fbpx
Connect with us

Yaşam

Bir Adamın Koku Alamamasının Nedeni Burnunda Büyüyen Dişiymiş

Published

on

Bir adam, doktorlarına son iki yıl boyunca sol burun deliğinin tıkalı, sert ve koku alma kabiliyetini yitirdiğini söyledikten sonra adama tamamen beklenmeyen bir tanı kondu. Sebep virüs değildi. Bakteriyel bir enfeksiyonun sonucu da değildi. Aksine, doktorlar adamın burnunda kendi kafasına göre büyüyen bir diş buldu. Burun diş için uygun bir yer değil. Bu yözden doktorlar, BMJ Case Reports dergisinde 21 Şubat’ta yayınlanan bir vaka raporuna göre, inci beyazını çıkarmak için bir çift forseps kullandılar. Garip tanıdan önce, 59 yaşındaki adam burnunu tedavi etmek için topikal steroidler denedi. Bu ilaçlar işe yaramadığında, Danimarka’daki Aarhus Üniversitesi Hastanesi’ndeki kulak burun boğaz bölümüne gitti. Bir BT taraması burun boşluğunun tabanında, burunlarımızda nefes alırken havanın geçtiği yolda mukusla kaplı bir kitle ortaya çıkardı. Doktorlar bunun dermoid bir kist olduğundan şüpheleniyordu – bazı insanlarda olan doğuştan saç, diş, sıvı veya cilt bezleri gibi yapılar içeren bir kitle. Adam hemen gizemli yumruyu gidermek için ameliyat oldu.

Kitlenin incelenmesi, iltihaplı burun dokusu ile kaplanmış başıboş dişi ortaya çıkardı. Doktorların raporuna göre, hastanın anomalisinin neden burnunda geliştiği tam olarak belli değil. Bu gibi vakalar nadirdir, nüfusun sadece yüzde 0,1 ila 1’inde ve daha sık erkeklerde görülür. Bazen, bir kişinin burnunda travma veya her iki bölgeyi etkileyen enfeksiyonlar nedeniyle dişler büyüyebilir. Doktorlar, yarık dudak veya yarık damak gibi gelişimsel sorunların da, burunda hatalı dişlerin büyümesine neden olabileceğini belirtti. Doktorlar vaka raporunda, “Vakamızın net bir açıklaması yok” diye yazdı. Hasta gençliğinde yüz travması geçirmiş (hem çenesi hem de burnu kırılmış), ancak doktorlar bu yaralanmanın muhtemelen dişin burnunda büyümesine neden olmadığını söyledi.

Bunun yerine, hastanın hayatı boyunca burnunda dişi olması daha muhtemel, ancak yalnızca bölge iltihaplandığıda semptomları yaşamaya başladı. Columbus’ta Ohio Eyalet Üniversitesi Wexner Tıp Merkezi’ndeki kulak burun boğaz ve baş boyun cerrahisi yardımcısı profesörü Dr. Alex Farag, raporun “Bu hastalığın, kronik sinüzit ve nedenlerinin ne olabileceğini düşündüğümüzde aklımızın bir köşesinde her zaman bulunması gerektiğini. ” hatırlattığını belirtti. Farag genel olarak bunun gibi vakaların “oldukça nadir” olduğun Live Science’a söyledi.

Ancak, adamın semptomları tahmin edilen tanıya uymadı: Sinüslerdeki yabancı bir cismin, sinüsler ne kadar iyi işlerse işlesin, gerçekten insanı etkileyeceğini söyledi. Genellikle, bir hasta bu gibi semptomlarla karşılaştığında – sadece bir burun deliğinde tıkanıklık, koku kaybı ve kronik burun akıntısı dahil – doktorlar ilk önce onları antibiyotikler, antihistaminikler veya steroidler gibi ilaçlarla tedavi etmeye çalışacaklardır. Farag, bu tedavilerin işe yaramaması durumunda, BT taraması gibi tıbbi bir görüntüleme taramasının genellikle sorunu tanımlayabildiğini söyledi.
Doktorlar raporda, hastanın ameliyatından bir ay sonra iyileştiğini ve artık semptomları yaşamadığını belirtti.
Editör/Yazar: Zahide Solak
Kaynak: https://www.livescience.com/64866-tooth-in-nose.html

Advertisement
Click to comment

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yaşam

Karbon Salınımı Kutuplarda Palmiye Ağaçları ve Timsahların Yaşadığı Dönemden 10 Kat Daha Fazla

Published

on

Torunlarımız kendi çocuklarına sahip olduğunda biz insanlar, 56 yıl boyunca rakipsiz kalmış bir iklim rekoru kırmış olacağız. Yeni yapılan bir araştırma, insanların atmosferin içine dünyanın son büyük ısınma olayı olan Palaeosen-Eosen Termal Maksimum (PETM) sırasında yayılandan 10 kat daha fazla karbondioksit pompaladığını oratya çıkardı. Eğer karbon salınımı gelecekte de artmaya devam ederse matematiksel modellerle tahmin edilidiği üzere birkaç yüz yıl içerisinde yeniden PETM benzeri bir olayla karşılaşmamız olası. Başka bir deyişle, yakın gelecekte Dünya, Kuzey Kutbu’nun buzsuz, timsahlar ve palmiyelerle kaplı olduğu geçmişine dönebilir. Michigan Üniversitesinde paleoclimate araştırmacısı olan Philip Gingerich ise şu uyarıda bulundu, ‘’Sen ve ben 2159’da burada olmayacağız fakat bu tarih bizden sadece 4 kuşak ötede.Çocuklarını, torunlarını ve büyük torunlarını düşünmeye başladığında, anlıyorsun.’’

PETM sıklıkla mevcut küresel ısınma için bir ölçüt olarak kullanılır. PETM süresince, hızlı iklim değişklikleri, okyanuslarda asitleşme ve tükenen canlı sayısında artış görüldü. Bu sürecin ardından dünyanın iyileşmesi 150000 yıldan fazla zaman aldı fakat o zaman yaşananlarla şimdinin hiçbir alakası yok. PETM sırasındaki küresel sıcaklıklar, bugünün ortalamasından yaklaşık 7 santigrat derece (13 derece Fahrenhayt) yüksek bir seviyeye ulaşmıştı. Yeni bir çalışma, eğer hiçbir şey değişmezse 140 yıl içinde insanların, bütün PETM boyunca yayılan kadar sera gazı yayabileceklerini gösterdi. Vanderbilt Üniversitesi’ndeki paleontolog Larisa DeSantis konu hakkındaki endişelerini şu sözlerle dile getirdi, ‘’ PETM e benzer bir ısınmaya gelece yıllarda ulaşılabileceği gerçeği çok korkutucu.’’

Korkutucu olmasının nedeni ise yoldan çıkıyor olmamız. Bugün iklim bilimcileri, PETM’i küresel ısınmanın gezegenimize neler yapabileceği ve bu değişikliklerin ne zaman gerçekleşeceği ile iligli bir örnek olay olarak kullanıyorlar. Bu ne kadar faydalı olsa da buguün farklı bir dünyada yaşıyoruz. PETM’in bir kuyruklu yıldız veya volkandan oluştuğu düşünülse de, şu anki iklim felaketimiz, dünyanın iklim kaydında görünmeyen bir oranda ve genellikle insanlar tarafından besleniyor. Aynı zamanda bu dünyanın farklı ekosistemlerle ve türlerle dolu olduğu bir zamanda soğuğa doğru olması beklenen bir eğilim sırasında gerçekleşiyor.

Tüm bu değişken faktörlerle birlikte, yeni araştırma PETM’in mevcut ısınma için bir gösterge olarak kullanılmasının gelecekte pek de faydalı olamayacağını öne sürüyor. Utah Üniversitesi’nden bir jeofizikçi olan Gabriel Bowen ise konu hakkındaki düşüncelerini şu sözlerle belirtiyor, ‘’Geleceğe yönelik bir varsayım yapıldığında, bugün gerçekleşmekte olan karbon salınımı, PETM gibi bir olay göz önünde bulundurulduğunda bile, şimdiye dek görülmemiş bir orandır. Elimizde dünyanın bu tür bir karmaşıklığa karşı nasıl bir tepki vereceğini anlayabilmek için yeterli jeolojiik veri de bulunmamakta.’’Görünüşe güre torunlarımız kendi başlarının çaresine bakmak zorunda kalacak.

Editör / Yazar: Zeynep BİROL

Kaynak: https://www.sciencealert.com/carbon-emissions-today-are-vastly-worse-than-earth-s-last-warming-event

Continue Reading

Yaşam

Bilim insanları, kronik yorgunluğu nasıl yenebileceğimizi açıkladı

Published

on

Bir türlü bitmek bilmeyen yorgunluklarınız varsa, akşamları çok erken yattığınız halde sabahları yataktan kalmakta zorluk çekiyorsanız, sürekli agresif ve depresif oluyorsanız, kendinizde yeterli enerjiyi bulamıyorsanız üzgünüz ki nedeni iş yorgunluğu değil nedeni, Kronik Yorgunluk Sendromu. Resmi verilere göre sebepsiz ve kalıcı yorgunlukla kendini gösteren, iş verimliliğini neredeyse yarı yarıya düşüren kronik yorgunluk sendromuna (CFS) dünyada yakalanan 17 milyon kişi var, uzmanlara göre bir o kadar kişi de teşhis konmamış olsa da aynı hastalık görülüyor. Siz değerli okurlarımız için kronik yorgunluk sendromunun nedenlerini ve bu rahatsızlıktan kurtulmanın yollarını araştırdık.

ABD’nin Kaliforniya eyaletindeki Stanford Üniversitesi’nin Tıp Fakültesi’nden biyologlar 2017’de 500’ün üzerinde kişinin kan örneklerini inceledi, bu kişilerden neredeyse 200’üne uzmanların fizyolojik nedenine uzun süredir inanamayan CFS hastalığı teşhisi konuldu. Sebepsiz ve kalıcı yorgunlukla kendini gösteren, iş verimliliğini neredeyse yarı yarıya düşüren CFS hastaları ayrıca baş ağrısı, hafıza bozukluğu, uykusuzluk, mide bulantısı ve daha birçok rahatsızlıktan şikâyetçi. Stanford bilim ekibi, teşhis edilmesi zor olan bu hastalığı ortaya çıkarabilecek parametreleri ararken, daha ağır hastaların kanındaki enfeksiyona işaret eden 17 proteinin miktarının çoğaldığını tespit etti, böylelikle yorgunluk sendromunun enfeksiyonlarla ve bağışıklık sistemi bozukluklarıyla bağlantılı olduğu varsayım doğrulanmış oldu.

Hormonal Dengesizlik

Hollandalı ve İspanyol endokrinologlar ise, CFS’nin bağışıklık sistemindeki bozukluklara değil, vücuttaki iyot eksikliği ve troid beziyle ilgili sorunlara bağlı olduğunu düşünüyor. Araştırmacılar, kronik yorgunluk sendromuna yakalanan hastalara iyot oranı yüksek olan yiyeceklerden oluşan diyetin iyi geleceği öngörüsüyle şu anda ‘iyotlu’ öğünlerin kronik yorgunluk çeken kişilerin normal yaşam biçimlerine dönmelerine yardım edip etmeyeceğini araştırıyor.

Aşırı Yüklenmeden Spor Yapmak

Los Angeles’teki Kaliforniya Üniversitesi’nden araştırmacılara göre FCS, B grubundaki vitaminlerin, magnezyum ve L-karnitinin bol olduğu gıdaların diyete eklenmesiyle yenilebilecek. Zira hastalığın gelişmesine yol açanlardan biri olduğu düşünülen Alistipes türünden bakterilerin vücuttaki B6 vitamininin üretilmesini engelliyor, magnezyum ise organizmadaki enerji üretim ve tüketim süreçlerini dengede tutuyor. Londra’daki Queen Mary Üniversitesi’nden bilimcilerse kronik yorgunluğa en iyi gelen şeyin aşırı yüklenmeden spor yapmak olduğunu ortaya koydu. Uzmanlar 3 ay boyunca FCS’ye yakalanan 200 gönüllüyü takibe aldı. Gönüllüler ilaç tedavisinin dışında her gün çeşitli egzersizler yaptı. Sonuçta sporla uğraşan hastaların egzersiz yapmayanlara göre kendilerini çok daha iyi hissettikleri anlaşıldı. Londra Kraliyet Koleji’nden bilimciler de yüklerin kademeler halinde arttırıldığı antrenmanların hastalığın tedavisinde en etkili olduğunu saptadı. Antrenman çalışmalarını molalarla kombine eden hastalar, iyileşmelerini sağlayacak en uygun yaşam düzenini yakalamış oldu.

Editör / Yazar: Ezgi SEMİRLİ

Kaynak: https://sclate.com/turkey/scientists-describe-how-to-overcome-chronic-fatigue/

Continue Reading

Bilim

Parkinson Hastalığı Hakkında Önemli Keşif Yapıldı

Published

on

Beynin alt kısımlarındaki gri cevher çekirdeklerinin bozukluğuna bağlı bir sinir sistemi hastalığı olan Parkinson, genelde orta yaş insanlarda görülür. Dünya’da birçok insanı olumsuz etkileyen bu hastalığa dair önemli bir keşif yapıldı. Bilim insanları, 2017’de gerçekleştirilen “truncal vagotomy” isimli prosedürü geçirmiş düşük seviyede hastalığı bulunan hastalarla, Parkinson’un beyne sıçramadan önce bağırsakta başladığını buldu. Yaklaşık beş yıl boyunca devam eden çalışmalarda bilim insanları, ‘vagus’ siniri adı verilen ve beyin ile sindirim sistemini bağlayan bölgeyi incelemeye aldı. Bu bölgesi alınan hastalar, alınmayan hastalara göre yüzde 40 daha az Parkinson hastalığı üretti. Ekibin sonuçlarına göre; bu farklar oldukça belirgin ve beyindeki hastalıkların karın bölgesiyle bağlantılı olduğunu söyleyen önceki araştırmaları da destekliyor.

Karolinska Enstitüsü’nden Bojing Liu, “Sonuçlar, Parkinson hastalığının bağırsaktan başladığını net bir biçimde ortaya koyuyor. Bu hipotezi destekleyen diğer kanıt ise Parkinson hastalığı olanların sıklıkla mide-bağırsak sorunlarının olması, bu da Parkinson’dan onlarca yıl önce başlayabiliyor” demecini verdi. Liu, ”Bağırsaktaki proteinler yanlış bir yola sapıyor ve bu genetik hata bir şekilde beyne kadar ulaşıyor ve bu hata hücreden hücreye yayılıyor” dedi. İsveçli ekip buldukları bu bulgularda yalnız değiller; 2016’da fareler üzerinde yapılan bir araştırma ve 2017’de ABD’de yapılan bir araştırma da benzer bulgular elde edilmişti.

Editör / Yazar: Kuzey KILIÇ

Kaynak: https://www.sciencealert.com/there-s-mounting-evidence-that-parkinson-s-starts-in-the-gut-not-the-brain

Continue Reading

Öne Çıkanlar