fbpx
Bizi Takip Edin

Bilim

Bilim, İnsan Ruhunun Nerede Olduğunu Açıkladı

Yayınlandı

üzerinde

Bilim tarafından insan ruhunun nerede olduğuna dair bir çalışma yapıldı. Buna göre; insan ruhu beyindeki hücrelerin içerisinde bulunan mikrotübüller ismi verilen yapıların içerisinde yer alıyor. Ruh terimi Latince anima sözcüğünden gelen, farklı felsefi ve dini geleneklerde ve çeşitli bakış açılarına göre tüm canlı varlıklarda bulunan ve maddesel olmayan bir varlığı ifade etmektedir. Ruhun özellikleri ve bu özelliklerin açıklaması farklı geleneklerde, farklı bakış açılarında değişiklik göstermektedir. bilim-insan-ruhunun-nerede-oldugunu-acikladi Latinceden gelen anima sözcüğü terminolojik açıdan canlıların kendi hareketleri ile donatılma ilkesinin belirlenmesinde kullanılmaktadır. Bu orijinal anlamda hem bitkilere hem de hayvanlara ruh kazandırmaktadır. Fizyoloji ve nörolojideki ilerlemeler canlı varlıklar ile cansız nesnelerin aynı türde fiziksel ilkelere uygun olduğu; büyüme, beslenme ve üreme gibi farklı etkinlikleri geliştirmelerinin mümkün hale gelmesiyle sonuçlandı. Mikrotübül içerisindeki kuantum bilgiler yok edilmez, sadece geniş çaplı evrene dağılır. Peki tüm bu bilgilerin ışığında insan ruhu nerede bulunuyor? Eğer insanların bir ruha sahip olduğuna eminseniz, bunu insan fizyolojisi içerisinde bulabilmenin bir yolu var mı? Judeo-Hristiyan dinsel geleneğine göre, ruh, canlılardaki hareketin temel belirleyicisidir. Bu terim aynı zamanda birçok kültürel ve dini grubun antropolojik vizyonunda da yer almaktadır. Modern çağda “ruh” terimi, çoğunlukla dini bağlamlarda kullanılmaktadır. Bu inanışlara göre insan ruhu, bir insan olmanın temelidir. İnsan olma niteliği bir bedene sahip olmaya dayalı değildir. Gerekli olan ruhtur. Platon, ruhu insanın en önemli boyutu olarak görüyordu. Bazen ruhtan bir vücuda hapsolmuş gibi bahsediyordu.
bilim-insan-ruhunun-nerede-oldugunu-acikladi1
Timaeus’a göre ruh, demircinin kozmik ruhu ve yıldızları yaratmak için kullandığı özdeş ve çeşitlilikten oluşan maddeydi. Buna ek olarak alt tanrılar iki ölümlü ruh yarattı: göğüste bulunan tutku ve karında bulunan iştah. İlk filozofların insan ruhu hakkında yazdıklarından binlerce yıl sonra, iki bilim insanı nihayetinde ruhu ‘konumlandırdıklarına’ inanıyor. StuartHameroff, Anesteziyoloji ve Psikoloji Bölümleri ve Arizona Üniversitesi Bilinç Çalışmaları Merkezi Direktörü Profesör Emeritus, ve İngiliz fizikçi Sir Roger Penrose göre insan ruhunun özü beyindeki mikrotubül hücrelerinde bulunuyor. Objektif indirgemenin (Orch-OR) insanlık tezi üzerinde oluşturduğu bir teoriye göre, bu mikrotübüller kuantum yerçekimi etkilerinin doğrudan sonucudur. Bilim insanlarına göre ‘bilinç’, beynimizde ‘kuantum bilgisayar‘ tarafından kullanılan, ölümden sonra da evrende devam eden bir program olarak görülebilir. Tartışmalı teoriye göre, ölüme yakın bir deneyimden alınan bilgiler ışığında, sözde mikrotübüller kuantum durumunu kaybedip insan sinir sisteminden çıkıyor. Bununla birlikte, içerdikleri bilgiler yok olmuyor. Bunun yerine, bu bilgi bedeni terk ediyor ve evrenle yeniden birleşiyor. Bilim insanları, bunun ruhun beyindeki nöronların etkileşiminden daha fazlası olduğu anlamına geldiğini bildiriyor. Başka bir deyişle, ‘ruh’, evrenin dokusundan yapılıyor ve zamanın başlangıcından beri var.
bilim-insan-ruhunun-nerede-oldugunu-acikladi2
Bilim insanları bu konuda yüzlerce deney yaptılar. Almanya’daki bir deneyde, ölümüne az kalmış olan bir adamı şeffaf bir camdan yapılmış kutuya koydular, böylece onu hayatta iken dışarıdan izleyebildiler. Kutu tamamen mühürlendi. Ruh vücudun dışına çıkarsa kutuyu nasıl terk edebilir, görmek istediler. Ruhu yakalamak isteyen bilim insanları, ruh vücudun dışına çıktığında vücudun kilo kaybetmesi gerektiğini savunuyordu. Bu nedenle vücudu olabildiğince hassas bir şekilde tarttılar. Ancak adamın ölmesiyle birlikte cam kutudan hiçbir şey çıkmadı. Çünkü, ruh için madde bir engel oluşturmuyordu. Tıpkı X-ışınlarının vücuda girebildiği ve vücudun onları önleyemediği gibi. Bir röntgen çekilirken x ışınlarının vücuda girdiği hissedilmiyor. Ruh daha da rafine edilmiş nihai bir ışık. Bu nedenle vücudu terk ettiğinde görülemez. Zaten kişi kendisi bunu göremiyorsa, dış gözlemcilerin görmesi mümkün değildir.
bilim-insan-ruhunun-nerede-oldugunu-acikladi3
Ölü adam tekrar tartıldı ve aynı ağırlığa sahipti. Materyalist bir bilim adamı için bu deney ruhun olmadığının en büyük kanıtıdır. Ancak ruhun varlığına inanan bilim insanları için bu ruhun bir ağırlığı olmadığı anlamını taşıyor. Bilim insanları bunu şu şekilde açıklıyorlar: “Tıpkı mumun yakıldığında ve sönükken aynı kiloda olduğu gibi. Işığı tartmaya çalıştığınızda bir ağırlık elde edemezsiniz. Ağırlığı bulunmamaktadır, ancak bu ışığın olmadığını göstermez. Bir mumu havaya fırlattığınızda alevin nereye gideceğini göremezsiniz. Alev evrenin içerisinde kaybolur. Hiçbir iz bırakmaz. Aynı durum ruh içinde geçerlidir.”

Kaynak: https://www.ancient-code.com/scientists-find-the-location-of-the-human-soul/

Reklam Alanı
3 Yorumlar

3 Comments

  1. AzizAlbayrak

    Ekim 18, 2017 at 7:18 pm

    😂😂ruh dinlerin yanılgısı gibi görünsede değil, onların ürettiği bir araç, yani ruh da tam olarak allah gibi sömürü için insanları aldatma aracı, ruh gercek değil, ama bu saçmalıkları bilim zannedenler kesinlikle gerçek😂😂

  2. Osman Altay Güçsav

    Ekim 28, 2017 at 5:44 pm

    Ruh kuyruk sokumu kemiğindeki ölümsüz hücrede saklıdır.

Yanıtla

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bilim

Yeni bir Çalışmaya Göre, Sağlıklı İnsanlar Bile Mutant Hücrelerle Dolu

Yayınlandı

üzerinde

Yazan

Hücrenizin çoğunlukla normal olduğunu düşünüyorsanız, bir daha düşünün. Vücudunuz, mutant klon kolonilerinin tapınağı haline gelmiş olabilir. Hücrelerdeki mutasyonların kansere sebep olduğunu çoğumuz biliriz, fakat mutasyonların ilk olarak nasıl ortaya çıktığı, çok az bilinen bir şey. Şimdiyse bilim insanları, sağlıklı insanlardaki dokuların bile genetik mutasyonlar ile “kevgire döndüğünü” keşfetmişler. Hatta araştırmacılar, mutasyonların boyutunun şok edici miktarda olduğunu söylüyorlar.

İngiltere’deki Wellcome Sanger Enstitüsü’nde çalışan onkolog ve kanser araştırmacısı Phil Jones, şöyle söylüyor: “Orta yaşa ulaşan bir bireyin, muhtemelen normal hücrelerden çok mutant hücrelere sahip olduğunu keşfettik.” Jones ile takımı, genom sıralama yöntemleri kullanarak; öldükleri zaman 20 ila 75 yaşları arasında olan dokuz ölü insandan aldıkları bağışlanmış yemek borusu dokusunda yer alan mutant hücre gruplarının haritasını çıkarmış. Bu bireylerin bilinen kronik hastalık geçmişi veya yemek borusu sorunu olmadığından, yapılan çalışmanın amaçları doğrultusunda bu kişilerin dokuları sağlıklı olarak düşünülmüş; fakat araştırma takımının ortaya çıkardığına göre, sağlıklı olmak demek, mutant klon hücrelerin kolonisinden muaf olmak demek değilmiş.   “Yemek borusu dokusu, mikroskop altında tamamen normal görünüyordu” diyor Jones. “Genetik yönden çalışma yaptıktan sonra, sağlıklı olan yemek borusunun mutasyonlarla delik deşik olduğunu görüp şaşkına döndük.” Araştırma, aynı takımın 2015 yılında yaptığı bir çalışmanın devamı niteliğinde. Söz konusu çalışmada araştırmacılar, sağlıklı göz kapağı derisi hücrelerinin, yüksek miktarda bedensel mutasyon barındırdığını bulmuşlar; yani bunlar, gelecek nesillere aktarılmayan ve biz yaşlandıkça hücre bölünmesi yoluyla kazandığımız türden mutasyonlar. O çalışmada, incelenen deri hücrelerinin yüzde 25’inin, kanser ile bağlantılı olan bu bedensel mutasyonlardan en az bir tanesini taşıdığı bulunmuş. Araştırmacılar, mutasyonların vücudun derinliklerinde de bu kadar yaygın olup olmadığını görmek amacıyla yemek borusu dokusunu incelemişler.   Bu son çalışma, dokuz bağışçıdan alınan örneklere dayanıyor olsa da; elde edilen bulgular, bizler yaşlandıkça bu mutant hücrelerin hızlı şekilde biriktiğini akla getiriyor. Yirmili yaşlarındaki insanlar, sağlıklı yemek borusu dokularında hücre başına birkaç yüz adet mutasyon taşıyabiliyorlar; fakat onlarca yıl sonra, hâlâ sağlıklı olan ve bunun dışında normal işlev gösteren dokuları, hücre başına 2.000’den fazla mutasyon taşıyabiliyor.  Aşağıdaki görüntü, yaşa göre sıralanan 9 bireyde, 1 cm2’lik normal bir yemek borusu dokusunun nasıl göründüğünü özetliyor. Hastalar arasında yük, klon boyutları ve hatta belirli genlerin mutasyon tercihleri arasında geniş farklılıklar görüyoruz. Bu mutasyonların hepsi mutlaka kötü huylu olmayabilir; fakat yalnızca bol miktarda olmaları bile, kanserlerin oluşma şekli konusundaki fikirlerimizin yeniden düşünülmesi gerekebileceğini akla getiriyor; özellikle de bu mutasyonlardan bazıları, daha önce tümörlerle ilişkilendirildiği için. Bilhassa, TP53 adı verilen mutasyonlu bir genin (yemek borusundaki kötü huylu tümörlerin çoğu bu geni içeriyor), sağlıklı hücrelerin yüzde 37’sine kadarında mutasyon geçirdiği bulunmuş.

Daha kafa karıştırıcı olan şey ise, NOTCH1 adı verilen bir genin (hücre bölünmesini kontrol etmeye yardımcı oluyor), sağlıklı hücrelerin yüzde 80’ine kadarında mutasyon geçirdiğinin bulunmasıymış; bu mutasyon miktarı, yemek borusu kanserlerindeki mutasyondan çok daha fazlaymış. Bu uyuşmazlık, varsayımsal olarak bazı mutasyonların, yaşlanma ve hastalık bakımından (muhtemelen hücreleri tümörlerden koruyarak) sağlığa faydalı olabileceği anlamına bile gelebilir. Araştırmacılar bu durumu, sağlıklı dokuda yer alan “gizli bir bedensel mutasyon ve klon rekabeti dünyası” olarak tanımlıyorlar. Şimdilik henüz erken olsa da, çalışmanın eş baş yazarı olan Inigo Martincorena’nın açıkladığına göre bu bulgular, biz yaşlandıkça hücrelerimizin dokularımızı kolonileştirmek üzere nasıl mutasyon geçirdiğini, rekabet ettiğini ve evrimleştiğini incelemek yönünden bizlere yeni bir biyoloji manzarası sunabilir. “Bu mutasyonların kanserdeki önemini düşündüğümüzde, şimdiye kadar bu olgunun boyutunun farkına varmamış olmamız, olağanüstü bir durum” diyor.
Editör / Yazar: Ezgi SEMİRLİ
Kaynak: http://science.sciencemag.org/content/362/6417/911 , https://www.sciencealert.com/healthy-people-hiding-way-more-mutations-than-scientists-ever-realised-somatic-cells-mutant-clones

Devamını Oku

Bilim

Yaşlanmayı Tersine Çevirmede Yeni Umut: Beyindeki Kök Hücreler

Yayınlandı

üzerinde

Beyindeki kök hücrelerinin sayısı zamanla azaldıkça işlevleri bozuluyor; vücut daha hızlı yaşlanıyor ve ölüm daha çabuk gerçekleşiyor. Bilim insanları beyindeki yıpranan kök hücrelerininin yerine yenilerini koymak suretiyle yaşlanmanın kimi etkilerini yavaşlatabileceklerini hatta tersine çevirebileceklerini düşünüyorlar. Bililm insanları beynimizdeki bezelye büyüklüğünde bir bölgede, insan ömrünü uzatmanın anahtarını bulmuş olabilirler. Araştırmacılar eskiyen kök hücrelerin yerine yenilerini koyarak vücuttaki yaşlanma belirtilerinin bir kısmını yavaşlatabileceklerini hatta tersine çevirebileceklerini düşünüyorlar.

New York Albert Einstein Tıp Okulunda Dongsheng Cai yönetiminde laboratuvar fareleri üzerinde yapılan bir araştırma bu görüşü destekliyor. Farelerin hipotalamusundaki kök hücrelerin sayısı azaldıkça ya da bunların faaliyetleri engellendiğinde vücut daha hızlı yaşlanıyor ve ölüm daha çabuk gerçekleşiyor. Cai, araştırmalarının hipotalamustaki kök hücrelerinin zamanla doğal olarak azaldığını ve bunun yaşlanmayı ivmelendirdiğini gösterdiğini söylüyor. Ancak Cai’ye göre bu sürecin etkileri geriye çevrilemez nitelikte değil. Bu kök hücrelerinin ya da ürettikleri moleküllerin yerine yenilerini koyarak yaşlanmanın durdurulması mümkün.

Araştırma ekibi, denek farelerin hipotalamusundaki kök hücrelerinin hayvanlar on aylık olunca azalmaya başladığını gözlemiş. Bu, farelerde diğer yaşlanma belirtileri ortaya çıkmadan önce gerçekleşmiş. Denekler ¬–fareler için ileri bir yaş olan– iki yaşa gelince kök hücrelerin çoğu yok olmuş. Orta yaş sırasında farelerin kök hücreleri yapay olarak tahrip edildiğindeyse bunun hızla yaşlanmaya neden olduğu görülmüş. Bunlar normalden daha erken ölmüş. Deneyin sonraki aşamasında hem normal gelişim gösteren farelerin, hem de kök hücreleri yapay yollarla tahrip edilen farelerin beynine hipotalamus kök hücreleri enjekte edilmiş. Her iki grupta da doku analizi, kas dayanıklılığı, sosyal davranış ve zihinsel yeti gibi çeşitli ölçütlere göre yapılan değerlendirmelerde yaşlanmanın yavaşladığı ya da geriye döndüğü saptanmış.

Yaşlanmayı durduran etkinin izi kök hücrelerin salgıladığı mikroRNA (miRNA) denilen moleküllere kadar sürülmüş. miRNA moekülleri, hücrelere protein yapımı ile ilgli genetik kodla yazılmış komutlar taşıyan “mesajcı” RNA molekülleri ile birlikte gen aktivitesini düzenlemekte özel bir role sahip. Bunlar çeşitli genleri devreden çıkarabiliyorlar. miRNA’lar hipotalamustaki kök hücrelerden ayrılıp beyin-omurilik sıvısına verildiğinde de yaşlanma ciddi ölçüde yavaşlamış. Yaşlanma önleyici tedaviye dönük ilk adım olarak araştırmacılar bu süreçte rol oynayan spesifik mikroRNA’ları ve hipotalamus kök hücrelerinin salgıladığı diğer sıvıları belirlemeye çalışıyorlar.
Editör / Yazar: Ali Ekber ÖZGEN
Kaynak: http://www.independent.co.uk/news/science/reverse-ageing-stem-cells-brain-hypothalamus-slow-extend-human-lifespan-dongsheng-cai-albert-a7861746.html

Devamını Oku

Bilim

Tesla’nın Ölümü ve Geriye Bıraktığı Notlar

Yayınlandı

üzerinde

Yazan

Kapitalist sistemin çıkarlarına uymayan buluşlarıyla zamanında destek görmemiş Tesla eğer öngördüklerini gerçekleştirebilseydi, dünya şu anda çok farklı bir yer olurdu. Tesla bu kadar engellenmiş olmasına rağmen günümüze ulaşan buluşları bile dünyayı değiştirmeye yetmiştir. Buluşlarıyla insanlık tarihinde çığır açan Tesla’yı ölüm, bir otel odasında yalnızken yakalamıştı. Ölümünden çok buluşları, geriye bıraktığı notları ve makaleleri tüm dünyanın dikkatini çekmişti. Herkesin peşinde olduğu bu notlar, bir gecede FBI tarafından toparlanıp, sırlara karıştı. Tesla’nın ölümündeki ve bıraktığı notlardaki sırlar, yazımızın devamında. Nikola Tesla, günümüzden 70 yıl önce 1943 yılında Manhattan’da New Yorker otelinin 33. katındaki 3327 nolu odasında 7 Ocak’ı 8 Ocak’a bağlayan gece ölü olarak bulundu. Kalp yetmezliğinden öldüğü tahmin edilen Tesla, günlerce odasından çıkmamayı alışkanlık haline getirdiği için son birkaç gün içerisinde ne zaman öldüğüne dair kesin birşey söylenemedi. 
FBI’ın Topladığı 2 Kamyonluk Belgeler!
O gece Tesla’nın mülteci yeğeni olan Sava Kosanovich röportaj için iki bilim editörü ile Tesla’nın yanına gider ve Tesla’yı ölü bulunca vasiyetini aramaya başlar. Ardından yazılarını ve deney aletlerini toplar. Yine o gece haberi alan FBI yetkilileri, hiç durmadan otel odasına gelir ve tüm eşyaları toplayarak iki büyük kamyonla götürürler. FBI’ın böyle aceleci davranmasının sebebi, bu değerli araştırmaların Sovyetler Birliği Kızılordusu’nun eline geçmesidir. Çünkü Tesla son zamanlarında silah tasarımları üzerine çalışmaktadır. Bu çalışmalara ”Mikrodalga Silah”,”Deprem ve Tsunami Silahını” örnek olarak verilebilir. Bu da haliyle FBI’ı endişelendiriyordu. 
Gizli Projeler
Tesla makalelerini New York’da bir depoda 50 kutu içerisine sığdırmıştı. Hatta birini de 1932 yılında Grosvenor Clinton oteline emanet bırakmıştı. Bu istihbarata da ulaşan FBI o gece o kutuyu da ele geçirdi. Kutuda ise Tesla’nın çığır açan projelerinden kablosuz enerji aktarımı ile ”Ölüm Işını” adını verdiği projesi yer almaktaydı. Son derece önemli olan ”Ölüm Işını” projesini, ABD ve SSCB Askeri İstihbarat Servisi ile Almanya Tesla’nın ölümünden sonraki birkaç yıl içerisinde ciddi bir şekilde inceleme altına almıştır. Bu projede uygulanan, düşman kuvvetlerinin elektronik sistemi iptal edilerek elektronik bir duvarın örülmesidir. Bahsedilen bu proje amacına ulaşarak Körfez Savaşı ve Yugoslavya’nın bombalanmasında kullanılmıştır. Yine Tesla’nın “Tsunami Silahı” denenmiş ve denizde deprem dalgaları oluşturularak dev dalgalar elde edilmiştir.
Geç Gelen İcat: Radyo!
Ayrıca 1943’e kadar radyoyu bulanın Marconi olduğu iddiası da Tesla öldükten altı ay sonra mucidin Tesla olduğu kanıtlanarak mahkeme kayıtlarına geçmiş ve bu iddia çürütülmüştür. Sonuçta Tesla’nın tüm proje ve makaleleri ABD’nin eline geçmiştir. FBI tarafından da ”Top Secret” olarak mühürlenmiş, tartışılması ve paylaşılması yasaklanmıştır.
Kaynaklar: TeslaUniverse, Teslasociety, FBI

Devamını Oku

Öne Çıkanlar