fbpx
Bizi Takip Edin

Yaşam

En önemli kararlar hangi aylarda alınmalı?

Yayınlandı

üzerinde

Çoğumuz genellikle önemli bir konuda karar almak için Ocak ayını bekleriz. Ama bu tür kararların daha sıcak aylarda alınmasının daha doğru olabileceğini gösteren veriler artıyor. İster kariyer değiştirme ister ev satın alma olsun yeni bir adım atarken veya atmaya karar verirken Ocak ayı en uygun aymış gibi gelir. Ama Ocak ayı büyük kararlar için gerçekten de en iyi zaman mıdır? Bu sorunun cevabı ruh halimize bağlı olarak değişebilir. Çoğu insan kışları kendisini daha morali bozuk hisseder. Hatta bazıları daha aşırıya vararak kış depresyonu yaşayabilir. Özellikle kuzey bölgelerinde yaygındır bu.

Araştırmalar bu oranın Kuzey Amerika da dahil olmak üzere kuzey ülkelerinde nüfusun yüzde 10’unu, İsviçre’de ise yüzde 7,5’ini etkilediğini gösteriyor. Bazılarında bu mevsimsel depresyon yılın yarısı boyunca etkisini gösterebilir. Ancak depresyon belirtilerini tümüyle göstermese bile birçok insan kışın belli bir moral bozukluğu hisseder. İnsanın ruh hali karar verme becerisini de etkiler. Ancak düşük moral her zaman kötü karar alma veya kötü tercih yapma anlamına gelmez.

İnsanın ruh hali karar verme becerisini de etkiler. Ancak düşük moral her zaman kötü karar alma veya kötü tercih yapma anlamına gelmez. Depresif ruh hali insanı riskten kaçınmaya iter. Bunun nedeni, ödül ihtimaline, depresif olmayan kişi kadar güçlü iyimser ve duygusal tepki göstermemesinden kaynaklanır. Ayrıca kış depresyonu yaşayan kişilerin finansal kararlarında daha muhafazakar davrandığı biliniyor. Karar alırken riskten kaçınmak her zaman kötü bir şey değildir. Zira sağlıklı bireylerde de tersi bir sorun vardır: fazla iyimserdirler. Çoğu insan, kansere yakalanma veya kaza geçirme gibi olumsuz bir olayın kendi başına gelme riskini göz ardı eder.

Geleceğe yönelik olumlu bir tablo vardır kafasında. İstatistiklerin risk oranlarını daha yüksek göstermesi durumu değiştirmez. Dünya hakkında daha kötümser bir yargıya sahip olan depresif kişiler bu tuzağa düşmez. Bu ‘depresif realizm’, farklı dönemlere ilişkin daha gerçekçi bir değerlendirme yapmalarını, diğer insanların vereceği kararların kendilerini nasıl etkileyeceğini, iyimserlerden daha iyi tahmin etmelerini ve riskli durumlardan daha hızlı kaçınmalarını sağlar. Ancak bu onların genel olarak daha iyi tahminlerde bulundukları anlamına gelmez. Örneğin Dünya Kupası sonuçlarına dair depresif kişiler sağlıklı insanlardan daha kötü tahminde bulunmuştur. Öte yandan, iyimserlerin geleceği pembe gözlüklerle görmesi, bu geleceği gerçekleştirme ihtimalini de yükseltir. İyimser olma ile kariyerde ve ilişkilerde daha başarılı ve daha sağlıklı olma arasında bir bağlantı olduğu saptanmıştır.

Yaşamınızda önemli bir karar vermeniz gerekiyor, ama bunda zorlanıyorsanız, daha uzun ve sıcak günlerin ruh halinizi iyileştireceği dönemi beklemek mantıklı olabilir. Ruh hali ile karar verme arasındaki ilişki basit bir ilişki değildir. Bu nedenle önemli bir konuda karar vermeden önce o kararın türünü netleştirmek yararlı olacaktır. Büyük riskler içeren ve büyük kayıplara neden olabilecek bir konuda karar vermek gerekiyorsa daha temkinli bir yaklaşım sergileyeceğimiz ve olayları daha gerçekçi değerlendireceğimiz kış aylarında bu kararı almak daha doğru olabilir. Böylesine ciddi sonuçlar söz konusu değil ve bir miktar belirsizlik sorun oluşturmuyorsa daha iyimser olacağımız ve bu iyimserliğin sağlayacağı avantajlardan yararlanabileceğimiz yaz aylarını beklemek önerilebilir. Kaynak: http://www.bbc.com/future/story/20181126-the-best-time-of-year-to-make-a-life-decision

Reklam Alanı
Yorum için tıklayın

Yanıtla

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yaşam

Japonya’da giderek yaşlanan nüfus yabancı işçi alımına zorluyor

Yayınlandı

üzerinde

Japonya’da giderek yaşlanan nüfus büyük bir işgücü açığının doğmasına neden oldu. Yabancı işçilere uygulanan engelleri ortadan kaldırmaya dönük adımlar atılıyor. Başkent Tokyo da dahil olmak üzere 10 yıl kadar önce Japonya’da yabancılara pek rastlanmazdı. Ancak bu durumun artık değiştiğini görüyoruz. Japonya hızla uluslararası bir merkez haline geliyor. Bunda demografik değişimin etkisi büyük: Japonya nüfusu hızla yaşlanıyor ve azalıyor. Ayrıca dış turizm gelişiyor ve 2020 Tokyo Yaz Olimpiyatları’na hazırlıklar hız kazanıyor. Yani ülkede mevcut iş pozisyonlarını dolduracak işçiye ihtiyaç var. Japonya on yıllardır nüfus azalması sorununun farkındaydı, ama hükümetler bu konuda köklü adımlar atma konusunda çekingen davranıyordu.  Başbakan Shinzo Abe düşük ücretli yabancı işçi akışını artırmak istiyor. Ancak, 2025’e kadar yüz binlerce mavi yakalı işçi almayı öngören teklifi, geleneksel olarak göçmenliğe sıcak bakmayan ülkede tartışma yarattı. Önerge Aralık ayında parlamentoda kabul edildi. Böylece Nisan ayından başlamak üzere gelecek beş yıl içinde 300 bin göçmen işçi alınacak. Bu, gelecek yıllarda ülkede büyük değişikliklere gebe olacak bir adım olarak görülüyor.
Yaşlı nüfusla beraber göçmen sayısı da artıyor
Tokyo’da bir üniversitede öğretim üyesi olan Bhupal Shrestha 15 yıldır Japonya’da yaşıyor; ama “kalıcı oturum” izni alması hiç kolay olmamış. Shrestha, kalacak oda bulma, iş kurma, banka hesabı açma vb. konularda ayrımcılığa maruz kaldığını söylüyor. Ayrıca göçmenlerin kendilerini etkileyen hükümet politikaları konusunda pek söz sahibi olmadığını vurguluyor. Bugün Japonya’daki yabancı işçi sayısı 1,28 milyon. 2008’de bu rakam 480 bin idi. Ancak toplam nüfus içinde göçmen nüfusun oranı yüzde 1 düzeyinde.  Bu oran İngiltere’de yüzde 5, ABD’de ise yüzde 17. Yabancı işçilerin yüzde 30 kadarı Çinli; ardından Vietnam, Filipinler ve Brezilya geliyor. Göçmen işçi sayısının düşük olmasının nedeni, bir adalar ülkesi olarak Japonya’nın izolasyonist olması ve göçmenliğe sıcak bakmaması. 1800’lerin ortalarına dek, ülkeye giriş çıkışlar ölümle cezalandırılabiliyordu. Şimdilerde ise Japonya kendisini güçlü bir kültürel kimliğe sahip homojen bir ülke olarak görüyor. Göçmen karşıtlığının ardında iş kaybı, kültürel yaşamın kesintiye uğraması ve suç oranının artması gibi kaygılar yatıyor. Ama en büyük endişe kaynağı, yerli Japon nüfusunun azalıyor olması.
Nüfus azalıyor
2010-15 yılları arasında nüfus neredeyse bir milyon azaldı. Geçen yıl bu düşüş 227 bin oldu. 65 yaş üzeri nüfus yüzde 27 ile rekor seviyede. Bu oranın 2050’de yüzde 40’a ulaşması bekleniyor. Mevcut işlerin çalışabilir yaştaki nüfusa oranı da giderek artıyor. Mayıs’ta her 100 işçi için 160 iş vardı. Yani bugün yaşlı Japonların yapamayacağı, gençlerinse yapmak istemediği çok sayıda iş bulunuyor. Başbakan Abe’nin planlarını birçok iş insanı ve politikacı desteklerken, yabancılarla birlikte yaşama veya çalışma tecrübesinin az olması nedeniyle birçok Japon da buna şüpheyle bakıyor, bunun Japon toplumunu değiştirecek bir adım olacağını öngörüyor.  İşçi ihtiyacı olan sektörler
Ülkede en büyük işçi ihtiyacı inşaat, tarım ve gemi yapımı sektörlerinde. Turizm geliştiği için otelcilik, perakende satış gibi alanlarda da özellikle İngilizce ve diğer dilleri konuşan kişilere ihtiyaç artıyor. Yaşlı ve emeklilerin bakımında çalışacak işçilere de ihtiyaç var. Bugüne dek Japonya yabancı işçi ihtiyacını “teknik stajyer eğitim programı” adı altında yabancı genç işçi ve öğrencilerin düşük ücrete 3-5 yıl gibi geçici bir süreyle çalıştırılması yoluyla karşılamaya çalıştı. Ancak basında yer verilen birçok kötü örnek nedeniyle bu program “gizli kölelik” olarak eleştirilere maruz kaldı. Abe’nin planı ise kalifiye olmayan işçilere beş yıllık çalışma izni verilmesini, kalifiye işçiler içinse yenilenebilir vize uygulanması ve ailelerini de getirmelerine izin verilmesini içeriyor. Yeni vize sisteminin Nisan’da başlaması planlanıyor. 
Göçmen işçi endişesi
Ancak yabancı işçilerin ülkeye yerleşmesi, ihtiyaç olan tarım bölgelerinde değil büyük kentlerde yoğunlaşması, Japon dil ve kültürüne uyum sağlama sorunu gibi birçok çekinceler dile getiriliyor. Ayrıca Japon toplumunun bu işçilerin aşırı sömürülmesini önleyecek donanımlardan yoksun olduğunu söyleyenler de var. Bazıları da Japon toplumunun işleyişini sağlayan “havayı okuma” konseptini, günlük yaşamda geçerli olan ve konuşmadan anlaşmayı sağlayan “telepatik algıyı” yabancıların anlayıp uygulamasının zor olduğunu ifade ediyor. 15 yıldır bu ülkede yaşayan Nepal kökenli Shrestha, Japonya’da yaşamak isteyen yabancıların kendilerini nelerin beklediğinden haberdar olmaları gerektiğini söylüyor. Burada “ağır çalışmaya tapıldığını ve kurallara uyulduğunu” hatırlatıyor. “Japon kültürü ve gündelik yaşam konusunda biraz bilgi sahibi olarak gelmek gerekir” diyor.
Kaynak: http://www.bbc.com/capital/story/20181210-more-seniors-more-foreigners-how-japan-is-rapidly-changing

Devamını Oku

Teknoloji

Çin’de ilk 5G destekli uzaktan ameliyat yapıldı

Yayınlandı

üzerinde

Yazan

Bu yıl 5G teknolojisi ile ilgili çok şey duyacağımız kesin. Ancak Çin’ de gerçekleşen 5G destekli uzaktan cerrahi operasyon, geleceğin sağlık teknolojisini şimdiden görmemizi sağlıyor. 2019 yılı hiç kuşku yok ki 5G teknolojisinin çok konuşulacağı bir yıl olacak. ABD, Güney Kore ve Çinli başlıca teknoloji üreticileri 5G destekli cihazlarını piyasaya sürmeye hazırlanıyorlar. Ancak bu konuyla ilgili belki de en heyecan verici gelişmenin Çin’de yaşandığını söyleyebiliriz. Zira Çin’de ilk 5G destekli uzaktan ameliyat başarıyla gerçekleştirildi.  Gecikme süresi sadece 0.1 saniye
Ülkedeki yerel haber kaynaklarına göre 5G teknolojisiyle çalışan dünyanın ilk uzaktan cerrahi ekipmanı Çin’ de başarıyla test edildi. Güneydoğu Fujian eyaletindeki bir doktor, uzak bir bölgedeki bir test hayvanının karaciğerini aldı. Doktor bu ameliyatı 5G bağlantısı üzerinden robotik cerrahi kollar kullanarak gerçekleştirdi.  Doktorun kontrol cihazı ile cerrahi odadaki robot arasındaki gecikme süresinin ise sadece 0.1 saniye olduğ açıklandı. Araştırmacılar bu yüksek hızın potansiyel olarak ölümcül tıbbi hata riskini azaltabileceğini ifade ettiler. 5G destekli ameliyatın önümüzdeki yıllarda yaygınlaşması ile birlikte, yetenekli cerrahların uzak konumdaki hastaları güvenli bir şekilde ameliyat edecekleri ve sayısız hayat kurtaracakları belirtiliyor.
Editör / Yazar: İsa EKİCİ
Kaynak: https://www.ubergizmo.com/2019/01/first-5g-remote-surgery-china/

Devamını Oku

Yaşam

Üç Soru Üç Cevap: DOĞA

Yayınlandı

üzerinde

Yazan

Masmavi denizler, yemyeşil çimenler ve verimli toprakları ile doğa, canlı varlıkların başlangıcından beri sayısız nimetler sunar. İçinde barındırdığı bitki ve hayvanlar ile insanların tamamlayıcısıdır. ‘Üç Soru Üç Cevap’ serimizin bu bölümünde doğadaki hayvanlar ile ilgili bazı sorulara yanıt aradık.
Aslanlarda neden yele bulunur ?
Ormanların kralı olarak bildiğimiz aslanlar, asaletleri ile ayrı bir dikkat çekerler. Bazı hayvanlarda olduğu gibi dişi ve erkek aslanların dış görünüşü birbirinden farklıdır.Erkek aslanlar, kendisini sadece dişisinden değil, bulunduğu habitattaki tüm türlerden ayıran bir yeleye sahip oluyor. Yele, testesteron seviyesi nedeniyle bu yapıya bürünüyor. Bununla birlikte erkek aslanlar, yeleyi dişi üzerinde hakimiyet kurmak ve ya güç gösterileri sergilemek için kullanıyor. Çiftleşeceği erkek aslanı arayan bir dişi için güçlü, gür ve güzel bir yele cezbedici oluyor. Yelenin uzunluğundan ziyaderengi, dişi aslanların karar vermesini sağlıyor. Daha koyu bir yele daha yüksek testesteron seviyesi anlamına geliyor. Yelesi gür ve kabarık olan bir aslan daha güçlü, daha iri görünüyor. Bu sayede aslan rakiplerine karşı avantaj sağlamış oluyor. Ek olarak yele, aslan için kavgada adeta bir kalkan görevi görüyor. Kaynak: https://www.sciencefocus.com/nature/why-do-lions-have-manes/
Papağanlar nasıl konuşuyor ?
Doğanın eşsiz varlıklarından olan papağan, papağansılar (Psittaciformes) takımını oluşturan kıvrık gagalı, etli ve kalın dilli, parlak tüylü, sıcak yerlerde yaşayan kuş türlerine verilen isimdir. Hepsinde görülmemekle birlikte, bu hayvanlar konuşabilir. Doğal ortamlarında toplu halde yaşayan papağanlar, ağaçlarda konaklarlar. Yuvalarını ağaç kovuklarına veya kaya yarıklarına yaparlar. İnsan seslerini ve melodilerini ezberleyip tekrarlayabilirler. Papağanlarda insanlar gibi ses telleri bulunmaz; sesleri özel bir organla yani östaki borusuyla çıkarırlar. Papağanlar, çok kuvvetli hafızaları sayesinde öğrendikleri sözcükleri tekrar ederler. Ancak tekrar ettikleri kelimelerin anlamını bilmezler. Papağan türleri arasında ‘Jako’, konuşması ile ünlenmiş papağan türüdür. Kaynak: https://www.sciencefocus.com/nature/how-do-parrots-talk/
Kuşlar nerede uyur ?
İnsanoğlunun en yakın dostlarından olan kuş türleri, uçmaları nedeniyle birçok insanın özendiği hayvan türü olmuştur. Ancak bu tür nasıl ve nerede uyur ?
Kuş türlerinin büyük bir kısmı ‘unememispheric’ uyku denilen yarı uyur yarı uyanık bir şekilde uyurlar. Doğadaki diğer yırtıcılar tarafından hedef olduklarını bilen kuşlar, bu tehlike nedeniyle ‘unememispheric’ uykuyu tercih ederler. Su üzerinde, avcı olmayan adalarda, derin kavuklarda, baca boşluklarında veya daha yüksek bölgeleri, uykuları için seçerler. Genelde de grup halinde uyuyarak güvencelerini arttırırlar.  Kaynak: https://www.sciencefocus.com/nature/where-do-birds-sleep/
‘Üç Soru Üç Cevap’ serimizin doğa bölümünü tamamlıyoruz. İletinin altına, bir sonraki bölümde hangi konunun ( Uzay, teknoloji, insan vücudu, gündelik bilim, dünya) yer almasını istiyorsanız yorum olarak bırakabilirsiniz.
Editör / Yazar: Kuzey Kılıç (@KuzeyGencc)

Devamını Oku

Öne Çıkanlar