fbpx
Bizi Takip Edin

Bilim

Amerika’daki Yellowstone Volkanı Bugün Patlasa Dünyaya Ne Olur?

Yayınlandı

üzerinde

Yellowstone esasında dev bir kapakla kapatılmış kazan gibidir. Çapı o kadar büyüktür ki sadece yeryüzünün alçak seviye yörüngesinden görülebilir. Krateri 72 kilometre çapa sahiptir ve altta yatan su tesisatı on binlerce kübik kilometre magmatik malzeme içerir.En son tahminlere göre, Niagara Şelaleleri’nin her iki tarafında bulunan sığ derinlikteki rezervuarların suyla dolması birkaç yüzyıl sürecektir. Bunun gibi korkunç büyüklükteki bir volkanın patlaması halinde neler olur? Kim yaşar, kim ölür ve Amerika Birleşik Devletlerine ne olur? Dünya üzerinde yaşayan en saygın volkanologlardan birisi bu konu hakkında çeşitli açıklamalarda bulundu.
Yellowstone Volkan Gözlemevi’nden Dr. Michael Poland, Yellowstone’nun iki aşamalı magma odasının şu anda uyku halinde olduğunu söyledi. Volkanın bir patlama yaşayabilmesi için şu anda yeterli enerjiye sahip olmadığını vurgulayan Poland, volkanın magma bedeninin çoğunun kısmen katılaştığını da vurguladı. Büyük bir püskürmenin meydana gelmesi için çok fazla magmaya ihtiyaç olduğunu söyleyen Poland, “Bölgenin büyük bir kısmı boyunca yaygın lav akıntıları veya hidrotermal patlamalar yaşanıyordu. Bu da gelecekte herhangi bir püskürme olması halinde bu durumun çoğalmasına sebep olacaktır. Her ne kadar bunlar sorun yaratsa da bu patlama kesinlikle bir kıyamet olmayacak. Bu tip püskürme türleri oldukça nadir olarak yaşanıyor” açıklamasında bulundu.
Bir süpervizik paroksizma şansı şu anda 730.000’de bir civarındadır ve bu da olası bir asteroid felaketinin etkisinden daha az olasıdır. Bununla birlikte, aniden yeni bir magma enjeksiyonu ya da onu kaplayan jeolojik tabakaların ani bir zayıflaması, ani bir çökme olayını tetiklemek için yeterli olabilir ve tüm sistem, atmosfer yüzeylerine şiddetli bir şekilde sızabilir.
Sonra ne olacağı biraz spekülatif, ama Yellowstone’un korkutucu geçmişi bize ipucu veriyor. Burada en kötü senaryoyu düşünürsek, magmatik göbeğin devasa bir süperkonik patlamada boşaldığı varsayılmalıdır. Bu, Yellowstone’da 660.000-800.000 yıllık bir döngüde üç kez olmuştur: 2.1 milyon yıl önce, 1.3 milyon yıl önce ve 640.000 yıl önce.En büyük patlama ilk olanıdır. Bu patlama 1980’de St. Helen dağında meydana gelen patlamanın yaklaşık olarak 2500 katı volkanik malzeme ortaya çıkardı. En son patlamada bile volkan yaklaşık olarak ABD’nin %60’lık bölümü kadar bir alanı kül tabakası altında bıraktı. Yellowstone’un birgün tekrar patlayacağına kesin gözüyle bakılıyor. Ancak volkan patlarsa ABD’ye ve daha önemlisi dünyaya ne olacak?Volkanın patlamasına yakın Yellowstone Ulusal Parkı etrafındaki zemin biraz yükselecek. Gayzerler ve jeotermal havuzları içeren hidrotermal sistem, hızlı bir şekilde kaynama noktasındaki sıcaklıklara ulaşacak ve muhtemelen aşırı derecede asidik hale gelecektir. Magma, kabuktan hızla yükselen merkezi bir noktaya doğru ilerlerken, artarda depremler meydana gelecek. Daha sonra çatı kayası çökecek ve patlama başlayacak.
Geniş bir kül ve lav sütunu, yaklaşık 25 kilometre yüksekliğe doğru fırlayacak. Hem ham patlayıcı enerji hem de lavlar ve bombalar soğutma yoluyla ısının salınmasıyla devam edecek, günlerce devam edecek ve külleri stratosferin etrafına taşıyacak jet akıntılarına sebep olacak.
Eritici sütun veya kolonun parçaları yıkıldığında, devasa piroklastik akışlar parkın yollarını kaplayacak. Kül, lav kabarcıkları ve aşırı ısıtılmış gazın bu karışımları 1000 ° C ‘yi aşacak ve saatte 482 kilometre hızla hareket edecek. Bu lav birisine çarparsa saniyeler içerisinde ölecektir. Genel olarak bakıldığında, piroklastik akışlar kaynağından 15 kilometreye kadar uzanabilirler, ancak teorik olarak 100 kilometreye kadar çıkmaları mümkün.Bu temelde Yellowstone Ulusal Parkı’nın uzunluğudur, bu yüzden eğer patlama doğrudan merkezde ortaya çıkarsa ve piroklastik akışlar özellikle enerjik ise ya pikolastik akıntılardan ya da çökmekte olan kaldera çatısı sebebiyle parkın büyük bölümü yok olacak. Parkta ortalama olarak yıllık ziyaretçi sayısı 3,8 milyon. Herhangi bir zamanda parkı ziyaret edenlerin sayısı 11 bin. Özellikle yaz aylarında bu rakam artıyor. Bu nedenle patlama eğer yazın gerçekleşirse, ölüm rakamları bir hayli yükselecektir. Piroklastik akıntılar ve küller çökeldiklerinde ve soğurken zararsız görünebilirler ama gerçekte zararlıdırlar. Özellikle herhangi bir yamaçta, patlamadan sonra çok fazla yağmur yağarsa, bunlar çamurla karışabilir ve lahar olarak adlandırılan hızlı hareket eden çimento benzeri bulamaçlara dönüşebilir. Bunlardan birine sıkışılması halinde ölüm kaçınılmazdır. Bununla birlikte, püskürmenin en tehlikeli yönü, hem yerel hem de küresel olarak kül serpintisidir. Havalanan bu küller akciğerlerinizi yumuşatır ve camsı bir çimento oluşturur. Aynı zamanda sudan yaklaşık altı kat daha yoğundurlar, bu da birçok mimari yapının çatıları üzerinde biriktikçe ağırlık altında yapıların çökeceğini gösteriyor. Birkaç santimetre ıslak kül bile binaların çökmesine sebep olacaktır.
Yollar ve kanalizasyon sistemleri tıkanır ve parçalanır, su kaynakları kirlenir ve elektrik şebekeleri yok olur. Milyonlarca ev yaşanmaz hale gelebilir. Bu anlamda Montana, Idaho ve Wyoming’e sığınanlar en yüksek zarar riski altında olacaklardır. Patlamanın etrafında yaklaşık 80 kilometrelik bir alan, sadece birkaç gün içinde 3 metre külle kaplanacaktır. Simülasyonlar aynı zamanda, bir süper kaynağın Salt Lake City ve çevresini bir metre külün altına gömebileceğini de göstermiştir.Güçlü hakim rüzgarlar varsayarsak, Denver yaklaşık 30 santimetre külle kaplanırken, Calgary yaklaşık 10 santimetre külle kaplanacaktır. Federal Acil Durum Yönetimi Ajansı (FEMA), tarafından aylar hatta yıllar boyunca temizleme / yeniden sürecinin devam edecektir. San Francisco, Los Angeles, Seattle, Minneapolis ve Chicago’da kül kalınlığı yaklaşık 3 santimetre olacaktır. Küller birkaç gün içinde Miami, New York ve Toronto’ya kadar gidebilirler. Tüm bu küller araçların parçalanmasına ve suyun kullanılamaz hale gelmesine neden olacak kadar.Birkaç hafta boyunca ABD’ye uçuşlar yapılamayacak. On milyonlarca insan bulundukları bölgelerden tahliye edilecekler. Ölüm oranının bu aşamada tahmin edilmesi ise oldukça zor.
Bu yaşanacak olanlar ABD için oldukça kötü. Ancak yaşanacaklar sadece bununla da sınırlı değil. Külün stratosfer içerisine enjeksiyonu, gezegenin geneli olmasa bile gökyüzünde kararmaya ve bölgesel soğumaya sebep olacaktır. Eğer erüpsiyon özellikle sülfür bakımından zenginse –ki bu verimli bir güneş ışığı engelleyicisidir – daha sonra sıcaklıklar birkaç sene kadar düşecek ve önümüzdeki birkaç yılın yaz mevsimi soğuk geçecektir. Musonların yolları ve zamanlamaları değişecek. Tropikal döngü oluşumu bir süreliğine çok daha öngörülemez hale gelecek ve su kaynaklı hastalıkların yayılması çoğalarak oldukça düzensiz bir hal alacak.
Tarımda gıda maddeleri ciddi oranda bozulacak. Bu durum ciddi bir ekonomik etkiyi de beraberinde getirecek. ABD genelinde ekonominin bu patlamadan alacağı zararın boyutu 3 trilyon dolar olarak hesaplanıyor.
Yellowstone’un patlaması elbette dünyanın sonunu getirmeyecek. Ancak başta ABD olmak üzere tüm dünya bu patlamadan ciddi boyutlarda etkilenecek. Ancak uzmanlar bu patlamanın yakın gelecekte gerçekleşme ihtimalini düşük olarak görüyor.
Kaynak: http://www.iflscience.com/environment/this-is-what-would-happen-to-the-world-if-the-yellowstone-supervolcano-erupted-today/all/

Reklam Alanı
Yorum için tıklayın

Yanıtla

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bilim

Küresel ısınma erkeklerde kısırlığa sebep olabilir

Yayınlandı

üzerinde

Yazan

Ne yazık ki küresel ısınma ve etkileri gün geçtikçe artıyor. Kırk yıl boyunca küresel ısınmayla ilgili yapılan gözlemler şüphelenilen bir gerçeği ortaya çıkardı. İnsan aktiviteleri, bitkilerin, hayvanların ve mevsimlerin davranışlarını bozuyor. Bilim insanları her sene yaşanan değişimin büyüyerek arttığını söylüyor. Önceleri değişim küçük dalgalar şeklinde gelirken, şimdi gittikçe büyüyen bir şekil aldı. Nature Communications adlı dergide yayımlanan makaleye göre; Bilim insanları, İklim değişikliği sebebiyle sperm oluşturabilmek için düşük ısıya ihtiyaç duyan erkeklerin üreme kapasitesini etkiliyor.

Yeni bir araştırmaya göre erkeklerde üreme kapasitesi sıcaklık yükseldikçe azalıyor. Çalışmada, ısı dalgalarından kaynaklanan stresin “sperm sayısını ve yaşayabilirliğini” azalttığını gösteren bulgulara ulaşıldı. Deneylerde insanlar yerine, yaygın bir tür olan kırmızı un böcekleri kullanıldı. Böcekler kontrollü bir hava ortamında tutuldu ve ardından beş gün boyunca sıcak hava dalgasına maruz bırakıldılar.
DİŞİLER ISIDAN ETKİLENMEDİ

Nature Communications adlı dergide yayımlanan deneyde, tipik bir yüksek sıcaklığın 9 ila 13 derece üstünde ısı dalgası altında tutulan erkek böceklerin üreme kapasitesinin zarar gördüğü belirlendi. Dişilerde ise üremede herhangi bir değişim olmadığı gözlemlendi. Rochester Tıp Merkezi Üniversitesi’ne göre, erkeklerin yaşayabilir sperm oluşturması için testislerin dışındaki sıcaklığın iç ısıdan daha düşük olması gerekiyor. Deneyde erkek böcekler yüksek sıcaklıkta sperm üretebilseler de bu spermlerin ortalama hayatta kalma sürelerinin daha kısa oldu.
Editör / Yazar: İsa EKİCİ
Kaynak: https://www.nature.com/articles/s41467-018-07273-z

Devamını Oku

Bilim

Türk bilim insanları gıda morfinlerini parçalayan enzim üretti

Yayınlandı

üzerinde

Yazan

Dr. Öğretim Üyesi Özlem Aytekin’in önderliğindeki ekip tarafından yapılan çalışmayla, gıda kaynaklı morfin etkisi gösteren opioidleri parçalayabilen enzim üretildi. Sağlık Bilimleri Üniversitesi Gıda Teknolojisi Ana Bilim Dalı Başkanı Dr. Öğretim Üyesi Özlem Aytekin’in önderliğindeki bilimsel ekip, gıda kaynaklı morfin etkisi gösteren opioidleri parçalayabilen enzim üretmeyi başardı. Çalışma, ani bebek ölümü sendromu, atopik egzama, kalp hastalıkları, otistik bireylerin göz kontağı kurmaktan kaçınması, dikkat eksiklikleri, hiperaktivite, dil problemleri gibi birçok sorunla ilişkilendirilen opioidlerin, gıda orijinli bir mikroorganizma tarafından üretilen enzimle parçalanmasını ortaya koyması bakımından bir ilki oluşturuyor. Konuya ilişkin AA muhabirinin sorularını yanıtlayan Dr. Öğretim Üyesi Aytekin, gıdaların işlenmesi, fermantasyonu, enzimatik hidrolizi ya da sindirimiyle yapılarındaki büyük protein moleküllerinin daha küçük protein moleküllerine parçalandığını ifade etti. Yeni oluşan proteinlerin bazılarının, yapılarındaki aminoasitlerin dizilimlerinden kaynaklanan gıda kaynaklı morfin etkisi gösteren maddelere dönüştüğünü aktaran Aytekin, bunlara opioid adı verildiğini söyledi.

“Çalışma ümit vadediyor”
Dr. Öğretim Üyesi Aytekin, bu maddelerin gastrointestinal fonksiyonların, sosyal davranışların düzenlenmesi, insülin ekspresyonu gibi pozitif etkilerinin yanı sıra ani bebek ölümü sendromu, açıkça yaşamı tehdit eden olaylar, atopik egzama ve kalp hastalıkları gibi birçok problemlerle de ilişkilendirildiğini aktardı. Çalışmada, mikroorganizmadan elde edilen bir enzimin, hazır gıda üretiminde kıvam, besin değerini artırmak, tadı iyileştirmek gibi gerekçelerle bolca kullanılan kazein, gluten ve soya proteinlerinden oluşan opioidlerle laboratuvar koşullarında sindirim süresi boyunca bekletildiğini dile getiren Aytekin, şu bilgileri verdi: “Elde ettiğimiz bu enzimin, bahsi geçen opioid yapılarını (kazomorfin, gluteomorfin, soymorfin) belli konsantrasyonlarda parçaladığı görülmüştür. Çalışmamız gıda morfinlerinin (ki soya morfini daha önce hiç çalışılmamıştı), gıda orijinli bir mikroorganizma tarafından üretilen bir enzimle parçalanmasını ortaya koyması bakımından bir ilktir. Ayrıca çalışma, özellikle enzim üretiminde dışa bağımlılığın azaltılmasına yönelik bir çalışma olması ve ümit vadetmesi açısından önem arz etmektedir”

“Hedefimiz kendi kaynaklarımızı kullanarak gıda takviyesi üretmek”
Dr. Öğretim Üyesi Özlem Aytekin, çalışmanın prestijli bir dergide de basıldığını dile getirerek, “Dünyadaki çalışmalar gıda morfinleri ve ürettiğimiz enzimin muhtemel reaksiyonları olabileceği hipotezi etrafında dönüyordu ama laboratuvar koşullarındaki denemeleri yapılmamıştı. Özellikle soya kaynaklı morfin ile ilgili aydınlatıcı bir çalışma bulunmuyordu. Çalışmalarımız bize gıda kaynaklı üç opioid yapısının da ürettiğimiz enzimle reaksiyona girebildiğini gösterdi.” diye konuştu. Aytekin, merkezi sinir sistemi hastalıklarının, hatta şizofreninin bile bu morfin yapılarıyla ilişkilendirildiğini gösteren çalışmalar olduğuna işaret ederek, sözlerini şöyle tamamladı: “Bu çalışma bize şu açıdan bir ümit vadetti, ilaç diyemem ama bu tarz bir gıda takviyesi üretebileceğimizi gördük. Bu enzimi kullanması gereken bireylerin bir kısmı, bu gıda takviyelerini yurt dışından getirip kullanıyor. Ancak bunlara ulaşım her geçen gün biraz daha zorlaşıyor. Biz daha ulaşılabilir bir ürün yapmak istiyoruz. Temel hedefimiz kendi kaynaklarımızı kullanarak ürettiğimiz bir gıda takviyesi yapabilmek. Ümidimiz var, bu işi yapabilecek yeteneğimiz, kapasitemiz, bilgi birikimimiz de var ama yeterli bütçemiz yok. Bu konuda bize destek olunursa yerli olarak üretimi sağlanan enzimi bu sorunu yaşayan hastalarımızın kolayca ulaşabilecekleri şekilde hizmete sunabiliriz.” Kaynak: AA

Devamını Oku

Bilim

Türk bilim insanı, fare vücudunu saydam ve plastik kadar sert bir hale getirmeyi başardı

Yayınlandı

üzerinde

Yazan

Almanya’daki Ludwig Maximilian Üniversitesi’nde (LBU) laboratuvar çalışmaları yapan nörolog Dr. Ali Ertürk ‘vDISCO’ ismini verdiği patentli metodu ile fare vücudunu saydam ve plastik kadar sert bir hale getirmeyi başardı. Bu sayede bunama, felç, şeker ve kanser gibi hastalıkların mikroskop altındaki incelemesi daha detaylı yapılabilecek, tedavi metotları geliştirilebilecek. Bilkent Üniversitesi mezunu olan Dr. Ali Ertürk, DISCO şeffaflığı (DISCO Transparency) adını verdiği çalışmasını bu ay ABD’nin San Diego şehrindeki ‘Nörolog Derneği’ toplantısında sundu. Büyük ses getiren teknoloji ‘Nature dergisi’ başta olmak üzere pek çok bilim dergisinde yayınlandı.

LMU’daki ‘Felç ve Bunama Araştırma Enstitüsü’nde grup lideri olan Dr. Ali Ertürk, bunama, felç, şeker ve kanser gibi yıkıcı hastalıkların tedavisine yardımcı olmak için geliştirdiği yöntemle, ölü farenin vücudunu tamamen şeffaf hale getirerek hücrelerin birbiriyle nasıl bir iletişim içinde olduğuna dair anatomik sırları açığa çıkarıyor. Bu metot sayesinde canlıların, yaralanmaya ya da hastalıklara nasıl tepki verdiğinin daha iyi anlaşılacağı ve tedavi yolunun açılacağı belirtiliyor.
Dr. Ali Ertürk çalışmasını şöyle anlattı: “Kanser gibi hastalıklar, mikroskobun altındaki ince bölümlemede teşhis edilmiş ve araştırılmış olmasına rağmen önemli detayları kaçırabilmekte. Bizim teknolojilerimiz tüm örneklemi bütünüyle görmemize ve bölümlemesiz dahili anormallikleri tanımlamamıza izin veriyor. Bunu, adeta sütü suya dönüştürür gibi şeffaflaştırarak gerçekleştiriyoruz. Nörolojik hastalıkların çoğu aslında tüm vücudu etkilemesine rağmen şimdiye kadar beyin bilimcileri sadece hasarlı beyin bölgelerine odaklandı.”

BİLİNMEYEN KANALLARI KEŞFE YARDIMCI OLUYOR
Dr. Ali Ertürk: Şeffaflık teknolojimizi kullanarak, daha büyük resmi inceleyebiliriz, yani bir felç lezyonu veya Alzheimer hastalığının tüm vücuttaki nöronları nasıl etkilediği, kafatası ve beyin arasında hücre ve molekülleri taşıyan bilinmeyen kanalları keşfetmemize yardımcı oluyor. Laboratuvarda tüm insan beynini şeffaflaştırdık. Bu sayede birkaç yıl içinde insan beyninin tek parça haritalaması gerçekleşecek. 25 yıl içinde de tüm hastalıkların tedavisi mümkün olacak. Kaynak: Hürriyet

Devamını Oku

Öne Çıkanlar