içinde ,

Mezopotamya Beşiğinde Dünya’nın İlk 4 İmparatorluğu

Modern Toplumun Doğduğu Yer

Mezopotamya beşiği, toplumun başladığı yerdir. Günümüz toplumlarının tümünün başlangıç noktası Mezopotamya’ya dayanır. Mezopotamya benzersiz coğrafi konumuyla dünyanın ilk şehirlerine ve ayrıca bölge halklarına ve kültür özelliklerinin oluşumuna ev sahipliği yapmıştır.

Seller ve fırtınaların bölgeyi sık sık tahrip etmesi onları göklerdeki tanrılara inanmaya itmiştir. Bu inançları onların dağ şeklinde ziggurat olarak da bilinen kerpiçten tapınaklar yapma konusunda ilham kaynağı olmuştur.

İki Nehir Arasındaki Toprak

O zamanlarda çok az doğal iç sınır olduğu için, yöneticiler kolaylıkla büyük alanları fethedebiliyorlardı. Bu tür bir fetih özgürlüğü sonucunda dünyanın ilk imparatorlukları ve ayrıca başka ilkler de ortaya çıkmıştır.

Mezopotamya’da tarihin ilk şehirlerinin ortaya çıkışı aynı zamanda Batı medeniyetinin birçok yönü için de bir başlangıç noktası haline gelmiştir. Vergileme ve yazının başlangıcı bu iki nehir arasındaki topraklara olmuştur.’ Antik Yakın Doğu’ olarak anılacak olan bölgenin eşsiz coğrafyası, benzer kültürlerden birkaç medeniyet için mükemmel bir koşul olduğunu kanıtlamıştır. Bu kültürel değerler binlerce yıl boyunca hüküm sürmüşlerdir.

Mezopotamya, kendi içindeki sınırlardan yoksun olsa da, çevresindeki aşılması güç dağ sıraları ve azgın nehirler bölgenin geçilmesini zorlaştırmıştır. Bu da, istilalara karşı doğal olarak korunmuş olan imparatorlukların büyümesine olanak vermiştir.

Sümer İmparatorluğu

Dünyanın ilk imparatorluğu, Yakın Doğu tanrı-kralı da olan Akadlı Sargon tarafından kurulmuştur. Milattan önce 3100 yıllarında, ilk insanlar Mezopotamya’da yüz yıllarca yaşayıp çiftçilik yaptıktan sonra, şehirler ortaya çıkmaya başlamıştır. Uygarlığın bu gelişimi Sümer İmparatorluğunu ortaya çıkarmıştır.

(Antik Sümer Şehri Kiş’in En Büyük Zigguratı – Public Domian)

Sümerlerin organize iş gücü yaratmak ve sulama sistemlerinin geliştirilmesi gibi birçok başarıları vardır. Tarımdaki ustalıkları sayesinde üretim fazlası gıdaları depolamayı başarmışlardır. Bu, şehirlerin büyümesi için toplumun ihtiyaç duyduğu bir unsurdur.

Bu ihtiyaç fazlası ürünler, onları korumak için gerekli olan diğer işlevleri de beraberinde getirmiştir. Böylece Sümerler, toplama ve organize işleri için bir yönetim sistemi kurmuşlar ve bu da dünyanın ilk hükümetinin ortaya çıkmasına neden olmuştur. Fakat ilginçtir ki, vergiler aslında insanlık tarihinde devletlerin kurulmasından önce de bulunmaktaydı.

Yine de, Sümerlerin icatları burada bitmiyor. Sümerler ayrıca çevrelerindeki ortamdan yarar sağlamayı da öğrenmişlerdir.

Örneğin, ovalar; taş ve odun gibi temel yapı malzemeleri de dâhil, doğal kaynaklar bakımından pek de zengin sayılmazdı. Fakat bölgede, Sümerlerin inşada kullandıkları, çokça kamış ve kerpiç bulunmaktaydı. Birçok anıt ve dini tapınakları kerpiçten yapılmıştır.

Sümerlerin belki de en çok öne çıkan başarıları, bilinen ilk yazı sistemini kurmuş olmalarıdır. Tabii ki yazmak için başka materyallere de ihtiyaçları olacaklarının farkındaydılar.

Sümerler bunu kerpiçlerini kullanmak için bir başka fırsat olarak gördüler. ‘Çivi yazısı’ olarak bilinen yazı dillerini oyabilmek için düz kil tabletler oluşturdular. Yazının icadı şüphesiz büyük bir andır ve insanların direkt olarak gelecek nesillerle iletişim kurabileceğine anlamına gelmektedir.

Akad İmparatorluğu

Kısaca, milattan önce 2400’den sonra Sargon Mezopotamya’nın çoğunu birleştirecek bir takım askeri başarılar elde etmiştir. Böylece, bu bölgelerin bir bütün halinde yönetilmesiyle Akad İmparatorluğu ortaya çıkmıştır. Bu saltanat, kralın tanrısal bir varlık olup, diğer insanların onun kölesi olması fikrini genişletmiştir. Binlerce yıl boyunca, bu bölgenin tek siyasi ve hükümet yapısı bu şekilde olmuştur.

(Adda Mührü Akad İmparatorluğu – Milattan Önce 2300 – Public Domian)

Bu, Sargon’un Akad İmparatorluğu’nun sadece birkaç nesil sürmesine rağmen gerçekleşmiştir. Akadlardan sonra gelen imparatorluklar da aynı yolu izlemişler, mutlak yönetim, şehircilik ve emperyalist yayılmacılığı benimsemişlerdir. Ayrıca her biri antik Mezopotamya kültürel mirasına benzersiz katkılarda bulunmuşlardır.

Mezopotamya ovaları tarımı destekleyecek kadar verimliyken, diğer yandan çevrenin bazı sert sınırlamaları vardı. İnsanı dirençli kılan unsurlar, doğayla süregiden bir mücadelenin yaşamına dönüşmüştür.

Mezopotamya’da hayat geçici, keyfi ve açıklanamaz güçlerden önemli ölçüde etkilenme eğilimindeydi. Tanrıların her şeyi kontrol ettiklerine inanıyorlardı fakat bu tanrılar hem ulaşılamazdı hem de korkutucuydular. Böyle bir bakış açısı kötümser ve kaderci tavrı Mezopotamya kültüründe yaygınlaştırmıştır.

Babil İmparatorluğu

(Antik Babil şehrinden aslan heykeli – Public Domian)

Akad İmparatorluğu çökünce, Mezopotamya’da bir model kurulmuş gibi görünüyordu. Yeni bir şehir yükselecek ve güç kazanacak, baskınlık kuracaktır. Yine de sonraki yeni şehir imparatorluğun yeni başkenti olarak yerini almak için ortaya çıktığında kaldırılacaktı.

Mezopotamya’yı yönetecek sıradaki şehir Babillerdi. Babil imparatorluğu milattan önce 2000’den 1600’ kadar hüküm sürmüştür. Kendilerinden önceki Sümerler gibi, Babiller de insanlık için birçok önemli ilke imza atmışlardır.

(Adda Mührü Akad İmparatorluğu – Milattan Önce 2300 – Public Domian)

Bunlardan en önde geleni Hammurabi kanunları olarak adlandırılan dünyanın bilinen ilk hukuk kurallarıdır. Günümüz şartlarında Hammurabi’nin kanunları katı ve insafsız görünebilir. Kanunlar, cinayetin yanı sıra çeşitli suçlar için de ölüm cezası gerektiriyordu ve herkese eşit şekilde davranılmıyordu. Fakirler, kadınlar ve köleler için farklı kurallar ve cezalar vardı.

Mevcut hukuk standartlarıyla karşılaştırmaksızın bakıldığında, Hammurabi kanunları, toplumun yönetimine somut bir yaklaşım, topluluğun ihtiyaçları ile cilalanabilecek ve geliştirilebilecek canlı bir belge sağladığından insan uygarlığı için büyük bir adımdı.

Hitit İmparatorluğu

Mezopotamya tarihinde tamamen yeni bir şey gerçekleşmişti; yabancı işgalciler bölgeyi fethetmişti. Bu işgalciler, bugün Türkiye’nin batısında bulunan, Anadolu’da muazzam bir varlık inşa eden bir Hint-Avrupa kültürü olan Hititlerdi.

(Keller’de bulunan Hitit Heykelli Plakalar – Public Domian)

Görünüşe göre Hititler savaş alanında teknolojik bir avantaja sahipmişler ve bu avantajı fetih için kullanmakta hiç vakit kaybetmemişlerdir. Onların yeni silahları, Mezopotamya’nın bilmediği, savaş arabaları ve atlardaki ustalıklarıydı.

Hitit imparatorluğunun yönetimdeki zirvesi milattan önce 1500 – 1200 arasındadır. Hükümdarlıkları sırasında Anadolu’yu, Mezopotamya’nın büyük bir bölümünü ve Akdeniz’in tüm batı kıyısını yönettikleri zamanlar da olmuştur.

Savaşın ötesinde Hititler uygarlığa çok fazla katkıda bulunmamışlardır. Fakat yine de, çivi yazı yazma sistemleri gibi Mezopotamya kültürünün mevcut bazı yönlerini benimsemiş ve geliştirmişlerdir.

Nisanaz Bingül

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir