fbpx
Connect with us

Yaşam

Kanada’da Bulunan Devasa Mağarayı Daha Önce İnsan Gözü Görmemiş Olabilir

Published

on

Kanada’nın vahşi doğasına gizlenmiş olan büyük bir mağara geçtiğimiz günlerde araştırmacılar tarafından keşfedildi. Bu çarpıcı doğal boşluk devasa boyutlara sahip olmasına rağmen, araştırmacılar mağaranın daha önce hiçbir insan tarafından görülmemiş olabileceğini düşünüyor. Kaşifler tarafından bulunan inanılmaz genişlikteki mağara engebeli bir arazide gizleniyor. İngiliz Columbia’sWellsGrayProvincial Park’ın engebeli arazisinde gizlenen dev mağara, inanılmaz derecede geniş.

Yerbilimci CatherineHickson mağarayla ilgili yaptığı açıklamada, ‘Benim ilk tepkim böyle bir mağaranın var olamayacağı yönündeydi’ açıklamasında bulundu. Oldukça büyük ebatlara sahip olan mağara bilim insanlarını büyük ölçüde şaşırttı. Henüz resmi olarak isimlendirilmemiş olan dev mağara ilk kez Nisan ayında bir karibu sayımı uçuşu sırasında helikopterle görüldü. Tamamıyla tesadüf eseri keşfedilen böylesi devasa bir mağaranın bunca yıl fark edilmemiş olması araştırmacıları şaşkınlığa uğratıyor. Yaklaşık olarak 100 metre uzunluktaki mağara, 60 metre genişliğe sahip bir kavernöz ağız içerisinde yer alıyor.

Bu ölçülen sadece açılıkta olan bölümün büyüklüğü. Araştırmacı ve speleolojist John Pollack, Eylül ayında mağarayla ilgili bir keşif turuna çıktı. Pollack keşif sonrası verdiği demeçte, ‘Dünyanın en büyük mağaralarından birisini buldum ve bu mağaranın sadece Kanada standartlarına göre değil, tüm dünyadaki mağaralarla kıyaslandığında muazzam bir girişi var’ açıklamasında bulundu.
Araştırmacıların kafasını kurcalayan soru, mağara Kanada’daki en büyük mağaralardan birisi olmasına rağmen şimdiye kadar neden keşfedilmedi? Bunun sebebinin mağaranın bulunduğu alanın bundan 20 ila 50 yıl öncesine kadar bir kar tabakasıyla örtülü olması olduğu düşünülüyor. Aynı zamanda son derece uzak ve erişilmesi zor vadi konumu mağarayı gözlerden uzak kıldı.
Bilim insanları mağarayla ilgili daha fazla keşif yapabilmek için bir gezi planlıyor.

Kaynak: https://www.sciencealert.com/gigantic-unexplored-cave-hidden-in-canada-may-never-have-been-seen-by-human-eyes

Advertisement
1 Comment

1 Comment

  1. Tahsin Deniz Arpacı

    Şubat 6, 2019 at 12:35 am

    Güzel bir yazı. Elinize, kaleminize sağlık…

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bilim

Yüz körlüğü hastalığı nedir? Nedeni ne? : Sevdiklerimin yüzünü hatırlayamıyorum

Published

on

İnsan yüzlerini tanıyamama durumu olarak tanımlanan ‘yüz körlüğü’ Tıp dilinde prosopagnosia olarak adlandırılan bu durum, insanların yüz, ağız, göz gibi unsurları görmelerine rağmen aralarında bağlantı kuramamaları olarak nitelendiriliyor.

Bir gün bir yabancı, otobüste Boo James’e el salladı. Üzerine pek düşünmedi. Ta ki, el sallayanın aslında annesi olduğu ortaya çıkana dek. Boo’nun nadir görülen bir hastalığı, yüz körlüğü var. Yani, ailesinin, arkadaşlarının ve hatta kendi yüzünü tanıyamıyor. Uzmanlar şimdi, Boo gibilerinin insanları daha iyi tanımak üzere eğitilmesi umuduyla yeni bir çalışma başlattı.

‘Başka bir gezegendenmiş gibi’

Boo yıllarca “başka bir gezengendenmiş gibi” hissettiğini söylüyor. “Bunun üzerine oturup düşünmek, çok stresli ve duygusal açıdan rahatsız edici. Dolayısıyla, düşünmemeye çalışıyorum. Çok zor bir iş. Dışarıda olduğunuz bir günü sürekli biriyle konuşup konuşmamanız gerektiğini düşünerek geçirmek, fiziksel ve duygusal açıdan tüketen bir şey” diyor. Boo, hayatının büyük kısmı boyunca, prosopagnozi diye de adlandırılan rahatsızlığından habersizdi ve insanları tanıyamayınca ortaya çıkan “sosyal gariplikten” kendisini sorumlu tutuyordu.

“Bu durumu açıklayacak bir yol bulmalıydım. İyi açıklayamıyordum, sadece insanların yüzünü hatırlamakla uğraşmadığım için kendimi suçluyordum” diye konuşuyor ve ekliyor: “Sanki bir tür tembellik gibiydi: İnsanları tanımak istemiyormuşum, hatırlayacak kadar ilgilenmiyormuşum, kusur da bendeymiş gibi düşünüyordum.” Ancak Boo, kendisindeki sorunu 40’lı yaşlarının başlangıcında hastalığı televizyondan öğrenince anladı. “Ancak o zaman, insanları tanıyamamamın, beynimdeki fiziksel bir durumdan kaynaklandığını anladım” diyor: “Hemen kendimi daha iyi anlamaya, kendimi affetmeye ve meseleye farklı bir açıdan bakmaya başladım.”

Bazen kendisini bile tanımakta zorlanıyor

Boo, çocukluğunun tanıyamadığı diğer çocuklar, bakıcılar ve öğretmenler yüzünden “travmatik deneyimlerle dolu” olduğunu anlatıyor. 51 yaşındaki Galli kadın, ailesini, eski arkadaşlarını ve hatta tatilde karşılaştığı babasını tanıyamadığını belirtiyor. Hatta bazen, kendisini bile tanımakta zorlanıyor. “Geçenlerde annem bilgisayarda eski fotoğraflar bulduğunu söyledi. Ekrandan bakıyordum. Fotoğraftaki birinden bahsediyorduk ve ben ‘O kim?’ diye sordum. ‘Sensin!’ dedi.” Boo, partneri Dewi’yi “yüz körleri için rehber köpek” diye tanımlıyor çünkü tanıdıkları biriyle konuşuyorlarsa, gizlice kim olduklarını söylüyor. Filmlerin konularını ve karakterlerin kimliklerini de söylüyor, çünkü aksi takdirde filmlerde olanları takip etmesi imkansız hale geliyor. “Çok nazik ve sabırlı biri. Bazen çok karmaşık hale gelirse filmi kapattığımız da oluyor” diyor.

Parça parça yüz

Peki yüz körlüğü olanlar yüzleri nasıl algılıyor? Boo, bunu tanımlamanın zor olduğunu söylüyor. “Yüzleri parça parça görüyorum. Bir burun olduğunu, gözleri, ağzı ve kulakları görüyorum. Ama beynimin bunları birleştirip ortaya bir yüz görüntüsü çıkartması çok zor oluyor” diyor. Ancak, yaşadığı zorluklara karşın Boo, kimin kim olduğunu anlamasına yardımcı olan taktik ve teknikler geliştirmiş: “Kullanabileceğim başka veriler var, saç stilleri, birinin sürekli taktığı bir mücevher, giyim tarzları, konuşmaya başladıklarında da ses tonları. Hatta bazen birinin silüeti, vücudunun biçimi hatta konuşma tarzları. İnsanları arkalarından bakarak tanımakta, normal insanlardan daha iyi olduğumu düşünüyorum.”

Farkındalığı artırmak

Hepsi Boo’nun yaşadığı kadar kötü olmasa da, her 50 insandan birinde yüz körlüğü olduğuna inanılıyor. Konuyla ilgili yeni bir araştırma yapan uzmanlar, çoğu kişinin bunun farkında bile olmadığını söylüyor. Swansea Üniversitesi’nden Psikolog Dr. John Towler, “Bunla, belki bir filmi takip etmeyi biraz zor bulan insanlar” diyor: “Belki Taht Oyunları dizisini izliyorlardır, herkes uzun saçlı ve sakallı olduğundan, ne olup bittiği hakkında bir fikirleri yoktur.”

Yüz Körlüğü Nedeni ne?

İki tür yüz körlüğü var. Sonradan olan yüz körlüğü, beynin yüz tanımayı kontrol eden kısımlarının bir yaralanma yüzünden hasar görmesiyle ortaya çıkıyor. Gelişimsel yüz körlüğü ise beynin farklı bölgeleri arasındaki iletişimin bozulması nedeniyle doğumdan itibaren görülüyor. Araştırma ekibinden Dr Jodie Davies-Thompson, “Beynin tam olarak hangi bölümünde sorun olduğunu öğrenebilirsek, bu soruna çare aramaya başlayabiliriz. Yüz körlüğü olan insanlar için bir rehabilitasyon programı üzerinde çalışıyoruz. Belirli beyin bölgeleri arasındaki iletişimi ve dolayısıyla yüz tanıma kabiliyetini artırmayı umuyoruz” diyor.

Editör / Yazar: Ali Ekber ÖZGEN

Kaynak: https://www.bbc.com/news/uk-wales-47304678

Continue Reading

Bilim

Aziz Sancar’ın ismi verilen bitki ilaç olma yolunda

Published

on

Nobel ödüllü Aziz Sancar’ın ismi verilen haval otunun, ilaç olabilmesi için yürütülen bilimsel çalışmalarının tamamlanmak üzere olduğunu belirten Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Metin Doğan, “Bu alanda araştırma yapan öğretim üyelerimizin çalışmaları neticelenmek üzere” dedi. Halk arasında yara tedavisinde kullanılan ve Nobel ödüllü Aziz Sancar’ın ismi verilen havalotunun, ilaç olabilmesi için yürütülen bilimsel çalışmalarda sona yaklaşıldı.

Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Metin Doğan, yaptığı açıklamada, ilaç üretiminden tedaviye kadar artık modern tıpla birlikte geleneksel ve tamamlayıcı tıp uygulamalarının da yaygınlaşmaya başladığını söyledi.

Geleneksel ve tamamlayıcı tıp kapsamında çok sayıda araştırma yapıldığını anlatan Doğan, yurt içi ve dışında farklı bitkiler ile sülük gibi bazı hayvan türlerinin hastalıkların tedavisindeki etkisinin incelendiğini belirtti.

Doğan, üniversitelerindeki ‘Geleneksel ve Tamamlayıcı Tıp Uygulama Merkezi’nce yürütülen çalışmalar kapsamında, Afyonkarahisar’ın İscehisar ilçesinde keşfedilen bitki türüne, Nobel ödüllü bilim insanı Prof. Dr. Aziz Sancar’ın isminin verildiğini hatırlattı.

Halk arasında ‘havalotu’ denilen, ‘bolanthus’ cinsine ait endemik bir tür olan bitkinin daha önce bilimsel tanımlamasının yapılmadığını ifade eden Doğan, “Bu bitki, Geleneksel Tamamlayıcı ve Entegratif Tıp Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Murat Koç başkanlığındaki ekip tarafından ilk kez bilimsel olarak tanımlanmıştı. Türkiye’nin dünyada bilim adına gururu olan Sancar’dan izin alınarak, bitki türüne ‘Bolanthus Aziz-Sancarii’ ismi verilmişti” dedi.

YARA TEDAVİSİNDE KULLANILIYOR

Prof. Dr. Doğan, bitkinin halk arasında daha çok yara tedavisinde kullanıldığını belirtti. Bitkinin, yara tedavisi başta olmak üzere farklı sağlık sorunlarına şifa olup olamayacağına ilişkin başlatılan araştırmanın tamamlanmak üzere olduğunu bildiren Doğan, şunları kaydetti:

“Bu alanda araştırma yapan öğretim üyelerimizin çalışmaları neticelenmek üzere. Bu bitkinin içindeki etken maddelerin ayrıştırılması ve bunların ilaç olarak kullanılmasına yönelik de üniversitemizle birlikte yürütülecek TÜBİTAK projemiz başlatılacak. En kısa zamanda resmi başvuru sunulacak.”

Araştırmanın başkanlığını yürüten Doç. Dr. Murat Koç da “Araştırılan bitkinin ilaç olma yolunda potansiyeli yüksek. Kesin sonuçları elde ettikten sonra net şeyler söyleyebiliriz” diye konuştu. Kaynak: (AA)

Continue Reading

Yaşam

Nehirler Hakkında muhtemelen Bilmediğiniz 20 Gerçek

Published

on

1. Nehirler gezegendeki en çok çeşitlilik gösteren ekosistemler arasında bulunuyor. Nehirler ve göller 600 kat daha az su içermesine rağmen denizlere oranla daha çok balık türüne ev sahipliği yapıyor.

2. Nehirler bizi besliyor. Tatlı su balıkçılığı günümüzde beslenmeleri ağırlıklı olarak balığa dayanan 550 milyon insanı doyuruyor.

3. Nehirler,  uygarlığımızın beşiğidir. En eski kültürler;  Fırat ve Dicle, Nil, İndus ve Sarı Nehir gibi nehirlerin kıyısında ortaya çıkmıştır.

4. Barajlar dünyanın büyük nehirlerinin üçte ikisini parçalamıştır.  Barajlar nehirlerden akan suyun altıda birini veya 7000 kilometre küpünü hapsediyor.

5. Gezegenimizi şekillendiren nehirler, gezegenin en güzel manzaralarını oluşturmuştur. Büyük Kanyon, Iguaçu ve Viktorya Şelaleleri’ni düşünün mesela!

6. Nehirler dünyadaki suyun sadece yüzde 0.003’ünü içerirler-her 33.000 su molekülünün birini-bununla birlikte dünya yaşamının önemli bir kısmını sürdürürler. Nehirler insanlar tarafından korunmayı hak ediyor!

7. 6853 km uzunluğuyla, Nil dünyanın en uzun nehridir. Kafkaslardaki Reprua Nehri ise sadece 27 metrelik uzunluğuyla dünyanın en kısa nehri olabilir.

8. Tahminen 10.000-20.000 arasında tatlı su türü ortadan kayboldu ya da risk altında. Dünyanın tatlı su balık türlerinin yüzde 37’ sinin-26 mersin balığı türünün 24’ ü de dahil olmak üzere- nesli tükenme tehlikesiyle karşı karşıya.

9. Nehirler, besleyici alüvyonları taşkın ovalar ve deltalar üzerine bırakarak, Mekong Deltasından Kaliforniya’nın Central Valley’sine kadar en verimli tarım topraklarımızı meydana getirmiştir.

10. Nehirler denizlerdeki balık popülasyonunun hayatta kalmasını sağlar. Nehirlerin denize taşıdıkları besleyici maddeler nedeniyle, dünya üzerinde tutulan balıkların yüzde 80’i kıta sahanlığından gelmektedir.

11. Nehirler bizi birleştirir. Yaklaşık 276 nehir birden fazla ülkenin topraklarında akıyor ve bunların havzaları neredeyse dünyanın kara yüzeyinin yarısını kaplıyor.

12. En uzun 177 nehrimizin en fazla 64’ü özgürce akabiliyor, nehirlerin pek çoğu parçalanma tehdidi altındadır.

13. Nehirler insanlara su sağlamak ve geçtikleri yerlerdeki ekosistem üzerinde düzenleyici etkide bulunmak gibi önemli görevleri yerine getiriyor. Nehirlerin kara ve deniz temelli ekosistemlerden hektar başına 10-15 kat daha değerli olduğu tahmin ediliyor.

14. Nehirlerden üretilen hidroelektrik,  dünyada üretilen toplam elektriğin yüzde 16’sına denk geliyor-çoğu zaman bu üretim ekosistemlerin yok olması pahasına ve halklara rağmen gerçekleştirilmektedir.

15. ABD’deki kara taşımacılığının altıda biri nehirler ve kanallar aracılığıyla yapılmaktadır. Bu tür taşımacılık enerji verimliliği açısından en uygun yöntem olmakla birlikte sağlıklı nehirleri otobanlara dönüştürmektedir.

16. Her yıl, nehirler 200 milyon ton karbonu topraktan ve atmosferden alıp denizlere taşıyor. Aynı zamanda nehirler okyanusların atmosferden karbonu alma konusunda oynadığı rolü de güçlendiriyor.

17. Aşırı sömürü nedeniyle; Kolorado, İndus, Nil, Rio Grande ve Sarı Nehir gibi bir zamanların muazzam nehirleri denize ulaşmak için mücadele ediyor.

18. Nehirler bizim esin kaynağımızdır ve hayatlarımıza dini anlamlar yüklerler. Hindistan’da ve diğer ülkelerde, pek çok nehre insanlar Tanrı gözüyle bakıyorlar.

19. 220 metreyi aşan derinliğiyle, Kongo dünyanın en derin nehridir. Derinliğini anlayabilmek için, dört adet Niagara Şelalesi’nin birbirlerinin üzerine yığıldığını düşünün.

20. Nehirler kimi ülkelere isimlerini veriyor. Hindistan’dan Nijerya’ya en az 17 ülke nehirlerin isimleriyle anılıyor.

Editör / Yazar: Ezgi SEMİRLİ

Kaynak: https://www.huffingtonpost.com/peter-bosshard/30-things-you-didnt-know_b_7812408.html

Continue Reading

Öne Çıkanlar