Bizi Takip Edin

Uzay

Güneş Sistemi Dışındaki Uzay Aracıyla İletişim Kuruldu

Yayınlandı

üzerinde

Soğuk karanlığın içinde Kuiper kuşağından geçen Voyage 1, Dünya’dan gidebildiği yere kadar ki seyahatine devam ediyor. Şimdilik, gezegenimizden 20 milyar kilometre (13 milyar mil) uzaklıkta. Bu neredeyse Dünya ile Güneş arasındaki uzaklığın 140 katı. Yine de onunla iletişim kurabiliyoruz.
Geçen hafta NASA’da görevli bilim adamları, 37 yıldır hareketsiz kalan uzay gemisini yöneten yedek idare roketlerini (iticileri) etkinleştirmek için talimat gönderdi. Uzay aracından geri haber almaları 19 saat 35 dakika sürdü. JPL tahrik teknisyeni Todd Barber, “Voyager ekibi, roketin güç testinde her kilometre taşıyla birlikte daha da çok heyecanlandı. Bu iyi dinlenmiş roketlere şahit olduktan sonra ekibin modu daha çok şaşkınlık ve sevince dönüştü. Sanki o kadar zaman geçmemiş gibiydi” dedi.


Voyager 1’in 5 Eylül 1977’de piyasaya sürülmesinden bu yana 40 yılı aşkın süredir, tutum kontrolü hep ana roketlerin işi oldu. Uzay boşluğu bir vakumdur. Bu nedenle geminin itici gücü olmaz. Ancak onunla iletişim kurabilelim diye, yüksek kazançlı anteninin Dünya’ya işaret yollayabileceği çok özel bir yolda kalması gerekir. Roketler, NASA’nın ‘puf’ adı verdiği mili saniyelik darbelerle çalışır. Böylelikle Voyager’i yüksek hassasiyetle 1 dakikada 85 gramlık bir itme kuvvetiyle hizaya getirir.


Fakat on yıllar boyunca bu roketler, aynı tutum ayarlamalarını yapmak için daha fazla puf gerektiren noktaya gelinceye kadar giderek bozulmuştur. Bu nedenle, tamirat için asla geri getiremeyeceğiniz bir alana bir şey gönderirken arıza telafileri eklemek iyi bir fikirdir. Bu durumda Voyager 1, yörünge düzeltme manevraları (TCM) için kullanılan ek iticilere sahiptir. Ancak TCM iticiler, 1980’den beri hareketsiz kaldıklarından, görev ekibinin onların halen çalıştığından emin olması gerekiyordu.
JPL baş mühendisi Chris Jones, “Voyager uçuş ekibi onlarca yıl önce elde edilmiş verileri araştırdı ve iticileri güvenle test edebilmemiz için eski bir montaj dilinde kodlanmış yazılımı inceledi” dedi.
TCM iticiler, boyut ve işlevsellik yönünden tutum kontrol iticileri ile aynıdır. Fakat, uzay aracının arkasında durur ve tutum kontrol iticilerine göre çok farklı kullanılırlar. Kısa puflar kullanmak yerine sürekli ateşleme modunda konuşlandırılırlar. İhtiyaç duyuldukları son tarihse, Voyager 1’in Satürn’e uçarken yolda kaldığı 8 Kasım 1980 idi.


Voyager proje yöneticisi Suzanne Dodd, “37 yıllık işlevsizlikten sonra halen işlev görebilen bu iticilerle Voyager 1 uzay aracının ömrünü 2 ile 3 yıla kadar uzatacağız” dedi.
Voyager’in iticileri hidrazin ile güçlendiriliyor ve onları 2040 yılına kadar çalışır durumda tutacak kadar yeterli hidrazin var. Ama muhtemelen o zamandan uzun süre önce uzay aracı ile teması kaybedeceğiz. Voyager 1’in bilimsel aletleri plütonyumla güçleniyor ve bu 2025’e kadar sürebilir. Ancak 2023’te elektrik üretmeyi durdurması bekleniyor.
Bu arada test çok iyi gitti. Ekip, önümüzdeki bir kaç yıl içinde yıldızlar arası alana girmesi beklenen Voyager 2’de de aynı testi yapmayı planlıyor.
Kaynak: http://www.sciencealert.com/voyager-1-fires-backup-thrusters-after-37-years-dormant

Bilim

NASA Tarafından Güneş Sisteminin Dışında 95 Yeni Gezegen Keşfedildi

Yayınlandı

üzerinde

Yazan

NASA tarafından her geçen gün yeni bir gezegen keşfediliyor. Şimdiye kadar keşfedilen gezegen sayısı 3 bin 600’e yakın. Bilim insanları gezegen keşiflerinin güneş sistemlerinin haritalandırılması açısından önemli olduğunu söylüyor.
Kozmosu keşfetmek için gökbilimciler NASA’nın Kepler Teleskopu tarafından sağlanan 275 olası adaya tarama yaptıktan sonra 95 yeni yabancı gezegenin varlığı doğrulandı. Şu anda K2 misyonunda olan uzay sondası, yaklaşık 7 yıl önce, Cape Canaveral’den 7 Mart 2009’da fırlatıldığında başlatılan binlerce adayı buldu. Toplam olarak, Kepler yaklaşık 5.000 onaylanmamış ‘aday’ dış gezegen buldu.

Kepler tarafından yapılan en önemli keşiflerden biri, 2004’te, 1,400 ışıkyılı uzaklıkta bulunan gezegenimize benzer şekilde yabancı bir dünya olan ‘Dünya 2.0’ olarak adlandırılan ekplanet Kepler-452b’yi gördüğünde gerçekleşti. Bu keşif şimdiye kadar bilinen, hayata ev sahipliği yapma ve yeni bir dünya bulma yönünde atılmış en büyük adım olma yönünde önem taşıyor.
Çalışma, Danimarka Teknik Üniversitesi Ulusal Uzay Enstitüsünden Dr. Andrew Mayo önderliğinde uluslararası bir grup bilim insanı tarafından yapıldı.

Mayo, yaptığı açıklamada, araştırmanın 275 gezegen adayının analizi ile başladığını söyledi. Adaylar, orijinalleri diğer yıldızlarla ya da teleskobun hataları ile ilgili olabilen aydınlık sinyallerdir. Bu sebeple bir cismin gezegen olarak onaylanmasından önce derinlemesine analiz edilmesi gerekmektedir.
Mayo yaptığı açıklamada, “Elde edilen bazı sinyallerin bazı yıldızların ve / veya teleskopun gürültüsünden kaynaklandığını gördük. Ancak biz her ölçekteki gezegenleri de tespit ettik.Bunların kimisi Dünya’dan küçük kimisi de Jüpiter’den büyüktür.” dedi.
Kaynak: https://www.sciencedaily.com/releases/2018/02/180215105756.htm

Devamını Oku

Astrofizik

Yapılan Yeni Keşif Andromeda Galaksisiyle İlgili Bilgilerde Hata Olduğunu Gösterdi

Yayınlandı

üzerinde

Yazan

En yakın komşularımızdan birisi olan Andromeda galaksisinin kütlesini ölçebilmek için yeni bir teknik kullanıldı. Daha önceki ölçümlerde Andromeda galaksisinin Samanyolu galaksisinden iki ile üç kat daha büyük olduğu düşünülüyordu. Yeni yapılan ölçümde galaksinin Samanyolu galaksisiyle hemen hemen aynı boyutlarda olduğu anlaşıldı.
Bu iki galaksinin yaklaşık olarak 4 milyar yıllık zaman dilimi içerisinde birleşeceği ve bu birleşme yaşandığında önceki modellemelerde olduğu gibi Andromeda galaksisinin Samanyolu galaksisini tamamıyla tüketmeyeceği de ortaya çıkmış oldu.

Astrofizik ekibi PrajwalKafle tarafından bu ölçümleme için Radyo Astronomi Araştırmaları Merkezi’ne başkanlık etti. Samanyolu galaksisinin fiziksel boyutlarının içeriden ölçülmesi oldukça zordur. Ancak gökbilimciler Samanyolu galaksisinin kütlesi 800 milyar ile 1.2 trilyon güneş kütlesi olarak hesaplanabiliyor. Bu bulgu, yaklaşık 2,5 milyon ışıkyılı uzaklıkta ayrılan iki galaksiyi büyüklük bakımından yaklaşık olarak eşit seviyede olduğunu göstermektedir.
Samanyolu galaksisi ve Andromeda galaksisi yaklaşık olarak 10 milyon ışık yılı mesafeyi kapsayan 30’dan fazla galaksinin bir araya geldiği yerel grup olarak bilinen en büyük iki galaksidir. Yeni bulgular yerek grup galaksiler hakkındaki anlayışı tamamıyla dönüştürmektedir. Bu bulgulardan önce en büyük galaksinin Andromeda galaksisi olduğu düşünülüyordu. Ancak bu bulgularla birlikte iki büyük galaksi olduğu ortaya çıkmış oldu.

Yeni ölçüm, bir galaksinin çekim gücünden kaçabilmek ya da hızından kaçabilmek için gereken hızın hesaplanmasına dayanan bir teknikle gerçekleştirildi. Ekip, galaksinin kaçış hızını hesaplamak için Andromeda galaksisi içinde yüksek hızlı gezegenimsi bulutsuların hareketini kullandı. Elde edilen sonuçlardan sonra iki galaksinin birleşmesiyle ilgili yeni simülasyonlar oluşturulması gerekiyor.
Kaynak: https://www.sciencealert.com/andromeda-galaxy-much-smaller-than-thought-same-size-milky-way

Devamını Oku

Bilim

Yeni Ortaya Konan Bir Yaklaşım Güneş Sistemiyle İlgili Birçok Bilgiye Işık Tutabilir

Yayınlandı

üzerinde

Yazan

Güneş sisteminde garip bir düzen bulunuyor. İlk yedi gezegenin yörüngelerine bakılırsa, her birinin ölçülebilir bir düzenlilikle güneşten uzaklaştığı görülebilir. Bu rastlantı ilk defa 18’inci yüzyılda fark edildi. Gökbilimciler Johann Titius ve Johann Bode tarafından ortaya konan bu bilgi Titius-Bode Yasası veya düzenlilik yasası olarak adlandırılmaktadır. Bu yasa daha sonra Uranüs ve cüce gezegen Plüton’un durumunun öngörülmesi için kullanıldı.
Muhtemelen bunu duymamanızın nedeni mevcut anlayışlarla bunun açıklanamamasıdır. Genel görelilik ve Newton fiziği bu fenomeni açıklayamıyor. Titius-Bode yasası mükemmel bir şekilde işlemiyor. Bu yasa 1846 yılında Neptün’ün yörüngesini tahmin etmekte başarısız oldu. O zamandan beri birçok araştırmacı bu yasayı tesadüf olarak nitelendiriyor. Fakat bir grup fizikçi tarafından bunun daha fazla bir şey ifade edilebileceği söyleniyor. Yapılan çalışmalar pilot dalga yerçekimi ismi verilen bir fenomenin ana kalıbı açıklayabileceğini ifade ediyor. Bu bulgu yerçekimi anlayışını da tamamıyla değiştirebilir.

Yerçekimi hakkında bu güncelleme kuantum mekaniğinin gözden kaçırılmış yorumlanmasına dayanıyor ve buna pilot dalga teorisi denmektedir. Şu anda fizikçilerin çoğunluğu gözlemlenene kadar parçacıkların tanımlanmış yeleri bulunmadığını belirten Kopenhag kuantum mekaniği yorumuna katılmaktadır.
Portekiz Lizbon Üniversitesi Bilim Felsefesi Merkezi’nden araştırmacılar, pilot dalga yerçekimi fikrini gezegenlerin düzenine uygulayarak makro dünyaya yaydı. Şu anda güneş sistemini yerçekiminin bir arada tuttuğu kabul ediliyor. Ancak pilot dalga gravitesi, her göksel cismin aynı zamanda gezegenlerin yerleştirilmesinde rol oynayan büyük bir dalga alanı oluşturduğunu varsayar. Araştırmacılardan Paulo Castro verdiği röportajda, “Bu alan bir çekim teta alanıdır. Uzayda yayılmış çok büyük bir altkümükpertürbasyon olarak adlandırılmaktadır” dedi.
Bu biraz karmaşık bir sistem kısaca anlatmak gerekirse, Güneş’ten gelen dalgaların her gezegenin dışına düşmesidir. Araştırmacılar, güneşin düzenli çekişine ilaveten, bu dalgaların gezegenlerin yörüngesinin nerede olacağını belirlediğini söylüyor. Yapılan bir takım hesaplamalar sonunda SolarSystem’de görülen Titius-Bode modelini açıklayabilir.
Kaynak: https://www.sciencealert.com/mind-bending-new-theory-of-everything-suggests-there-s-a-hidden-force-that-controls-our-universe

Devamını Oku

Öne Çıkanlar