fbpx
Bizi Takip Edin

Bilim

Neden Bazı İnsanlar Diğerilerine Göre Daha Yaratıcı?

Yayınlandı

üzerinde

Yaratıcılık günlük hayatımızda bile bize yardımcı olabilecek bir özelliktir. Bazı insanlar karşımıza yaratıcı fikirlerle gelirken; bazılarımız hayal gücünü kullanamaz bile… Peki, neden? Gelin bakalım. Bu yazımızda, Harvard’da Bilişsel Sinirbilim bölümünde doktora sonrası araştırmacı olarak çalışan Roger Beaty’nin Ocak 2018’de yayınladığı “Bireysel Yaratıcı Yeteneğin Beyin Fonksiyonel Bağlantısından Sağlamca Tahmin Edilmesi” adlı çalışması hakkındaki yazısından bahsedeceğiz. Bu çalışmada nörologlar, beynin yaratıcılıkla ilgili olan bölgesini ve yaratıcı düşünme süreçlerini belirlemeye başladı. Yaratıcılık genellikle yeni ve etkili fikirler üretebilme yeteneği olarak tanımlanır. Yaratıcılık yalnızca Picasso ya da Steve Jobs gibi yaratıcı dâhilerin değil tıpkı zekâ gibi herkesin bir düzeyde sahip olduğu bir özellik olarak düşünülebilir. Yaratıcılık sadece resim çizebilme veya ürün tasarlayabilme yeteneği değildir. Herkesin günlük yaşantısında dolaptaki kıyafetleri kullanarak kostümlü balo partisine hazırlanmaktan tut mutfakta kalanları kullanarak akşam yemeğini hazırlamaya kadar yaratıcı düşünmeye ihtiyacı vardır.

Yaratıcı görevler araştırmacılar tarafından “Küçük y” yaratıcılığı ve “Büyük Y” yaratıclığı olarak iki ayrılır. “Küçük y” yaratıcılığı internet sitesi yapmak, doğum günü hediyesi hazırlamak ya da komik bir şaka bulmak gibi börevleri içerir “Büyük Y” yaratıcılığı ise bir konuşma kaleme almaktan şiir yazmaya ve bilimsel bir deney tasarlamaya kadar uzanır. Psikoloji ve sinir bilimi araştırmacıları, yaratıcılık ile ilişkili düşünme süreçlerini ve beyin bölgelerini belirlemeye başlamıştır. Son kanıtlar, yaratıcılığın çabuk ve kontrollü düşünme arasındaki karmaşık bir etkileşiminin sonucu olduğunu gösteriyor. Yani yaratıcılık hem hızlı bir şekilde beyin fırtınası yapabilmeyi hem de fikirlerin gerçekten çalışıp çalışamayacaklarını belirlemek için değerlendirme yapabilmeyiiçeriyor. Bu ilerlemeye rağmen, bir sorunun cevabı özellikle zor: Bazıları diğerlerinden daha yaratıcı kılan şey nedir?
Harvard Üniversitesi Psikoloji Bölümünden Roger Beaty ve arkadaşlarının “Bireysel Yaratıcı Yeteneğin Beyin Fonksiyonel Bağlantısından Sağlamca Tahmin Edilmesi” isimli yeni bir çalışmasında, bir kişinin yaratıcı düşünme yeteneğinin, kısmen, üç beyin ağı arasındaki bağlantıyla açıklanıp açıklanamayacağı incelendi.
Yaratıcı Düşünme Sırasında Beynin Haritalanması
Bu çalışmada, 163 katılımcı, kendilerinden nesneler için yeni ve alışılmadık kullanımlar bulmalarını isteyen alternatif kullanımlar görevi adlı klasik bir “ıraksak düşünme” testini yaptı. Aynı sırada katılımcıların beyin parçalarına kan akışını ölçen fMRI taramaları yapıldı. Görev, kişilerin bir nesnenin yaygın kullanımını düşünmekten uzaklaşabilme yeteneğini değerlendirir., Çalışmada katılımcılara ekrandan sakız ambalajı veya çorap gibi farklı nesneler gösterildi ve bunları kullanmak için yaratıcı yollar bulmaları istendi. Bazı fikirler diğerlerinden daha yaratıcıydı. Örneğin bir katılımcı çorabı ayağınızı ısıtmak için kullanmayı önerdi ki bu çorabın yagın kullanımdır. Bir başka katılımcı ise çorabı su filtreleme sistemi olarak kullanmayı önerdi.

Kayda değer biçimde, bu görevi daha iyi yapan kişilerin, daha yaratıcı hobilere ve edinimlere sahip olduklarını bildirdikleri bulundu. Bu bulgu, daha önceki çalışmaların söz konusu görevin genel yaratıcı düşünme yeteneğini ölçmek için uygun olduğu bulgusuyla uyum içinde. Katılımcılar, fMRI’deki bu yaratıcı düşünme görevlerini tamamladıktan sonra, tüm beyin bölgeleri arasındaki işlevsel bağlantı –yani bir bölgedeki aktivitenin başka bir bölgedeki aktivite ile ne kadar alakalı olduğu– ölçüldü. Ayrıca, katılımcıların fikirleri özgünlük açısından sıralandı: genel cevaplar verenler, mesela çorabı ayak ısıtmak için kullananlar daha düşük puanlar aldı, ama çorabı bir su filtresi sistemi olarak kullanmak gibi daha yaratıcı cevap verenler ise daha yüksek puan aldı. Ardından, her bir kişinin yaratıcılık skoru olası tüm beyin bağlantılarıyla (yaklaşık 35 bin) ilişkilendirildi ve analizlere göre yaratıcılık puanlarıyla ilişkilendirilmeyen bağlantılar kaldırdı. Geri kalan bağlantılar orijinal fikirler üretmekle oldukça alakalı bağlantılardan oluşan “yüksek yaratıcı” bir ağ oluşturdu. Ağı tanımladıktan sonra, bu yüksek yaratıcı ağda daha güçlü bağlantılara sahip olanların görevlerde iyi puan alıp almayacağını görmek istenildi. Bu yüzden bir kişinin bu ağdaki bağlantılarının gücü ölçüldü ve sonra bir kişinin yaratıcılık skorunu tahmin edebilip hesaplamayı test etmek için tahmini modelleme kullanıldı. Modeller, tahmin edilen ve gözlemlenen yaratıcılık skorları arasında anlamlı bir ilişki ortaya koydu. Başka bir deyişle, bir kişinin fikirlerinin bu ağdaki bağlantının gücüne dayanarak ne kadar yaratıcı olacağı tahmin edebilir. Ayrıca, ağ modelini oluşturmada beyin verileri kullanılmayan üç yeni katılımcı örneğinde yaratıcı düşünme yeteneğini öngörüp öngeremeyeceği test edildi. Tüm örneklerin ışığında, aynı ağdaki bağlantılarının gücüne dayalı bir insanın yaratıcı kabiliyetinin nispeten tahmin edilebileceği bulundu. Genel olarak, daha güçlü bağlantıları olan insanlar daha iyi fikirler ürettiler.

“Yüksek Yaratıcı” Ağda Neler Oluyor?
“Yüksek yaratıcı” ağ içindeki beyin bölgelerinin, üç beyin sistemine ait olduğunu görüldü: bunlar Varsayılan ağ, belirgin ağ ve yönetici ağ. Varsayılan ağ, insanlar beyin fırtınası yapmak, hayal kurmak ve resmetmek gibi durumlarda, kendiliğinden düşünme halindeyken harekete geçen beyin bölgeleridir. Bu ağ, fikir üretmede veya beyin fırtınasında, bir probleme yönelik birkaç olası çözümü düşünürken önemli bir rol oynayabilir. Yönetici kontrol ağı, insanların düşünce süreçlerine odaklanmaları veya kontrol etmeleri gerektiğinde harekete geçen bir beyin bölgesi dizisidir. Bu ağ, fikir değerlendirmesinde veya beyin fırtınası yapılan fikirlerin gerçekten çalışıp çalışmayacağının belirlenmesinde ve yaratıcı hedefe uyacak şekilde değiştirilmesinde önemli bir rol oynayabilir. Belirgin ağ, varsayılan ve yönetici ağlar arasında bir geçiş mekanizması görevi gören bir bölge kümesidir. Bu ağ, fikir üretme ve fikir değerlendirmesi arasında değişen önemli bir rol oynayabilir.

Bu üç ağın ilginç bir özelliği, tipik olarak aynı anda aktif edilmemesidir. Örneğin, yönetici ağı etkinleştirildiğinde, varsayılan ağ genellikle devre dışı bırakılır. Fakat bu araştırmanın sonuçları, yaratıcı insanların genellikle ayrı olarak çalışan beyin ağlarını daha iyi ortaklaşa kullanabildiklerini ortaya koyuyor. Bulgular, yaratıcı beynin farklı şekilde “bağlı” olduğunu ve yaratıcı insanların genellikle birlikte çalışmayan beyin sistemlerini daha iyi bir şekilde kullanabildiğini gösteriyor. İlginçtir ki, sonuçlar melodi besteleyen caz müzisyenleri, yeni şiir dizileri yazan şairler ve bir kitap kapağı için fikirler çizen görsel sanatçılar da dahil olmak üzere profesyonel sanatçıların son fMRI çalışmalarıyla tutarlıdır. Bu ağların şekil verilebilir mi yoksa nispeten sabit mi olduğunu belirlemek için gelecekteki araştırmalara ihtiyaç duyulmaktadır. Örneğin, çizim dersleri almak bu beyin ağlarında daha fazla bağlantıya yol açabilir mi? Ağ bağlantılarını değiştirerek yaratıcı düşünme yeteneğini artırmak mümkün müdür? Şimdilik bu sorular hala cevaplandırılmamıştır. Araştırmacılar, bu soruları cevaplayabilmek için yaratıcı ağlarını geliştirmeye ihtiyaç duyuyorlar.
Kaynak: https://www.scientificamerican.com/article/why-are-some-people-more-creative-than-others/
Kaynak: https://www.researchgate.net/publication/321729749_Robust_Prediction_of_Individual_Creative_Ability_from_Brain_Functional_Connectivity

Reklam Alanı
Yorum için tıklayın

Yanıtla

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bilim

İnsan Kemiklerinde Tamamıyla Yeni Bir Kan Damarı Türü Bulundu

Yayınlandı

üzerinde

Genellikle kemikler yapısal olarak sağlam, özellikle de sert dış tabakası bulunan kortikal kemik olarak düşünülür. Ancak hem hayvanlarda hem de insanlarda bu katı kısmı geçen daha önce hiç görülmemiş gizli geçitler keşfedildi. Bu keşif sonrası temel iskelet anatomisi ve işlevinin yeniden düşünülmesi gerekebilir. Yeni yapılan bir çalışmada Almanya’daki araştırmacılar, kemik içinde gizli bir tünel sistemi gibi davranan, kan ve bağışıklık hücrelerinin vücutta etkin ve hızlı bir şekilde yayılmasına yardımcı olan daha önce tespit edilmemiş bir ince kan damarı ağı bulduklarını bildirdi.

Duisburg-Essen Üniversitesi’nden moleküler immünologMatthiasGunzer, ‘Bu 21. yüzyılda basılmış herhangi kitapta tarif edilmemiş yeni ve merkezi anatomik yapı. Bunu bulabileceğimizi gerçekten hiç beklemiyorduk’ açıklamasını yaptı. Trans-kortikal damarlar’ (TCV’ler) olarak adlandırılan bu küçük kanallar bilim için yeni olabilir, ancak savaş alanına ilk giren acil ilaç infüzyonlarının yaralı askerleri hızla nasıl canlandırabildiklerini açıklamaya yardımcı oluyorlar.Bu gibi acil durumlarda, sağlık görevlilerinin damarları bulması ve bunlara erişmesi gerekiyor. Sağlık görevlilerinin doğrudan kemik iliğine ilaç enjekte etme yoluna gitme zamanları ve yetenekleri yok.  Yeni araştırmaya ilişkin bir yorumda, ‘Kemikte karmaşık bir kan sisteminin varlığına dair kanıtlar oluşmasına rağmen, hücrelerin ve sıvının kemik iliğinden dolaşıma doğru girebilmesinisağlayan moleküler mekanizmalar ve anatomi, belirsiz kalmıştır” diye açıklıyor. Şimdi, bu mekanizmanın temeli ilk defa birkaç yıl önce kaza ile tespit edildi. Bir çalışma için Gunzer, farelerde flüoresanla boyanmış kan hücreleri inceliyordu ve bunların katı kemiğin içinden geçmesi mikroskop altında gözlemledi. Tıbbi literatürde fenomeni açıklayabilecek hiçbir şey bulunmuyor.  Bu alanda neler olduğunun tespit edilebilmesi için yeni bir araştırma projesi geliştirildi. Yeni çalışmada, Gunzer’in ekibi farelerintibialarını (bacak kemikleri) etil sinamat adlı bir kimyasal kullanarak temizledi ve şeffaf hale getirdi.Daha sonra, bir ışık levhası floresan mikroskobu (LSFM) ve X-ışını mikroskobu kombinasyonu kullanılarak, ilk kez bacak kemiklerinin kortikal tabakasından geçen bu küçük TCV’lerin birkaç farklı yüzü tespit edebildiler. Araştırmacılar, bir fare tibyasının 1000’den fazla küçük kılcal damar içerebileceğini ve bunun şaşırtıcı derecede yeterli olduğunu, arteriyellerin yüzde 80’inden fazlasının ve venöz kanın yüzde 59’unun kanallardan geçtiğini söylüyor. Çalışmada yer almayan İsviçre Federal Teknoloji Enstitüsü’nden biyomekanik araştırmacısı RalphMüller, “Bu sistemleri hiç görmedim. Ancak biz de buna bakmadık. Bu benim için bir sürpriz.

Kesinlikle diğer laboratuvarlarda bazı replikasyonlara ihtiyaç duyacak’ dedi. Ekip, bir insan gönüllünün bacak kemiğini (Gunzer’in kendisi) görüntüleyerek insan anatomisini incelediğinde, daha kalın olmalarına rağmen aynı tür TCV yapılarının kanıtlarını buldular ve araştırmacılar tam işlevlerini doğrulamak için daha fazla çalışmanın gerekli olduğunu kabul ettiler. Bu gizli geçitlerin bugüne dek nasıl fark edilmediğine gelince ekip, keşfin görüntüleme konusunda teknolojik gelişmelere bağlı olduğunu, ancak yine de bu beklenmedik keşifle şaşırdıklarını söylüyor. Gunzer, “İnsan anatomisi hakkında hala öğrenilecek şeyler var. Kan damarlarını daha önce bilmediğimiz yeni bir yerde keşfettik’ dedi. Geçen yıl Harvard liderliğindeki bir çalışmanın ortaya çıkardığı kafatasındaki başka bir gizli tünel sistemini hatırlatan keşif, iltihaplı hastalıklar, doku yaralanmaları, hücre göçü veya kanın nasıl aktığını anlamak için her türlü yeni tıbbi ipucunu ortaya çıkarabilir.
Kaynak: https://www.sciencealert.com/hidden-network-of-secret-tunnels-found-in-bones-is-totally-crazy-scientists-say

Devamını Oku

Bilim

Bilim insanları, her gün bir Aspirin almanın tehlikeli olduğu uyarısında bulundu

Yayınlandı

üzerinde

Yazan

Yüz binden fazla kişi üzerinde araştırma: Her gün Aspirin almak riske değmez. İngiltere’de yayımlanan The Daily Telegraph gazetesi bugünkü manşetinde yeni bir Aspirin araştırmasına yer verdi. 50’li, 60’lı ve 70’li yaşlarındaki 164 bin 225 kişiyi inceleyen bilim insanları düzenli Aspirin kullanımının, tehlikeli kanamalarla karşılaşma ihtimalini yüzde 43 artırdığını ortaya çıkardı. Bilim insanları, doktorlar tarafından önerilmediği sürece her gün bir Aspirin almanın tehlikeli olduğu uyarısında bulundu.

Aspirin yıllardır doktorlar tarafından hastalara yazılan bir ilaç. Fakat doktorlar hastanın durumuna göre ilacın kanı sulandırmasının faydasını ve riskini hesaplayarak bu ilacı veriyor. İnsanların kendi başlarına Aspirin alması durumunda ise böyle bir değerlendirme yapmaları mümkün olmuyor. İngiltere’ deki Kings College araştırmacıları, orta yaşlı ve sağlıklı olan insanlar için her gün bir aspirin almanın ciddi kanama riskine değmeyeceği sonucuna vardı.

Journal of the American Medical Association dergisinde yayınlanan araştırmaya göre her gün Aspirin kullanmak kalp krizi riskini yüzde 11 azaltırken beyin veya bağırsak gibi organlarda tehlikeli kanama ihtimalini yüzde 43 artırıyor. Bilim insanları daha önceki araştırmalarda da düzenli Aspirin kullananların bu alışkanlıklarını bir günde bırakmamasının daha faydalı olacağını bulmuştu. Uzmanlar Aspirini bir ile altı ay arasında değişen sürelerde yavaş yavaş azaltmayı, böylece kanın bir anda yoğunlaşmasının önüne geçilebileceğini söylüyor. Kaynak: (bbc)

Devamını Oku

Bilim

Bilim insanları, bakterilerden oldukça esnek olan akıllı, biyouyumlu mikrorobotlar tasarlamaya başladı

Yayınlandı

üzerinde

Bir gün EPFL ve ETH Zürih’te yürütülen araştırmalar sayesinde doğrudan hastalıklı dokuya ilaç veren küçük robotları yutabiliyor olacağız. EPFL’de Selman Sakar’ın ve ETH Zürih’teki Bradley Nelson’ın önderlik ettiği bilim insanları grubu, bakterilerden oldukça esnek olan akıllı, biyouyumlu mikrorobotlar tasarlamaya başladı. Bu cihazlar sıvılar arasında yüzebildiklerinden ve gerektiğinde şeklini değiştirebildiklerinden, dar kan damarlarından ve karmaşık sistemlerden hız veya manevra kabiliyetinden ödün vermeden geçebilirler. Elektromanyetik bir alan üzerinden kontrol edilmelerini sağlayan manyetik nanopartiküller içeren hidrojel nanokompozitlerden yapılmaktalar.

EPFL ve ETH Zürih’teki bilim insanları, çevrelerine bağlı olarak şekil değiştirebilecek küçük elastik robotlar geliştirdiler. Science Advances’te yer alan bir makalede, bilim insanları robotun şeklini “programlamak” için geliştirdikleri yöntemi açıkladı; böylece yoğun, viskoz veya hızla hareket eden sıvılar arasında kolayca seyahat edebilir bir tasarım.

Bedenlenmiş zeka: Robotları düşündüğümüzde, genellikle karmaşık elektronik sistemler, sensörler, aküler ve aktüatörlerle donatılmış hacimli makineleri aklımıza getiriyoruz Ancak mikroskobik ölçekte robotlar tamamen farklıdır. Minyatür robotlar üretmek, bilim insanlarının origami bazlı bir katlama yöntemi kullanarak ele aldıkları bir dizi zorluk sunuyor. Yeni hareket stratejileri, gömülü elektronik sistemler tarafından gerçekleştirilen klasik hesaplama paradigmasına bir alternatif olan somutlaşmış zekayı kullanıyor. “Robotlarımız, içinde bulundukları sıvının özelliklerine adapte olmalarını sağlayan özel bir yapıya sahip. Örneğin, viskozite veya ozmotik konsantrasyonda bir değişiklikle karşılaşırlarsa, hızlarını ve manevra kabiliyetlerini korumak için şekillerini değiştiriyorlar.” diyor Sakar. Bu deformasyonlar, hantal sensör veya aktüatör kullanılmadan performansı en üst düzeye çıkarmak için önceden “programlanabilir”. Robotlar, bir elektromanyetik alan kullanarak kontrol edilebilir veya sıvı akışını kullanarak boşluklar içinde kendi başlarına gezinmek için bırakılabilirler. Her iki durumda da, otomatik olarak en verimli şekle dönüşürler.  Doğadan ilham alındı: Nelson “Doğa, çevresel koşulları değiştikçe şekil değiştiren çok sayıda mikroorganizmayı geliştirmiştir. Bu temel ilke, mikro robot tasarımımıza ilham verdi. Bizim için temel zorluk, ilgilendiğimiz değişiklik türlerini tanımlayan fiziği geliştirmek ve bunu yeni üretim teknolojilerine entegre etmek oldu.” diyor. Gelişmiş etkinlik sunmaya ek olarak, bu minyatür yumuşak robotlar da makul bir maliyetle kolayca üretilebilir. Şimdilik araştırma ekibi, insan vücudunda bulunan karmaşık sıvılarla yüzmenin performansını arttırmaya çalışıyor.
Çeviren: Bünyamin TAN
Kaynak: https://www.sciencedaily.com/releases/2019/01/190118145536.htm

Devamını Oku

Öne Çıkanlar