fbpx
Connect with us

Bilim

Burnunu Karıştıranlara Artık Farklı Bir Gözle Bakacaksınız!

Published

on

Bilim dünyası tarafından şok eden bir keşif yapıldı. Burnunu karıştıran kişiler birçok toplum tarafından yadırganırken, bilim tam tersini söylüyor. Burnunu karıştıranlar oldukça sağlıklı insanlar, sümük yiyerek birçok hastalıktan kurtulabilirsiniz.

burnunu-karistiranlara-artik-farkli-bir-gozle-bakacaksiniz2
Dünya üzerinde gün geçtikçe yeni bilimsel bulgular ortaya çıkıyor. ABD’nin öncülüğünde yapılan birçok testte çaresiz hastalıklar için çözüm yolları aranırken, insanların daha uzun yaşayabilmek için ne gibi önlemler alması gerektiğine dair çalışmalar yürütülüyor. Bu çalışmalardan birisi daha geçtiğimiz günlerde tamamlandı. Bilim çevrelerinde yankı uyandıran çalışmaya göre burnunu karıştıran insanlar oldukça sağlıklılar ve sümük yemek birçok hastalığı yok ediyor. Uzmanlar çocuğunuzu burnunu karıştırırken gördüğünüzde engel olmamanız gerektiğine değiniyor. Yapılan araştırmada burnunu karıştıran insanların karıştırmayanlara göre daha sağlıklı olduğu kanıtlandı.

burnunu-karistiranlara-artik-farkli-bir-gozle-bakacaksiniz
Araştırmanın ikinci bölümünde ise çıkarılan kuru kalıntıların yenmesi halinde bağışıklık sisteminin ciddi oranda güçlendiği ortaya kondu. Araştırmayı yürüten Profesör Friedrich Bischinger, burun bakterileri tarafından biriktirilen bu kalıntıların adeta bir filtre gibi olduğunu ve bağırsağa indiğinde ilaç görevi gördüğünü söyledi.

burnunu-karistiranlara-artik-farkli-bir-gozle-bakacaksiniz3
Araştırmayı yürüten bilim insanları nasal mukus tabakasının iyi bakteriler açısından zengin olduğunu ve bu bakterilerin dişlere yapışması suretiyle çürükleri engellediğini kaydetti. Dişlere faydası bulunan sümüğün diş macunu yapımında kullanılabileceği ifade edildi. Bulguları açıklayan Amerikan Mikrobiyoloji Derneği sümüğün tüm bunların yanında mide ülserini, solunum yolu enfeksiyonlarını ve hatta HIV’i önlediğinin saptandığına dikkat çekti.

Kaynak: http://www.telegraph.co.uk/science/2017/05/05/eating-bogies-good-teeth-overall-health-scientists-conclude/

Advertisement
Click to comment

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bilim

Aziz Sancar’ın ismi verilen bitki ilaç olma yolunda

Published

on

Nobel ödüllü Aziz Sancar’ın ismi verilen haval otunun, ilaç olabilmesi için yürütülen bilimsel çalışmalarının tamamlanmak üzere olduğunu belirten Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Metin Doğan, “Bu alanda araştırma yapan öğretim üyelerimizin çalışmaları neticelenmek üzere” dedi. Halk arasında yara tedavisinde kullanılan ve Nobel ödüllü Aziz Sancar’ın ismi verilen havalotunun, ilaç olabilmesi için yürütülen bilimsel çalışmalarda sona yaklaşıldı.

Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Metin Doğan, yaptığı açıklamada, ilaç üretiminden tedaviye kadar artık modern tıpla birlikte geleneksel ve tamamlayıcı tıp uygulamalarının da yaygınlaşmaya başladığını söyledi.

Geleneksel ve tamamlayıcı tıp kapsamında çok sayıda araştırma yapıldığını anlatan Doğan, yurt içi ve dışında farklı bitkiler ile sülük gibi bazı hayvan türlerinin hastalıkların tedavisindeki etkisinin incelendiğini belirtti.

Doğan, üniversitelerindeki ‘Geleneksel ve Tamamlayıcı Tıp Uygulama Merkezi’nce yürütülen çalışmalar kapsamında, Afyonkarahisar’ın İscehisar ilçesinde keşfedilen bitki türüne, Nobel ödüllü bilim insanı Prof. Dr. Aziz Sancar’ın isminin verildiğini hatırlattı.

Halk arasında ‘havalotu’ denilen, ‘bolanthus’ cinsine ait endemik bir tür olan bitkinin daha önce bilimsel tanımlamasının yapılmadığını ifade eden Doğan, “Bu bitki, Geleneksel Tamamlayıcı ve Entegratif Tıp Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Murat Koç başkanlığındaki ekip tarafından ilk kez bilimsel olarak tanımlanmıştı. Türkiye’nin dünyada bilim adına gururu olan Sancar’dan izin alınarak, bitki türüne ‘Bolanthus Aziz-Sancarii’ ismi verilmişti” dedi.

YARA TEDAVİSİNDE KULLANILIYOR

Prof. Dr. Doğan, bitkinin halk arasında daha çok yara tedavisinde kullanıldığını belirtti. Bitkinin, yara tedavisi başta olmak üzere farklı sağlık sorunlarına şifa olup olamayacağına ilişkin başlatılan araştırmanın tamamlanmak üzere olduğunu bildiren Doğan, şunları kaydetti:

“Bu alanda araştırma yapan öğretim üyelerimizin çalışmaları neticelenmek üzere. Bu bitkinin içindeki etken maddelerin ayrıştırılması ve bunların ilaç olarak kullanılmasına yönelik de üniversitemizle birlikte yürütülecek TÜBİTAK projemiz başlatılacak. En kısa zamanda resmi başvuru sunulacak.”

Araştırmanın başkanlığını yürüten Doç. Dr. Murat Koç da “Araştırılan bitkinin ilaç olma yolunda potansiyeli yüksek. Kesin sonuçları elde ettikten sonra net şeyler söyleyebiliriz” diye konuştu. Kaynak: (AA)

Continue Reading

Bilim

Bilim insanları, kendiliğinden omuriliğe bağlanan mini bir beyin niteliğinde yapay organ geliştirdi

Published

on

Cambridge Üniversitesi araştırmacıları, kendiliğinden omuriliğe bağlanan mini bir beyin niteliğinde yapay organ geliştirdi. Mini bir beyin niteliğindeki organsı doku, ALS, epilepsi ve benzeri sinir sistemi hastalıklarının araştırılmasında kullanılacak. Bilim insanları, omurilik ve kaslara bağlı bir kapta minyatür bir beyin geliştirdiler; buluş, motor nöron hastalığı (ALS) gibi sorunların incelenmesini hızlandırma olanağı sunuyor.

Araştırmada, insan beyin hücrelerinde bulunan mercimek büyüklüğündeki gri kabarcıkların, bir fareden alınan omurilik ve kas dokusuyla bağlantı kurmak için kendiliğinden bitki köklerine benzer bağlantılar oluşturdukları görüldü. İlerleyen aşamalarda, kasların, yapay beyin benzeri organın kontrolü altında gözle görülür şekilde kasıldığı gözlemlendi.

Araştırma, laboratuvarda geliştirilen insan beynine ilişkin gittikçe karmaşıklaşan bir dizi yaklaşımın sonuncusu ve bu defa merkezi sinir sistemine odaklanılan bir deney gerçekleştirildi.

Çalışmalarını Cambridge’de bulunan Tıbbi Araştırma Konseyi’nin Moleküler Biyoloji Laboratuvarı’nda yürüten Madeline Lancaster, “Onları gelişim halindeki mini beyinler olarak düşünmek hoşumuza gidiyor,” diyor.

Bilim insanları, insan kök hücrelerinden yarattıkları minyatür beyni büyütmek için yeni bir yöntem kullandılar ve bu yaklaşım, organsıların daha önceki deneylerden daha ileri seviyedeki bir gelişim aşamasına ulaşmasını sağladı. Üretilen son kabarcık, nöronların çeşitliliği ve organizasyonu bağlamında (anne karnındaki) 12 ilâ 16. haftalık bir insan fetüsünün beyniyle benzerlikler gösteriyor.

Diğer yandan, bilim insanları oluşan yapının henüz düşünce, duygu ya da bilince benzer bir şeye sahip olamayacak derecede küçük ve ilkel olduğunu ifade ediyorlar.

Lancaster, “Atılan her adımda bu tartışmayı yenilemek doğru bir tavırdı,” diyor. “Ama genel olarak henüz bundan, gerçek bir beyin işlevinden, oldukça uzakta olduğumuzda hemfikiriz.”

Tam anlamıyla gelişmiş bir insan beyni 80-90 milyar nörona sahipken, organsının birkaç milyon nöronu bulunuyor ve bu sayı, barındırdığı gri maddenin hacmi açısından onu bir hamamböceğiyle zebra balığı arasında bir konuma yerleştiriyor.

Daha önce, bilim insanlarının organsılarda yaratabildiği karmaşık yapı, kabarcığın merkezine besin taşınması olmaması nedeniyle sınırlı kalmıştı. Kabarcık belli bir boyuta eriştiğinde, merkezde bulunan nöronlar besin kaynaklarından ayrılarak ölmeye başlayacak ve dolayısıyla organik yapı gelişimini durduracaktı.

Gerçekleşen son çalışmada, bilim insanları önce organsıyı büyüttüler ve sonrasında besin yönünden zengin bir sıvının üstünde yüzen bir zara yerleştirilmiş yarım milimetre kalınlığındaki parçalar halinde kesmek için titreşimli küçük bir bıçak kullandılar. Bu, tüm parçaların enerji ve oksijene erişimi olacağı anlamına geliyordu ve besleyici sıvı içerisinde tutulduğu bir yıl süresince yeni bağlantılar geliştirmeyi ve oluşturmayı sürdürdü.

Bilim insanları, yapay organın yanına fare embriyosu ve sırt kaslarından alınan 1 milimetre uzunluğundaki omurilik parçasını eklediler. Sonrasında, beyin hücreleri kendiliğinden nöron bağlantıları geliştirerek omuriliğe bağlandı ve kasların hareket etmesini sağlayan elektrik iletileri göndermeye başladı.

Buradaki amaç, insan beyninin ve sinir sisteminin nasıl geliştiğini anlamak ve motor nöron hastalığı (ALS), epilepsi ve şizofreni gibi hastalıklarda yanlış giden şeylerin neler olduğunu araştırmak amacıyla buna benzer yapılar kullanmak.

Lancaster, “Kesin olan şu ki, kendimizi eğlendirmek amacıyla bir şeyler yaratmaya çalışmıyoruz,” diyor. “Bu çalışmayı, hastalıkları modellemek ve bu sinir ağlarının ilk başta nasıl oluşturulduğunu anlamak için kullanmayı istiyoruz.”

İsviçre’nin Basel kentindeki Moleküler ve Klinik Oftalmoloji Enstitüsü’nün bu son çalışmasına katılmayan bir genetikçi olan Gray Kamp, gerçekleştirilen ilerlemeyi “bu alan açısından büyük bir adım,” diye nitelendiriyor. “İnsandaki beyin dokusunu geliştiren ve diğer dokulara hayat vererek büyüyen işlevsel sinir yollarının oluşumuna dair bulguları görmek son derece heyecan verici,” diyor. Araştırmada elde edilen bulguların detayları Nature Neuroscience adlı dergide yayınlandı.

Editör / Yazar: Ali Ekber ÖZGEN

Kaynak: https://amp.theguardian.com/science/2019/mar/18/scientists-grow-mini-brain-on-the-move-that-can-contract-muscle?__twitter_impression=true

Continue Reading

Bilim

Vardiyalı Uyku, Beynimize ve Vücudumuza İlginç Şeyler yapıyor

Published

on

Yapılan araştırmalar, uykunun vücutlarımızı nasıl etkilediğine dair birçok şeyi anlamamızı sağladı. Şimdiyse yeni bir araştırma, bunlara yenisini ekliyor: Öğleden sonra kestirmek; ruh halimiz, hafızamız ve diğer algısal işlevlerimiz için iyi olabilir fakat bu aynı zamanda, glikoz seviyelerinin yükselmesiyle de ilişkilendirilmiş. Yapılan yeni araştırmada, özel olarak genç öğrenciler incelenmiş. Bu grup, uyku kalıplarının düzensiz olmasıyla biliniyor. 15-19 yaşındaki 59 öğrenci, her 24 saatte bir 6.5 saatlik uykuyla sınırlandırılmış. Bu öğrencilerin yarısı, geceleyin devamlı olarak uyuyacak; diğer yarısı ise, geceleyin 5 saatlik uykunun üstüne 90 dakikalık bir kestirme yapacakmış. Gün boyunca yürütülen testlere göre; öğleden sonra kestirme yapanlar, sağlığın daha iyi olmasıyla ilişkilendirilebilecek çeşitli alanlarda daha yüksek puan almışlar: Daha olumlu hissetmişler, uykularını daha iyi aldıklarını düşünmüşler ve çeşitli bellek ile algı testlerinde daha iyi iş çıkarmışlar.

Araştırmacılardan biri olan ve Singapur’daki Duke-NUS Tıp Fakültesi’nde sinirbilimci olarak görev yapan Michael Chee, şöyle söylüyor: “İlginç şekilde, uyku kısıtlaması şartları altında; bölünmüş uyku grubunda yer alan öğrenciler, devamlı olarak 6.5 saat uyuyan akranlarına göre atiklik, dikkatlilik, çalışan hafıza bölümü ve ruh hali konusunda daha verim sergilediler” “Bu bulgular ilginç; çünkü 24 saatte ölçülen toplam uyku süresi, aslında birinci grupta daha düşük.” İki vardiyaya bölünmüş, 6.5 saatlik benzer bir uyku tarifesini kendiniz için planlamadan önce şuna dikkat edin: 2016 yılında yapılan önceki bir çalışmada araştırmacılar, her gece kesintisiz şekilde 9 saat uyuyan insanlarla karşılaştırıldığı zaman, bu insanların verim ile ruh hallerinin genel olarak daha kötü durumda olduğunu bulmuşlar.

Ayrıca yukarıda belirttiğimiz gibi, kandaki glukoz seviyeleri de, vardiyalar halinde uyuyan grupta daha yüksek çıkmış; bu durum, tip 2 diyabet için bir tehlike etmeni oluşturuyor. 6.5 saat sürekli şekilde uyuyan grup ile 2016 tarihli çalışmada her gece 9 saat uyuyan grup arasında, kandaki glukoz seviyeleri bakımından önemli bir farklılık yokmuş. Bu önemli bir ayrım, çünkü daha önce yapılan bazı araştırmalarda, düzenli bir kestirme süresinin, gece uykusuna ilaveten faydalı olabileceği öne sürülmüş olsa da; metabolik ve algısal etki yönünden inceleme yapılmış araştırmaların sayısı az. Bu metabolik tepki, yeni çalışmanın ardındaki araştırmacılar için önemli bir odak noktası olmuş. Çünkü, uyku eksikliği ile diyabet gelişimi tehlikesi arasında muhtemel bir bağlantı olduğunu zaten biliyoruz.

Ancak burada her ne kadar küçük ve sınırlı bir örnekten bahsetsek de; kestirme yapmanın, uykumuzun tamamını gece aldığımız zamana göre glukoz seviyelerini daha yükseğe çıkarması muhtemel (ruh hali ve algısal verim yönünden faydaları olmasına rağmen). Fakat nihayetinde bu çalışma, ne şekilde bölerseniz bölün, her 24 saatte bir eksik şekilde uyumanın iyi olmadığını söylüyor; özellikle de, hâlâ gelişmekte olan genç beyinler için. En azından bu yaş grubunda olanlar için en iyisi, her gece ortalama 9 saatlik bir uyuma süresi. Araştırmacılar şu sonuca varıyor: “Onlara verilecek en iyi tavsiye, geceleyin önerilen miktarda uyumalarıdır.”

Editör / Yazar: Ali Ekber ÖZGEN

Kaynak: https://academic.oup.com/sleep/advance-article/doi/10.1093/sleep/zsz037/5316239

Continue Reading

Öne Çıkanlar