fbpx
Bizi Takip Edin

Bilim İnsanları

‘Dünya dönüyor sen ne dersen de’

Yayınlandı

üzerinde

‘Her şeye rağmen dünya dönüyor!’ diyen Galileo Galilei 450 yaşındaOrta Çağ’ın Engizisyon Mahkemeleri, tarih kitaplarında ilgi ve korkuyla okuduğumuz bölümler arasındaydı. Din adına öldürülenlerin, işkence edilenlerin tek suçu dayatılan düşüncelere, yaşam biçimlerine karşı çıkmalarıydı… Giordano Bruno 17 Şubat 1600’de Roma’da yakılarak öldürülmüş, halka, bilim insanlarına, aydınlık günler için mücadele edenlere bir kez daha gözdağı verilmişti. Aradan 33 yıl geçtikten sonra artık 70 yaşında olan Galileo’ya gelmişti sıra. İnsanlık için büyük buluşlar yapmış olan bu bilim insanı Katolik Kilisesi için başı ezilmesi gereken bir yılandı! Hapse atıldı, işkence gördü, hatta ölümden kıl payı kurtuldu. Ya insanlar dünyanın döndüğüne, değiştiğine, olayların bilimsel olarak açıklanabileceğine inanırlarsa ne olacaktı? Nasıl koruyacaklardı iktidarlarını, nasıl astıkları astık, kestikleri kestik, ağızlarından çıkan Allah’ın emri olacaktı?

Galileo, ne pahasına, ne şekilde olursa olsun susturulmalıydı…
Engizisyon Mahkemesi’nde son anda ‘yok dünya dönmüyor!’ dedi. Cezası ev hapsine çevrildi. 1642 yılında ölünceye kadar insanlardan yalıtıldı, gözleri görmemesine, hastalıktan bitkin düşmesine rağmen… 1633 yılında yapılan mahkemede ‘dünya dönmüyor!’ demişti ama mahkeme çıkışında ‘Yine de dönüyor!’ diye mırıldandığını duymuşlardı dostları, baskıdan bıkanlar… Boyun eğmek zorunda kalmıştı ama bildiğinden vazgeçmemişti kısacası…Gerçekten mırıldanmış mıydı? Bilinmez. Belki de değil. Ama baskıdan, işkenceden, ölümlerden bıkan halk için Galileo’nun bunu demesi gerekliydi. Öyle kalmasını istiyorlardı akıllarında, kulaktan kulağa, ülkeden ülkeye, nesilden nesile yayıldı Galileo’nun sözü.

‘HER ŞEYE RAĞMEN DÜNYA DÖNÜYOR!’
Galileo, 15 Şubat 1564 yılında İtalya’nın Pisa şehrinde doğduğunda Rönesans hümanizmi, reformasyon ve baskıya karşı yükselen sesler çoktan tarihe karışmıştı. Katolik Kilisesi ‘karşı reformlarını’ dayatmış, her türlü ayaklanma kurulan din ordularıyla ezilmiş, Almanya’da tanınmış devrimcilerden Thomas Münzer yenilmiş ve imparatorla Papa el ele vererek ‘inancın temiz tutulması ve ahlak bilimi’ konusunda korkuya dayalı rejimlerini sağlamlaştırmışlardı. Giordano Bruno gibi Galileo da İtalya’nın ekonomik ve ulusal çöküşünün restore edilmeye çalışıldığı yıllarda yaşamıştı. Döneminin tanınmış müzisyenlerinden Vincenzo Galilei’nin oğluydu. Babası matematik merakı ve uğraşısı nedeniyle varlığının çoğunu kaybettiğinden oğlunun matematikle ilgilenmesini istemiyordu. Doktor olmalıydı oğlu. Halbuki Galileo matematiğe, resim yapmaya ve müziğe düşkündü. Yine de babasını dinledi ve Pisa Üniversitesi’nde tıp okumaya başladı. Babasının arkadaşı olan matematik öğretmeni Ricci, Galileo’yu oldukça etkiledi ve Galileo babasının karşı çıkmasına rağmen özel matematik dersleri almaya başladı. Bu derslerde Arşimed’in çalışmalarını öğrendi. İlk deneylerini 17 yaşında tıp öğrencisiyken gerçekleştirdi. Kilise avizelerinin rüzgar ile salınmasını inceleyen Galileo, rüzgarın sertliğine göre açının değiştiğini fakat salınım zamanının değişmediğini fark etti. Bu gözlemini evde iki sarkaç oluşturarak denedi, aynı sonucu aldı. Pisa Üniversitesi’ndeki eğitimi sırasında doktorluktan vazgeçti ve felsefe ile matematik okumaya karar verdi. 1589 yılında Pisa Üniversitesi’nde matematik profesörü oldu. 22 yaşında “Hidrostatik Terazi” kitabını yayınlayarak bilim dünyasının ilgisini çekti. O dönemde Aristoteles geleneği izlenerek bir cisim ne kadar ağır olursa, o kadar hızlı bir şekilde yere düşeceği düşünülüyordu. Galileo tüy, yaprak gibi cisimlerin yere daha yavaş düşmesinin nedeninin geniş yüzeylerinin hava ile sürtüşmesi olduğunu ileri sürdü. Havasız bir ortamda bütün cisimlerin yere aynı hızda düşeceğini iddia etti, o dönemde bu iddiasını kanıtlayacak bir gözlem imkanı yoktu ama ölümünden çok sonra vakum ile yapılan deneyler onu doğruladı.

1609 yılında Hollanda’da teleskopun icadını öğrendi ve ertesi yıl daha üstün bir teleskop geliştirdi. Sonrasında Ay’ın yüzeyini, kıpırdadığını, Güneş’teki lekeleri, Jüpiter’in uydularını, Samanyolu’nun bir bulut ya da duman değil yıldızlar kümesi olduğunu keşfetti. Buluşları Katolik Kilisesi’nin muhafazakar dünya sistemini yerle bir etmekteydi. Eserlerini sadece elit tabakanın anladığı Latince ile değil de İtalyanca ile yazması ise yaygınlaşmalarını sağlamaktaydı. Katolik Kilisesi’nin Engizisyon Mahkemeleri’ne iş düşmüştü yine. Hele de Galileo’nun kendinden önce yaşamış Kopernikus’un düşüncelerini, buluşlarını kabullenip daha da geliştirmesi tepkilerin daha da artmasına yol açtı. Kopernikus’un dünya-gezegenler sistemi Katolik Kilisesi tarafından yasaklanınca gerçeği söylemenin bir yolunu bulan Galileo, “İki Büyük Dünya Sistemi Hakkında Diyalog” adında iki bilim adamının karşıt düşüncelerini anlatan eserini yazdı. Burada sözde kendisi savunmadan Kopernik’in görüşlerini ve kilisenin buna karşı çıkışını anlatmaktaydı. Kitapta dönemin papası VIII. Urban’a bile direkt çatmaktaydı. Tutuklandı, yargılandı, ölüme mahkum edildi ama ‘Dünya dönmüyor!’ deyip tövbekar (!) olunca ölüm cezası ev hapsine dönüştü. Ev hapsini geçirdiği Floransa yakınındaki bir çiftlikte Serbest Düşme Yasası’nı kaleme aldı. Yazılarını gizlice Hollanda’ya kaçırdı ama ancak 1638 yılında yayınlayacak birini bulabildi. Kör olmasına rağmen çalışmalarını sürdürdü. Buluşlarıyla Tabiat Bilimleri’ni kilisenin etkisinden, tekelinden çıkardı. Matematiğin, doğanın tanınması ve yeni buluşların yapılmasında kullanılmasının yolunu açtı. Klasik doğa bilimleri ve özellikle de fiziğin kurucusu olarak tarihe geçti.

Büyük Alman şairi Bertolt Brecht, Galilei Galileo adlı epik tiyatrosunda bilim insanının toplumsal sorumluluğunu ‘Yine de dönüyor!’ sözünü esas alarak işledi. Oyun ilk kez 1943 yılında Zürih’te sergilendi. Hiroşima ve Nagazaki’ye atom bombasının atılmasından sonra toplumsal sorumluluk ve bilim konusu daha da tartışılmaya başlandığında hemen hemen dünyanın her diline çevrilen oyun her yerde sergilendi. Galileo, Katolik Kilisesi tarafından aforoz edilmişti. Ta 1992 yılına kadar da öyle kaldı. 1992’de ölümünün 350. yıldönümünde Papa II. Johannes tarafından itibarı sözde iade edildi. II. Johannes, kilisenin o dönemin koşullarına uygun, kilisenin çıkarlarını savunmak adına yanlış bir karar vermiş olduğunu belirterek samimi olmayan bir açıklamayla yetindi.
Artık hiç kimse Galileo’nun düşüncelerini, buluşlarını tartışmıyor. Ay’da bir kratere onun adı verildi, NASA, Jupiter’i ve uydularını araştırmak için uzaya gönderdiği aracı onun adıyla onurlandırdı. Doğum yeri Pisa’nın havaalanı da onun adını taşıyor. Kısacası 450 yıl geçti, Galileo’nun düşüncelerine açıktan karşı çıkan yok ama ‘nereden çıktı bu düşünceler, ne kolaydı önceleri insanları idare etmek’ diyenlerin sayısı epey fazla… ve bu birileri durdurmaya veya geriye döndürmeye çalışsalar da, dünya her şeye rağmen dönmeye devam ediyor!
Editör / Yazar: Ezgi SEMİRLİ

Reklam Alanı
Yorum için tıklayın

Yanıtla

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bilim

Türk Matematik ve Astronomi bilgini: Ali KUŞÇU

Yayınlandı

üzerinde

Asıl ismi Ali bin Muhammed Ebü-l Kasım’dır.1403 Semerkant’ta dünyaya gözlerini açmış, babası Ulug Bey’in Doğancı Başı’sı Şiker Halkı’dır. Ali Kuşçu, Uluğ Bey (Timur İmpparatorlugu’nun 4.sultanı ve Türk matematik, astronomi bilginidir) ve Bursalı Kadızâde Rumî, Gıyâseddin Cemşîd ve Muînuddîn Kâşî’den matematik ve astronomi dersi aldı. Uluğ Bey’e söylemeden Semerkantan Kirman’a geçti. Kirman’da rasathane olmamasına rağmen Kirman’a gitmesi bir muammadır. Kirman’da Hall-ü Eşkâl-i Kamer (Ay Safhalarının Açıklanması) adlı risale ile Şerh-i Tecrîd adlı eserini yazdı, Ayrıca Kirman’da boş zamanlarında Umman Denizi’ndeki medcezirleri incelemiştir.  Semerkan’ta geri döndüğünde Uluğ Bey’in huzuruna çıkıp af diler . Uluğ Bey özrünü kabul eder. Lâkin: -Bana Kirman’dan ne hediye getirdin diye sorar.
Ali Kuşçu: -Bir risale getirdim ve onda kamerin şekillerini hallettim dediğinde,
Uluğ Bey: -Getir göreyim, hangi noktaları hallettiğini söyleyeyim emrini verir, bunun üzerine Ali Kuşçu ayağa kalkarak eserini baştan sona kadar okur. Okuduğunu dikkatle takip eden Uluğ Bey, Ali Kuşçu’ya karşı duyduğu takdir hissini söylemekten çekinmemiştir. Bu kitap Hall-ü Eşkâl-i Kamer (Ay Safhalarının Açıklanması) adlı risaledir. Uluğ Bey gözlemevi müdürlügüne getirir, Zicyi yazan Uluğ Bey’e yardım etmiştir. Uzun Hasan’la yolu kesişen Kuşçu’yu Hasan Bey elçi olarak Fatih Sultan Mehmet’e gönderir, Fatih’i etkileyen Kuşcu’ya Fatih hocalık teklif eder .Tebriz’den dönüşünde karşılamak için sınıra bir heyet gönderir. Bunların arasında Hocazade Müslihü,d-Din Mustafa da vardı. Ayasofya’ya 200 altın maaşla Müderris olarak atanır. Sinan Paşa bile derslere (Molla Lütfü’yü) göndererek katılmıştır.   Ali Kuşçu’nun astronomi ve matematik alanında yazmış olduğu iki önemli eseri vardır. Bunlardan birisi, Otlukbeli Savaşı sırasında bitirilip zaferden sonra Fatih’e sunulduğu için Fethiye adı verilen astronomi kitabıdır. Eser üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde gezegenlerin küreleri ele alınmakta ve gezegenlerin hareketlerinden bahsedilmektedir. İkinci bölüm Yer’in şekli ve yedi iklim üzerinedir. Son bölümde ise Ali Kuşçu, Yer’e ilişkin ölçüleri ve gezegenlerin uzaklıklarını vermektedir. Döneminde hayli etkin olmuş olan bu astronomi eseri küçük bir elkitabı niteliğindedir ve yeni bulgular ortaya koymaktan çok, medreselerde astronomi öğretimi için yazılmıştır. Ali Kuşçu’nun diğer önemli eseri ise, Fatih’in adına atfen Muhammediye adını verdiği matematik kitabıdır. Kabri Eyüp Sultan Türbesi’ndedir. Ali Kuşçu’nun Eyüp Sultan’daki mezarı (Ayvansaraylı Hüseyin Efendi eserinde “Eyüp Sultan Türbesi hareminde gömülüdür. 1230-1235 senelerine gelinceye dek bâkî idi, sonra kayboldu” dediğine göre 1815-1819 senelerine gelinceye kadar kabri muhafaza olunmuş, fakat daha sonra yerine bir başkası defnedilmiştir.) günümüzde kaybolmuştur. Mekanı cennet olsun.
Editör / Yazar: Süheyla YAVUZ

Devamını Oku

Bilim İnsanları

Tesla’nın annesine yazdığı son mektup! Türkleri tercih etmediği için pişman

Yayınlandı

üzerinde

Ünlü bilim adamı Nikola Tesla’nın annesine yazdığı son mektup ortaya çıktı. Tesla’nın mektubunda, Türklere sığınmadığı için pişman olduğunu belirtmesi dikkat çekti. Elektrikte alternatif akımı bularak bilim dünyasına eşik atlatan Nikola Tesla, annesi Duka Tesla’ya yazdığı son mektuplarında ABD’de yaşadığı hayal kırıklıklarını, hüzünlerini ve pişmanlıklarını paylaşıyor. Tesla mektubunda huzursuz ve kasvetli olduğunu, insanlığa onca yıl hizmet ettikten sonra “aşağılama ve hakaret” dışında hiçbir şey elde etmediğini belirtiyor.  Yaşadığı sanrılardan da bahseden Tesla, “Bazı Mağribi dillerinde yemek yiyip dua eden bir ses duydum. Bu sabah bir görüntü gördüm ve sesin arkadan geldiğini, ancak içeride mi dışarıda mı olduğunu tespit edemedim” diyor. Tesla, kimseye güvenemediğini en yakınında bulunan arkadaşı Lionel’in ünlü mucit Edison’un yanına gittiğini söylüyor.
Bir insan dünyayı değiştiremez
Tesla, “Sonunda, insanlığın hükümetlere bağlı olduğunu ve bir bireyin yalnızca dünyayı değiştiremeyeceğini anladım.” diyor. “Bu mektubu asla alamayacaksın anne” Tesla, “Bu mektubu asla alamayacaksın anne. Neden bir daha hiç okuyamayacağın, sana neden yazdığımı bilmiyorum … Sen hafif bir ülke olabilirsin anne ve senden yolumu aldığım için beni bağışla, çünkü cenazene bile gelemeyeceğim.” derken büyük bir acı hissettiğini satırlarına işliyor.  Herkesi kontrol eden bir plan var
Nikola Tesla annesini kaybettikten sonra bile ona yazmayı sürdürüyor. Tesla, “O kadar kayıtsızım ki kendimi bile tanımıyorum. Sadece birisinin zaten her şeyi kontrol altında tuttuğunu ve “benim” keşfimin insanlık için çok erken olduğunu düşünüyorum. Ve aslında, hiç de “benim” keşfim değil. Her şeyi kontrol eden ve bir planı olan biri olduğunu biliyorum.” ifadelerini kullanıyor.
Türkleri tercih etmediği için pişman  Tesla, Türkleri tercih etmediği için pişman olduğunu, Türklerin bütün bu yaşananlar hakkında daha fazla bilgiye sahip olduğunu dile getiriyor.
Dua et orada benim için anne
Ünlü bilim adamı Tesla’nın işte son ifadeleri, “Yıllarım, bilimde yükselmek için tırmalamakla geçti. Dua et, orada, benim için, anne, eğer yapabilirsen, zavallı, evlenmemiş oğlunun kayıp ruhuna…”
Kaynak: https://www.telegraf.rs/english/1470330-the-last-teslas-letter-to-his-mother-please-mother-pray-for-me-over-there

Devamını Oku

Bilim

Sırlarla Dolu Esrarengiz Philadelphia Deneyi – Rainbow Projesi

Yayınlandı

üzerinde

Philadelphia Deneyi, 28 Ekim 1943 tarihinde Amerikan donanmasının Philadelphia şehri limanında yaptığı iddia edilen deneydir. İddiaya göre donanmaya ait bir koruma destroyeri olan DE 173 sınıfı 1240 tonluk USS Eldridge birkaç dakika içerisinde 600 km.’den fazla bir uzaklığa gidip tekrar gelmiştir. Deneyin varlığı konusunda hiçbir delil bulunmamaktadır. Amerikan donanması da böyle bir deneyin kayıtlarda varolmadığını belirtmiştir. Al Bielek hariç deneye katıldığı iddia edilen tüm askerler bunu yalanlamış, hikâyenin bir aldatmaca olduğunu söylemişlerdir. Bielek’in hikâyesi de daha sonra yalanlanmıştır. Gökkuşağı Projesi (Rainbow Project) adıyla da bilinen bu deney, 1984 yılında beyaz perdeye aktarılana kadar ciddiye alınmamıştı. Ancak o tarihden bu güne kadar resmi makamlarca defalarca yalanlanmasına rağmen en çok merak edilen konulardan biri olmuştur.  Deneyin İddia Edilen Hikayesi: İddia sahibi ataldır, Deneyin yapılmış olma ihtimalinden ilk söz eden kişi Morris K. Jessup’dur. Jessup amatör bir gökbilimciydi ve UFO lar üzerine yaptığı çalışmalarla tanınıyordu. Deney ile olan ilgisi ise 1955 yılında eline geçen bir mektupla başlar. Mektup, Carlos Miguel Allende adında birinden geliyordu ve deneyden detaylı olarak bahsediyordu. İddiasına göre Allende, deneye gözlem gemisi olarak katılan SS Andrew Furuseth adlı şilepte görevli bir denizciydi. Deneye baştan sona şahit olmuştu.
Deneyin Bilimsel Temeli: Deneyin temelinde Einstein’in Birleşik Alan Teorisi vardı. Teori, basitce, nesneler arası çekim esası ve elektromanyetizma üzerine kurulmuştur. Einstein, 1920’lerden itibaren bu teorisi üzerine yoğunlaşmış, 1925-1927 yılları arasında Almanya’da, bir fizik dergisinde yaptığı çalışmaları yayımlamış, ancak bu çalışmalarını hiçbir zaman tamamlayamamıştır.
İddiaya göre deneyin çalışmaları 1930 yılında Chicago Üniversitesinde başlamış, bir yıl sonra da Princeton Üniversitesinde devam ettirilmişti.  Hatta Albert Einstein Dr.John von Neumann ve Dr. Nikola Tesla‘ nın da zaman zaman proje dahilinde çalıştıkları iddia edilmiştir. Birleşik Alan Teorisi’nin deneye uygulanışı ise “çok güçlü bir elektromanyetik alan oluşturup gemi üzerine gelen ışığı (ve radar sinyallerini) kırarak ya da bükerek optik görünmezlik sağlamak” şeklinde düşünülmüştü. Bu doğrultuda 75 KVA gücündeki iki dev jeneratör geminin ön top taretlerinin altına monte edildi, buradan geminin güvertesine 4 manyetik ışın yayılacaktı. 3 RF vericisi (her biri iki megavat CW gücündeydi ve onlar da güverteye monte edilmişti). 3000 adet 6L6 güç artırıcı tüp, iki jeneratörün oluşturduğu gücü yayacaklardı, özel eşleme ve modülasyon devreleriyle diğer ekipman, oluşan kütlesel elektromanyetik alanları kullanılırlığa indirgerken, kırılmış ışınlar ve radyo dalgaları gemiyi saracak ve sonuçta gemi düşman gözlemcileri için görünmez olacaktı.  Deneyin gerçekleştirilişi: Allende, deneyin 22 temmuz 1943’te sabah 09:00’da jeneratörlere güç verilerek başlatıldığını söylüyordu. Bu aşamadan sonra yeşilimsi bir sis gemiyi örtmeye başlamış ve USS Eldridge ortadan kaybolmuştu. Devamını şöyle anlatıyordu Allende :

“Bir an sadece geminin çapasını görebildim, sonra o da kayboldu, ortada artık ne sis ne USS Eldridge vardı; bomboş denize bakıyorduk, bizim gemide bulunan üst rütbeli subaylar ve bilim adamları korku, dehşet ve heyacan içinde nefeslerini tutarak bu inanılması güç başarılarını seyrediyorlardı. Gemi ve mürettebatı hem radarda hem de gözlerimizin önünde yok olmuştu. Her şey planlandığı gibi yürüyordu, 15 dk. sonra emir verildi ve jeneratörlerin şalteri kapatıldı. Önce hiçbir şey olmadı, arkasından yeşil sis tekrar ortaya çıktı ve USS Eldridge yeniden görünmeye ve ortaya çıkmaya başladı ama gemi nereye gitmiş ve nereden geliyordu? Sis azalırken, bir şeylerin tuhaf gittiğini hissediyorduk. Hemen gemiye yanaştık, ilk önce mürettebatın çoğunun geminin yanından sarkıp kustuklarını gördük, diğerleri ise geminin güvertesinde şaşkın şaşkın dolaşıyorlardı,sanki hiçbirinin bilinci yerinde değildi. Yetkili ekipler gemiye girerek bütün mürettebatı kısa süre içerisinde uzaklaştırdılar ve yerlerini hazır bekletilen yeni bir mürettebat aldı. Bir iki gün sonra, yeni bir deneye daha karar verildi. Gemi istenen radar görünmezliğine ulaşmıştı, donanım değiştirildi ve 28 Ekim 1943’te deney yine aynı gemide tekrarlandı. Jeneratörler çalışmaya başladıktan hemen sonra Destroyer hemen hemen görünmezlik çizgisine ulaşmıştı, sadece burnu ve arkası görülüyor, arada ise bazı çizgiler belli belirsiz seçiliyordu. Sonra sadece su üzerinde tekne boyunda bir çizgi kaldı. Bir iki dakika sonra mavi bir ışık parladı ve o çizgi de yok oldu. Şimdi gemi tamamen yok olmuştu. Birkaç dakika sonra millerce uzakta Norfolk’ta ortaya çıktı. Göründükten biraz sonra bilinmeyen bir nedenle yine kayboldu ve Philadelphia’da tekrar ortaya çıktı. Bu kez durum çok ciddiydi, tüm mürettebatın başı beladaydı. Bazıları yok oldu ve bir daha geri dönmedi. Bu olayın en korkunç bölümü ise beş denizcinin geminin eriyen ve sonra yine katılaşan metal levhalarının içinde kalmalarıydı. Bu çok feci bir durumdu. Denizcilerin birisi kurtuldu fakat bir daha eski haline dönemedi. Aklını tamamen yitirmişti ama yapacak hiçbir şey yoktu. Bazılarının psişik yetenekleri gelişmişti, sokakta yürürken kaybolan ve yine ortaya çıkan insanlar vardı. Manyetik alanın içinde kalan mürettebattan kaybolanlar ancak birisinin yüzüne ve eline dokunulmasıyla görünür hale geliyorlardı, yani dokunmanın giysinin olmadığı bir yere yapılması gerekiyordu. “Donma” adı verilen bu olay saatlerce, günlerce sürebiliyordu, hatta bir tayfa tam altı ay donduktan sonra kurtarılabilindi. Elektronik kamuflaj başladıktan sonra geminin ve mürettebatının bütünüyle kaybolup,çok uzak bir yerde ortaya çıkıp ve sonra yeniden geri dönmesine neden olan neydi?”

Bu hikâyeye göre USS Eldridge, 28 Ekim sabahı Philedalphia limanından 640 km. ötedeki (375 mil) Norfolk askeri deniz üssüne gidip tekrar gelmiş ve bu olay birkaç dakika içerisinde olmuştu. Jessup bu inanması güç hikâyeye temkinli yaklaştı. Allende’ye gönderdiği cevapta daha fazla ayrıntı ve varsa olayın gerçekliğiyle ilgili kanıtlar istedi. Allende’nin cevabı ise aylar sonra geldi, fakat bu sefer gelen mektupta Carl M. Allen imzası vardı. Allen kanıtı olmadığını yazıyordu ancak hipnoz seansına katılabileceğini ya da pentotal (bilinci uyuşturarak iradeyi kıran doğruyu söyleten bir ilaç) alarak gördüklerini anlatabileceğini savunuyordu. Jessup bu mektupdan sonra yazışmamaya karar verdi.  Morris Jessup’un Ölümü: 1957 ilkbaharında Jessup, Deniz Kuvvetleri Araştırma Bürosu’ndan bir davet aldı. Büroya ulaştığında kendisine yine kendinin yazdığı (ve çoğunlukla ününü borçlu olduğu) The Case for the UFO isimli kitap gösterildi. Bu kitap bir yıl kadar önce büroya postalanmıştı. Kitabın dikkat çekici yanı ise sayfalarda alınmış olan notlardı. Notlar üç farklı yazıyla yazılmıştı ve binlerce yıl önceki uygarlıklardan söz ediliyor, dünyaya gelen uzay araçları tarif ediliyordu. Sonunda ise Güç alanlarından, bir maddenin nasıl kaybolup, nasıl ortaya çıkarılabileceği ve 1943’te yapılan deneyden söz ediliyordu. Jessup yazılardan birinin Allen’e ait olduğunu fark edip durumu bildirdi. Sonrasında diğer yazıların da aynı kişiye ait olduğu, farklı renk ve özelliklerdeki kalemlerle yazıldığı anlaşıldı. Bu olaydan sonra Deniz Kuvvetleri Jessup ile yeniden bağlantı kurup Allende’nin mektuplarında belittiği adresin terkedilmiş bir çiftlik evine ait olduğunu, ayrıca, Jessup’un kitabının üzerindeki notlarla ve Allende’nin mektuplarıyla birlikte yeniden düzenlenerek Deniz Kuvvetleri bünyesinde dağıtılacağını bildirdi. Rakam tam olarak bilinmemekle beraber bu şekilde 100 kadar kopyanın Deniz Kuvvetlerinde dağıtıldığı sanılmaktadır. Bu baskıdan üç kopya da Jessup’a gönderilmiştir. Bu olaydan iki yıl kadar sonra, 20 Nisan 1959’da Morris Jessup, Miami’de Hammock Parkı’nda, kendi aracı içerisinde ölü bulundu. Polis raporlarına göre egzoz gazıyla intihar etmişti. Carlos Allende ise bir daha ortaya çıkmadı ve olay bu şekilde kapandı.  Alfred Bielek’in ifadesi: Bugün bilinen, hikâyenin çoğunun 1984 yapımı Stewart Rafill’in yönettiği “Philadelphia Experiment” (Philadelphia Deneyi) isimli filmden uyarlandığıdır. 1990’larda Eldridge gemisinin mürettebatından Alfred Bielek deneyin içinde yer aldığını ifade etmiş, bu ifade internet aracılığıyla yayılmıştır. Ancak 2003 yılında Bielek’in hikâyesi küçük bir araştırmacı grup tarafından yalanlanmış, deney sırasında geminin yakınında bir yerde olmadığı gösterilmiştir.
Dr. Valentine, Charles Berlitz’le yaptığı röportajda şöyle diyordu: “Bence Philadelphia Deneyi bilinen ve alışılmış yollarla açıklanamaz. Bazı bilimadamları atomun temel yapısının, madde parçacıklarından değil, elektromanyetik alanlarda oluştuğu görüşündeler.Bu çok karmaşık enerji alanlarının birbirlerini etkilemesi olayıdır. Eğer böyle bir evrenin içinde maddenin katlı fazları bulunmasaydı, şaşılırdı.Bu fazların birisinden birisine geçilmesi bir yaşamdan ötekine geçmeye benzer. Boyutlar arası değişmedir yani dünyalar içinde dünyalar olabilir. Manyetik alanların karıştırıcı olarak değişimler yaratabileceğinden kuşkulanılıyordu. Maksatlı olarak, olağan dışı manyetik koşullar yaratılması hem fiziksel, hemde yaşamsal olarak maddenin fazını değiştirebilir. Bu durumda da, bağımsız bir varlık olmayan ama içinde bulunduğumuz yaşama benzer belirli bir madde / zaman / enerji boyutunun bir parçası olan zaman faktörünü’de çarpıklaştırır. Kısacası deney olasıdır.”  Berlitz’e göre: Philadelphia Deneyi’nin yapılıp yapılmadığı belli değildir. Ve şuan için kanıtlanamaz. Ama kavram olarak geçerlidir. Çünkü Einstein’ın ”Birleşik Alan Kuramı” tarafından desteklenmektedir. Eğer deney yapıldıysa, söylentilerin ardındaki gerçek tanıklar susmaktadırlar ve belkide Türkiye’de de yayınlanan ”Yok Oldu”( Thin Air) kitabında anlatıldığı gibi çıldıran ve inanılmaz değişimler gösteren mürettebatın çoğu ölmüş veya gizli bir yerde ölümü beklemektedir. Umuyoruz ki; bir gün üzerinde ”çok gizli” yazılı bu dosyanın açılma zamanı gelecek ve karanlıklar aydınlanacaktır. Kaynak: https://archive.org/stream/PhiladelphiaExperiment/Philadelphia%20Experiment_djvu.txt

Devamını Oku

Öne Çıkanlar