fbpx
Connect with us

Arkeoloji

Antik Avrupa ile İlgili Son 10 Arkeolojik Keşif

Published

on

Son zamanlarda, Avrupa’da medeniyetin yavaş yavaş geliştiği konusunda ortak bir görüş birliğine varıldı. Yunanistan ve İtalya’nın Akdeniz medeniyetleri dışında, antik Avrupa, çoğunlukla kulübeye benzeyen konutlarda yaşayan barbar kabilelerle dolu bir durgun su idi.Uzman olmayan bir çok kişi ve çoğu tarihçi, Sümer, Babil, Çin, Mısır ve İndus Nehri Vadisi ile karşılaştırıldığında, Avrupa’nın eğrinin çok gerisinde olduğunu söylerdi. Bu tutum bir dönüşüm geçiriyor. Son dönemdeki arkeolojik keşifler sayesinde, eski Avrupa’nın, özellikle tarih öncesi Avrupa’nın, daha önce düşünülenden çok daha gelişmiş olduğu açıkça anlaşılıyor. Üstelik bu gelişme sadece Akdeniz havzasında da değil. Arkeologlar yalnızca Kuzey Ordusu ve Balkan dağlarındaki profesyonel orduların, ileri teknolojilerin ve karmaşık sosyal yapıların kanıtlarını ortaya çıkarmadı, aynı zamanda kıtanın en eski gizemlerinin de bir kısmını çözmüş oldular.

10- Keltlerin Kökenleri

2006’da, Kuzey İrlanda’nın Antrim İlçesinde bulunan McCuaig’s Bar’ın sahibi Bertie Currie, araziyi araba yolu için temizlerken ilginç bir keşif yaptı. Currie, büyük bir taşın altından birkaç kemik buldu. Polisin, McCuaig Bar’ ının bir suç mahallinde olmadığı sonucuna vardığında, arkeologlar harekete geçti. Buldukları şey devrim niteliğindeydi – İrlanda’daki Keltlerin gelişini 1000 yıl veya daha fazla erkene alan üç iskelet. Her ne kadar yeni radyo karbon tarihleme yönteminin iskeletlerin kökeninin M.Ö. 2000 yıllarında olduğunu göstermesine rağmen, Oxford, Galler Üniversitesi, Queen’s Üniversitesi Belfast ve Trinity College Dublin’deki bilim adamları, antik kemiklerden elde edilen DNA’nın İrlanda,İskoçya ve Galler’deki günümüz bireylerininkine çok yakın olduğunu buldu. Böyle bir bulgu, Keltlerin anakara Avrupa’dan, M.Ö. 1000 ile 500 arasında İngiliz Adalarına göç ettikleri inancını sorgulamaktadır.

Sonuç olarak, Britanya Adaları hakkındaki genel görüşü yeniden yazan birçok teori ortaya atılmıştır. Bazıları, iskeletlerin İrlanda, İskoç ve Galler DNA’sının Orta Doğu ve Doğu Avrupa kaynaklı olduğunu ortaya çıkardığı, dolayısıyla Kelt hareketini kuzeye doğru Almanya, Avusturya ve İspanya’daki evlerinden başlatan çoklu göçleri savunduğu sonucuna vardı. Diğerleri ise BarryCunliffe gibi, iskeletlerin Kelt uygarlığının Britanya Adaları’ nda başladığını ve daha sonra Avrupa anakarasına yayıldığını gösterdiğini iddia ediyor. Başka bir grup, tarih öncesi İrlandalıların Hint-Avrupalıların gelişini bile önceden tahmin edebileceğini savunuyor. Gerçek ne olursa olsun, tarih öncesi İrlanda hakkında bildiklerimizin değişmek üzere olduğu açıktır.

9- Bask Kökenleri

Bask Bölgesi

Kuzeydoğu İspanya ve Güney Fransa’nın Bask halkı her zaman gizemli olmuştur. Komşularının aksine, Bask dağcıları, eski Roma’nın Latince dilini temel alan bir Romanca dili konuşmamaktadır. Ayrıca, Bask dili bir izole bir dildir, yani Avrupa Hint Hint-Avrupa dilleriyle bilinen hiçbir bağı yoktur. 2015 yılında, İsveç Uppsala Üniversitesi’nden MattiasJakobsson, Bask’ın kuzeye göç eden ve yerli avcı-toplayıcı topluluklarla karışan İberyalı çiftçilerin torunları olduğu fikrini ortaya koydu. İddiasını Kuzey İspanya’da bulunan Taş Devri iskeletleri üzerine temellendiren Jakobsson, Güneybatı İspanya’dan İberyalıların 3.500 ile 5.500 yıl önce kuzeye hareket etmeye başladığına inanıyor. Yerel nüfusla evlendikten sonra, coğrafi ve kültürel izolasyon eşsiz Bask dnasının korunmasına yardımcı oldu . Jakobsson’un araştırması, Bask halkının modern Avrupalılardan ayrı olduğu inancını desteklese de, JakobssonBask’ın saf bir Neolitik medeniyetin devamı olduğu fikrini reddediyor. Diğer genetik araştırmacılar, Bask benzersizliği kavramını reddettiler. Avrupa genomlarının bir araştırmasına dayanarak, bazı genetik bilimciler Bask’ın benzersiz olmadığı ve genetik materyallerinin çoğunu diğer Avrupalılarla paylaştığı sonucuna varmışlardır.

8- Bronz Çağı Savaşı

Yıllarca, çoğu tarihçi, Avrupa’da Taş Devri savaşının ağırlıklı olarak kabileleler tarafından yapıldığını ilan etti. Savaşlar küçüktü ve sadece birbirine bakan bir avuç savaşçıdan ibaretti. Tarih öncesi Avrupa’da, özellikle az gelişmiş Kuzey Avrupa’da muazzam zayiatlar veren büyük savaşlar nadirdi. 2009-2015 yılları arasında Almanya’nın Tollense Vadisi’nde yapılan bir dizi kazı bunun tam tersini kanıtladı. İki büyük ordu, 3,200 yıl önce Tollense Nehri kıyılarında birbirleriyle savaştı. Savaşçılar mızrak, kılıç ve hem bronz hem de çakmaktaşı olan oklarla silahlandırıldı. Savaşın sonunda, yüzlerce savaşçı öldü. Birçoğu profesyonel savaşçı, bazıları ise Güney ve Doğu Avrupa yerlileriydi.

Amatör bir arkeoloğun ilk olarak 1996’da delinmiş bir kafatası keşfetmesinden sonra, profesyonel arkeologlar ve bilim adamları daha fazla kanıt ortaya çıkarmak için harekete geçtiler. Bugünkü haliyle, M.Ö. 1250 civarında meydana gelen savaş, yaygın bir Avrupa savaşçı sınıfının üyeleri arasında yapıldı. Erkeklerin çoğu altın yüzük takarken, birçoğu altın yüzük ve diğer mücevher parçalarını katledilen cesetlerden aldı. Bazıları savaşın Kuzey Avrupa’daki yerel kabileler ve güney işgalciler arasındaki daha büyük bir savaşın parçası olduğunu öne sürdü.

7- Avrupalıların Kökleri

Nisan 2016’da, Nature dergisinde, Ice Age Europe’ın Neandertal döneminin sonuna kadar çeşitli göçler geçirdiğini açıklayan bir genetik bilim ekibi vardı. Özellikle İberya nüfusu kuzeye ve batıya doğru ilerlerken, bugünün Yunanistan ve Türkiye’den gelen halklar da benzer şekilde kuzeye Balkanlar ve Güneydoğu Avrupa ovalarına taşındı. Çalışma ayrıca tüm Avrupalıların bir zamanlar eski Belçika sakinleriyle bağlantılı olduğu sonucuna vardı. Özellikle, çalışma tüm Avrupalıların Buzul Çağı boyunca var olan tek bir kurucu nüfustan geldiğini savundu. Nüfus, tüm Avrupa’ya yaklaşık 33.000 yıl önce yayıldı. Bu genişleme, 19.000 yıl önce gerçekleşti, ancak 5.000 yıl sonra, Avrupa, doğudan gelen çarpıcı bir nüfus artışı yaşadı. Çoğunlukla, asıl nüfus kuzeybatı Avrupa’da yerleşmiş ve oradan yayılmıştır. Harvard Tıp Fakültesi’nden Profesör David Reich ve Leipzig’in Max Planck Evrimsel Antropoloji Enstitüsü’ nden SvantePaabo’ ya göre, Buz Devri Avrupa’nın egemen popülasyonları dört kümeye bölünebilir: Orinyasiyenler(Belçika’da soyluları ve kralları olan kurucu toplum) ), Gravettiler (Orinyasiyenlerin soyundan), Magdalenianlar(günümüz İspanya’sından bir kültür) ve Villabruna halkı (Avrupa ve Orta Doğu DNA izlerini taşıyan bir İtalyan).

6 – “Mega Stonehenge”

İnsanlar nesiller boyu İngiltere’deki Stonehenge’den etkilendi. Amesbury, Wiltshire, Stonehenge yakınlarında bulunan tarih öncesi dikili taşlardan oluşan bir daire, bir güneş tapınağından bir mezarlık alanına veya her ikisine kadar her şey olabilir. Bilim adamları radar kullanarak 2014 yılında Stonehenge bölgesinin bugünkü harabelerinden çok daha büyük olduğunu keşfettiler. Spesifik olarak, Stonehenge’den 3,2 kilometre (2 mil) daha büyük bir yapı, bir zamanlar çok sayıda mezar höyüğü, şapel, mabet, hendek ve 50 taştan yapılmış daha büyük bir anıt ve 330 m (1.082 ft) uzunluğunda bir mahfaza içermektedir. Stonehenge Saklı Manzaralar projesine bağlı araştırmacılar tarafından “superhenge” veya “mega Stonehenge” olarak adlandırılan DurringtonWalls yakınlarındaki bölge Neolitik ritüellere bağlandı. Gömülü taşların yerel büyük tek parça taş blokları olduğuna inanılırken, tüm kompleksin Avon Nehri ile birleşen kaynaklarla çevrilmiş olabileceğine inanılıyor.Yakın zamanda keşfedilen “superhenge” cüceleri, Avrupa’da bugüne kadar keşfedilen en büyük Neolitik bölge olabilir. Yakındaki Stonehenge ile bağlantısı henüz keşfedilmedi.

5- Tarih öncesi Bulgaristan’ın Dev Tarikat Kompleksi

2015 yılında, Sofya’daki Yeni Bulgar Üniversitesi ile bağlantılı arkeologların, Kuzeydoğu Bulgaristan’da büyük bir Taş Devri yapısını ortaya çıkardıkları bildirildi. Durankulak Gölü’ndeki Büyük Ada’da bulunan, Avrupa tarihinde ilk olabilecek taş şehir, M.Ö. 5500 – 5400 yılları arasında var olduğu biliniyor.Sakinleri, muhtemelen Balkanlar ve Karadeniz çevresinde bulunan tarih öncesi bir kültür olan Orta Neolitik Avrupa Hamangia-Durankulak Kültürü’ne mensuptu. Şehrin kalbinde, yaklaşık 1.400 mezar ve dini eseri içeren bir tarikat kompleksi vardı. Arkeologlar, kompleksin iki kat yüksekliğinde ve 200 metrekarenin (2,220 ft2) üzerini kapladıklarını keşfettiler. “Dobrudzha Truva” olarak adlandırılan taş şehir, muhtemelen deprem nedeniyle yıkıldı. 1970’lerde başlayan alandaki kazılar, değerli mücevherleri, bakır ve altınları da ortaya çıkardı. Dobrudzha Truva halkının dövme konusunda uzman olduğuna inanılıyor ve bu eşyaları Akdeniz’in her yerinde sattıkları düşünülüyor. Eğer doğruysa, Avrupa’nın en büyük tarih öncesi yapısı da eritmenin doğduğu yer olabilir.

4- Bronz Cağı Britanya Pompeii’si

Eski İngilizler tekerlekli taşımayı icat etmese de, Bronz Çağı boyunca antik dünyanın en büyük tekerleklerini inşa etmiş olabilirler. 2016 yılının başlarında, Cambridgeshire’ınbatkalıklarında çalışan bir arkeolog ekibi, bir öküz veya at tarafından çekilen iki tekerlekli bir arabada kullanılmış olabilecek büyük bir tekerlek ortaya çıkardı. 3,5 santimetre (1,4 inç) kalınlığında ve 1 metre (3 ft) çapında olan tekerlek M.Ö. 1000 civarında tarihlendirildi. Tamamen meşe tahtalardan yapılmış olan tekerleğin yanı sıra, sahadaki ekskavatörler, bir kadının kısmen gömülü kafasını, küçük haneleri, hayvan kemiklerini,çatı ve yer döşemelerini, pişirme çukurlarını, aletleri ve silahları buldu. Ne yazık ki, 3000 yıl önce, tüm yerleşim bir yangınla tahrip olmuştur. Buna rağmen, yerleşim yerlerinin çoğu korunmuştur. Dişler ve kemikler sayesinde bilim adamları, yaşayanların kuzu, domuz, sığır eti, geyik eti ve tahıl çeşitlerini yediklerini bulmuşlardır. Ayrıca, yük arabaları ve teknelerle seyahat ettiklerini de buldular. Tüm bu bulgular nedeniyle, siteye “Fenland Pompeii” adı verildi çünkü modern arkeologlara Bronz Çağı İngiltere’sinin günlük hayatını inceleme fırsatı sunuyor

3- Knossos’un Gücü

İngiliz arkeolog Sir Arthur Evans tarafından 20. yüzyılın başlarında kazıldığından beri, antik Knossos kenti arkeologlar ve tarihçiler tarafından incelenmiştir. Yunanistan’ın Girit adasında bulunan Knossos, daha büyük Akdeniz dünyası ile yoğun şekilde etkileşime giren, Miken öncesi bir medeniyet olan Minoans’ın baş şehriydi. Zirvesinde olanKnossos, Yunanistan anakarasında öne çıkan bir güçtü. Popüler bir bilgiye göre, Minotaur ve Labirent efsanesi, Knossos’taki güçlü mahkemeye yıllık haraç ödemek zorunda kalmaktan kurtulmak için Miken Yunan mücadelesinin bir örneğidir. Yakın zamana kadar, Knossos ve Minoan uygarlığının tümünün M.Ö. 1200 yıllarında yıkıldığı düşünülüyordu. Çöküş, hem Santorini yanardağının patlaması hem de Akdeniz ve Ege denizlerinden Hint-Avrupa korsanlarının, Yakın Doğu’nun çoğunu işgal etmesiyle,Geç Bronz Çağı Çöküşü olarak ortaya çıktı. Bununla birlikte, 2016’nın başlarında, Knossos Kentsel Peyzaj Projesi ile ilgili saha araştırmacıları, Knossos’taki son kazıların kentin M.Ö. 11. yüzyılda bir ticaret gücü haline geldiğini kanıtladığını açıkladı. Knossos, siyasi ve sosyal anarşinin içine çökmek yerine, Yunanistan anakarası, Batı Akdeniz, Mısır ve Yakın Doğu’dan yapılan ithalatın ekonomiyi güçlü tutmasıyla birlikte genişledi.

2- Bilimsel Terörizm

Tollense Vadisi’ndeki keşif gibi, 2006’da Schoneck-Kilianstadten’deki bir keşif, Kuzey Avrupa’daki eski savaş hakkında bildiklerimizi değiştirebilir. 2015 yılına kadar, arkeologlar Lineer Çömlekçilik kültürüne ait çiftçilerin kalıntılarını belirlediler. 26 yetişkin ve çocuğu içeren 7.000 yıllık iskeletler, yakın alanlardaki çatışmaların belirtilerini gösteriyor ve birçoğunun kafatasları oyulmuş veya delinmiş. Silahlara gelince, arkeologlar çoğunlukla hayvan kemiğinden yapılmış ok uçları buldular. Korkutucu bir şekilde, arkeologlar kasıtlı olarak kırık kemikler ve diğer ölümcül sakatlanma belirtileri gösteren iskeletler ile işkencenin kanıtlarını da keşfettiler.

Bazen Avrupa’nın “ilk çiftçileri” olarak adlandırılan LinearPottery(doğrusal çömlekçilik) kültürü, M.Ö. 5600 ile 4900 yılları arasında orta Avrupa’nın çoğunu kontrol etti. Başlangıçta, LinearPotterykültürünün çoğunlukla barışçıl olduğuna inanılıyordu. Bununla birlikte, 1980’lerin sonunda, arkeologlar, Talheim’de (Almanya), cinayet belirtileri gösteren toplu bir mezar keşfettiler. Daha sonra Avusturya, Asparn / Schletz yakınlarındaki bir başka toplu mezar, LinearPotterykültürünün sivil toplumlara karşı fetih ve katliamlar yaptığını vurguladı. Almanya, Herxheim yakınlarındaki bir mezar da, LinearPotterykültürünün bazı ritüellerde yamyamlık eylemleri gerçekleştirdiğini belirtti. Schoneck-Kilianstadten’deki buluntuya gelince, arkeologlar, bölgedeki diğer köylüleri korkutmak için çiftçilerin öldürüldüğüne inanıyorlar. Bunun basit bir terörizm mi yoksa Kuzey Avrupa’daki daha büyük bir savaşın parçası mı olduğu henüz bilinmiyor.

1 – Ness of Brodgar

2012 yılında, İskoçya’nın uzak Orkney Adaları’nda çalışan arkeologlar, ilk olarak M.Ö. 3200’de işgal edilen bir yerleşim yeri kalıntıları hakkındaki bulgularını açıkladılar. Ness of Brodgar
olarak bilinen yerleşimde, Avrupa’daki en eski (en eski olmasa da) boyalı duvarları bulunuyor. Ayrıca, BrodgarNess, Britanya’daki Stonehenge’i ve çeşitli taş halkaları anlamanın anahtarını tutabilecek İngiliz Adaları’nın Neolitik dinine ilişkin bir dizi eser içermektedir.
Roff Smith tarafından NationalGeographic için yazılmış bir makaleye göre, BrodgarNess 1.000 yıldan fazla bir süredir kullanılıyordu. Alan, bölgedeki dini uygulamaların merkezi olarak hizmet vermiştir ve böylelikle törensel bir işlev görmüştür. Önemli olmasına rağmen, BrodgarNess’i tamamen benzersiz değildi. Nitekim, Taş Devri Orkney’imegalitler, taş mezarlar ve köylerle süslenmiştir. Daha da önemlisi,Mısır piramitlerinin inşasını önleyen NessBrodgarOrkneyler, İskoçya anakarası ve Kuzey Avrupa’nın diğer bölgeleri arasındaki kapsamlı ticaret ağları hakkında ipuçları verebilir.

Editör / Yazar: Esra KAŞ

Kaynak: https://listverse.com/2016/05/18/10-recent-discoveries-concerning-ancient-europe/?utm_source=more&utm_medium=link&utm_campaign=direct

Arkeoloji

Fransa’da 12.000 Yıllık “Başsız” At Gravür’ünün Keşfi

Published

on

Arkeologlar şu anda Fransa ’nın güney batısında olan 12.000 yıllık bir at gravürünü ve Taş Devri sanatçıları tarafından kumtaşı içine kazınmış diğer dört hayvanı keşfettiler. Kumtaşı oymacılığı üzerindeki hayvanları çevreleyen geometrik süslemeler, onları yapan kişinin Azilian endüstrisinin bir parçası haline getiren, Avrupa’daki geç Paleolitik ve erken Mesolitik dönemlerde gelişen küçük bir taş aletinin kemikten veya boynuzdan yapılmış elle tutulabilen bir geleneğidir. (Paleolitik aynı zamanda Eski Taş Çağı olarak da bilinir, Mesolitik ise Orta Taş Çağıdır.) Kumtaşı levhası artık kırılmış durumda, bu yüzden taş bloğun yaklaşık yarısını kaplayan at başsız vaziyette. Ulusal Arkeoloji Araştırma Enstitüsü (Inrap) yaptığı açıklamada, atın dört ayağı ve üç toynağının çok gerçekçi olduğunu ifade etti.

Başsız atın yanında 2 veya biraz daha küçük hayvan oymaları vardır ve bunlar muhtemelen bir geyik türü ve başka bir ata aittir. Soyu tükenmiş bir sığır türü olan bir bizon’un ana hatları da görülebilir.Taş levhanın diğer tarafında bir atın arka kısmını betimleyen ince çizgiler bulunur. Arkeologlar Bordeaux ’nun kuzeyindeki Angoulême tren istasyonu ’nun yakınındaki kazılar sırasında 25 cm yüksekliğinde ve 18 cm genişliğinde büyükçe bir levha buldular.

Kazı yapılan bu yer, bir zamanlar Paleolitik halkın et hazırlamasına ve yemesine yardımcı olacak taş ekipmanları gibi eski araç gereçlerin keşiflerine göre, tarih öncesi Azilian avcıları tarafından kullanılıyordu. Daha önceki kazılarda ayrıca şömineler, pişirme amacıyla ısıtılmış olabilecek çakıl yığınları ve hayvan kemikleri de ortaya çıkarılmıştır. Ayrıca Inrap ’in dediğine göre arkeologlar bu bölgeden çakmak taşından kesilmiş ok başlarını ortaya çıkardılar. Yeni keşfedilen hayvan gravürleri, 15 Haziran ’da düzenlenen yerel bir sergide halka tanıtıldı.

Çeviri: Mete Arman NARLI

Kaynak: https://www.livescience.com/65692-stone-age-horse-engravings.html

Continue Reading

Arkeoloji

Sibirya’da 40 bin yıllık İnanılmaz Korunmuş Kurt Kafası Bulundu

Published

on

Sibirya ‘nın kuzeyinde Abyisky bölgesinde oranın yerlilerinden olan Pavel Efimov adlı bir şahıs tarafından donmuş kurt kafası bulundu. İklim koşulları nedeniyle çok iyi bir şekilde korunan kafa, incelenmek üzere Yakutistan Bilim Akademisi’ne teslim edildi. Yakutistan Bilim Akademisi, kafadan alınan dokuları Japonya ve İsveç ‘te bulunan laboratuvarlara göndererek fosilin 40 bin yıllık olduğunu onaylattı. Bilim insanları, bulunan donmuş 40 bin yıllık kurt kafasını inanılmaz bir buluş olarak değerlendirdi. Nedeni ise, daha önce bu kadar iyi bir şekilde korunmuş bir kurt kafası bulmadıklarını ekleyen araştırmacılar, kulakları, dişleri, beyni ve dili bozulmamış hayvan fosilini ‘benzersiz’ olarak niteledi.

Siberian Times ’ın haberine göre , 2018 ’de bulunan donmuş kurt kafası Tirekhtyakh Nehri kıyılarında bulunan kurdun başının 41 santim olduğu açıklandı. Hayvanın bugünkü kurtlardan yüzde 25 daha büyük olduğunu ifade edildi. Kafanın nasıl koptuğunu henüz bilmiyoruz, ancak bilim insanları, insanların yalnızca 32.500 yıl önce Rusya’nın bu kuzey kesiminde yaşamsal faaliyetler sürdürdüğünü düşünüyor.

Ancak kurdun erkek ya da dişi olabileceğiyle ilgili herhangi bir bilgi verilmedi. Rusya Bilimler Akademisi ‘nde üst düzey araştırmacı olan Valery Plotnikov, hayvanın başının mamutlarla aynı zamanlarda yaşayan ve soyu tükenmiş bir kurt türüne ait olduğunu söyledi.

Kurt kafasının CT taraması. Resimler: Albert Protopopov, Naoki Suzuki

Yakutistan Bilim Akademisi ‘nden Albert Protopopov ise iklim değişikliği nedeniyle hava sıcaklığı arttıkça bölgede benzer keşiflerin yapılabileceğini belirtti. Öte yandan kurdun DNA ‘sının ilerleyen zamanlarda inceleneceği bildirildi. Şaşırtıcı keşif, Yakutistan ve Japon bilim insanları tarafından düzenlenen görkemli “Woolly Mammoth” sergisinin açılışında Japonya’nın Tokyo kentinde duyuruldu. [40 bin yıllık tay, soyu tükenmiş türlerin hayata dönüşü için umut olacak]

Editör / Yazar: Ali Ekber ÖZGEN

Kaynak: https://siberiantimes.com/science/casestudy/news/still-snarling-after-40000-years-a-giant-pleistocene-wolf-discovered-in-yakutia/

Continue Reading

Arkeoloji

Antik Megalitlerin 50 Görüntüsü ve Mantığa Meydan Okuyan Mükemmel Şekilli Taşlar

Published

on

Binlerce yıl önce, dünyadaki antik kültürlerin, süper kütleli taş bloklarını kolay bir şekilde hareket ettirme kabiliyetine sahip oldukları apaçık ortada. Bunu yapmak için ‘modern araçlar’ bulunmamasına rağmen, kültürlerin 1.000 tona kadar kayaları hareket ettirme ve taş ocaklarından tapınaklarda, piramitlerde ve dinlenme yerlerine taşıma kabiliyetine sahip oldukları bilinen bir tarihi gerçektir. Ve hala bunun nasıl olduğunu çözememekle birlikte, gezegenimizde, atalarımızla ilgili her şeyi bilmediğimizin nihai kanıtı olan inanılmaz antik siteleri keşfederek aramaya devam ediyoruz. Bu makalede, dünyadaki farklı arkeolojik alanlardan binlerce yıl önce insanlık tarafından taşınan çok sayıda megalit olduğunu gösteren çok sayıda resim toplanmıştır. Bin tona kadar taş ocağı yaptıkları ve taşıdıkları gerçeğine ek olarak, eski insanlar çok yetenekli tasarımcı ve harika mühendislerdi.

Mısır ‘daki Khafre Vadisi Tapınağında bulunanlar gibi bazı taşlar, her taşın bir sonrakine mükemmel şekilde uyması için bir araya getirilen inanılmaz derecede kesimler ve taşlar içerir.
Belki de en şaşırtıcı şey, bunların hepsinin harç kullanılmadan gerçekleştirilmiş olmasıdır. Ve merak ediyorum ki, eğer Mısır ‘daki tapınakların resimlerini Bolivya veya Peru’daki anıtların resimleriyle karşılaştırırsak; Puma Punku, Sacsayhuaman ve hatta Ollantaytambo gibi, Güney Amerika’daki taşlar ile Afrika ‘dakiler arasında inanılmaz bir benzerlik olduğunu göreceğiz.
Neredeyse bu kültürler binlerce yıl önce aynı tekniği, aynı teknolojiyi ve aynı ilkeleri kullanıyormuş.

  • Kalan tek soru, bu teknikler neydi?
  • Kullandıkları teknoloji neydi?
  • Şimdi nerede ve neden, can sıkıcı arkeolojik çalışmalara rağmen hiçbir kanıt bulamadık?
  • Bu görüntüleri gördükten sonra kendinize sorun; eskiler tüm bunları sopa ve taş kullanarak mı başardılar?
  • Veya, binlerce yıl önce Dünya’da yaşayan eski medeniyetler hakkında her şeyi henüz çözemediğimiz ve bunun dışında bir yerde bulmacanın son parçasının bulunmaya devam edebileceği konusunda ufak bir olasılık var mıdır?

Sfenks’ten Büyük Piramit’e geçiş yolunun dibinde Khafre vadisi tapınağı. Büyük taşları ve mükemmel cilalı yüzeylerini inceleyin. Kredi: Shutterstock

Bu büyüleyici mühendislik becerileri, tapınağın inşa edilmesinden sonra binlerce yıl boyunca yerinde kalmasını sağlamıştır. Binlerce yıl önce bu tür bir hassasiyeti nasıl elde ettiler? Resim Kredisi: Keith Payne.

Khafre vadisi tapınağı heykel yuvaları. Resim Kredisi: Wikimedia Commons

Tapınağın içi, inşaatçılar tarafından “bükülmüş” gibi görünen taşlara sahiptir. Resim Kredisi: Keith Payne.

Vadi Tapınağının iki kompozit görüntüsü. Resim Kredisi: Shutterstock

Güneş Tapınağı’nın bir görüntüsü, MachuPicchu, Peru. Bu yapının inanılmaz detaylarına dikkat edin. Yine, kayaların arasına tek bir tabaka bile sığamaz.

Inca taş işçiliği, IncaRoca Sarayı, Cusco, Peru. Aşırı hassasiyetin bir başka örneği. Bazıları “kaynaşmış” gibi görünüyorlar.

Peru ‘daki Coricancha Tapınağı’nın Özellikleri. Resim Kredisi: Shutterstock

Coricancha tapınağından görüntülerin bir derlemesi.

Coricancha tapınağı taşlarının inanılmaz bir görüntüsü.

Coricancha, poligonal duvar Inca tuğla. Resim Kredisi: Shutterstock

Coricancha tapınağındaki taşlar bir yapboz gibi mükemmel uyum sağlar.

Eskiler böyle bir hassasiyeti nasıl elde ettiler? Resim Kredisi: Shutterstock

Pumapunku ‘daki bu taş, neredeyse lazer araçları kullanılarak yapılmış gibi görünen ayrıntılara sahiptir.

Puma Punku ‘daki Taşlar, eski bir mühendislik harikasıdır.

Puma Punku’daki taşların amacı hala bir gizem olarak devam ediyor.

Puma Punku’da bir başka mükemmel oyulmuş taş blok.

Puma Punku’daki taşların amacı hala bir gizem olarak devam ediyor.

Puma Punku’daki H Bloklarından biri.

Ollantaytambo’daki taşların birbirine yapıştırılmış olduğu görülmüştür. Birbirlerine mükemmel bir uyum içinde dizilmiş. Resim: Barry Everett

Antik Mükemmellik Resim: Barry Everett

Ollantaytambo’daki taşların birbirine yapıştırılmış olduğu görülmüştür. Resim kredisi: Barry Everett

Antik Mükemmellik Resim: Barry Everett

Yapboz taşları Taşlar arasında tek bir kağıt parçası bile giremiyor, Resim: Barry Everett

Eski İnsanlar modern teknolojiyi kullanmadan bu yapıları nasıl elde ettiler? Resim: Barry Everett

Taşların bazıları gizemli ‘çıkıntılara’ sahip. Resim: Eduardo Pi Peret fotoğrafçılık

Bunlar Ollantaytambo’daki en büyük taşlardan bazılarıdır. Resim: Barry Everett

Bu taşlar nasıl oyulmuştu? Resim: marlandc.com

Ollantaytambo’daki taşlar

Ollantaytambo’daki muazzam taş bloklarından oluşan bir çekim. Resim kredisi: Pinterest

Resim Kredisi: Woanderssein.com

Ollantaytambo’daki taşların çarpıcı bir görüntüsü. Resim: Barry Everett

Sacsayhuaman’daki taşlar.

Sacsayhuaman’da inanılmaz taşlar.

Sacsayhuaman: Eskilerin yapıları ne kadar iyi yerleştirdiklerinin kanıtı. Bu hassasiyet inanılmaz.

Sacsayhuamanın Duvarları

Sacsayhuamán’ın inşası, eski insanların bu megalitik taşları nasıl taş ocağı yapmayı, taşımayı ve yerleştirmeyi başardığını anlamayan araştırmacılar için derin bir gizem olmaya devam ediyor.

Bu makalede anlatmaya çalıştığımız şeyin mükemmel bir örneği. Richard Cassaro tarafından görüntü.

Richard Cassaro tarafından başka bir örnek.

Taşlar arasındaki benzerliğe dikkat edin. Resim Kredisi: Richard Cassaro.

Macchu Picchu’nun görüntüsünü döndürerek gerçekten hoş bir özellik elde ediyoruz. Cuzco’daki insanların “İnka’nın yüzü” dediği şey budur. Belki de her şey belirli bir sebepten dolayı inşa edilmiş, oyulmuş ve mevcut pozisyonuna yerleştirilmiştir.

Bu resimde, Kom el-Hetan olarak bilinen, Morto Tapınağı III. Tapınaktan kalan son yapılar olan Memnon’un Colossi’sinden birinin yan panelini görebilirsiniz. Görüntü 1900’lerde çekildi.

Ramesseum’un eski bir görüntüsü. Uzmanlar Ramesseum’un yaklaşık 1.000 ton ağırlığa sahip olduğunu hesapladılar.

Baalbek’teki 1200 tonluk taş bloğunun en iyi görüntülerinden biri.

Baalbek’teki taşlar devasa büyüklükte

Saqqara Serapeum’undaki masif lahitlerin görüntüsü.

Saqqara serasındaki lahitler.

Serapeum, Saqqara’da yeraltında, 100 ton ağırlığında, tertemiz kesilmiş, cam taş ve kutular kadar pürüzsüz

lahitler sadece masif değildir, aynı zamanda mükemmel şekilde cilalanmıştır.

Osirion Tapınağı. Resim Kredisi: Shutterstock

Editör / Yazar: Burcu AKIN

Kaynak: https://www.ancient-code.com/50-images-of-ancient-megaliths-and-perfectly-shaped-stones-that-defy-logic/

Continue Reading

Öne Çıkanlar