Bizi Takip Edin

Bilim

Amerika’daki Yellowstone Volkanı Bugün Patlasa Dünyaya Ne Olur?

Yayınlandı

üzerinde

Yellowstone esasında dev bir kapakla kapatılmış kazan gibidir. Çapı o kadar büyüktür ki sadece yeryüzünün alçak seviye yörüngesinden görülebilir. Krateri 72 kilometre çapa sahiptir ve altta yatan su tesisatı on binlerce kübik kilometre magmatik malzeme içerir.En son tahminlere göre, Niagara Şelaleleri’nin her iki tarafında bulunan sığ derinlikteki rezervuarların suyla dolması birkaç yüzyıl sürecektir. Bunun gibi korkunç büyüklükteki bir volkanın patlaması halinde neler olur? Kim yaşar, kim ölür ve Amerika Birleşik Devletlerine ne olur? Dünya üzerinde yaşayan en saygın volkanologlardan birisi bu konu hakkında çeşitli açıklamalarda bulundu.
Yellowstone Volkan Gözlemevi’nden Dr. Michael Poland, Yellowstone’nun iki aşamalı magma odasının şu anda uyku halinde olduğunu söyledi. Volkanın bir patlama yaşayabilmesi için şu anda yeterli enerjiye sahip olmadığını vurgulayan Poland, volkanın magma bedeninin çoğunun kısmen katılaştığını da vurguladı. Büyük bir püskürmenin meydana gelmesi için çok fazla magmaya ihtiyaç olduğunu söyleyen Poland, “Bölgenin büyük bir kısmı boyunca yaygın lav akıntıları veya hidrotermal patlamalar yaşanıyordu. Bu da gelecekte herhangi bir püskürme olması halinde bu durumun çoğalmasına sebep olacaktır. Her ne kadar bunlar sorun yaratsa da bu patlama kesinlikle bir kıyamet olmayacak. Bu tip püskürme türleri oldukça nadir olarak yaşanıyor” açıklamasında bulundu.
Bir süpervizik paroksizma şansı şu anda 730.000’de bir civarındadır ve bu da olası bir asteroid felaketinin etkisinden daha az olasıdır. Bununla birlikte, aniden yeni bir magma enjeksiyonu ya da onu kaplayan jeolojik tabakaların ani bir zayıflaması, ani bir çökme olayını tetiklemek için yeterli olabilir ve tüm sistem, atmosfer yüzeylerine şiddetli bir şekilde sızabilir.
Sonra ne olacağı biraz spekülatif, ama Yellowstone’un korkutucu geçmişi bize ipucu veriyor. Burada en kötü senaryoyu düşünürsek, magmatik göbeğin devasa bir süperkonik patlamada boşaldığı varsayılmalıdır. Bu, Yellowstone’da 660.000-800.000 yıllık bir döngüde üç kez olmuştur: 2.1 milyon yıl önce, 1.3 milyon yıl önce ve 640.000 yıl önce.En büyük patlama ilk olanıdır. Bu patlama 1980’de St. Helen dağında meydana gelen patlamanın yaklaşık olarak 2500 katı volkanik malzeme ortaya çıkardı. En son patlamada bile volkan yaklaşık olarak ABD’nin %60’lık bölümü kadar bir alanı kül tabakası altında bıraktı. Yellowstone’un birgün tekrar patlayacağına kesin gözüyle bakılıyor. Ancak volkan patlarsa ABD’ye ve daha önemlisi dünyaya ne olacak?Volkanın patlamasına yakın Yellowstone Ulusal Parkı etrafındaki zemin biraz yükselecek. Gayzerler ve jeotermal havuzları içeren hidrotermal sistem, hızlı bir şekilde kaynama noktasındaki sıcaklıklara ulaşacak ve muhtemelen aşırı derecede asidik hale gelecektir. Magma, kabuktan hızla yükselen merkezi bir noktaya doğru ilerlerken, artarda depremler meydana gelecek. Daha sonra çatı kayası çökecek ve patlama başlayacak.
Geniş bir kül ve lav sütunu, yaklaşık 25 kilometre yüksekliğe doğru fırlayacak. Hem ham patlayıcı enerji hem de lavlar ve bombalar soğutma yoluyla ısının salınmasıyla devam edecek, günlerce devam edecek ve külleri stratosferin etrafına taşıyacak jet akıntılarına sebep olacak.
Eritici sütun veya kolonun parçaları yıkıldığında, devasa piroklastik akışlar parkın yollarını kaplayacak. Kül, lav kabarcıkları ve aşırı ısıtılmış gazın bu karışımları 1000 ° C ‘yi aşacak ve saatte 482 kilometre hızla hareket edecek. Bu lav birisine çarparsa saniyeler içerisinde ölecektir. Genel olarak bakıldığında, piroklastik akışlar kaynağından 15 kilometreye kadar uzanabilirler, ancak teorik olarak 100 kilometreye kadar çıkmaları mümkün.Bu temelde Yellowstone Ulusal Parkı’nın uzunluğudur, bu yüzden eğer patlama doğrudan merkezde ortaya çıkarsa ve piroklastik akışlar özellikle enerjik ise ya pikolastik akıntılardan ya da çökmekte olan kaldera çatısı sebebiyle parkın büyük bölümü yok olacak. Parkta ortalama olarak yıllık ziyaretçi sayısı 3,8 milyon. Herhangi bir zamanda parkı ziyaret edenlerin sayısı 11 bin. Özellikle yaz aylarında bu rakam artıyor. Bu nedenle patlama eğer yazın gerçekleşirse, ölüm rakamları bir hayli yükselecektir. Piroklastik akıntılar ve küller çökeldiklerinde ve soğurken zararsız görünebilirler ama gerçekte zararlıdırlar. Özellikle herhangi bir yamaçta, patlamadan sonra çok fazla yağmur yağarsa, bunlar çamurla karışabilir ve lahar olarak adlandırılan hızlı hareket eden çimento benzeri bulamaçlara dönüşebilir. Bunlardan birine sıkışılması halinde ölüm kaçınılmazdır. Bununla birlikte, püskürmenin en tehlikeli yönü, hem yerel hem de küresel olarak kül serpintisidir. Havalanan bu küller akciğerlerinizi yumuşatır ve camsı bir çimento oluşturur. Aynı zamanda sudan yaklaşık altı kat daha yoğundurlar, bu da birçok mimari yapının çatıları üzerinde biriktikçe ağırlık altında yapıların çökeceğini gösteriyor. Birkaç santimetre ıslak kül bile binaların çökmesine sebep olacaktır.
Yollar ve kanalizasyon sistemleri tıkanır ve parçalanır, su kaynakları kirlenir ve elektrik şebekeleri yok olur. Milyonlarca ev yaşanmaz hale gelebilir. Bu anlamda Montana, Idaho ve Wyoming’e sığınanlar en yüksek zarar riski altında olacaklardır. Patlamanın etrafında yaklaşık 80 kilometrelik bir alan, sadece birkaç gün içinde 3 metre külle kaplanacaktır. Simülasyonlar aynı zamanda, bir süper kaynağın Salt Lake City ve çevresini bir metre külün altına gömebileceğini de göstermiştir.Güçlü hakim rüzgarlar varsayarsak, Denver yaklaşık 30 santimetre külle kaplanırken, Calgary yaklaşık 10 santimetre külle kaplanacaktır. Federal Acil Durum Yönetimi Ajansı (FEMA), tarafından aylar hatta yıllar boyunca temizleme / yeniden sürecinin devam edecektir. San Francisco, Los Angeles, Seattle, Minneapolis ve Chicago’da kül kalınlığı yaklaşık 3 santimetre olacaktır. Küller birkaç gün içinde Miami, New York ve Toronto’ya kadar gidebilirler. Tüm bu küller araçların parçalanmasına ve suyun kullanılamaz hale gelmesine neden olacak kadar.Birkaç hafta boyunca ABD’ye uçuşlar yapılamayacak. On milyonlarca insan bulundukları bölgelerden tahliye edilecekler. Ölüm oranının bu aşamada tahmin edilmesi ise oldukça zor.
Bu yaşanacak olanlar ABD için oldukça kötü. Ancak yaşanacaklar sadece bununla da sınırlı değil. Külün stratosfer içerisine enjeksiyonu, gezegenin geneli olmasa bile gökyüzünde kararmaya ve bölgesel soğumaya sebep olacaktır. Eğer erüpsiyon özellikle sülfür bakımından zenginse –ki bu verimli bir güneş ışığı engelleyicisidir – daha sonra sıcaklıklar birkaç sene kadar düşecek ve önümüzdeki birkaç yılın yaz mevsimi soğuk geçecektir. Musonların yolları ve zamanlamaları değişecek. Tropikal döngü oluşumu bir süreliğine çok daha öngörülemez hale gelecek ve su kaynaklı hastalıkların yayılması çoğalarak oldukça düzensiz bir hal alacak.
Tarımda gıda maddeleri ciddi oranda bozulacak. Bu durum ciddi bir ekonomik etkiyi de beraberinde getirecek. ABD genelinde ekonominin bu patlamadan alacağı zararın boyutu 3 trilyon dolar olarak hesaplanıyor.
Yellowstone’un patlaması elbette dünyanın sonunu getirmeyecek. Ancak başta ABD olmak üzere tüm dünya bu patlamadan ciddi boyutlarda etkilenecek. Ancak uzmanlar bu patlamanın yakın gelecekte gerçekleşme ihtimalini düşük olarak görüyor.
Kaynak: http://www.iflscience.com/environment/this-is-what-would-happen-to-the-world-if-the-yellowstone-supervolcano-erupted-today/all/

Reklam Alanı
Yorum için tıklayın

Yanıtla

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bilim

Yeni Zelanda’daki Devasa Dalga Güney Yarım Kürede Yeni Bir Yükseklik Kaydetti

Yayınlandı

üzerinde

Yazan

Doğa hem hayranlık uyandırıcı hem de korkutucu olabiliyor ve bunu ikisinin ortasında bir yerde tutmalıyız. 23.8 metre (78.1 fit) yüksekliğe ulaşan devasa bir dalga, güney yarımküre için yeni bir yükseklik rekoru kırdı. Büyük dalga, Yeni Zelanda’nın yaklaşık 700 kilometre güneyindeki Campbell Adası yakınlarındaki Güney Okyanusu’nda bir şamandıra tarafından kaydedildi. Son derece vahşi bir fırtına, dalgaların rekor kıran zirvelere ulaşmasına yardımcı oldu. Yeni 23.8 metrelik filigran, Tazmanya kıyılarında 2012 yılında 22.03 metre’lik (72.3 fit) bir önceki rekorun bir buçuk metre üzerine çıktı. Dalga boyunu ölçen MetOcean Solutions’dan, okyanus bilimci Tom Durrant “Bildiğimiz kadarıyla güney yarımkürede kaydedilen en büyük dalgadır” diyor. “Gerçekten, Kaliforniya’daki sörfçüler, bu fırtınadan dolayı enerjinin yaklaşık bir hafta içinde kıyılarına ulaşmasını bekleyebilir.” Araştırmacılar fırtınanın dalgalarının 25 metre (82 fit) işaretini aşabileceğini düşünüyorlar, ancak enstrümanları tarafından kaydedilmeden. Söz konusu olan şamandıra güneş enerjisi ile çalışmaktadır ve pil gücünden tasarruf etmek için her 3 saatte sadece 20 dakika kayıt yapmaktadır. Durrant “Bu 20 dakikalık kayıt süresince yükseklik, süreç ve her bir dalganın yönü ölçüldü ve istatistiksel olarak hesaplandı.” diyor. “Şamandıra kayıt olmazken daha büyük dalgaların meydana gelmesi çok muhtemel.” Ne kadar yükseklikten söz ediyoruz? 23.8 yaklaşık olarak sekiz katlı bir binanın yüksekliği. Washington DC’deki Beyaz Saray’ın çatısına sıçramış olmalı. Bir teknede bu şartlarda sallanmayı ve sadece birkaç saniyede bu yükseklikten düşmeyi hayal edin. Araştırmacılar, düşük basınçlı bir hücrenin su üzerinde, zorladığı dalgalarla aynı hızda seyahat ettiğini, yani fırtınanın etkisi altında kaldıkça dalgaların giderek büyüyebileceğini söylüyorlar ve dalganın önemi rekor kıran başarıların ötesine geçer. Okyanusun bu kısmı, komşu bölgelerdeki dalga ve hava koşullarını etkileyen, gezegenin geri kalan kısmına yayılan kabarma dalgaları yaratmak için “makine odası” dır. Bu fırtına ayrıca 14.9 metrelik ‘önemli bir yükseklik’ kaydetti ve bu, okyanusun uçuculuğunu ölçmek için Dünya Meteoroloji Örgütü (WMO) standardıdır ve ölçülen dalgaların en yüksek üçte birinin ortalama yüksekliği demek oluyor. Güney Okyanusu için bu bir rekor olsa da dünya rekoru ile kıyaslandığında 2013’te Kuzey Atlantik’te 19 metre olarak bugüne kadar kaydedilen en yüksek dalga boyu rekorunun yanında sönük kalıyor. Bütün bu kayıtlar yakın gelecekte tepetaklak olabilir. Isınan Dünya’nın sonuçlarından biri de daha yoğun fırtınalar olarak düşünülebilir ve bu da daha büyük dalgalar demek. Met Ocean Solutions’dan şamandıradan görevli olan Peter McComb” Bu tam olarak yakalamayı umduğumuz bir çeşit veri” diyor. ” Biliyoruz ki fırtınaların hızı meydana gelen dalga ikliminde önemli bir rol oynuyor ve hem mevcut hem de iklim değişikliği senaryolarıyla büyük bir ilgisi var.” Bu şamandıralarla ölçülen veriler bilimsel topluluğa açıktır ve online olarak MetOcean Solutions web sitesinde bulunabilir. Kaynak: https://www.sciencealert.com/monster-wave-sets-new-southern-hemisphere-height-record

Devamını Oku

Arkeoloji

3 Bin Kiloluk Dinozor Yumurtalarını Ezmeden Nasıl Üzerine Oturdu?

Yayınlandı

üzerinde

Yazan

70 ila 100 milyon yıl kadar önce ortalama bir arabanın neredeyse iki katı büyüklüğe sahip olan dinozorlar dünya üzerinde yaşıyordu. Tyrannosaurus Rex’in yanında dolaşan ve “Cehennemden Tavuk” lakabıyla anılan muazzam yapıdaki Oviraptorosaurlar’la ilgili çok ilginç bir bulgu ortaya çıktı. Kuş benzeri olan bu dinozorlar bugünkü modern soydaşları gibi yavrularını yumurtlamalarının ardından üzerine oturuyordu. 3 bin kilo ağırlığında olan bu dinozor yumurtaları ezilmekten korumak için eşsiz bir adaptasyon geliştirdi. Oviraptorosaur grubu dinozorlar arasında bulunan bu dinozorlar büyük ölçüde farklı yapıdaydı. Yumurtlama alanları 40 santimetre ile yaklaşık olarak 3.3 metre arasında değişiyordu. Bilim insanları bu eşsiz dinozorla ilgili olarak 40 fosilleşmiş yuvayı inceledi. Her durumda yumurtalar dinozorun kavraması altında bulunuyordu. Bu durum şimdiki kuşların yavrularının üzerine oturmalarından çok da farklı değildi. Ancak Oviraptorosaur yumurtalarını halka biçiminde düzenliyordu. Kavrama morfolojisi kuşun türüne göre değişiklik göstermektedir. Küçü-k kuş türlerinde orta alan daha küçüktür veya hiç boş değildir. Fakat yumurtanın ebadı büyüdükçe merkez alanı o denli büyüktür. Bilim insanları artık dino-annelerin yumurtalarını ezmesini engellemek için oturma pozisyonunu buna göre ayarladığı ve yumurtayla temas kurduğun düşünüyor. Oviraptorosaur’un yumurta büyüklüğünün nispeten daha küçük olması ve yumurta kabuğu kalınlığının nispeten daha ince olması ve yapısal olarak daha zayıf yumurtalar olması dolayısıyla türün vücut kütlesi arttıkça kavrama yapısını bir şekilde değiştirerek yuvada oturmaya adapte olduğunu düşünüyor. Modern kuşlar yumurta bıraktığı düşünülen T. Rex’i de içeren büyük etçil dinozor gurubundan geliyor. ancak bilim insanlarının dinozorların yuva oluşturduğuna dair kanıtları oldukça sınırlı. Bu nedenle Oviraptorosaur’un düşünme alışkanlıkları üzerinde çalışmak oldukça önemli.
Kaynak: http://www.iflscience.com/plants-and-animals/how-the-3000pound-chicken-from-hell-sat-on-eggs-without-crushing-them/

Devamını Oku

Bilim

Polikistik Over Sendromuna Neyin Sebep Olduğu Bulundu

Yayınlandı

üzerinde

Yazan

Bilim insanları kadınları ciddi oranda tehdit eden polikistik over sendromuna neyin sebep olduğunu tespit ettiklerini ve nasıl tedavi edeceklerini bulduklarını açıkladı. Polikistik over sendromu (PKOS), beş kadından birini etkileyen bir durumdur. Bilim insanları bu sendromun kaynağını bildiğini açıkladı. Nature Medicine’de yayınlanan çalışmada, PKOS’un oluşumuna sebep olarak rahimde meydana gelen hormonal dengesizlik gösterildi. Özellikle anti-Müllerian hormonu (AMH) olarak adlandırılan bir büyüme hormonuyla bir bağlantı keşfedilmiştir.
Fransa Ulusal Sağlık ve Tıbbi Araştırmalar Enstitüsü’nde Paolo Giacobini liderliğindeki ekip, AMH düzeylerinin PKOS’lu gebelerde olmayanlara göre yüzde 30 daha yüksek olduğunu fark etti. Bu durumun kalıtsal bir bileşeni olduğu için, bu hormonal dengesizliğe sahip kadınların PKOS’lu kızları doğurup doğurmadıklarını test etmeye karar verdiler. Araştırma sonucunda AMH hormonu hamile farelere enjekte edildi. Bu sayede farelerde hormon normal konsantrasyonundan daha yüksek bir hale geldi. Fareler gerçekten de PKOS benzeri eğilimleri olan kız bebekler dünyaya getirdiler. Sonuçlar doğurganlık, geciken ergenlik ve düzeniz yumurtlama ile ilgili problemler içeriyordu. Araştırmacılara göre, AMH hormonuna ek olarak, vücudun testosteron seviyelerini yönetmekten sorumlu olan GnRH nöronları adı verilen belirli bir beyin hücresi kümesinin aşırı uyarılması da görüldü. Yavrularda bu sebeple daha yüksek testosteron seviyeleri görüldü. Bu çalışmada heyecan verici olan ise ekibin sadece PKOS’un sebebini belirlemesi değil, bu durumu tersine çevirmeyi başarmış olmasıdır. Araştırmacılar polikistik farelere, Cetrorelix ismi verilen bir IVF ilacı verdi. Bu ilaç polikistik over sendromunun ortadan kalkmasını sağladı. Bu tedavi kadınların doğurganlık oranını arttırabilir. Sıradaki adım ise ilacın insanlarda test edilmesi. Testlerin yılsonunda yapılması düşünülüyor.
Kaynak: http://www.iflscience.com/health-and-medicine/scientists-finally-think-they-know-what-causes-polycystic-ovary-syndrome-and-how-to-cure-it/

Devamını Oku

Öne Çıkanlar