fbpx
Bizi Takip Edin

Bilim

Bir Gün Oruç Tutarak Kök Hücrelerinizi Yeniden Canlandırabilirsiniz

Yayınlandı

üzerinde

Araştırmacılar bağırsak kök hücrelerinde yaşla meydana gelen işlevsellik kaybını çok basit bir şekilde tersine çevirdi. 24 saat gibi bir sürede bu önemli hücreler hem genç hem de yaşlı farelerde iyileşerek canlandı. Kök hücrelerle ilgili yürütülen bu çalışmada orucun genç ve yaşlı farelerin bağırsak hücreleri üzerindeki etkisi araştırıldı. Araştırmacıların keşfettiği şey, sadece bir gün oruç tuttuktan sonra, hücrelerin davranışlarında bir değişim meydana gelmesiydi. Karbonhidratları yakmayı bıraktılar ve yağ yakmaya başladılar. Hücreler yağ asitlerini yakmaya başladıktan sonra işlevsellikleri arttı. MIT’s Koch Bütünleştirici Kanser Araştırmaları Enstitüsü’nden kıdemli yazar profesör Ömer Yılmaz “İntestinal kök hücreler, daha fazla kök hücrelere ve bağırsakların çeşitli farklılaşmış hücre tiplerine yol açan bağırsağın işleyicileridir. Özellikle, yaşlanma sırasında bağırsak kök fonksiyonu azalır, bu da bağırsakların hasar sonrası kendini tamir etme yeteneğini bozar. Bu araştırmada, 24 saatlik bir zaman diliminde hızlı bir şekilde genç ve yaşlı bağırsak kök hücrelerinin işlevini nasıl geliştirdiğine odaklandık” açıklamasında bulundu. Ekip farelerin oruçlarını sonlandırdığında bazı bazı transkripsiyon faktörlerinin – DNA’yı RNA’ya dönüştürmeye yardımcı olan proteinler – aktive edildiğini gördü. Bu PPAR olarak isimlendirilmektedir ve kapandıkları zaman hücreler yağ asitlerini yakamazlar. Bu meydana geldiğinde ise hücreler yenileme güçlerini arttıramazlar. Ekip farelere oruç uygulayarak PPAR’ları aktive etmeyi başardı. Ortak yazar Chia-Wei Cheng, “Bu da çok şaşırtıcıydı” diye ekledi. “Sadece bir metabolik yolu aktive etmek, belirli yaş fenotiplerini tersine çevirmek için yeterlidir.” Oruç tutmanın bağırsakların yenilenmesine yardımcı olduğu keşfi kendi başına önemlidir. Ancak aynı etkiyi elde edebilmek için bu bilgiyi bir ilaçla birleştirme potansiyelinin olması, alt sindirim sistemi üzerindeki tıbbi müdahaleler için bu çalışmayı daha önemli bir hale getiriyor. Bu çalışma örneğin, kemoterapi veya gastrointestinal enfeksiyonlardan kurtulan hastalara yardımcı olabilir. Ekip, vücudun diğer bölgelerindeki hücrelerin de bu kabiliyete sahip olup olmadığını merak ediyor. Oruç veya ilacın kullanımı birçok farklı organda dokuları uzun ömürlü hale getirebilir.
Kaynak: http://www.iflscience.com/health-and-medicine/fasting-for-just-a-day-can-regenerate-your-stem-cells/

Reklam Alanı
3 Yorumlar

3 Comments

  1. Hüseyin Deniz Özbilge

    Mayıs 8, 2018 at 11:17 am

    Aha orucun faydası dinimiz muhteşem falan diye heyecanlar yaşanmasın 24 saat diyor araştırmada… sahur iftar falan bahsetmiyor… (tutamadım kendimi)

    • saime şen

      Ağustos 15, 2018 at 9:51 am

      DİNİMİZ MUHTEŞEM DE FARKINDA OLAMAYANLAR VAR.DEMEK Kİ HER RAMAZAN ORUÇ TUTANLARIN HÜCRELERİ DE YENİLENİYOR,BU GÖZLE BAKMAK LAZIM.HİÇ ORUÇ TUTMAYANLARA BU 24 SAAT AÇLIK İYİ GELEBİLİR (fareler gibi)

  2. Mücahit

    Mayıs 24, 2018 at 2:22 am

    Oruça tek bir yönde baktığın için gülesim geldi. Ula hani irade, ula hani sabır, ula hani huzur, ula hani aç gözlüyüz,

Yanıtla

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bilim

Bilim insanları, CRISPR ile DNA yerine RNA düzenleyebilecek

Yayınlandı

üzerinde

Yazan

CRISPR hiç şüphesiz yaşam bilimlerindeki çalışmalara büyük bir ivme kazandıracağı aşikar. Bu teknoloji ile çok kısa sürede sonuçlar alınmasının yanında maliyeti bakımından diğer teknolojilere göre çok daha uygun. CRISPR teknolojisi son 10 yıldır en çok ilgi duyulan gen düzenleme teknolojisidir. Bilim insanları, gen düzenleme teknolojisi CRISPR ile Deoksiribo Nükleik Asit (DNA) yerine Ribo Nükleik Asidi (RNA) hedef alabilen bir enzimin moleküler yapısının haritasını çıkarmayı başardı.

Techcrunch’ın haberine göre, ABD’de Salk Enstitüsünde görevli uzmanlar, gen düzenleme teknolojisi CRISPR ile RNA’nın hedef alınabileceği Cas13d enziminin moleküler yapısını ayrıntılarıyla saptadı. Çalışmanın, gen düzenleme teknolojisinde hücre içindeki fonksiyonların daha kusursuz yönlendirilmesine olanak sağlayacağına inanılıyor. Araştırmanın ayrıntıları “Cell” dergisinde yayımlandı. Münferit hücre içindeki kusurların ortadan kaldırılması için Cas9 enzimiyle DNA’nın hedef alındığı gen düzenleme teknolojisinin, sanılandan daha büyük genetik yıkıma neden olabileceğinden endişe ediliyor.

Bilim adamları, RNA’yı hedef alan CRISPR-Cas13d enzimiyle hücrelerin işlettiği mekanizmaların düzenlenebileceğini, genin üzerinde kalıcı ve potansiyel tehlike oluşturan değişiklikler yapılmayacağına işaret etti. Araştırma ekibinden Hanna Gray Fellow, “DNA sabittir, sürekli değişen, DNA’dan kopyalanan RNA iletileridir. Doğrudan RNA’yı kontrol ederek bu iletileri düzenlemek, hücrenin kaderini etkilemek açısından önemli olası sonuçlar barındırıyor.” ifadesini kullandı.
Kaynak: https://www.genengnews.com/gen-news-highlights/detailed-structure-of-crispr-enzyme-for-rna-editing-technology-described/81256259

Devamını Oku

Bilim

Ahtapot ve İnsan Beyni Arasında Benzerlik Keşfedildi

Yayınlandı

üzerinde

Yazan

Johns Hopkins Üniversitesi’nden nörobiyolog Gül Dölen ve evrimsel biyolog Eric Edsinger, insanlar ve ahtapotlar arasında genetik bir benzerlik keşfetti. Araştırmada ahtapotlara, MDMA ve ecstasy adlı kimyasal ilaçlar verildi. Kimyasal ilacın etkisinde olan ahtapotlar, insanların MDMA ve ecstasy kullandıktan sonra verdikleri tepkinin aynısını verdi.

Laboratuvar sonuçlarında; ahtapot ile insan beyni arasındaki anatomik farklılıklara rağmen, serotonin taşıyıcı geninde moleküler benzerlikler olduğu tespit edildi. Ahtapotların ilaçlardan sonra mutluluk, depresyon ve üzüntü duygularında değişimler yaşadığı gözlemlendi.

Gül Dölen ”İnsanlar da MDMA ve ecstasy alındığında mutluluk, depresyon ve üzüntü duygularında değişimler yaşıyor. Ahtapotların ilaca verdiği tepkiler de aynen böyleydi. Bu sonuçlar sayesinde, psikiyatri ilaçları ve antidepresanların dozları daha verimli ayarlanabilecek.” dedi.(+Nörotransmitter: Nöronlar arasında veya bir nöron ile başka bir hücre arasında iletişimi sağlayan kimyasallara nörotransmitter denir.)
(+Serotonin: İnsanda mutluluk, canlılık ve zindelik hissi veren bir nörotransmitterdir. Eksikliğinde depresif, yorgun, sıkılgan bir ruh hali görülür. Yapısal olarak monoamin grubuna girer ve triptofan aminoasitinden sentezlenir. )
Kaynak: https://www.sciencealert.com/california-two-spot-octopus-octopus-bimaculoides-prosocial-behaviour-mdma-ecstasy-serotonin?perpetual=yes&limitstart=1
Editör / Yazar: Kuzey KILIÇ

Devamını Oku

Bilim

Probiyotik Bakterilerinin Şok Edici Sırrı: Elektrik Üretiyorlar

Yayınlandı

üzerinde

Bugüne kadar, elektrik üreten bakterilerin çoğu garip ortamlardan gelmiştir.Ancak araştırmacılar hem mikrojen hem de probiyotik olmak üzere insan mikrobiyomunda 100’den fazla elektrik üreten değer bulmuşlardır. Bakterilerin elektrojenik yetenekleri, enfektivitede veya peynir ve yoğurdu nasıl fermente ettikleri açısından önemli olabilir.

Listeria bakterisi, hücre duvarları boyunca elektronları, her yerde bulunan flavin molekülleri (sarı noktalar) ile desteklenen küçük akıntılar olarak çevreye taşır. Mayınlar ve göllerin dibi gibi egzotik ortamlarda elektrik üreten bakteriler bulunurken, bilim adamları ev halkına daha yakın bir kaynağa yöneldiler: insan bağırsağı. Kaliforniya Üniversitesi’den bilim insanları, yaygın bir ishale neden olan bakteri Listeriamonocytogenes’in, bilinen elektrojenik bakterilerden tamamen farklı bir teknik kullanarak elektrik ürettiğini ve yüzlerce başka bakteri türünün de aynı süreci kullandığını keşfettiler.

Bu kıvılcım bakterilerinin çoğu, insan bağırsağı mikrobiyomunun bir parçasıdır ve birçoğu, gıda kaynaklı hastalık listeriyozuna neden olan ve aynı zamanda düşüklere de neden olabilen patojeniklerdir. Kangrene ( Clostridiumperfringens ) ve hastane kaynaklı enfeksiyonlara ( Enterococcusfaecalis ) ve bazı hastalıklara neden olan streptokok bakterileri oluşturan diğer bakteriler de elektrik üretmektedir.

Lactobacilli gibi diğer elektrojenik bakteriler, yoğurdun fermente edilmesinde önemlidir ve birçoğu probiyotiktir. Bu keşif bakterilerin bize nasıl bulaştığı konusunda çok şey söyleyebilir veya sağlıklı bir bağırsağa sahip olmamızı sağlayabilir. Aynı zamanda mikroplardan canlı piller oluşturmaya çalışanlar için oldukça sevindirici bir haber. Bu tür “yeşil” biyoenerjetik teknolojiler, örneğin atık arıtma tesislerinde bakterilerden elektrik üretebilir.
Kaynak: https://www.sciencedaily.com/releases/2018/09/180912133442.htm

Devamını Oku

Öne Çıkanlar