fbpx
Bizi Takip Edin

Uzay

Beynin Gerçeklik Algısının Nasıl Oluştuğu İncelendi

Yayınlandı

üzerinde

Harvard Üniversitesi’nde görevli bir bilim insanı nevroanatomist olarak, beynin gerçeklik algısının nasıl oluştuğunu inceledi. Bu bilim insanını bu araştırmayı yapmaya iten ise bir sabah uyandığında sol gözünün hemen arkasında yaşadığı keskin acı sonrası dört saat süresi boyunca hayatındaki yaptığı konuşmak, yürümek, okumak, yazmak veya hatırlama yeteneklerinin tümünü kaybetmesi. Buna sebep olan şey ise beyninin sol yanında meydana gelen büyük bir kanama. Bu kanama Harvard’lı bilim insanı Jill Bolte Taylor’ı bir kadın bedenindeki bebek haline getirdi.

Brain_power
Zaman algısı beyindeki hücreler tarafından kontrol ediliyor. Sol hemisferde bulunan hücreler, belirli bir düzende olayların gerçekleştiğini tanımlayarak doğrusal düşünmeyi sağlıyor. Jill Bolte Taylor yaşadığı beyin kanamasıyla sol hemisferdeki hücleri kaybederek sadece sağ hemisferdeki hücrelere bağımlı hale geliyor. Sağ hemisferdeki hücreler ise şimdiki zamanın ötesinde hiçbir şey kaydetmiyorlar. Bu nedenle bilim insanının geçmiş veya geleceğe dair fikirleri ortadan kalktı. O anda gördüğü, koladığı ve yaşadığı her şey varlığının tamamıydı.
Jill Bolte Taylor bu hissi kelimelerle ifade etmenin çok zor olduğunu beyan ediyor.

tmp827162006455844864Kanamanın üzerinden birkaç hafta geçtiğinde cerrahlar sol beyin korteksinden golf topu büyüklüğünde bir kan pıhtısı çıkarıyorlar. İşte tam da bu noktada sol beyin yeniden devreye girerek zaman algısını geri getiriyor. Beceriler geri gelirken, zamanda olma kavramı da yeniden başlıyor. Bolt için bazı yetenekleri tekrar geliştirmek gerekse de bazı yetenekler kendiliğinden geri döndü. Unuttuğu bazı şeyleri hatırlasa da sonsuza dek yitirdiklerine dair hiçbir fikri yok. O günden beri beynin gerçeklik algısının nasıl geliştiğine dair araştırmalar yürüten bilim insanı, bu konuda makaleler yazıp, seminerler düzenliyor.
Kaynak: https://www.popsci.com/how-stroke-can-erase-sense-of-time

Uzay

Üç Soru Üç Cevap: Uzay

Yayınlandı

üzerinde

Yazan

Birkaç hafta önce başladığımız ”Üç Soru Üç Cevap” adlı serimize kısa bir ara vermiştik. Bu yazımız ile birlikte yeniden karşınızdayız.
Uzay neden karanlık?
Güneş, yıldızlar, galaksiler ve daha birçok parıltılı cisim… Bütün bu unsurlara rağmen uzay neden karanlık ? Bu soru  Sir Edmond Halley’den tutun Johannes Kepler’e kadarbirçok bilim insanının cevap aradığı bir sorudur. Dünya atmosfer ile çevrilidir. Atmosfer içerisinde su damlacıkları, gaz ve tozlar bulunur. Güneşten gelen ışınlar atmosfer içerisindeki bu maddelere çarpar ve her yöne dağılır. Dağılan ışınların cisimlerden yansıyarak gözümüze gelmesi sayesinde, cisimleri ve onların sayısız tondaki renkleri görebiliyoruz. Yani eğer uzayda ışığın çarpıp gözümüze geleceği bir durum olmazsa etrafı karanlık görürüz. Uzayın boşluk olduğunu düşünürsek, bu durumu anlayabiliriz. Uzayın karanlık olmasının bir diğer nedeni ise şu şekilde açıklanır.
Işığın bir dalga boyu ve frekansı vardır, ışık yalnızca belli bir aralıktaki dalga boyunda görünür hale gelir. Bu aralıktan büyük ve küçük dalga boylarında ışığı göremeyiz. Işık kaynağı sizden uzaklaşıyorsa, ışığın dalga boyu büyür. Evrenin genişlediğini ve yıldızların bizden uzaklaştığını düşünürsek, dalga boyu büyüyen ışık, kırmızıya kayar ve görünür bölgenin dışında kalır bu nedenle gözle görülemez. Küçük bir örnekle açıklarsak, örneğin kaldırımda yürüyorsunuz bu sırada, bir araba hızla, size doğru geliyor, araba uzaklaştıkça arabadan gelen sesin değiştiğini fark edersiniz. Bu etkiye de Doppler Etkisi (aklına Big Bang Theory 1. sezon 6. bölüm gelenler el kaldırsın) adı verilir. Kaynak: https://www.sciencefocus.com/space/why-is-space-dark/ ve NASA
Mars’ta kar yağabilir mi?
Bundan 15-20 sene sonrasını düşünelim. Mars’ta yaşam koşulları sağlanmış ve insanoğlu koloniler halinde Kızıl Gezegen’e yerleşmiş. Ancak gençlerin bir problemi daha doğrusu bir sorusu var; Burada kar yağacak mı ? Hem evet hem hayır. 2008 yılında NASA’nın Mars Phoenix Lander’ı yeryüzünün dört kilometre üstünde bulutlardan kar yağdığını doğruladı. Ancak, karın yere düşmeden buharlaştığı ve beyaz örtünün asla oluşmadığı bildirildi. Yani Mars’ta kar tatili olan bir okul istiyorsanız uçan binaları beklemeniz gerekecektir. Kaynak: https://www.sciencefocus.com/space/could-it-ever-snow-on-mars/
Ay olmasaydı ne olurdu?
Ay… Beethoven’ın adına sonat yaptığı, insanların ışığında dans ettiği, uzay yarışlarının fitilinin yandığı ve gecelerimizi gündüze çeviren nevi şahsına münhasır bir cisim. Peki bu güzellik olmasaydı ne olurdu ? Tabi ki birçok sevgili barışamaz, NASA otoritesini bu kadar arttıramaz ve Neil Armstrong sıradan bir pilot olarak kalırdı. Birde işin bilimsel boyutuna bir bakalım.
Eğer Ay olmasaydı, Dünya’da yalnızca Güneş nedeniyle gel-git olacaktı. Dolayısıyla günler zamanla yine uzayacak fakat bu uzama çok daha yavaş olacaktı. Yapılan hesaplamalar, eğer Ay olmasaydı günümüz- de gün uzunluğunun yaklaşık olarak 8 saat civarında olacağını ortaya koymaktadır. Başka bir deyişle, Dünya kendi ekseni etrafında bugünkünde yaklaşık olarak 3 kat daha hızlı dönecekti.Bir gezegenin kendi ekseni etrafında daha hızlı dönmesi yüzeyindeki rüzgârların daha şiddetli esmesi- ne yol açabilirdi. Bu nedenle, Ay olmasaydı yeryüzünde doğu-batı yönlü rüzgarlar çok daha şiddetli olur, hava, kara ve denizler arasındaki ısı değişimi daha hızlı olurdu. Ay’ın Dünya üzerindeki bir başka etkisi de Güneş’ten gelen ışığı yansıtarak Dünya’nın aydınlanmasına ve bir miktar ısınmasına katkıda bulunmasıdır. Bu nedenle, eğer Ay olmasaydı geceler daha karanlık ve yeryüzü bugünkünden biraz daha soğuk olurdu. Ve son olarak eğer Ay olmasaydı bizi başıboş gezen göktaşlarından kurtaracak olan bir kalkanımız olmaz ve Dünya yüzeyine daha fazla göktaşı düşebilirdi. Şimdi tekrar düşündüğümüzde Ay adına çekilen filmler, belgeseller ve yapılan besteler az bile… Kaynak: https://www.sciencefocus.com/space/what-would-happen-if-there-were-no-moon/ ve https://www.spaceanswers.com/solar-system/what-would-happen-if-we-blew-up-the-moon/
Editör / Yazar: Kuzey Kılıç

Devamını Oku

Uzay

NASA, Opportunity gözlem aracı tam 4 aydır kayıp

Yayınlandı

üzerinde

Yazan

Toz fırtınası sırasında bataryalarını sarj edemeyince Dünya’yla iletişimi kesilen Opportunity için umutler tükenmeye başladı. NASA’nın 45 günlük kurtarma programı da sona yaklaşıyor.
NASA’nın Mars’ın yüzeyinde görev yapan ünlü gözlem aracı Opportunity için artık umutlar tükenmeye başlıyor. Mayıs ayında başlayan dev bir toz fırtınası nedeniyle Dünya’yla iletişimi kopan Opportunity, tam 4 aydır sessizliğe gömülmüş durumda.

Nükleer enerjiyle çalışan Curiosity’nin aksine gücünü güneş enerjisinden alan Opportunity, toz fırtınası sırasında bataryalarını sarj edemeyince Dünya’yla iletişimi kesilmişti. NASA’nın ifadelerine göre uzay aracı en son 10 Haziran’da Dünya’ya bir fotoğraf göndermiş. Sonrasında ise aracın düşük güç moduna geçiş yaptığı belirtiliyor. Opportunity’yi sessizliğe gömen dev Mars fırtınası 30 Mayıs’ta başlamış ve kısa sürede tüm gezegeni ele geçirmişti. NASA, ağustos ayının ortalarında fırtınanın etkisini kaybetmeye başladığını 11 Eylül’de de gökyüzünün tamamen açıldığını söylüyor.

Uzay ajansı, gökyüzünün açılmasıyla birlikte kurtarma çalışmalarına hız vermiş ve 45 günlük “aktif dinleme” programını başlatmıştı. Ancak bunun üzerinden bir ay geçmiş olmasına rağmen Opportunity’den hala bir haber alınabilmiş değil. NASA, geriye kalan iki hafta içerisinde yine bir gelişme olmaması durumunda artık Opportunity için büyük anlamda umutların tükeneceğini söylüyor. Konuyla ilgili bazı ifadeler kullanan Opportunity projesi yöneticisi John Callas,”Opportunity’nin bulunduğu bölgede gökyüzü bir aydır açık. Bu şartlar altında uzay aracının bataryalarını sarj edebilmesi gerekiyor. Eğer iki hafta içerisinde yine bir cevap alamazsak artık tozların ve Mars soğuğunun bir tür arızaya neden olduğunu ve uzay aracının büyük ihtimalle kurtarılamayacağını düşünmek zorunda kalacağız.” sözlerini kullanıyor.

45 günlük programın olumsuz sonuçlanması durumunda NASA kurtarma çalışmalarını “pasif dinleme” sürecine geçirecek. Opportunity ekibi, küçük bir umut da olsa Opportunity’nin kasım-ocak ayları arasında Dünya’ya sinyal gönderebileceğini düşünüyor. Zira Mars, kasım ayı itibarıyla rüzgarlı bir sezona giriş yapacak. NASA’lı bilim insanları yoğun rüzgarların Opportunity üzerindeki tozları temizleyebileceğini ve bu şekilde uzay aracının bataryalarını sarj edebileceğini düşünüyor. İkizi Spirit ile birlikte 7 Temmuz 2003’te fırlatılan Opportunity, 24 Mart 2004’te Kızıl Gezegen’e iniş yapmıştı. Uzay aracı aslen 90 günlük bir görev için tasarlanmış olsa da üzerinden 14 yıl geçmiş olmasına rağmen hala araştırmalarına devam ediyor. Dünya dışı bir yüzeyde en fazla seyahat etme rekorunu da elinde bulunduran emektar uzay aracı, bakalım Dünya’ya tekrar sinyal göndermeye başlayabilecek mi.
Kaynak: https://www.space.com/42115-mars-rover-opportunity-still-silent-4-months-later.html

Devamını Oku

Uzay

NASA Başka Yaşam Formlarını Bulmaya Odaklanmalı

Yayınlandı

üzerinde

Yazan

Son yıllarda, gelişen teknoloji ve bilgi birikimi sayesinde evrenimizde birçok keşif yapıldı. Uzay turizmi, uzayda yaşam, Mars görevleri… Ulusal Bilim, Mühendislik ve Tıp Akademisi tarafından onaylanan ve 17 bilim insanının yayımladığı yeni raporda NASA’nın her misyonda uzaylı yaşamına dair araştırmalar yapması gerektiği vurgulandı. Bu sayede Dünya’daki yaşamın tarihi ve evrenin yapısı hakkında daha fazla bilgiye ulaşılabilinecek.

Uzmanlar, misyonlarda astrobiyolojinin ön planda olması gerektiğini ve araştırmaların bu çerçevede planlanmasını söyledi. Peki bu fikir neden şimdi ortaya atıldı ? Son yıllarda astrofizikçiler binlerce gezegen keşfetti. Bu keşifler, diğer gezegenlerde yaşamın var olduğuna dair bulguları destekler nitelikte. NASA’nın Kepler Misyonu, tek başına 2900 tane yeni gezegen keşfetti. Bu gezegenlerin büyük bir kısmının Dünya’ya benzediği ve yaşam formlarının orada da olabileceği söylenmişti.

Diğer gezegenlerde araştırmaları arttırmanın bir faydası da şu olacaktır; kaynak. Hızlı nüfus artışı ve iklim olayları göz önüne alındığında gerekli önlemler alınmazsa gelecekte kıtlığın her yere yayılacağını söyleyebiliriz. Bu sebeple misyonlarda yaşamsal belirtiler aranırken, oranın yer altı ve yer üstü kaynakları da araştırılacak. Hem NASA hem de diğer uzay ajansları, misyonlarında bu detayı göz önünde bulundurmalıdır.
Kaynak: https://www.livescience.com/63814-astrobiology-all-nasa-missions.html
Editör / Yazar: Kuzey KILIÇ

Devamını Oku

Öne Çıkanlar