fbpx
Connect with us

Uzay

Hayat, Dünya oluşumunu tamamlamadan önce mi oluşmaya başladı?

Published

on

Dünya oluşumunu tamamlamadan önce Güneş sistemimizde hayat oluşmaya başlamış olabilir. Arizona Devlet Üniversitesi’nde (ASU) gezegen bilimci olan Lindy Elkins-Tanton,Güneş sistemi oluşmadan önce, gezegenlerin yapı taşları sayılan küçük gezegenimsi yapıların yaşam için gerekli tüm malzemelere sahip olduğunu söyledi. Ve bu küçük gezegenimsi yapılarda yaşamın ortaya çıkması için gerekli olan ılıman hava koşulları milyonlarca yıl boyunca ısrarla var olmaya devam etmiş olabileceğini ekledi. Küçük gezegenler, gezegen haline gelmeden önce hayatta kalmayı başardılar ve bu durum içlerinden birinin Dünya’ nın ve Dünya’ daki hayatın tohumu olabileceği ihtimalini arttırdı. Elkins-Tanton, bu temel fikrin 2016 sonbaharında ASU’da verdiği bir derste ortaya çıktığını söyledi. Dönem başında, öğrencilerinden hayatın küçük gezegenlerde oluşup oluşmayacağını düşünmelerini istedi.Önümüzdeki birkaç ay boyunca öğrenciler Elkins-Tanton ve yeni sunulan çalışmadaki ortak yazarı Stephen West, bu olasılığı ve bu temel sorudan kaynaklanan bir dizi başka soruyu araştıracak.

Yaşamın oluşabilmesi için üç temel bileşene ihtiyaç duyulmakta; sıvı su, organik moleküller ve bir enerji kaynağı. Tanton, güneş sisteminin doğumundan itibaren 1,5 milyon yıl içinde oluşan küçük gezegenlerin büyük olasılıkla üçünü de içerdiğini söyledi.Örneğin, 1969’da Dünya’da Güney Avustralya’da düşen eski bir uzay kayası olan Murchison meteorunda 35′ ten fazla amino asit tanımlandı. Elkins-Tanton, Murchison’ın organiklerle dolu olduğunu ve “petrol kuyusu gibi koktuğunu” söyledi.“Hayatın gelişmesi için güzel, sıcak, ıslak bir Murchison parçasından daha iyi bir yer olabilir mi? Öyleyse araştırmamız için bu fikirden yola çıkacağız.”Ayrıca Murchison’un ana gövdesi gibi erken küçük gezegenlerin enerji kaynaklarının alüminyum-26’nın radyoaktif bozunumundan geldiğini açıkladı. Bazı gezegenlerimizin içlerinden akan ısı, nesneleri tamamen eritecek kadar yoğundu, bu kesinlikle yaşamın ortaya çıkması için elverişli değildi.

Ancak diğer cisimler dıştan içe doğru kısmen eriyerek metalik bir çekirdeğe sahip oldular. Elkins-Tanton, bu tür gezegenlerin iç kısımlarının son derece sıcak olduğunudış yüzeylerinin ise soğuk olduğunu söyledi. Derinliklerden yayılan ısı dalgaları, su gibi sıvıları serbest bırakarak, yüzeye doğru iter.Bu tür işlemler, küçük gezegenlerin kayalık yüzeylerinin altında yaşanabilir ortamlar yaratmış olabilir. Ve bu ortamlar uzun bir süre boyunca devam etmiş gibi duruyor. Örneğin, şu anda California merkezli Metis Teknoloji Çözümleri firmasında bulunan Elkins-Tanton ve West tarafından yapılan modelleme çalışmaları,30 milimetreye (50 mil) genişliğe kadar varabilen küçük gezegenlerin yaklaşık 15 milyon yıl boyunca yer altındaki sıvı sularının varlığının devam etmesine yardımcı olmuş olabileceğini öne sürüyor. Açıkçası, Elkins-Tanton ve West, Dünya yaşamının aslında küçük gezegenlerin yapı taşlarından kaynaklandığını iddia etmiyor, sadece bu fikrin dikkate değer olduğunu söylüyor. Yeni çalışmaları ise sadece bir ön hazırlık. Ayrıca Elkins-Tanton fikrini ilk kez gezegen bilimi meslektaşlarına sunmuş oldu. Çalışmaların, yaşamın kökeni ve Güneş sistemi boyunca olası dağılımı hakkında daha fazla araştırma yapılmasına teşvik etmesini umduğunu söylüyor.

Elkins-Tanton, “Bu, hepimizin göz önünde bulundurması gereken bir soru” dedi.“ Yaşam aslında küçük gezegenlerde ortaya çıkmış olabilir mi? Meteorlarda yaşam için aradığımız kanıtlarvar mı? Eğer varsa, Güneş sistemi üzerinden nasıl yayılabildiler?” Yaşamın güneş sisteminden yayıldığı fikri elbette yeni değil. Örneğin, Benner ve diğerleri, Dünya yaşamının aslında Mars’tan geldiğini ve Kızıl Gezegen’den asteroit veya kuyruklu yıldız çarpmasındankurtulan bir kayayla seyahat ettiğini ileri sürüyor. Bazı araştırmacılar, yaşamınbaşka bir yıldız sistemindenDünya’ya gelmiş olabileceğini bile dile getirdiler.

Editör / Yazar: Merve GÖKTAŞ

Kaynak: https://www.livescience.com/65330-life-may-have-evolved-before-earth-finished-forming.html

Advertisement
Click to comment

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Uzay

Neolitik Çağ Alet Kültürü

Published

on

Bıçak aletleri gelişim göstermiştir, örneğin tarım aletleri. Neolitik çağ yaklaşık olarak 6,000 yıl önce, insanların ilk yerleşim hayatına geçtiği ve tarımla ilgilenmeye başladığı dönemle beraber başlamıştır. Çakmaktaşından hazırlanmış kazıcı gibi çeşitli aletlerden silah ve alet yapımına devam etmişlerdir. Ancak Neolitik çağda taş aletlerin yeni çeşitleri de görülmüştür. İlk etapta çakmaktaşından yapılmış ok başının evrensel niteliği yerine mikrolit kullanımından uzak olan, ok ve mızrağı bileşen bir silah yapma eğilimi vardı. İkinci olarak hasat için ihtiyaç duyulan, çakmaktaşından yapılmış tırpan gibi aletler üretildi.

Neolitik aletlerin tümü üzerinde rötuş yapılmıştır, baskıyla pullanmışlardır, aletlere karakteristik bir görüntü verilmiştir ve tüm emek ve zahmetle cilalanmışlardır. Ve tekrar kendilerine has bir görüntü verilmiştir. Pullu aletler Neolitik çağda yapılmaya devam etmiştir ancak daha erken döneme ait pullu aletlere göre çok daha kabaca yapılmıştır.

Taş Aletlerin Evrimleşmesine Dair Kısa Çıkarımlar

kredi: Quintana Müzesi – Neolitik Orak

Taş aletler erken dönem Oldowan ’dan, Aşölyen, Musteryen ve Üst Paleolitik döneme doğru karmaşık bir hal almıştır. Ve aletler üretimlerinin her bir adımında çok daha fazla zamana ve gösterilmesi gereken yüksek efora ihtiyaç duymuşlardır. Oldowan kültürüne ait olan bir alet yapım aşamasında daha az darbeye ihtiyaç duyarken Aşölyen el baltası yaklaşık olarak 50; bir Musteryen kesicisi aşağı yukarı 100 ve bir Üst Paleolitik kesici bıçağı ortalama 250 darbeye ihtiyaç duyar. Çok daha fazla zaman ve enerji harcayarak yapılan daha karmaşık aletlerin elbette ki faydası olmuştur ve olmaya devam etmektedir.

Editör / Yazar: Meltem TERZİOĞLU

Kaynak: https://humanevolutionb36.weebly.com/cultural-evolution.html

Continue Reading

Uzay

10 Bulaşıcı Hastalığın 6′ sı Hayvanlardan Geliyor

Published

on

10 Bulaşıcı Hastalığın 6’sı Hayvanlardan Geliyor CDC (Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezleri ) Bunlar İçin Çok Kaygılanıyor. İnsanları etkileyen bulaşıcı hastalıkların yarısından fazlası hayvanlardan gelmektedir. Şimdi, ilk kez Amerika Birleşik Devletleri hükümeti, hayvanlardan – zoonotik hastalıklar olarak isimlendirilen- yayılan ilk sekiz hastalığın bir listesini yayınlıyor. Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezleri (CDC) ‘nin 6 Mayıs’ta yayımlanan listesinde; bazı grip türleri, Salmonella enfksyonu, West Nile virüsü, veba, Orta Doğu respiratuar sendromu, kuduz, bruselloz (bakteriyel bir enfksyon) ve Lyme hastalığı gibi yeni ortaya çıkan koronavirüsler yer alıyor. ABD Tarım ve İçişleri Bakanlığı uzmanlarının yanı sıra CDC uzmanlarıda , geçen Aralık ayında Washington, D.C.’de düzenlenen bir atölye çalışması sırasında 8 hastalığı listeye aldı.

Bu listedeki “Sekiz hastalık” ; hastalığın salgın veya salgın hastalığa neden olma potansiyeli, hastalığın ciddiyeti, ekonomik etkisi, ABD’de de hastalığın yayılma potansiyeli ve biyoterörizm potansiyeli temel alınarak, seçildi. “Bir salgın hastalığın beklenenden daha fazla bir popülasyonu etkilediğinde; bu salgın hastalığın dünya çapında bir salgın olduğu kabul edilir” .  Mesela gribi ele alalım.

Grip; kediler, köpekler ve yarasalar dahil birçok farklı hayvanı hasta edebilir. Virüsler, belirli türlerin içinde yer almasına rağmen, virüsler her zaman değişime uğrarlar. Nadir durumlarda virüs, hayvalanlardan insanlara bulaşır , buradan da diğer insanlara yayılmasına izin verecek şekilde mutasyona uğrayabilir.

Live Science’ ın Mart ayında bildirdiği gibi, grip salgınları tipik olarak hayvanlardan sıçramasının bir sonucu olarak ortaya çıkıyor. Örneğin, 2009 gribi salgını “ domuz gribi “ domuzlardan geldi. Ve dünyadaki milyonlarca insanı öldüren “1918 gribi” salgını kuşlardan kaynaklandı.

Listedeki diğer zoonotik hastalıklar, CDC’ ye göre; ABD’de her yıl yaklaşık 1,2 milyon hastalığa yol açan Salmonella bakterilerinin neden olduğu salmonelloz hastalığıdır. İnsanlar, bakterileri barındıran yiyecekleri yerlerse ,bu bakteriler ile enfekte olabilirler.

Ayrıca bu listede, hayvan ısırıklarından yayılabilen bir virüsün neden olduğu kuduz olarak bilinen çok nadir, ancak çok ciddi bir zoonotik enfksyon vardır.

Listede sivrisineklerden bulaşabilen Batı Nil virüsü ve enfekte kenelerin ısırmasından kaynaklanan bir hastalık olan Lyme hastalığı da yer alıyor. Veba (evet, hala var); bakteri Yersinia pestis ile enfekte olmuş hayvanlardan insanlara bulaşabilir. Veba, Orta Çağlardan farklı olarak, şimdi antibiyotiklerle tedavi edilebilir. Buna rağmen rapor, bir veba biçiminin – ölümcül pnömonik vebanın – salgın hale gelinceye kadar yayılma potansiyeline sahip olduğu ve bakterilerin de biyo-terörizm maddesi olarak kullanılabileceği sonucuna varılmasını öngörmektedir.

Editör / Yazar: Neslihan Çakmak

Kaynak: https://www.livescience.com/65417-top-concerning-zoonotic-diseases.html

Continue Reading

Uzay

Mars’ın Atmosferindeki Dev Bir Delik Tüm Suyu Uzaya Tahliye Ediyor

Published

on

Mars atmosferinde iki yılda bir açılan, gezegenin sınırlı su tedarikini boşluğa boşaltan ve suyun geri kalanını gezegenin kutuplarına gönderen bir delik var. Kızıl Gezegendeki suyun tuhaf davranışını inceleyen Rus ve Alman bilim insanlarından oluşan bir ekip tarafından yapılan açıklama budur. Dünyadaki bilim insanları, Mars atmosferinde yüksek su buharı olduğunu ve suyun gezegenin kutuplarına geçtiğini görebilirler.Ancak şimdiye kadar, Mars su döngüsünün nasıl çalıştığı ya da bir zamanlar sırılsıklam olan gezegenin neden kuru bir kabuk olduğu konusunda iyi bir açıklama yoktu. Mars’ın üzerindeki su buharının varlığı şaşırtıcıdır, çünkü Kızıl Gezegen atmosferinin orta katmanına sahiptir, su döngüsünü tamamen kapatması gerekiyor gibi görünüyor. Jeofizik Araştırma Yazını dergisinde 16 Nisan’da yayınlanan araştırmada, “Mars orta atmosferi su buharını sürdürmek için çok soğuk” diyor. Peki su, bu orta tabaka bariyerini nasıl geçiyor?

Bu çalışmada bilgisayar simülasyonlarına göre cevap, Kızıl Gezegene özgü iki atmosferik süreçle ilgili. Dünyada, Kuzey Yarımküre’ de ve Güney Yarımküre’ de yazlar oldukça benzerdir. Ancak Mars’ta durum böyle değil: Gezegenin yörüngesi Dünya’nınkinden daha eksantrik olduğu için, güney yarımküre yaz mevsiminde (her iki yılda bir kez gerçekleşir) güneşe önemli derecede yakındır.Bu yüzden gezegenin bu kısmındaki yazlar, Kuzey Yarımküre’deki yazlardan çok daha sıcak. Bu gerçekleştiğinde, araştırmacıların simülasyonlarına göre, Mars’ın orta atmosferinde, 37 – 56 mil (60 ve 90 kilometre) arasında bir yükseklikte bir pencere açılır ve böylece su buharının üst atmosfere geçip kaçmasına izin verilir.Diğer zamanlarda, güneş ışığı eksikliği, Mars su döngüsünü neredeyse tamamen kapatmaktadır.

Mars ayrıca Kızıl Gezegenin sık sık devasa fırtınalar tarafından ele geçirilmesi nedeniyle Dünya’dan farklıdır. Bu fırtınalar gezegenin yüzeyini, ışığı engelleyerek soğutur.Ancak bilim insanlarının simülasyonları, Mars’ın yüzeyine ulaşmayan ışığın atmosferde sıkışıp kaldığını, ısındığını ve etrafta su taşımaya daha uygun koşullar yarattığını gösterdi. Küresel toz fırtınası koşullarında, 2017’de Mars’ı saran, toz parçacıklarının etrafında küçük su buz parçacıkları oluşur. Bu hafif buz parçacıkları üst atmosfere diğer su formlarına göre daha kolay yüzer, bu yüzden bu dönemlerde daha fazla su üst atmosfere geçer.

Araştırmacıların bulgularına göre, toz fırtınaları, güneydeki yazlardan daha fazla suyu üst atmosfere taşıyabilir. Su orta sınırdan geçtiğinde, araştırmacılar iki şey yazdı: Suyun bir kısmı nihayetinde biriktiği kutuplara doğru kuzey ve güneye doğru sürükleniyor.Ancak, üst atmosferdeki ultraviyole ışık, moleküllerdeki oksijen ve hidrojen arasındaki bağları kopararak hidrojenin uzaya kaçmasına neden olarak oksijeni geride bırakabilir. Araştırmacılar, bu sürecin bir zamanlar sırılsıklam bir Mars’ın bugünkü döneminde nasıl bu kadar kuruduğunu anlatan hikayenin bir parçası olabilir.

Editör / Yazar: Burcu AKIN

Kaynak:

Continue Reading

Öne Çıkanlar