fbpx
Connect with us

Genetik

Bu Adamın DNA’sı Kuzey Amerika’daki En Eski DNA

Published

on

Haberlere göre, Montana’ da bulunan Kızılderili bir adam, Amerika’ nın en yerli DNA’ sı olabilir. Bir Montana gazetesi olan Great Falls Tribune’ a göre, DNA’sı test edildikten sonra, Crawford, atalarının zaten 17.000 yıl önce Amerika’ da bulunduğunu öğrendi. Hücresel Araştırma Enstitüsü Genetik bölümü, Crawford’ ın atalarının 55 neslini yüzde 99 doğrulukla izleyerek, soy ağaçların ne kadar kıvrımlı olabileceğine dair görülmeyen bir başarı elde etti. Test ayrıca Blackfeet atalarının kökenlerini de ortaya koydu. DNA’ ya göre, Crawford ataları Pasifik Adalarından.Daha sonra, bir ön analize göre Güney Amerika kıyılarına ve kuzeye gitti.

Ayrıca, Hücresel Araştırma Enstitüsü Genetik bölümü, annelerin içinden geçen genetik materyal olan Crawford’ un mitokondriyal DNA’ sına (mtDNA) baktı. Great Falls Tribune’ a göre, Crawford’ ın Arizona’ da 17.000 yıl önce ortaya çıkan mtDNA, B2 grubunun bir parçası olduğunu gösteriyor. Bu grup, Kuzey Amerika’ daki dört ana Amerikan grubundan biridir.Bu gruplar dört kadın ataya kadar uzanıyor: Ai, Ina, Chie ve Sachi. Crawford, Ina’nın soyundan geliyor.

Hücresel Araştırma Enstitüsü Genetik bölümü, “Bugün, bu Kızılderili hattı, yalnızca Amerika’da bulunur, Kuzey Amerika’ nın doğu kıyısında kuvvetli bir tepe noktası bulunur.” Toplamda, Crawford’ ın DNA’nın yüzde 83’ ü Yerli Amerikalılarla eşleşiyor. Gerisi onun farklı mirasını gösteriyor; yaklaşık yüzde 10 Avrupa, yaklaşık yüzde 5 Doğu Asya, yüzde 2 Güney Asya ve yüzde 1’den az Afrika’dan geliyor.

Editör / Yazar: Burcu AKIN

Kaynak: https://www.livescience.com/65437-oldest-dna-north-america.html

Bilim

Bilim İnsanları Dünyanın En Ölümcül Zehrinin Panzehirini Keşfetti

Published

on

Zehriyle 60 kişiyi hayatından edecek potansiyele sahip kutu denizanası dünyanın en korkunç hayvanıdır. Bu zehrine karşı bir panzehir geliştiren ve bulgularını Nature Communications’da paylaşan Sydney Üniversitesi araştırmacıları, panzehir olarak kullanılabilecek bir molekül keşfettiler. Ancak araştırmacılar panzehiri yanlızca fareler ve petri kutusundaki insan hücrelerinde denediler. Yani daha işin başındalar. İsmini kutu gibi şeklinden alan kutu denizanasının (Chironix fleckeri), her biri 3 metre kadar olan milyonlarca zehirli kancaya sahip 60 kadar kolu var. Bu güçlü zehrin amacı ise, avını yakaladıktan sonra kaçmaya çalışırken çırpınırsa denizanasının kollarına zarar vermeden hemen hayatını kaybetmesi için. Avusturalya’nın kuzey kıyıları ve hint pasifiği boyunca bulunabilen bu sölenter cinsi avlanırken saatte 7.5 kilometre hıza kadar ulaşabiliyor. Bu korkunç canlı ısırınca çok büyük bir acı verir ve cilt nekrozuna, bazen de dakikalar sonra ani kalp durması ve hayati tehlikesine bile yol açabilir. Isırılmaya maruz kalan bir çok kişi şiddetli acı sebebiyle şoka girip boğulmuştur. Kurtulanlar ise haftalar boyunca ağrı çekmiş ve vücutlarında yara izleri kalmıştır.

“Çok heyecan verici” diye söyleyen Sidney’deki Yaşam ve Çevre Bilimleri Fakültesi ile çalışan Profesör Greg Neely “Zehrin nasıl acıya sebebiyet verdiğini anlamak için nasıl çalıştığını araştırıyorduk. Yeni CRISPR genom düzenleme tekniğini kullanarak bu zehrin insan hücrelerini nasıl yok ettiğini hızla belirleyebildik. Neyse ki, zaten zehrin hücreleri bitirmek için kullandığı yola etki edebilecek bir ilaç vardı ve bu ilacı fareler üzerinde panzehir olarak kullandığımızda denizanası ısırmasıyla ilgili doku izlerini ve ağrıları engelleyebileceğini gördük.” CRISPR, bilim insanları nın bir organizma içindeki genetik materyalleri eklemelerini, çıkarmalarını veya değiştirmelerini sağlayan bir tekniktir.

Köpeklerde kas distrofisini düzeltmekten, insanlarda nadir görülen bir kan bozukluğunu tedavi etmeye kadar her türlü şey için kullanılmaktadır. Araştırmacılar bu metodu farklı genleri milyonlarca insan hücresinden çıkarmak için kullandılar. Deneme yanılma yöntemiyle, hangi hücrelerin kutu denizanasının zehiri ile karşılaştığında hayatta kaldığına baktılar. Bu, zehrin etki ettiği insanların özelliklerini bulmalarını sağladı.“Bu çalışmada tespit ettiğimiz denizanası zehrinin kullandığı yol kolesterol gerektiriyor ve kolesterol hedefleyen birçok ilaç olduğu için bu yolu kapatarak zehrin nasıl davrandığına baktık.

Kolesterole etki eden ve insan kullanımı için zararlı olmayan ilaçlardan birini aldık ve zehire karşı kullandığımızda işe yara dığını gördük.” dedi lider yazar Dr Raymond Lau. “Bu moleküler bir panzehir.” Ekip, farelerde ve insan hücrelerinde panzehirlerinin cilt nekrozunu, yara izlerini ve ağrıyı önlediğini buldu. Kalp krizini de durdurup durdurmadığını görmek için daha fazla araştırmaya ihtiyaç var. Panzehir, ısırıldıktan sonra 15 dakika içerisinde cilde uygulanması gerekiyor. Araştırmacılar panzehiri denemeleri sırasında hücrelere enjekte ederek kullandılar ancak bölgesel bir sprey geliştirmeyi umuyorlar. Şu anda araştırmalarını ilerletmek için finansman başvurusunda bulunuyorlar.

Editör / Yazar: Ramazan Fırat ŞAHİN

Kaynak : https://www.iflscience.com/health-and-medicine/scientists-find-antidote-to-the-worlds-deadliest-sting/

Continue Reading

Bilim

Araştırmacılar bipolar bozuklukla ilgili 20 yeni gen ilişkisini belirlediler

Published

on

14 ülkede 50.000’den fazla konuyu kapsayan türünün en büyük çalışmasında( günümüzde bipolar bozukluk), MountSinai’dekiIcahn Tıp Okulu’ndaki araştırmacılar ve 200’den fazla işbirlikçi kurum, en yaygın ve zor akıl hastalarından biriyle 20 yeni genetik ilişki tanımladı. Çalışma Mayıs 2019’da Nature Genetics dergisinde yayınlanmıştır. Bipolar bozuklukla ilişkili yüksek morbidite ve mortalite, onu önemli bir halk sağlığı problemi haline getirir ve küresel hastalık tanımlamasına katkıda bulunur. [Morbidite: Özel bir grup içinde ve belirlenmiş bir zaman diliminde belli bir hastalığa yakalanan ve tanı konulan hastaların sayısı (veya oranı. Mortalite: Genel populasyon içinde belli bir hastalığa bağlı ölüm sayısı ya da oranı . (Özellikle bu oran sadece olgular içindeki ölüm oranı değildir)]. Bununla ilişkili genlerin tanımlanması, tedavisi ve bunları önlemek için terapötik hedefleri belirlemeye yardımcı olabilir.

Bir kişinin ruh halindeki dramatik değişimlerle karakterize nöropsikiyatrik bir durum olan Bipolar bozukluk, küresel olarak yaklaşık 60 milyon insanı, ABD’ de ise 10 milyonu etkilemektedir. Diğer hastalıkların aksine, bipolar bozukluğun erkekleri, kadınları ve tüm etnik grupların insanlarını eşit derecede etkilediği bulunmuştur. Genetik ve çevresel faktörlerin hastalıkta rol oynadığı gösterilmiş olsa da, bipolar bozukluğun kesin nedeni bilinmemektedir.Hastalıkla ilişkili genleri tanımlamak için, araştırmacılar genom çapında bir dernek çalışması (GWAS) yürüttüler.

Bu, genetik kodda zihinsel bir hastalık olması gibi belirli bir özellik ile ilişkilendirilen farklılıkları aramak için kullanılan bir çalışma türü. Çalışma bulgularından bazıları hastalığın nörobiyolojisine ilişkin hipotezleri güçlendirirken, örneğin, daha önce ikiz çalışmalarda gösterildiği gibi yüksek kalıtım derecesi – çalışma aynı zamanda yeni biyolojik bilgiler de ortaya koymaktadır.Çalışma, Sina Dağı’ndaki Psikiyatrik Genomik Ana bilim Dalı Başkanı olan Dr. Pamela Sklar tarafından başlatılmıştır.

Bipolar bozukluk ve diğer psikiyatrik hastalıklar arasındaki genetik ilişkileri inceleyen araştırmacılar, bipolar bozuklukla ilişkili olduğunu tespit ettikleri genlerin sekizinin de şizofreni birlikteliklerini barındırdığını keşfetti. Depresyon, otizm spektrum bozukluğu ve anoreksiya nervoza gibi diğer psikiyatrik olarak ilgili özelliklere ek olarak, hastalıkla genetik bağları da bulundu. Sina Dağı’ ndaki Icahn Tıp Fakültesinde Yardımcı Doçent olan Genetik ve Psikiyatri dalında doktora yapan Eli Stahl, “ Bu uluslararası işbirlikçi çalışmanın temeli, esasen noktaları birleştirmekti” dedi.” Bipolar bozuklukla ilişkili yeni genleri keşfederek ve diğer psikiyatrik bozukluklarda bulunan genlerle çakışmalarını göstererek, hastalığın gerçek temelini bulma ve hasta sonuçlarını inceleyerek onları iyileştirme konusunda kendimizi daha da geliştirdik.”

Editör / Yazar: Burcu AKIN

Kaynak: https://www.sciencedaily.com/releases/2019/05/190501131357.htm

Continue Reading

Bilim

42 Bin Yıllık Mumyalanmış Tay Fosilinde Sıvı Halde Kan Bulundu!

Published

on

Eski dönemlerden kalma DNA’ları klonlayarak nesli tükenmiş hayvanları geri getirmek çoğumuz için (doğacılardan Spielberg’e) henüz amacına ulaşmamış bir hayaldir. Ancak, Sibirya’da yapılan inanılmaz keşif sayesinde bu hayale bir adım daha yaklaşabiliriz. Bilim insanları yaptıkları açıklamaya göre soyu tükenmiş olan kırk iki bin yıllık mumyalanmış tay fosilinden sıvı kan örneği almayı başardılar. Geçen yıl ağustos ayında, genç erkek tayın mükemmel derecede korunmuş fosili, Yakutistan (Kuzey Rusya)’daki Batagaika kraterinde keşfedildi. Minik fosilleşmiş örneğin, Üst Paleolitik Çağı ’nda Rusya’nın en soğuk bölgesi olan Yakutistan’da dolaşan, nesli tükenmiş Lenskaya atlarından biri olduğu düşünülmektedir. Küçük örnek öldüğünde sadece bir ya da iki haftalıkmış ancak tüyleri bile korunacak şekilde mumyalanmıştı. Şimdi, Yakutistan’daki Kuzey-Doğu Federal Üniversitesi’nin bir parçası olan Mammoth Müzesi’ndeki araştırmacılar, yumuşak çamur sayesinde mumyalanmış kalıntıların – uygun mezar koşulları da buna dahil olmak üzere – inanılmaz derecede korunabildiğini keşfetti. Araştırmacılar bu kalıntıların kalp damarlarından sıvı kan örnekleri almayı başardılar.

Bu numuneler “dünyanın en eski kanı” olarak adlandırıldı.

Mammoth Müzesi başkanı Dr. Semyon Grigoryev, Siberian Times gazetesine verdiği demeçte “Otopsiden anlaşılacağı üzere iç organlar güzelce korunmuş. Kalp damarlarından sıvı kan örnekleri başarılı şekilde alındı. Bunların yanı sıra kas dokuları doğal kırmızımsı renklerini korumuş. Şimdi bunun dünyada bulunan en iyi korunmuş Buz Devri hayvanı olduğunu iddia edebiliriz.” dedi. Şimdi, araştırmacılar eski türleri klonlamak için taydan canlı hücreler toplamayı umuyor. Eğer her şey umdukları gibi giderse bu araştırmacıların en büyük hedeflerinden biri olan Yünlü Mamut klonlamanın yolunu açacaktır. Güney Kore Üniversitelerinden ve Sooam Biyoteknoloji Araştırma Vakfı’ndan bilim insanları, soyu tükenmiş hayvanları klonlamak ve türleri tekrar hayata döndürmek için örnekten hücreleri çıkarabileceklerini söylediler ancak hücrelerin kan örneğinden gelip gelmeyeceği kesin değil.

Hayvanı klonlamak için eski DNA’dan canlı hücreleri çıkarmak ve büyütmek zorunda kalacaklar ki bu daha önce başarılı bir şekilde yapılamadı. Araştırmacılar şu ana kadar 20 denemede başarısız olduklarını itiraf ettiler ancak sonunda kullanılacak olan at türünü seçtikleri için başarılı olacaklarını tahmin ediyorlar. Tayın DNA’sını kısmen yeniden yapılandırmayı başarmış olsalar bile soyu tükenmiş bir hayvanın tüm genomunu dizmek neredeyse imkansızdır. Bu yüzden kısmi genleri yakın türde bir akrabanın yaşayan embriyosuna yerleştirmek en uygun yöntemdir. Amaçları olan Yünlü bir mamutu klonlamak için, bu akraba Asya fili olacaktır. Lenskaya atı için ise en eski ve en sert türlerden biri olan Moğol atının halefi olan Kore atını seçtiler.

Böylece, soyu tükenmiş bir hayvanın başarılı bir şekilde dirilişi, düşündüğümüzden daha erken bir zamanda gerçekleşebilir. Ancak nesli tükenmiş bir hayvanı geri getirmek sadece teknik bir mesele değil, aynı zamanda etik bir meseledir. Bilim insanlarının yapabilecekleri veya yapamayacakları şeyler konusunda sınırlayıcı çok fazla etik yargıdan söz edilebilir. Ancak onlar bir şeyleri yapmaları gerekip gerekmediği hususunda düşünmeyi çoktan bıraktılar. Onlar kendilerini tamamen bilime adamış insanlar olarak her şeyin mümkün olup olmadığını sorgulamaya devam ediyorlar.

Editör / Yazar: O. Can CANİKLİ

Kaynak: https://www.iflscience.com/plants-and-animals/liquid-blood-found-in-remains-of-42000yearold-mummified-foal/

Continue Reading

Öne Çıkanlar