fbpx
Connect with us

Ekoloji

Pasifik Okyanusu ’nun derinliklerinde arsenik soluyan Mikroorganizmalar keşfedildi!

Published

on

Hayat dediğimiz şey çok kırılgandır. Binlerce farklı dinamiğin, canlıların hayatını etkilemek için hali hazırda beklediğini söyleyebiliriz. Ancak yaşayan organizmalar beklenmedik sıkıntıları farklı yollarla aşma konusunda büyük bir yeteneğe sahiptir. Buna verebileceğimiz en güncel örnek, tropikal Pasifik Okyanusunda, metabolizmasında arsenik kullanabilen mikroorganizmaların keşfidir. ABD Ulusal Bilimler Akademisi Bildirilerine göre araştırmacılar oksijenin olmadığı bölgelere özgü metabolizmaların incelemelerini yaparken, hücresel solunum için arsenik kullanan küçük bir mikroorganizma yüzdesinin (bir taneden daha az) varlığını keşfetti. Bir avuç mikroorganizmanın arsenik kullandığı keşfedildi ancak bilim insanları okyanusta bunu yapan gelişmiş organizmalara tam olarak rastlayamadı.Araştırmacılar mikroorganizmalardaki bu kabiliyetin antik Dünya’dan geldiğine inanıyor.

Antik Dünya döneminde oksijen kıt olduğu için ilk yaşam formları oksijen kullanamadı. Bunun yerine okyanuslarda bulunan arsenik, enerji kazanım yöntemlerinden biri haline gelmişti. WHOI ve MIT’den Dr. Jaclyn Saunders “Okyanusta bugün varlığını sürdüren bu arsenikle solunum yapan organizmalarla ilgili en güzel şey, okyanusta oldukça az miktarda bulunan arsenik ortamda genlerini muhafaza etmeleridir. Bu da diğer arsenik oranı az olan ortamlarda arsenikle döngü kurmuş organizmaları arayabileceğimiz anlamına gelir” dedi. Bu araştırmanın başlangıç noktası, okyanusta görülen bazı arsenik iyonlarının tipinde oluşmuş belirgin yapısal farklılıklardı.

Araştırmacılar bu yapısal tutarsızlığın bazı canlı organizmalardan kaynaklanmış olabileceğinden şüpheleniyorlardı. Bu yüzden alansal inceleme başlatıp, kanıt aramaya koyuldular. Washington Üniversitesi’nde oşinografi profesörü olan komisyon yazarı Gabrielle Rocap, “Okyanuslarda uzun zamandır çok düşük seviyelerde arsenik bulunduğunu biliyoruz. Fakat organizmaların geçimini sağlamak için arsenik kullanıyor olabileceği fikri bütün metabolizma sistemleri için açık okyanus oldu. Bu keşif bile bizlere okyanusta hala bilmediğimiz ne kadar çok şey olduğunu gösteriyor” dedi.

Araştırma ekibi, organizmaların genomik bilgilerini parçalar halinde topladı. Bu parçalar organizmaların arsenikle nasıl başa çıkabildiklerini gösterdi. Organizmaların her birinin arsenat veya arsenit molekülleri ile uğraşan iki genetik yol haritası kullandıkları keşfedildi. Bu organizmalar gibi zamanla oksijensiz ortamlarda büyüyen çok fazla tür bulunamadı. Araştırma ekibi, bu oksijen içermeyen bölgelerin küresel ısınmadan dolayı giderek büyümesinden endişeleniyor. Ekip için bir sonraki adım, organizmaların çevrelerine nasıl adapte olduklarını daha iyi anlamak için organizmaların tüm genomunu çıkarmak olacak.

Editör / Yazar: O. Can CANİKLİ

Kaynak: https://www.iflscience.com/plants-and-animals/there-are-arsenicbreathing-microorganisms-in-the-pacific-ocean/

Ekoloji

Bilim İnsanları, Antarktika’da Oluşan Gizemli Buz Deliklerinin Sırrını Açıkladı

Published

on

Antarktika’da kış soğuk, sürekli karanlık, şiddetli fırtınalı ve uzun bir şekilde yaşandığı için bazı yıllarda deniz buzu içinde delikler açılmaktadır. Polinya adı verilen bu garip delikler, kutuplarda yapılan okyanus bilimleri çalışmalarının odaklandığı alanlardan bir tanesidir. Antarktika’da bulunan ve büyük merak uyandıran gizemli buz deliklerinin sırrı, foklar ve robotlar kullanılarak keşfedildi. 2016 ve 2017 yıllarında Weddell Denizi ‘nde iki tane çok büyük delik açılmış olması polinyanın son zamanlarda oldukça fazla ilgi görmesine sebep olmuştur. 1970’li yıllardan bu yana varlıkları bilinen bu yapılar, Washington Üniversitesi Okyanus bilim Okulu ’nda doktora öğrencisi olan EthanCampbell’in de araştırma konusu oldu. Campbell, araştırmasında bu yapıların nasıl ortaya çıktığını ve kutupları saran okyanus ekosisteminde nereye oturduğunu açıkladı. Antarktika ‘da, bu kraterler, buzun altında yüzen foklar gibi hayvanlar için bir dinlenme durağı olarak işlev görmekte ancak Campbell, araştırmacıların onlardan çok daha fazlası olduğunu düşündüğünü söylüyor.

Çünkü ılık ve erimiş karbonu tutan deniz buzu aynı zamanda atmosfere önemli miktarda karbondioksit salınımı gerçekleştiriyor. 2017 yılı Nisan ayında atmosfer bilimciler tarafından Jeofizik Araştırmaları Dergisi’nde yayınlanan bir bildiriye göre saatte 72 mil (saatte 117 kilometre) kadar rüzgâr hızlarına sahip şiddetli bir fırtınaya işaret etti, ancak 2016 ve 2017 yıllarında kış fırtınalarına rağmen önemli bir problem ile karşılaşılmadı. 1974, 1975 ve 1976’da üç büyük polinya gözlemlendi. Campbell ve ekibi, Ulusal Bilim Vakfı tarafından Weddell Denizi’nde kurulan Güney Okyanus Karbon ve İklim Gözlemleri ve Modelleme projesi (SOCCOM) tarafından üç farklı kaynaktan yararlanıldı.

Bu kaynaklar: uydu görüntüleri, contalara bağlanan sensörler ve yüzdürme robotları olupokyanus yüzeyinin su sıcaklığını, tuzluluk oranı ve karbon içeriği hakkında veriler topladı.Polinyalar kışın açıldığı zaman Antarktika’ya gidemediğimiz için robotik cihazların kullanılması bu delikleri anlamak için çok önemlidir. İklim değişikliği nedeniyle Antarktika kıyılarında değişkenlik gösteren rüzgârlar daha yakına ve daha kuvvetli bir şekilde kaydığında, Weddell Denizi’nin derinliklerinde daha soğuk tuzlu suyun yükselmesine neden olur. Campbell, bu iklim olayı ve sonrasında yükselen okyanus yüzeyinin 2016 ‘da alışılmadık bir şekilde tuzlu hale geldiğini ve bunun da okyanus suyunun dikey olarak karışmasını kolaylaştırdığını söyledi (Tipik olarak, tuzluluk farklılıkları okyanus katmanlarını ayrı tutar, tıpkı daha az yoğun yağ suyun üstünde yüzer ve karışmayı reddeder).

Polinya yapılarının oluşmasında ise temel olarak okyanustaki iki önemli akıntı katmanı rol oynuyor. Üstte yer alan sıcak katman ile altta yer alan soğuk katman arasındaki etkileşimde, buz tabakasında değişimler ortaya çıkıyor. Normalde yavaş gerçekleşen derin tabaka değişimleri, bu yapılarda oldukça hızlanıyor. Campbell ve ekibi hala büyük polinyaların oluşum sürelerin arasındaki periyodik farkı ya da neden büyük polinyalar yerine küçük yapılar oluştuğunu açıklamak için çeşitli çalışmalar yapıyorlar. Polinyaları neyin oluşturduğunu anlayabilirsek, bir sonrakinin ne zaman oluşacağını da kestirme şansımız olacaktır. [Antarktika’da eriyen buzulların altında devasa bir çukur olduğu tespit edildi]

Editör / Yazar: Seval ÖZGÜR

Kaynak: https://www.livescience.com/65693-mysterious-antarctic-ice-holes-explained.html

Continue Reading

Ekoloji

İnsan Medeniyeti 2050’den İtibaren Yok Olabilir

Published

on

İklim değişikliğinden dolayı önümüzdeki yıllarda insan uygarlığının nasıl çökebileceğini gösteren üzücü bir senaryo analizi, eski bir Avustralya savunma şefi ve kıdemli kraliyet donanması komutanı tarafından onaylandı. Avustralya’ nın Melbourne kentinde bulunan bir düşünce kuruluşu tarafından yayınlanan bu analiz, iklim değişikliğini insan uygarlığına karşı orta vadeli varoluşsal bir tehdit olarak tanımlamakta ve önümüzdeki 30 yıl boyunca neler olabileceği hakkında makul bir senaryo ortaya koymakta. Belge, iklimle ilgili güvenlik tehditlerinin potansiyel olarak aşırı ciddi sonuçlarının, geleneksel olarak varsayıldığından çok daha muhtemel olduğunu savunuyor. Fakat belgede son bin yılın insan deneyiminin dışına düştüklerinden dolayı bu tehdidin nicel olarak belirlenmesinin neredeyse imkansız olduğu da savunulmakta.

Rapor ayrıca, gezegen ve insan sistemlerinin yüzyılın ortalarında geri dönüşü olmayan bir noktaya ulaşabileceği konusunda uyarıyor. Bu senaryonun risklerinden kaçınmanın tek yolu, “II. Dünya Savaşı acil durum seferberliği” ölçeğine benzer olarak tanımlanan bir rapordur. Ancak bu sefer de güvenli bir iklim restorasyonunu sağlamak için hızlıca bir‘’sıfır emisyonlu sanayi sistemi’’ kurmaya odaklanılmalı.

Senaryo, yörüngemizin ısısının küresel ısınmada muhtemelen en az 3 santigrat derece (C) artacağı konusunda uyarıyor. Bu da mercan resif sistemleri, Amazon yağmur ormanları ve Kuzey Kutbu da dahil olmak üzere anahtar ekosistemlerin çöküşünü hızlandıracak. Böyle bir sonuç yıkıcı olur. Bir milyar insan olumsuz yaşam koşullarından uzaklaşmak için göç etmek zorunda kalır ve iki milyar insan da su kaynağı yetersizliği ile karşı karşıya kalabilir. Tarım, alt tropik bölgelerde çöker ve gıda üretimi dünya çapında dramatik bir şekilde acı çekebilir.

Rapor: “2 ° C ısınma için bile, bir milyardan fazla insanın yerinin değiştirilmesi gerekebilir ve üst düzey senaryolardaki yıkım ölçeği, insan uygarlığının sona erme olasılığının yüksek olduğu modelleme kapasitemizin bile ötesinde ”diyor. David Spratt ve Ian Dunlop tarafından yeni bir politika brifingi yazıldı. Motherboard ’a konuşan Spratt; risklerin anlaşılamamasının kilit bir sebebinin politika yapıcılar için üretilen fazla bilginin çok tutucu olduğunu belirtti.

Çünkü riskler artık var olduğundan, senaryo analizi kullanılarak iklim ve güvenlik riski değerlendirmesine yeni bir yaklaşım gerekmektedir. Geçtiğimiz Ekim ayında Motherboard BM’nin iklim değişikliği konusunda hükümet politika yapıcılarına ilişkin özet raporunun (bulguları yaygın olarak ‘yıkıcı’ kabul edilen), aslında çok iyimser bir yaklaşım olduğuna dair bilimsel kanıtlar olduğunu bildirdi.

Sonuç olarak yazarlar, geleneksel risk yaklaşımlarının, en kötü senaryoları küçümseme eğiliminde olduklarını vurgulamaktadır. Spratt ve Dunlop ’un 2050 senaryosu, sadece birkaç on yıl içinde büyük ölçüde yaşanmaz bir gezegene yol açarak, hızla kontrolden çıkan iklim senaryosuyla sonuçlanmasının ne kadar kolay olabileceğini göstermektedir. Spratt: ‘’Üst düzey bir 2050 senaryosu, sosyal bozulma ve doğrudan kaos içinde yaşanılan bir dünya olur. Ancak ulusal güvenlik sektörünün lojistik ve planlama deneyimlerinin değerli bir rol oynayabileceği küresel seferberlik için kısa bir fırsat penceresi de mevcut.’’ Dedi.

Ayrıca, iklim değişikliği sonucu oluşabilecek felaketlerden biri Antarktika hakkındaki videomuzu izlemek için tıklayınız>>> https://www.youtube.com/watch?v=5L44DctL_Ms

Çeviri: Burak AKTEPE

Link: https://www.vice.com/en_us/article/597kpd/new-report-suggests-high-likelihood-of-human-civilization-coming-to-an-end-in-2050

Continue Reading

Ekoloji

Uğur Böceği Sürüsü Olduğu İddia Edilen Gizemli Bir Kütle, Hava Durumu Radarında Yakalandı

Published

on

Güney Kaliforniya ‘daki meteorologlar, salı gecesi uğur böceği sürüsünün Ulusal Hava Durumu Servisi radarına girmesiyle garip bir sürpriz  yaşadı. Yaklaşık 130 x 130 kilometre (80 mil) olarak görünen kütle, San Bernardino ilçesi üzerinde güneye doğru ilerlemekteydi. San Diego ‘daki Ulusal Hava Durumu Servisi ‘nde çalışan meteoroloji uzmanı Casey Oswant NPR, durumu; “Çok garipti çünkü göreceli olarak açık bir gündü ve herhangi bir yağmur veya fırtına beklemiyorduk ama radarımıza baktığımızda bir şey olduğu çok açıktı” şeklinde ifade etti. Meteoroloji uzmanları; durumu yerel bir hava gözlemcisine danıştıklarında, radar sinyali birçok yağmur damlası büyüklüğünde cisim görmesine rağmen yağmur yağmadığını bildirdi. Gözlemciler, yaptıkları gözlemler sırasında bazı uğur böceklerini fark etti ve dev, garip bir kütlenin hareket halindeki uğur böcekleri tarafından oluştuğu sonucuna vardı. Ancak Kaliforniya ‘da 200 tür yaşadığı için bu kütlenin ne tür bir uğur böceğinden oluşabileceği belli değildi.

Yüksek bir ihtimal

Yüksek bir ihtimal, Hippodamia yani bahçe haşere kontrolü için inanılmaz popüler yakınsak uğur böceği olduğuydu. 1,5 – 2,7 kilometre (1 – 1,7 mil) yükseklikte uçan söz konusu sürünün ana kütlesi, radarda göründüğü kadar büyük değildi. Büyük bir çoğunluk sadece 16 kilometre (10 mil) bir alanda yoğunlaşmıştı ve o zaman bile belirli bir yoğunlukta değil, nispeten daha dağınıktı. Yine de cevaplanması gereken birçok soru vardı. Uğur böcekleri göç etseler bile, yılın bu zamanlarında bu göçü görmek çok nadirdi ve genellikle uğur böcekleri, karlı kış boyunca hayatta kalmak için sıcak yerler aramakta ilkbaharda yaprak bitleri ile ziyafet çekmekteydi.

UC Riverside ’daki entomolog Ring Cardé Reuters ’e; “Yani bu görünüm, onları görmeyi beklediğimden daha erkendi, alışılmadık derecede ıslak ve yağışlı bir kış mevsiminde normalden daha fazla sayıda uğur böceği kış uykusunda görülmektedir, sonra yükselen sıcaklıklar ile uyandıklarında beslenmek için topluca hareket etmeye başlarlar. ” şeklinde ifade etti. Ancak Cornell Üniversitesi entomolog John Losey, bu durumda daha fazla endişe verici faktörlerin olabileceğine inanmaktadır ve NPR’ye, durumu; “Bu büyük sürüyü neden daha önce göremediğimiz tam olarak belli değil; bu, hava koşullarında ve av popülasyonlarında olanların rastgele bir etkisi midir? Yoksa hepsi uçup giderken yoğunlaşan bir tür iklim değişikliği ile ilgisi var mıdır?” şeklinde ifade etti.

Yetkililer, en iyi durum senaryosunun şu anda Kaliforniya’da uğur böceği sağ kalımı için koşulların daha iyi olacağını veya görülen kütlenin uğur böceği sürüsü olmayabileceğini belirtti. Ekip bu durumu onaylamak için çok çalışmış olmasına rağmen uğur böceği fikrini destekleyen herhangi bir kanıt bulamadı ve Bohart Entomoloji Müzesi’nden entomolog Steve Heydon, The Guardian’a sıcaklıkların uğur böceklerinin genellikle tercih ettiğini sıcaklıktan daha soğuk olduğunu söyledi. Ekolojist James Cornett, uğur böceği teorisine inanmayı zor bulduğunu söyledi çünkü böcekler genellikle bir radar ekosu üretmek için gerekli olan onlarca, milyonlarca değil birkaç binden fazla sürü halinde hareket etmektedir. Üstelik
kütlenin kendisi tam anlamıyla radardan kaybolduğundan gizemli sinyale neyin sebep olduğu asla bilinemeyecektir.

Editör / Yazar: Tuğçe AYAR

Kaynak: https://www.sciencealert.com/a-swarm-of-ladybugs-was-so-huge-it-showed-up-on-a-weather-radar

Continue Reading

Öne Çıkanlar