Continue Reading

Yaşam

Tarihin Gördüğü En Büyük 10 İmparatorluk

Published

on

Bir imparatorluk şu şekilde tanımlanır: farklı etnik köken ve milletten insanların oluşturduğu, geniş bir alan üzerinde en üst düzeyde hüküm ve güce sahip olan tek bir varlık, bir devlet biçimidir. Hazırladığımız bu liste genel olarak çeşitli imparatorlukların etkilerine, uzun ömürlülüklerine ve güçlerine dayanmaktadır. Göreceğiniz üzere listemiz en az bir iki tane tartışmalı imparatorluğa satırlarında yer açtı. Listeyi oluştururken aradığım özelliklerin başında imparatorluğun bir kral ya da imparator tarafından (en azından uzun bir süre) yönetilmiş olması kuralı geliyordu. Bu da ABD ve Sovyetler Birliği gibi modern olan sözde imparatorlukları listemizden dışlar. Yani listedeki girdiler kabaca güç ve büyüklüğe dayanıyor diyebiliriz.

10- Osmanlı İmparatorluğu

Osmanlı İmparatorluğu gücünün zirvesindeyken (16. – 17. yüzyıl) Güneydoğu Avrupa, Batı Asya ve Kuzey Afrika’nın çoğunu kontrol ederek üç kıtaya yayıldı. Bu dönemde 29 il ve çok sayıda vassal devlete sahip oldu. Bunlardan bazıları zamanla absorbe edilerek imparatorluğa dahil edildi. Bazılarına ise zamanla birçok türde imtiyazlı özerklik hakkı sağlandı. İmparatorluk, altı yüzyıl boyunca Doğu ve Batı dünyaları arasındaki etkileşimin merkezinde yer aldı. Kanuni Sultan Süleyman döneminde (1520-1566 arasında hüküm sürdü) Doğu Akdeniz çevresindeki topraklar üzerinde geniş çaplı bir kontrol sağlandı. Başkent olarak Konstantinopolis seçildi. Osmanlı o dönem Doğu Roma (Bizans) İmparatorluğu’nun İslami halefiydi.

9- Emeviler

Emevi Halifeliği, Hz.Muhammed’in vefatından sonra kurulan dört İslami halifeliğin (yönetim sistemi) ikincisiydi. Emevi Hanedanlığının ismi ilk Emevi halifesinin büyük büyük babası olan Ümeyye bin Abdüşems’ten gelmektedir. Hanedanlık, onların kabilesi tarafından yönetilmiştir. Emevi kabilesi aslen Mekke’den gelmiş olsa da, onlar döneminde Şam halifeliğin başkentiydi. Nihayetinde Emevi Hanedanlığı, 10 milyon kilometrekare alanda yer edinerek, dünyanın o zamana kadar gördüğü en büyük imparatorluğu, şimdiye kadar ise var olan en büyük altıncı imparatorluğu yönettiler. Böylece Emeviler tarihteki en büyük Arap-Müslüman devleti oldular. Hz. Muhammed zamanından 1924’e kadar halifelik çeşitli hanedanlar tarafından sürdürüldü. Halifelik Osmanlı Devletinin çöküşü ile sonlandı.

8- Pers İmparatorluğu / Ahamenişler

Babilliler, Akadlar, Asurlar, Sümerler, Hititler, Toharistanlılar, İskitler, Arşaklılar, Medler, Elamlılar, Mısırlılar, Etiyopyalılar… Romalılardan önce de Persler… Pers İmparatorluğu Mezopotamya’dan başlayan yükselişiyle birlikte pek çok farklı kültür, krallık, imparatorluk ve kabileyi içine alarak Orta Asya’nın tamamını birleştirdi. Büyük Kiros, birinci Pers imparatorluğu olan Ahameniş İmparatorluğu’nun kurucusudur. Kendi döneminde Asya, Afrika ve Avrupa topraklarını Perslerle tanıştırdı. İmparatorluk gücünün doruklara ulaştığı dönemde Persler, 8 milyon kilometrekareye çoktan yayılmıştı.

7- Bizans İmparatorluğu

Bizans İmparatorluğu ya da Doğu Roma İmparatorluğu (Orta Çağ’da Roma İmparatorluğuydu) Antik Roma’dan beri süregelen hilafetle Konstantinopolis merkezli olarak kuruldu. İmparatorluğa zamanında Roma İmparatorluğu ya da Romanya denirdi. Bin yıldan fazla bir süredir varlığını sürdüren İmparatorluk, özellikle Roma-Pers ve Bizans-Arap Savaşları sırasındaki başarısızlıklara ve bölgesel kayıplara rağmen, Avrupa’nın en güçlü ekonomik, kültürel ve askeri güçlerinden biri olarak kaldı.İmparatorluk, 1204 yılında Dördüncü Haçlı Seferiyle birlikte ölümcül bir darbe aldı. Bizans Rumları ile Katolik diyarı arasındaki tartışmalarla birlikte çözülmeler başladı. İmparatorluğu 1261’de yeniden kurmak ve Konstantinopolis’in toparlanmasını sağlamak için Paleologos Hanedanı tarafından 14.yüzyılda çıkarılan iş savaşlar İmparatorluğun gücünü daha da düşürdü.

6- Han Hanedanı

Muharip Devletler Dönemi, Çin’de var olan gruplar, üstün krallık arayışı içerisindeydi. Çin o dönem yedi krallığın birbirleriyle savaştıkları bir iç savaşa gömülmüştü. Savaşların sonunda Qin Devleti, kontrolü altındaki 40 milyon insanla Çin’in tamamını silip süpürdü. Ancak Qin Hanedanlığı’nın bu hükmü pek uzun sürmedi. Çin’i 400 yıla yakın bir süre kontrol edecek olan Han Hanedanlığı kontrolü ele geçirerek egemenliğini ilan etti. Han Hanedanlığı dönemi, Çin tarihinde bilimsel başarı, teknolojik ilerleme, ekonomik, kültürel ve politik istikrar açısından altın bir çağ olarak kabul edilir. Günümüzde bile çoğu Çinli insan kendisini “Han” olarak nitelendiriyor. Bugün bile “Han halkı” dünyadaki en büyük tek etnik grup olarak kabul edilir.

5- Britanya İmparatorluğu

Dünya’nın sahip olduğu toprak alanının dörtte birini ele geçirip (13 milyon kilometrekare), 500 milyondan fazla insana hükmeden (o dönemdeki toplam dünya nüfusunun çeyreği) İngiliz Krallığı tarihteki en büyük imparatorluk olarak bilinmektedir. İngilizler fethedilen topraklara kendi kültürlerini, siyasi reformlarını ve yaşam biçimlerini miras bıraktı. İngiliz İmparatorluğu kesinlikle insanlık tarihinde var olmuş en etkili imparatorluklardan biridir. İmparatorluğun yaydığı İngilizce, bugün dünyada en çok konuşulan ikinci dildir. Hala birçok dilbilimci, İngilizcenin dünya için standart dil olmadığı konusunda hemfikirdir. Ancak İngilizce hala dünya dili olarak lanse edilmektedir.

4- Kutsal Roma İmparatorluğu

Orta Çağ zamanlarında Kutsal Roma İmparatorluğu, döneminin “süper gücü” olarak kabul edilirdi. Kutsal Roma İmparatorluğu en görkemli döneminde Almanya’nın tamamından, Doğu Fransa’dan, Kuzey İtalya’dan ve Batı Polonya’nın bazı bölümlerinden oluşuyordu. İmparatorluklar açısından nispeten biraz küçük olmasına rağmen, Orta Avrupa tarihi üzerindeki etkisi bugün bile hissedilmektedir. Bu inanılmaz imparatorluk, Orta Çağ’ın başlarından 19. yüzyıla kadar varlığını sürdürmüştür. 6 Ağustos 1806’da, son Kutsal Roma İmparatoru olan II. Francis’in, Napolyon himayesindeki Fransız ordusuna yenilmesi sonrası imparatorluk çözülmeye başladı ve yıkılma sürecine girildi. Bu yıkılmanın ardından ortaya çıkan ülkeler: İsviçre, Hollanda, Avusturya İmparatorluğu, Belçika, Prusya İmparatorluğu, Lihtenştayn Prensliği, Ren Konfederasyonu ve ilk Fransız İmparatorluğu.

3- Rus İmparatorluğu

Rus İmparatorluğu, 1721’den 1917 Rus Devrimi’ne kadar var olan en etkili imparatorluklardan biriydi. İmparatorluk, Rusya Çarlığı’nın halefi, Sovyetler Birliği’nin ise selefi oldu. Rus İmparatorluğu dünyadaki en büyük ikinci bitişik imparatorluktu (birincisi Moğol İmparatorluğu) ve İngiliz İmparatorluğu ile Moğol İmparatorluğu’nun ardından dünyadaki en büyük üçüncü imparatorluktu. 1866 yılında topraklar Doğu Avrupa’dan Asya’ya, oradan da Kuzey Amerika’ya kadar uzandı. Bu toprak bütünlüğünü koruyup, bir arada tutmak zor olsa gerek. Buradan da imparatorluğun gücünü az çok anlayabiliyoruz.

2- Moğol İmparatorluğu

Her şey Timuçin’in (daha sonralarda Cengiz Han olarak tanıyacağız), gençliğinde dünyayı dize getirmeye yemin etmesiyle başladı. Bu arada neredeyse bunu başardığını söyleyebiliriz. Cengiz Han verdiği sözü yerine getirmek için ilk olarak dağınık Moğol kabilelerini birleştirdi. Sonrasında ise Çin’e göz koydu. Gerisi malumunuzdur. Vietnam’dan Macaristan’a kadar uzanan Moğol İmparatorluğu, insanlık tarihindeki en büyük bitişik imparatorluktur. Ne yazık ki Moğollar için imparatorluk kontrol edilemeyecek kadar büyümüştü ve farklı kültürler arasında bir birlik sağlanamamıştı. Moğollar korkusuz ve acımasız savaşçılardı. Ancak yönetim konusunda çok az deneyimleri vardı. Bu da büyük toprakların kontrolünde zorlanılmasının temel sebebiydi. Moğolların acımasız ve vahşi insanlar olarak görülmesi tarihleriyle ünlenmiştir.

1- Roma İmparatorluğu (Antik Roma)

İlk başlarda ilahi krallar tarafından yönetilen Roma, ilerleyen dönemlerde bir imparatorluk haline gelmeden önce (belki de en güçlü dönemlerinde) Cumhuriyet rejimine geçti. Roma İmparatorluğu, bir grup çiftçinin hayvanlarını korumak için birleşerek bölgedeki kurtları uzaklaştırmalarından, tarihin gördüğü en büyük imparatorluk haline gelmeleri efsanesidir. Mükemmel bir askeri ve idari sistem ile oluşturulan yapı, uzun ömürlü bir devlet sistemini de beraberinde getirmiştir. Kuruluşundan Bizans İmparatorluğunun çöküşüne kadar var olduğu sayılan Antik Roma, egemenliğini 2.214 yıl sürdürdü! Antik Roma, Batı dünyasında hukukun, savaşın, sanatın, edebiyatın, mimarlığın, teknolojinin, dinin ve dilin gelişimine büyük katkıda bulundu. Aslında, pek çok tarihçi Roma İmparatorluğunu kusursuz bir imparatorluk olarak görüyor (etkili, adil, uzun ömürlü, büyük, iyi savunulan ve ekonomik olarak gelişmiş). Roma İmparatorluğu’nun etkisi günümüzde hala hissedilmektedir. Yönetimsel fikirler (Cumhuriyet) ve tören sistemleri Roma İmparatorluğu’nun günümüze kadar ulaşan hediyelerinden bazılarıdır.

Editör / Yazar: O. Can CANİKLİ

Kaynak: https://listverse.com/2010/06/22/top-10-greatest-empires-in-history

Continue Reading

Öne Çıkanlar