fbpx
Bizi Takip Edin

Bilim

Yeni Yapılan Araştırmalar Düşüncelerimiz Üzerinde Etkimiz Olmadığını Ortaya Koydu

Yayınlandı

üzerinde

Eğer bilinciniz olmasaydı, bu yazıyı okuyamazdınız ya da en azından bu yazıyı okuduğunuzdan haberdar olamazdınız. Bilinç tüm düşüncelerimizden, duygularımızdan ve deneyimlerimizden sorumludur. Bilinç olmadan özgür irade, çevremiz hakkında herhangi bir farkındalık, benlik hissi oluşmazdı. Peki, ya bu varsayım yanlışsa?
Özgür irade ve kişisel sorumluluk gibi durumlar yalnızca sosyal yapılar olabilir mi? Bilincimizin dünya üzerindeki his, inanç, düşünce ve algı üzerinde hiçbir kontrolü olmaya bilir mi?

yeni-yapilan-arastirmalar-dusuncelerimiz-uzerinde-etkimiz-olmadigini-ortaya-koydu0
Londra Üniversitesi’nden David Oakley ve Cardiff Üniversitesi’nden Peter Halligan tarafından yürütülen çalışmadan alınan sonuçlar bunları içeriyor. Halligan ve Oakley’e göre bilincin içeriği görünenin arkasında beynimizdeki bilinçsiz, hızlı ve verimli sistemler tarafından üretiliyor. Bilincin gerçekleştirdiğine inandığımız tüm işlemler yolcu koltuğunda pasif bir şekilde oturduğumuz kişisel farkındalığımıza herhangi bir müdahalede bulunmadan gerçekleşiyor.

yeni-yapilan-arastirmalar-dusuncelerimiz-uzerinde-etkimiz-olmadigini-ortaya-koydu1
Daha basit bir ifadeyle söylemek gerekirse, düşüncelerimizi ve hislerimizi bilinçli olarak seçmiyoruz. Sadece seçilen düşünce ve hisleri fark ediyoruz.
Ünlü biyolog Thomas Henry Huxley tarafından bilinçle ilgili kullanılan metafor bu tanımlamaya tam olarak uyuyor. Akıl ve beyin arasındaki ilişki buhar düdüğü ve motor arasında olana benziyor. Buhar düdüğü motorun çalışmasına tepki olarak hareket ediyor. Ancak buhar düdüğünün motorun çalışması üzerinde herhangi bir etkisi bulunmuyor. Benzer şekilde bilinçte beynin bir ürünüdür. Ancak onu kontrol edemez.

yeni-yapilan-arastirmalar-dusuncelerimiz-uzerinde-etkimiz-olmadigini-ortaya-koydu
Uzmanlar arasında varılan fikir birliği bilincin iki unsura ayrıldığıdır. Bunlardan birincisi, kişisel farkındalık duygusu. İkincisi ise kişisel bir anlatı, yani düşünce, duygu, inanç ve anıların ve yaşanan büyük olayların sürekli olarak bombaladığı bir bileşim. Halligan ve Oakley, bu kişisel anlatının bilinçsiz süreçlerle beyinde üretilen deneyim, duygu, düşünce ve inançların bir kısmı olduğunu iddia ediyorlar.
Öyleyse şuur noktası nedir? Halligan ve Oakley, şuurun bir iletişim aracı olduğunu söylüyor. Benlik ve kişisel tarih duygusu, deneyimlenen ve algılanan şeyleri başkalarına anlatabilmemize olanak sağlıyor. Bu iletişim kurma yeteneği insanın hayatta kalabilmesi için şart ve insana evrimsel bir zemin veriyor.

yeni-yapilan-arastirmalar-dusuncelerimiz-uzerinde-etkimiz-olmadigini-ortaya-koydu2
Özgür irade meselesine gelince, aktif bir bilinç olmadan insan eylemlerinden bizzat sorumlu tutulabilir mi? Halligan ve Oakley bu soruya Evet yanıtını veriyor. Bilincin sadece yolcu koltuğunda oturuyor olması, özgür irade ve kişisel sorumluluk gibi önemli günlük kavramların ortadan kalktığı anlamına gelmiyor. Aslında bilinçsiz beyin sistemimizin işleyişine gömülüyorlar ve toplumda güçlü bir amaca sahipler. Bu durum insanın kendini anlayabilmesinde derin bir etkiye sahip.
Kaynak: http://www.iflscience.com/brain/new-research-suggests-we-have-no-control-over-our-thoughts/page-2/

Reklam Alanı
Yorum için tıklayın

Yanıtla

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bilim

Beynin Sağ ve Sol Tarafının Vücutta Kontrol Ettiği Bölgeler Hakkında Yanılmış Olabiliriz

Yayınlandı

üzerinde

Yazan

Sadece %10 ile idare edemezsiniz. Genellikle, beynin sol bölümünün vücudun sağ tarafını ve sağ bölümünün de vücudun sol tarafını kontrol ettiği söylenir fakat yeni bir araştırmaya göre, durum bu kadar basit değil gibi görünüyor. Bilim insanları onlarca yıldır, hem insanlarda hem de hayvanlardaki vücut hareketlerinde pay sahibi olan bölgenin hem kontrolateral (karşı taraflı) beyin yarım küre, hem de ipsilateral (eş taraflı) yarım küre olduğuna yönelik kanıtlar buluyorlar.

Ancak mevcut haliyle, ipsilateral yarım kürenin, vücudun aynı ve ortak tarafındaki uzuv ile parmak hareketlerini ne derecede düzenlemeye yardımcı olduğu henüz tam anlamıyla anlaşılmış değil. Şimdi ise araştırmacılar, kortikal faaliyetler ile ipsilateral hareketler arasındaki ilişkiyi ortaya çıkararak bir ilke imza atmışlar. St. Louis Washington Üniversitesi’ndeki araştırmacılar ilk defa, 3 boyutlu kol hareketlerinin kinematiğinin (yani uzuv hızının, süratinin ve konumunun), uzuvlara aynı taraftan ulaşan elektrokortikografik (EKoG) sinyallerden çözülebileceğini göstermişler. Makalenin yazarları, tezlerinde şöyle yazıyorlar: “Bu sonuçlar, ipsilateral yarım kürenin, motor hareketleri kontrol etmeye yönelik güçlü bir katkı yaptığı konusundaki bilgilerimizi açıklığa kavuşturuyor ve ayrıca karmaşık hareket bilgisinin, insan beynindeki iki yarım kürede, daha önce sanılandan daha fazla temsil edildiği görüşünü destekliyor.” Daha önce, ipsilateral yarım küreden çözülen hareket kinematiklerinin bulguları oldukça kısıtlıydı. Baş araştırmacı Eric C. Leuthardt ve birlikte çalıştığı sinirbilimciler, daha da derine inebilmek amacıyla, sağlık durumlarının kaynağının bulunabilmesi için farklı EKoG süreçleri geçiren dört epilepsi hastasını (3 erkek, 1 kadın) inceleme altına almışlar. Katılımcıların beyinlerine EKoG elektrotları yerleştiren Leuthardt (bu elektrotlar beynin hem sağ hem de sol yarım kürelerindeki sinirsel faaliyetleri kaydedebiliyor), bu kişiler 3 boyutlu bir uzanma alıştırmasında ellerini hareket ettirirken, onların hem kontrolateral hem de ipsilateral faaliyetlerini ölçmek istemiş.

Sinirsel sinyalleri çözmek amacıyla yapay öğrenme algoritması kullanan araştırmacılar, hareket kinematiklerinin, kortikal yarım küreler boyunca iki tarafa da simetrik bir şekilde yayıldıklarını gözlemlemiş. Bu gözlemlerine ek olarak, ipsilateral kol uzanımlarının, kontrolateral kol uzanımlarına göre kıyas götürür miktarda bir doğruluk payı ile çözümlendiğini gösteren bulgular elde etmişler. Araştırmacılar bu durumun, ipsilateral yarım küreye yakın uzuvlarda gerçekleşen fiziksel hareketlerin asıl kaynağının, ipsilateral yarım küre olduğu anlamına gelmediğini belirtiyorlar fakat ipsilateral yarım küre tarafından bu kadar fazla bilginin çözümlenmesinin de başlı başına kayda değer bir durum olduğunu söylüyorlar. Yazarlar şöyle açıklıyor: “İpsilateral uzuv kinematiğinin çözümlenme kabiliyeti, hareketlerin yerine getirilmesinde ipsilateral yarım kürenin sorumlu olduğuna dair nedensel bir rol belirtmiyor. Fakat kinematik gibi belirli hareket özelliklerinin temsil edilmesi, hareketlerin yerine getirilmesinde ipsilateral yarımkürenin nedensel bir rol oynaması için gerekli” “Bu çalışma, bazı kol hareketi kinematiklerinin, her iki yarımkürede de anlık temelde temsil edildiğini gösteren ilk çalışma.” Görünüşe göre beklentilerimizi kontrol altında tutmamız lazım çünkü mevcut çalışma sadece (dirençli epilepsi sahibi) dört hastayı kapsıyor ve ayrıca, beynin (ve vücudun) her iki tarafında da gerçekte neler olduğunu tam anlamıyla çözmeden önce daha çok araştırmanın yapılması gerekiyor.

Fakat araştırmacılar, bulgularının bir gün, beyinlerinin bir tarafı değil de diğer tarafı etkilenen felçli hastalar için yeni tedaviler bulunması konusunda önemli bir ilerleme sağlayacağını iddia ediyorlar. Araştırmacılar şöyle söylüyor: “Aynı taraftaki el kinematiğini çözmek için EKoG sinyallerinin kullanılabilmesi, felç geçiren bir insan için, beyninin felçten etkilenmemiş yarım küresinden gelen sinyalleri kullanarak, bir beyin-bilgisayar arayüzünü kontrol edebilmesi olasılığını da vurguluyor.” Bunun da ötesinde, beynin iki yarım küresinin de, hareket kinematiği bilgisine ait aynı kortikal temsili dışavurduğu göz önüne alındığında; belki de hastalar günün birinde bu bulgular sayesinde, ipsilateral temeline dayanan rehabilitasyon terapileriyle vücutlarını kontrol etmeyi yeniden öğrenebilirler. Henüz erken olsa da, gelecekte binlerce insanın bundan yararlanabileceğini düşünürsek heyecanlanmamak elde değil. Araştırmacılar, “Her şeyi bir araya getirdiğimiz zaman bu çalışma, ipsilateral kol hareketlerinin 3 boyutlu kinematiğinin, insanlardaki EKoG sinyalleri içerisinde şifrelendiğini gösteriyor” diyor. “Bu bulgular, ipsilateral yarım kürenin, planlamada ve istemli motor hareketlerin yerine getirilmesinde rol oynadığı iddiasını güçlendiriyor. Ayrıca bunlar, sinir-prostetik ve sinir-rehabilitasyon alanında önemli uygulamaların da önünü açabilir.”
Kaynak: https://www.sciencealert.com/we-may-have-been-wrong-how-brain-controls-different-sides-body-contralateral-hemisphere-ipsilateral

Devamını Oku

Bilim

Hamam böceğinden radyasyon geçirmez yelek üretildi

Yayınlandı

üzerinde

Yazan

Kimya Öğretmeni Pınar Sabaz, Alperen Berberoğlu birlikte radyasyon geçirmeyen yeleğin üretim aşaması ile ilgili yaptığı açıklamada, “Öğrencim Alperen Berberoğlu ile birlikte yapmış olduğumuz bir çalışma var. Bor bileşikleri ve hiposan adı verilen malzemeyle birlikte radyasyondan koruyan kumaş dolgu malzemesi ve sıvı ürettik.

Bunun test sonuçlarına göre de yüzde 98 oranında radyasyondan koruma sağladığını gördük. Dolayısıyla da bu çalışmayı geliştirerek bunu patent noktasına getirdik ve patent başvurusunu gerçekleştirdik. Çalışmanın ilk aşamasında öğrencim hamam böceklerinin radyasyonun zararlı etkilerinden hiçbir şekilde olumsuz etkilenmediğini fark etmiş ve bununla ilgili ‘bunun nedeni ne olabilir’ diye araştırırken hamam böceğinin kabuğunda bulunan kitosan maddesinden kaynaklandığını keşfettik. Bu kitosanın içerisine de milli değerimiz olan, dünya rezervlerinin yüzde 72’sinin ülkemizde bulunduğu bor bileşiğini ekleyerek radyasyon zırhı üretmeyi başardık. Bu malzeme yüzde 98,25 oranında radyasyona karşı koruma sağlıyor. Biz bununla da ilk önce TÜBİTAK Projelerine başvurduk. İlk etapta TÜBİTAK Projesi Bölge Sergisine katıldık. Sonra bölge birincisi olarak Türkiye finaline katıldık. Bu projenin daha ileriye götürülerek geliştirilebilmesi için de yaptığımız çalışmayla ilgili bir patent başvurusunda bulunduk. Bu başvurunun da olumlu bir şekilde sonuçlanmasını bekliyoruz” diye konuştu.

Hem ucuz hem hafif
Bilim ve Sanat Merkezi 4. sınıf proje öğrencisi Alperen Berberoğlu da hamam böceklerinin radyasyondan etkilenmediğini öğrendikten sonra çalışmalara başladığın belirterek, “Bu projeyi iki yıldır yürütüyorum.  Proje aklıma şu şekilde geldi; öncelikle Çernobil gibi radyoaktif sızıntılarda çoğu canlının hayatını kaybetmesine ve zarar görmesine rağmen içerisinde kitosan bulunduran hamam böcekleri gibi kabuklu canlıların zarar görmediğini fark ettim. Bundan yola çıkarak içinde kitosan ve ayrıca milli değerimiz olan bor bulunan bir polimer üretmek istedim.

Ardından polimerle ne yapabileceğimizi düşündüm ve bununla hastanelerde röntgen cihazlarını kullanan radyoloji teknikerlerinin gördüğü zararı minimuma indirmek amacıyla üç farklı bor bileşiğini bulunduran yelek dolgusu tasarladık. Yaptığımız yeleğin içerisinde yapmış olduğumuz dolgu var. Ayrıca polimerleştirici malzeme olarak kitosan bulunuyor. Bu da asetik asitte çözünmüş biçimde. Bunun yanında bir de sıvı ürettik. Bunları da hastanelerde şu anda duvarlarda kurşun bloklar kullanılıyor. Onların yerine kullanmak amacıyla ve maliyeti minimuma indirmek amacıyla bu sıvıları ürettik. Ayrıca kurşun yeleklerin maliyetine göre çok daha ucuz ve kurşun yeleklerin ağırlığına göre çok daha hafif bir materyal ürettik. Kurşun yeleklerin maliyeti yaklaşık 600 TL civarında ancak bizim ürettiğimiz bu kumaşla birlikte içindeki dolgu malzemesini 20 TL civarında mal edebiliyoruz. Ayrıca kurşuna göre çok daha hafif olma avantajı var. Bu proje geliştirilerek ileride savunma sanayisinde ve sağlık sektöründe kullanılabilir” dedi. Kaynak: (İHA)

Devamını Oku

Bilim

Yaratıcı İnsanlar, Daha Geç ve Daha Sağlıksız Uyuyorlar!

Yayınlandı

üzerinde

Yazan

Yapılan çalışmalara göre, sanat öğrencilerinin, sosyal bilimler öğrencilerine oranla daha fazla uyuduğu, daha fazla uyku bozuklukları yaşadığı ve gün içinde daha enerjisiz oldukları gözlemlenmiştir. Daha önce hiç, bir sonraki Picasso olduğunuzu hayal ettiniz mi? Haifa Üniversitesi’nde güzel sanatlar ve sosyal bilimler öğrencilerini karşılaştıran yeni bir araştırma, görsel açıdan yaratıcı öğrencilerin daha düşük kaliteli uyku uyuduklarını göstermiştir. Araştırmanın başyazarlarından olan Neta Ram-Vlasov, görsel yaratıcılığı yüksek olan öğrencilerin uyku bozukluklarından dolayı zorluklar yaşadığını belirtiyor.

“Sözlü olarak yaratıcılığını kullanan insanlar söz konusu olduğunda, daha fazla uyuduklarını ve daha geç saatlarde kalktıklarını tespit ettik. Başka bir deyişle, iki yaratıcılık türü farklı uyku düzeniyle ilişkilendirildi.” diyerek devam ediyor Ram-Vlasov. Konuyla ilgili önde gelen yaklaşımlardan biri, yaratıcılığı dört özelliğe göre tanımlamaktır. Akıcılık, çok çeşitli fikirler üretme becerisi; esneklik, bu geniş fikir yelpazesini üretmek için farklı düşünce kalıpları arasında kolayca geçiş yapma olanağı; özgünlük, fikrin çevredeki fikirlere göre eşsiz olması ve detaylandırma, her düşünceyi ayrı ayrı geliştirme becerisi. Şu anki çalışma, Haifa Üniversitesi Yaratıcı Sanat Terapileri Enstitüsü Hemşirelik Yüksekokulundan Prof. Tamar Shochat ve Neta Ram-Vlasov tarafından, Assuta Tıp Merkezi Uyku Enstitüsü’nden Amit Green ve Yezreel Vadisi Koleji Psikoloji Bölümü’nden Prof. Orna Tzischinsky tarafından yürütülmektedir.

Araştırmacılar, görsel ve sözlü olmak üzere iki yaratıcılık türünün, zaman, zamanlama (uykuya dalma ve uyanma zamanı gibi endeksler) ve öznel yönlerinin uyku kalitesi gibi uykunun nesnel yönlerini nasıl etkilediğini anlamaya çalışıyorlardı. Çalışma, yarısı sadece sanat, diğer yarısı da sadece sosyal bilimler üzerine eğitim almakta olan yedi farklı üniversiteden otuz katılımcı ile yürütülmüştür. Çalışma boyunca, katılımcıların gece uykuları kayıt altına alındı, bilek monitörünü (uyku değerlerini ölçmeye yönelik bir cihaz) uyku modelleri ve uyku kalitesini ölçmek için kullandılar ve bir uyku günlüğü oluşturdular.

Son olarak da, uyku alışkanlıkları üzerine bir anket doldurdular. Ayrıca, görsel ve sözlü yaratıcılık testlerine de tabi tutuldular. Sonuçlar, katılımcılar arasında görsel yaratıcılık düzeyinin artması ile uyku kalitesinin düştüğünü gösterdi. Bu durum, uyku bozuklukları ve gündüz işlev bozukluğu gibi konularda da kendini göstermiştir. Araştırmacılar ayrıca, katılımcıların sözel yaratıcılık düzeyinin ne kadar yüksek olursa, o kadar fazla uyuduğunu, geç uyuduğunu ve geç uyandığını tespit etmişlerdir. Sanat öğrencileri ile sanat dışı bilim öğrencilerinin uyku düzenleri arasındaki bu karşılaştırma, sanat öğrencilerinin daha fazla uyuduğunu tespit etmiştir; ancak bu durum, kaliteli bir uykuyu kesinlikle garanti etmemektedir. Sanat öğrencileri uykularını düşük kalitede değerlendirmiş olup, sanat dışı öğrencilere göre daha fazla uyku bozukluğu ve gündüz işlev bozukluğu bildirmişlerdir.

Araştırmacılar, iki çeşit yaratıcılık ve uyku kalıbı arasındaki bağlantılar için bazı açıklamalar yapılabileceğini belirtmişlerdir: “Daha ileri çalışmalar, yaratıcılığın uykuyu etkileyip etkilemediğini (veya tam tersini) belirlememize yardımcı olacaktır.” Araştırmacılar, “Görsel yaratıcılık fazlalığı kişiyi daha fazla uyardığından, bu durum uyku bozukluklarına yol açabilir. Öte yandan, sözlü yaratıcılığı yüksek bireylerin uyku süresinin uzaması da muhtemeldir. Her durumda, bu sonuçlar fazla uyku konusunda yaratıcılığın tek faktör olmadığını kanıtlar. Görsel yaratıcılık, sözel yaratıcılıktan farklı beyin mekanizmaları tarafından aktive edilir ve etkinleştirilir.” diye belirtmektedirler.
Kaynak: https://www.sciencedaily.com/releases/2017/01/170126082022.htm

Devamını Oku

Öne Çıkanlar