fbpx
Connect with us

Yaşam

Korkutucu Bir Vaka, Boynumuzu Kütletmenin Neden Bizi Öldürebileceğini Gösteriyor

Published

on

Josh Hader’ in boynu yine onu rahatsız etmekteydi.Birkaç haftadır bu durum keyfini kaçırmakta ve son zamanlarda hafif bir gerinmenin kendisin rahatlama sağlayabileceğini düşünmekteydi. 28 yaşındaki genç, Washington Post’a “Boynumu gerdim” demiş ve “muhtemelen yapmam gerekenden daha fazla elimle boynuma baskı uygular uygulamaz, bir çıt sesi duydum” şeklinde eklemiştir. Bir saatten daha kısa bir süre sonra Hader, hastanenin acil servisinde yürüyemeyen ve doktorların kendisine dedikleri, boynundaki pıhtıyı oluşturan atardamarındaki bir yırtığın neden olduğu “büyük bir inme” nedeni ile çektiği acıdan muzdarip olacaktı. Hader’ i tedavi eden Oklahoma City’ deki Mercy Hastanesi’ nden bir doktor olan VanceMcCollom, bu hafta KOCO ‘ya verdiği demeçte, bu durum hakkında “Ölebilirdi” demiştir. McCollom, Hader’ in boynundaki en önemli arterlerden biri olan, boyun içinden beyne ulaşan vertebral arterini yırttığını söylemiştir. İnme(Felç) nöroloğu olan Kazuma Nakagawa,The Post’a verdiği demeçte; bir vertebral arter yırtılmasının veya diseksiyonunun, 20′ li veya 30′ lu yaşlarda gençleri etkileyebilecek felçlere neden olduğu ve kişinin sağlığında bu konuda yapılacak bir şey olamadığı bilinen bir durumdur, demiştir.

Aynı zamanda Queagaulu’dakiQueen’s Tıp Merkezi’ndeki Kapsamlı İnme Merkezinin tıbbi direktörü olan Nakagawa, boyun kütletmesinin yırtılmaya yol açması nadir olsa da, duyulmamış bir şey değildir, demiş ve “İnsanların sadece ani boyun ağrısının potansiyel olarak inmenin başlangıç noktası olabileceğini bilmeleri gerekiyor” diye sözlerine devam etmiştir. 14 Mart’ta Hader, boynundaki tanıdık acıyı hissettiğinde ve onu hafifletmeye çalıştığı zaman Oklahoma, Guthrie’ deki evinde çalıştığını aktarmıştır. “Boynumu sağa sola çevirirken elimden geldiğince çıt-çat sesleri çıkarmamaya çalışıyordum” demiştir. “Ancak birden kütletmesi ile sona erdi.” Kütleme sesini duyduktan hemen sonra, Hader’ in sol tarafı uyuşmaya başlamıştı. Hader, eski bir polis memuru olarak yaşadığı deneyimlerden yola çıkarak, yüz felci olup olmadığını görmek için hızlı bir şekilde kontrol ettiğini söylemiştir. Yüzündeki kasların hepsi iyi çalışıyormuş gibi göründüğü için bir sinir sıkışıklığı olduğu sonucuna varmış ve birkaç buz torbası alması gerektiğini düşünmüştü ancak Hader, o an bir şeylerin çok yanlış olduğunu fark ettiğini söylemiştir.

“Mutfağa yürürken, kelimenin tam anlamıyla sadece 45 derecelik bir açıyla yürüyebiliyordum” demiştir. “Kelimenin tam anlamıyla düz yürüyemedim ve neredeyse tam soluma doğru yürüyordum.” Birkaç dakika sonra, kayınpederinin onu hastaneye götürmek için gelmesi gerektiğine değinmiş ve Hader, bu arada durumunun ciddi bir şekilde kötüleştiğini söylemiştir. Yaklaşık yarım saat uzaklıktaki acil servise geldiklerinde ise Haderartık hiç yürüyemiyordu ve tekerlekli sandalyeye ihtiyacı vardı. BT taraması ndan sonra beyninde kanama olmadığını belirten Hader, doktorun felç geçirdiğini ve kan pıhtılarını çözen doku plazminojenaktivatörü veya tPA olarak bilinen bir ilacı alması gerektiğini söylemiştir. Hader, “Orada oturduğumu ve doktoru duyduğumu, tPA’yı uygulamak için 12 dakika geçirdiklerini duyduğumu hatırlıyorum” demiştir. “İşte o zaman her şey dank etti.”“Hala inanmak istemiyordum. Fakat ‘Hayır, bu şu an oluyor’ der gibi her şey başıma çöktü” diye sözlerine devam etmiştir.Eşi Rebecca, The Post’a, kocasının felç geçirdiğine inanamadığını söylemiş ayrıca ona her zaman boynunu kütletmemesi gerektiğini söylediğini belirtmiştir.

“Bunun başka bir şey olması gerektiğini düşündüm” demiştir. “Çok genç. Çok garipti. Hastaneye kadar süren bütün yol boyunca, felç olmasını dışında tutarak hep farklı olasılıklar düşündüm.”
Hader, rehabilitasyon merkezine bırakılmadan önce, birkaç gün boyunca yoğun bakım ünitesinde kaldığı Mercy Hastanesine nakil edildiğini söylemiştir. “Çok korkmuştum,” demiştir. Rebecca Hader. “O, öleceğinden asla endişe etmediğini söylüyor.Ancak ben tamamen, öleceği için endişeleniyordum.” Hader sadece hayatta kalmakla kalmamış aynı zamanda fizyoterapinin de yardımıyla ayaklarının üzerinde durup birkaç hafta içinde yürümeye başlamıştır. “Son iki hafta boyunca, evin etrafında çok daha fazla yardım edebildim, düzenli ev işleri yaparak ya da bir ve beş yaşındaki çocuklarımızla ilgilenmeye yardımcı oldum” demiştir. “Ondan önce, tamamen yararsızdım.” Hader, bilişsel veya konuşma kabiliyetini kaybetmemiş olmasına rağmen, diğer kalıcı semptomların yanı sıra hala denge sorunları, sol kolunu kontrol etmekte zorluk çekme ve sağ kolunda ve bacağında duyum eksikliği olduğunu belirtmiştir.

Nakagawa, Hader’ in durumunun çok daha kötü olabileceğini söylemiş ve Hader’ in yaşadığı inme türünden bahsederken “Bu tip inmeler aslında çok ölümcül,” demiştir. Nakagawa, boynundaki vertebral arterlerin, beyinde kanla temasa geçilmesinde kritik rol oynayan baziler arter haline gelmesi için beyinde birleşiyor, demiş ve “Beyin sapı, beynin kalbi ve ruhu. Onsuz, beynimiz çalışmaz” eklemiştir. Eğer vertebral arterdeki bir yırtık baziler arteri etkilerse, Nakagawa inmenin ölümcül olabileceğini, komaya neden olabileceğini veya bir kişiyi kalıcı vejetatif bir durumda bırakabileceğini söylemiştir. CBS haber kanalının raporuna göre; 2016 yılında, 34 yaşındaki model Katie May, boynunda sıkışmış bir sinir için masöre gittikten sonra felçten ölmüştür. Huff Post’a göre yapılan otopside, May’ın vertebral arterinin “boyun masajı” sonucu parçalandığını bulmuştur. Hader, durumunun, sadece birkaç hafta önce bir vasküler uzmanı ziyaret ettikten sonra ne kadar korkunç olabileceğini öğrendiğini söylemiştir.

Hader, ‘Doktor, parmaklarını birbirine çok yaklaştırdı ve bana ” Komaya işte bu kadar yakındın “dedi’ şeklinde açıklamıştır. JoshHader da eşi de, boyun çatlamasının felce neden olabileceğini asla bilmediklerini söylemişlerdir. Nakagawa birkaç vakayla karşılaştığını ancak bunun nadir bir olay olduğunu belirtmiştir. İnme topluluğundaki uzmanlar hala kütletme esnasında, bütün insanlarda bu olay gerçekleşmezken neden bazı insanların arterlerinde yırtılma görüldüğünü bilmeseler de, kan damarlarının duvarlarının kişiden kişiye farklılık gösteren ve dayanıklılığın bu duvarlarınsağlamlığı ile bir ilgisi olabileceğine dair ‘içlerinde bir his’ var. Nakagawa’ ya göre, ‘Zamanın neredeyse yüzde 99.9’unda boynunuzukütletiyorsunuz ve bunda bir sıkıntı yok’
Ancak Hader, boyun kütletme günlerinin sona erdiğini söylemiştir. “Hala arada bir dürtüyle uyanıyorum ve kendimi kütletmemek için durdurmak zorundayım. Bu hala benim için bir mücadele, ama kesinlikle ve kesinlikle artık boynumu kütletmek istemiyorum” demiştir.

Editö / Yazar: Zeynep Erva Şahin

Kaynak : https://www.sciencealert.com/terrifying-case-study-shows-why-popping-your-neck-could-actually-kill-you?perpetual=yes&limitstart=1

Advertisement
Click to comment

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yaşam

Göz Kırptığınızda Beyniniz Zamanı Durduruyor

Published

on

Göz, gerçekten de beyne açılan bir pencere. Retina kalınlığı ile bilişsel performans arasında bir korelasyon var.. Beyin bir kafatası ile çevrili olduğu için onun üzerinde doğrudan çalışmak zor. Beyne bakmak için manyetizma ya da elektrik aracılığıyla kemiğin ötesini gösterebilecek bir makine kullanmak gerekiyor. Neyse ki bu tür bir makine aracılığı olmadan gözlenebilecek küçük de olsa bir beyin dokusu var: retina. Bilim insanları tarafından kırk beş kişi üzerinde yapılan bir çalışmayla her göz kırpışımızda beynimizin zaman algısını durdurduğu ortaya konmuş. Uyanık zamanımızın yüzde 10’unu gözlerimiz kapalı geçiriyoruz. Bunun tek bir sebebi var: göz kırpmak. Her bir göz kırpışımızda retina ışıktan mahrum kalıyor. Bu süre saniyenin yüzde birinden tam bir saniyeye kadar değişiklik gösterebiliyor. Oysa çoğu zaman göz kırptığımızın farkında olmuyoruz.

Göz Kırpınca Beyniniz Zamanı Durduruyor

Bunun nedeni, beynimizin görüntüler arasındaki boşlukları kesip bir bütün halinde işlemesi. Zaman kavramını tam olarak açıklamak pek mümkün değil. Bilim insanları bunun yerine zaman algısını şekillendiren duyular üzerinde çalışmalar yürütüyor. Yapılan yeni bir çalışma görsel duyumuzun bu algı üzerinde önemli etkisi olduğunu gösteriyor. Hebrew Üniversitesi’ nden Ayelet Landau “elde ettiğimiz bulgular görsel duyumuzla zaman algımız arasında bir ilişki olduğunu gösteriyor” diyor.

Landau ve arkadaşları yaptıkları çalışmada 45 kişi üzerinde görsel ve işitsel duyguları incelemişler. 22 kişiye görsel test yapılırken 23 kişiye işitsel test yapılmış. Görsel testte kişilere öncelikle 0.6 saniye ve 2.8 saniye boyunca ekranda kalan daire görüntüleri gösterilerek bunlar sırasıyla “kısa” ve “uzun” olarak tanımlanmış. Daha sonrasında ekrana farklı sürelerde yansıyan görüntülere bakarak bunları kısa ve uzun arasında sınıflandırmaları istenmiş. İşitsel testte yer alanlar için de dinledikleri sesleri tanımlamaları istenmiş.

Testin sonucunu inceleyen araştırmacılar, görsel testte yer alan bireylerin ekrana baktıkları sırada şayet gözlerini kırpıyorlarsa görüntü süresini olduğundan daha kısa tanımladıkları görülmüş. Dahası, her bireyin göz kırpma süresiyle orantılı olarak görüntü süresini yanlış bildiği görülmüş. Tüm bu bulgular, zaman akışındaki algımızın görme duyumuzla doğrudan etkilendiğini ortaya koymuş.

Öte yandan, işitsel teste katılanların göz kırpmalarına bağlı olmaksınız ses sürelerini doğru bildikleri görülmüş. Bu durum da zaman algımızın birincil olarak kullandığımız duyumuzla şekillendiğini göstermiş. Ayrıca, yapılan başka çalışmalar zaman algısını etkileyen durumun retinanın ışıksız kalması değil görsel korteksin uyarılmaması olduğunu ortaya koymuş. Kısacası gözlerimizi bilerek kırparsak zaman algısı etkilenmiyor.

Kaynak: https://digest.bps.org.uk/2019/05/14/your-brain-stops-time-when-you-blink/

Continue Reading

Ekoloji

Bilim İnsanları Kesinlikle Ahtapot Yetiştiriciliği Yapmamamız Konusunda Uyarıyorlar

Published

on

Çiftlik hayvanları yetiştiriciliğinin insanlara yaklaşık 1000 yıldır ciddi kazançlar sağladığı inkar edilemez. Fakat koyun ve inek gibi hayvanlar çiftlik hayatına iyi uyum sağlarken, çiftliklere uyumsuz olan ve insanların yemeyi sevdikleri bir hayvan var. Bilim insanlarının yeni bir denemede tartıştıkları ahtapotlar, sadece zeki oldukları için değil aynı zamanda yetiştirildikleri çiftliklerin yaratacağı çevresel etkiler nedeniyle de asla yetiştirilmemelidir. Bu süreç çoktan başladı. Geçen sene tedarik miktarının zayıf olması nedeniyle fiyatları tırmanan ahtapota yiyecek olarak küresel ihtiyaç artışta ve bu sebeple 2019’un kalan kısmında da fiyatların yüksek seyredeceği tahmin ediliyor. Yabani hayatta avlanan ahtapotların verimleri değişken olduğu için güvenilmez tedarik oranı artmaktadır. Dolayısıyla ahtapot çiftliklerine olan talep çoktan başladı. Dünya çapında birçok ülkede, eklembacaklıların suda yetiştirilmesini hızlandırmak için genetik modifikasyon denemeleri de dahil olmak üzere ahtapot yetiştirme çalışmaları devam ediyor.

Issues in Science and Technology dergisinin son sayısında çevrebilimci, filozof ve psikiyatristten oluşan bir ekip “bu durum kesinlikle bilinen bazı çevresel etkileri yaratacaktır” şeklinde yazmışlardır. Bu etkilerden bazıları; hayvan atıkları nedeniyle azot ve fosfor kirliliği, ırkların karışması ile hastalıkların yayılması ve habitat kaybı şeklinde devam etmektedir fakat en büyük çevresel endişe de ahtapotların beslenmesidir. Suda yetiştirilen yaratıkların çoğu gibi onlar da etçildir ve protein ile yağ için balıkla beslenmeye ihtiyaçları vardır. Ahtapot larvaları da sadece bir yerlerden getirilecek olan canlı yiyecekleri tüketmektedirler. Araştırıcılar “suda yetiştirilen hayvanların beslenmesi, yabani balık popülasyonlarıyla omurgasızlara yem olarak fazladan baskı yapmaktadır” yazmışlardır. Küresel balık avının üçte biri diğer hayvanları beslemek için yapılan bir aktivite haline gelmiştir ve kabaca yarısı su ürünleri yetiştiriciliğine gitmektedir. Çoğu yem balıkçılığı aşırı avcılığa dönüşerek hedefinden sapmaktadır.

Ahtapotlar fazlaca yiyeceğe ihtiyaç duyarlar (yaşam boyunca en az kendi ağırlığının üç katından fazla) ve fabrika çiftliklerinde onların bu ihtiyacının karşılanması, zaten hedefinden sapmış olan balıkçılığa daha fazla baskı yapacaktır. Bu durum da muhtemelen insanlar için küresel gıda güvenliğini azaltacaktır. Bu problem çözülse bile ahtapotları fabrika çiftliklerde zorla tutmak çirkin bir durumdur. Eğer daha önce bir deniz akvaryumunu ziyaret ettiyseniz bunu bilebilirsiniz. Ahtapotlar; zekâlarıyla ve problem çözme yetenekleriyle bilinmektedir. Bu eklembacaklıların sıkılmaması için ahtapot tanklarında sıklıkla oyuncaklar bulundurulur. Kavanozları açabilirler, insan bireyleri fark edebilirler, kendilerine önceden verilen puzzle ları hatırlarlar ve hatta gına geldiğinde akvaryumlardan kaçabilirler (bu durum da ele alınmalıdır çünkü çiftlikten tüm ahtapotların firar ettiğini düşünün).

Aynı zamanda esaret altında kanibalizm ve kendi dokunaç uçlarını yemek gibi endişe verici davranışlar göstermektedirler (bu, bulaşıcı bir hastalığa sebep olabilir). Uyarılmadıkları bir ortamda bu hayvanlar bıkmış ve sıkılmış şekilde yetişirler. Bilim insanları “biyolojik sağlık ve güvenliğin ötesinde ahtapotlar; keşfedilecek fırsatlar, kendi çevrelerini kontrol ve idare etmek gibi yüksek seviyelerde zihinsel uyarılmaya ihtiyaç duyarlar” yazmışlardır. Yoğun çiftlik sistemleri de kaçınılmaz şekilde bu özelliklere düşmandır. Günümüzde bile ahtapot çiftliklerinin başarılı olmasında; genç hayvanları yetişkinliğe kadar hayatta tutmak gibi üstesinden gelinmesi gereken zorluklar vardır fakat yeni teknolojiler le bunun üstesinden gelinebilmektedir.

Bu konudaki araştırmalar tüm dünyada günden güne artmaktadır. Meksika’daki ahtapot çiftliği denemelerinin son 10 yılda artış gösterdiği rapor edilirken bir Japon deniz mahsulleri firması da 2017’de yumurtalardan başarılı şekilde yeni hayvanlar ürettiğini rapor etmiştir. Bir sonraki yılda bu firmaların ahtapot yetiştiriciliği yaptıkları tahmin edilmektedir. Şimdiden ortaya konulmuş birçok problem nedeniyle bilim insanları, ahtapot yetiştiriciliğindeki artışın kesileceğini ümit etmektedirler.

Araştırıcılar “umut ediyoruz ki böyle bir seçenek pratiğe dönüşürse; toplum bu gibi projelerin ciddi sağlık ve çevresel problemlere neden olacağını fark edecektir ve ahtapot yetiştiriciliğinden vazgeçilecek ya da yasaklanacaktır” yazmışlardır. “Devletler, özel şirketler ve üniversite enstitüleri için de ahtapot yetiştirme araştırmalarını bırakıp, onun yerine gelecekteki yiyecek üretiminde gerçek anlamda şefkatli ve sürdürülebilir olunması için çaba sarf etmeleri açısından daha iyi olacaktır” Bu rapor, Issues in Science and Technology 35’te yayınlanmıştır.

Editör / Yazar: Onur İLERİ

Kaynak: https://www.sciencealert.com/scientists-are-warning-that-we-absolutely-must-not-farm-octopuses

Continue Reading

Yaşam

Hamileyken Kızamık Olursanız Ne Olur?

Published

on

Kızamık her yaş için tehlikeli olsa da bulaşmak riski yüksek bir virüs olduğundan hamileler için daha da tehlikelidir. Yakın zamanda bildirilen bir vakada 27 yaşında, daha önce aşı olmamış bir kadın hamileliğinin son 3 aylık döneminde kızamık virüsü kapıyor ve bebeğini acilen sezaryanla aldırmak zorunda kalıyor. BMJ Case Reports’un 9 Mayıs’taki haberine göre anne hastaneye kaldırıldığında kızamık olduğu bilinmiyordu ve doktorların doğru teşhisi koymaları 2 haftayı buldu. Kadın hastaneye yatırıldığı gün solunum sıkıntıları baş gösterdi. Jinekolog Jassimran Bansal açıklamasında solunum sorunlarının hamile kadınlarda daha ağır olduğunu çünkü bağışıklık sisteminin baskılandığını söyledi. Annenin durumu gittikçe kötüleşti ve solunum yolları çökmeye başladı. Annenin de bebeğin de hayatı tehlikeye girdiği için bebek sezaryenle alındı.

Hamilelik Sırasında Kızamık

Hastalığın ana belirtisi olan kızarıklıklar hamilelerde görülmediğinden hamilelik esnasında kızamığı teşhis etmek kolay olmayabilir. Kızarıklığın var olmayışının sebebi bilinmese de bağışıklık sistemindeki değişikliklerden kaynaklanıyor olabilir. Aslında kadının vücudunda orta derecede kızarıklık ve şişlik vardı ve doktorlara boğaz ağrısı ve ateşinin olduğunu söylemişti. Bu şişlikler elinde başlayıp yüzüne yayılmıştı. Ama bir insanın kızarıklığı olması mutlaka kızamık olduğu anlamına gelmez, diğer virüsler de buna sebep olabilir. Kadın hastaneye gittiğinde doktorlar başta grip gibi virüsleri düşündüler ve kızamık ihtimalini elediler çünkü hasta tipik işaretleri taşımıyordu ve İngiltere’de hamilelikte kızamık pek yaygın değil. Hastanın durumu gittikçe kötüleşti ve tipik kızamığın tipik yayılımında olduğu gibi kızarıklıklar göğsüne, karnına ve sırtına yayıldı.

Kızamık Teşhisi

Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezi’ nin açıklamasına göre hasta iyileştikten sonra solunum problemlerinin grip virüsünden kaynaklandığı tahmin edildi. Asıl teşhis ise hastanın eşi kızamık olmuş halde hastaneye gittiğinde konuldu. Eşi kızamık olduğu için hastaya da test yapılıyor ve onun da hasta olduğu açığa çıkyor. Neyseki bebeğin kızamık virüsüne sahip olmadığı görülüyor.

Hastanede geçen 3 haftanın ardından hasta ve bebeği taburcu oluyor. Annenin diğer 2 çocuğunun daha önceden kızamık aşısı olduğu öğrenildi. Amerikan Obstetrikçiler ve Jinekologlar Derneği’nin açıklamasına göre annenin kızamık aşısı olmasına gerek yok çünkü hastalığı geçirdiği için yeniden yakalanma riski çok düşük. Ayrıca dernek, hamilelikte kızamık geçirilmesinin solunum hastalıkları, prematüre doğum, düşük ya da düşük doğum ağırlığına sebep olabileceğini belirtti.

Editör / Yazar: Şeyma SÜRÜCÜ

Kaynak: https://www.livescience.com/65494-measles-while-pregnant.html

Continue Reading

Öne Çıkanlar