fbpx
Connect with us

Arkeoloji

Arkeoloji Nedir? Arkeolojinin Diğer Bilimlerle İlişkisi

Published

on

Hepimiz zamanda yolculuk yapabilmenin ne kadar heyecan verici olacağını düşünürüz ancak bunun imkansız olduğu kanısına varıp bu fikrimizden vazgeçeriz. Hiç kimse 300 bin yıl öteye hatta daha önceki zamanlara yolculuk yapabildiğinin farkında değil! İlk atalarımız ne zaman ortaya çıktı, neye benziyorlardı ve nasıl bir yaşam sürüyorlardı? Tüm bu soruların cevabını, yapılan arkeolojik araştırmalarla öğreniyor ve bu sayede zamanda uzun bir yolculuğa çıkabiliyoruz. Elde edilen bilgileri okumakla yetinmiyoruz. Yapılan 3D çalışmalarıyla beraber gidemediğimiz müzelere mesafenin önemini yitirdiği bir şekilde ulaşabiliyor, oksitlenmeden dolayı renk kaybına uğrayan tüm eserlere renk katıp canlandırıyor, yapılan araştırmalar ışığında eski kültürlerin kurdukları iletişime ve sahip oldukları dil yapısına dair seslendirmeleri dinleyebiliyoruz. Tüm bu heyecan verici bilgilere nasıl ulaşıyoruz? Zamanda yaptığımız bu yolculuğun kaptanı ve ekibi kimler? Gelin bizleri aydınlatan ve değerini bilmemiz gereken arkeolojiyi ve arkeoloji ekibini tanıyalım.

Arkeolojinin Tanımı:

Arkeoloji, eski kültür ve varlıkları onlardan kalan kalıntıları açısından inceleyen; yer ve zamanını saptamayı hedef alan bir bilimdir. Kalıntılar tanımlamasıyla insan elinden çıkan, insan düşüncesinin ürünü olan eserler, alet ve malzeme ile ev eşyaları, sanat yapıtları kastedilir. Bu yönüyle arkeolojiyi, geçmiş zaman insanının ‘’el emeği-göz nuru’’ olarak tanımlayabiliriz.

Arkeoloji, çok eskilere dayanan gömülmüş ya da atılmış tüm insan yapımı; basit aletlerden karmaşık makinelere, en erken ev, tapınak ve mezarlardan saray, katedral ve piramitlere tüm hepsini kapsamaktadır. Arkeolojide araştırmanın esası prehistorik, antik ve sonu gelmiş olan kültürlere dayanır. Eski Yunanca’nın ‘’Arkhaios (Eski)’’ ve ‘’Logos (Bilim)’’ kelimelerinden türetilmiş olan arkeoloji kelime olarak ‘’Eskinin Bilimi’’ anlamına gelse de diğer tüm bilim dallarının kaynaklarının anası olarak nitelendirilmektedir.

Arkeolojinin Amacı:

Eskiye ışık tutarak geçmişi canlandırmak arkeoloji biliminin esas amaçlarının başında gelir. İlk oluşturulan yapıtları günümüz insanına sosyal ve teknik açıdan, derinlemesine tanıtabilmek ve onu anlamasına yardımcı olmak arkeolojinin amaçlarındandır. Bu amaçla eski kültür kalıntılarını derin araştırma teknikleri ile ve diğer bilimlerden yardım alarak bulup ortaya çıkartır. Kazmak arkeoloji bilimi için amaç değil ‘’araç’’tır. Bu durum kesinlikle karıştırılmaması gereken bir bilgidir. Ortaya çıkartılan eski kültür kalıntılarını doğru bir biçimde tanımlayıp, gereken restorasyon çalışmalarıyla geçmiş kültürleri hem görsel açıdan hem de kültürel ve tarihi bilgi açısından aydınlığa kavuşturur.

Arkeolojinin Faydası:

Günümüz insanına merak ettiği geçmişini öğreterek geleceğini aydınlatmasında yol göstermesidir. Bir puzzle oyununda eksik olan parçaların tamamlanmasıyla görsel anlamını kazanır. Arkeoloji puzzle örneğindeki parçaların bulunmasını ve kültürlerin anlam kazanmasını sağlayan bir bilim dalıdır.

İnsan yaradılış gereği merak duygularına hakim olamayan canlı türleridir ve bu merak duygusuyla beraber akıllarda oluşan soruların doğru cevapların bulunması adına bilim açığa çıkmıştır. Ayrıca insanlar kendilerinde iyi ya da kötü olarak nitelendirdikleri ve iz bırakan şeyleri toplama, koruma ve saklama eğilimine sahiptirler. Büyük arkeolojik koleksiyonların ve akabinde müzelerin doğmasındaki en büyük role sahip olan durum budur. Bilinen ilk büyük koleksiyon, Roma İmparatorları ile Roma’nın önde gelen aristokratları ve zenginleri tarafından oluşturulduğu kabul edilmektedir. Gösterişe düşkün olan ve mimari yapılarında da görebildiğimiz ‘’ata’’ kavramına önem veren eski Roma insanları ülkenin dört bir yanından getirttikleri antik eşyaları, çeşitli ebatlardaki heykellerle beraber villalarını süslemişlerdir. Bugün görmüş olduğumuz büyük arkeolojik koleksiyonların oluşmasında temel etken olmuşlardır.

British Museum – Kolonilere ait olan değerli eşyalar

Arkeolog Nedir?

Arkeolog, ilk olarak çalışıyor olduğu eski insan eserleriyle ilgili olarak tanımlama, sınıflandırma ve iyi analiz edebilme kabiliyetine sahip bir çalışan olarak tarif edilebilir. Tanımlamayla anlamış olduğunuz üzere arkeolog, arkeoloji bilimini icra eden ve çalışmaların tüm aşamalarında takibi sağlayan bilim insanıdır. Uygun, yeterli objektif sınıflandırma tüm arkeologların temelidir ve çoğu iyi arkeolog yaşamlarını bu sınıflandırma ve tanımlama ile harcamaktadır. Ancak arkeologların asıl amacı, malzeme kalıntılarını tarihsel bağlamda yerleştirmek , yazılı kaynaklardan bilinenleri desteklemek ve böylece geçmişe dair anlayışı arttırmaktır. Sonuçta, arkeolog tarihçidir, amacı eski insanların tanımını her anlamda açıklamaktır.

Arkeolojinin Diğer Bilimlerle İlişkisi

Arkeoloji bilimi ve arkeologlar ulaşmış olduğu eserleri dönemlerine göre, malzeme yapılarına, yapılışlarına ve ait oldukları kültürlere göre gruplara ayırmaktadır. Bu süreçte arkeoloji birçok bilim dalıyla kolektif bir şekilde çalışma sürmektedir. Artış gösterir bir şekilde birçok bilim tekniği arkeologlar tarafından kullanılmaktadır ve bu teknikler arkeolog olarak çalışmayan uzman kişiler tarafından da kullanılmaktadır. Tarihi eserler genellikle kendi çevresel kontekstlerinde; botanikçiler, zoologlar, toprak bilimciler tarafından kaya, toprak, bitki ve hayvanların belirlenme ve tanımlanması için arkeolojik çalışmalarda çalışabilmektedirler. Arkeoloji kronolojisinde devrim yaratan radyoaktif karbon tarihlemesi atomik fizik araştırmasının ürünüdür. Arkeoloji biyolojik ve fiziksel bilimin sonuçlarını, teknikleri, metotları geniş kapsamlı olarak kullanmasına rağmen doğal bir bilim olarak görülmemektedir; yarı insanlık yarı bilimden oluşan bir bilim dalı olarak görülmektedir. Belki de arkeologlar için ilk olarak el emeğini pratik bir şekilde özelleştiren zanaatkar daha sonra tarihçi denmesi daha doğru olur. (Genel halk için bilinen en yaygın zanaat kazılardır).

Bu çalışmanın gerekçeleri tüm tarihi bilimlerin gerekçesidir; atalarımızın tecrübeleri ve bilgileri sayesinde geleceği zenginleştirmek. Çünkü çoğu arkeolojik buluntular sanat tarihine ve teknolojisine dayanmakta olup, insanların yaptığı şeylerle ilişkilidir ama bu durum eski sanat eserlerini yaratan geçmiş insanların ekonomik, bölgesel ve toplumsal bilgilerinin veriminin sonucuyla bağlantılıdır. Ayrıca, bu bizleri aydınlatabilir ve geçmişle alakalı kesin olan daha fazla kanıt elde etmemizi sağlar.

Fakat hiçbir arkeolog insan tarihinin ait olan tüm zamansal aralığı tek bir noktada birleştiremez. Coğrafi bölgelere ya da periyotlara göre çok fazla ayrılmış olan arkeolojiye dair branş mevcuttur. (Klasik arkeoloji, Roma ve Yunan Arkeolojisi, ya da Mısır arkeolojisi coğrafya bölgelerine göre ayrılmış olan arkeoloji branşlarına örnek olarak verilebilir.) (Ortaçağ Arkeolojisi ya da Endüstriyel Arkeoloji periyotlara göre ayrılmış olan arkeoloji branşlarına örnek olarak verilebilir.) Yazı yazma eylemi 5,000 yıl önce Mısır ve Mezopotamya’da başlamıştır. Ardından çeşitli yollarla Hindistan ve Çin’de ve akabinde Avrupa’da devamını getirmiştir. Arkeolojiye eski insanların yazıyı öğrenmeden önceki açıdan baktığımızda, 19. yüzyıl ortalarından beri, bu süreci prehistorik arkeoloji ya da prehistorya olarak atfedebiliriz. Prehistorya arkeolojisi heybetlidir çünkü o dönemdeki tek kaynak materyaller ve çevresel unsurlardır.

A) Arkeoloji ile Tarih İlişkisi

Arkeoloji konuyu ancak tarihsel bir çerçeve içerisinde değerlendirdiğinde değer kazanmaktadır. Arkeoloji elde dilen bilgileri insanlara iletmek için tarihle içli dışlı bir yol izlemektedir. Özellikle tarihin yazılı belgelerden yoksun olduğu ilk çağlarda arkeoloji tarihi aydınlatan tek ana kaynaktır. Kazılarda elde edilen materyaller ve yazılı olmayan belgelerle beraber tarihin en büyük yardımcısı olmuş ve yaşananları sadece bir anı olarak kalmaması anlamında büyük bir kurtarıcı olmuştur. Bununla beraber tarih de arkeolojiye yardımlarını esirgememektedir; ortaya çıkan eserlerin tanımlanması ve tarihlenmesi açısından önemli destekleri vardır. ‘’Arkeoloji tarihin görünen yüzü, tarih arkeolojinin söylenen dilidir.’’

Pergamon Zeus Altarı – M.Ö. 2. yy

B) Arkeoloji İle Filoloji İlişkisi

Filoloji dilbilimi olarak literatürde geçmektedir. Kazılardan elde edilen bilingual yazıtlar (çift dilli) ve ilk yazılı belgelerle beraber filoloji beslenmektedir ve arkeolojiyle ortak noktada buluşmaktadırlar.

Pantheon Yazıtı – Roma ‘’M. AGRİPPA.L.F.COS.TERTIUM.FECIT’’ yazılarak ‘Agrippa’nın ilak tapınağı yaptırdığı beirtilmiştir. – M.Ö. 27. yy

C) Arkeoloji İle Jeoloji İlişkisi

Jeoloji literatürde yer bilimi olarak geçmektedir, Jeoloji dünya oluşumuyla ilgili ve dünyanın geçirmiş olduğu evreleri detaylı bir şekilde açıklamaktadır. Bilimsel kazılarda ilk çağ topluluklarıyla ilgili elde edilen bilgiler ve arkeolojinin oluşturduğu sonuçlar jeoloji için önem taşımaktadır.

D) Arkeoloji İle Felsefe İlişkisi

Arkeoloji bahsetmiş olduğumuz üzere coğrafya ya da periyodik üzene göre branşlara ayrılmıştır ve bu branşlardan biri de Klasik Arkeoloji’dir. Bu branş ‘’Klasik Yunan’’ kültürünü ele almaktadır ve bu kültürü oluşturan düşünceleri her yönden araştırarak düşünce oluşumuna katkı sağlayan felsefenin kurucularını ortaya çıkarmıştır. Felsefe düşünce akımlarını, bu akımları ortaya atan felsefecileri ve eserlerini günümüz insanına sunmaktadır.

Antik Yunan Filozof Sokrates felsefenin ilk kurucularındandır. (DOĞUM – ATİNA: M.Ö. 469 – Ö: M.Ö.399 )

E) Arkeoloji İle Zooloji ve Botanik İlişkisi 

Hayvanlarla alakalı olarak yapılan geniş çaplı araştırmaları kapsayan bilim zoolojidir ve bitkilerin türleri, gelişimi ve çeşitliliği botaniği kapsamaktadır. Arkeoloji zengin bir bilimdir ve zoolojiyle beraber botanik, hayvanlar ile bitkilerin tarihsel ve gelişimsel olarak detaylı bilgilerini arkeolojiden sağlamaktadır.

F) Arkeoloji İle Sanat Tarihi İlişkisi

Sanat tarihinin eş anlamlısı bizantolojidir, bu ismi almasının sebebi sanat tarihi alanının Bizans çağı ile başlamış olduğunun kabul edilmesidir. Bu zaman dilimi arkeoloji için bitiş kabul edilebilir. M.Ö. 3 yy ile M.S. 5. yy’a kadar Hitit, Yunan ve Latin uygarlıklarıyla beraber Anadolu’da dönem kültürleri olarak bulunan Urartu, Asur, Pers ve Frig gibi çeşitli kültürlere ait olan tüm kalıntılar arkeolojinin ilgi alanıdır. Ancak sanat tarihi ile bu noktada ayrılmaktadırlar. Arkeoloji bir ayrım yapmadan insan eli ile oluşturulmuş tüm kalıntı ve eserleri incelerken sanat eseri bu noktada belli bir sınırlama ve sanat değerleri için seçici davranmaktadır. Ancak arkeoloji sanat tarihi için daha rahat bir çalışma ortamı yaratmaktadır.

Makalenin kapsamını kısaca tarif edecek olursak; arkeolojinin nasıl var olduğunu ve bilim disiplini olarak kabul edildiğini, arkeologların arazide, müzelerde, laboratuarlarda nasıl çalıştığını, tarihe dönüştürdüğü kanıtları nasıl yorumladığını ve arkeolojiyle beraber diğer bilim dallarının nasıl bir ilişki kurmuş olduklarını gördük.

Ludovisi Tahtı – Afrodit’in Doğuşu / Heykeltıraş: Lysoppis – Klasik Dönem (M.Ö.480-M.Ö.330)

Editör / YAZAR: Meltem TERZİOĞLU

Kaynaklar:

  • https://www.britannica.com/science/archaeology
  • Arkeolojiye Giriş I. – Dr. Cevdet BAŞARAN / Fen Edebiyat Fakültesi Yayınları No: 13
  • Edebiyat Keimi Yayınları No: 10
  • Arkeoloji ve Sanat Tarihi Yayınları No: 1

Arkeoloji

Tutankhamun’un Mezarına İngiliz Arkeologlarının Cevabı

Published

on

Hiç akla gelmeyecek bir yerde, bir bar ve bir süpermarket arasında kalan bir arazide gömülü inanılmaz bir mezar odası bulundu. Bulunan bu kraliyet mezarlığı İngiliz arkeologların Tutankamun ‘un mezarına verdiği cevap olarak nitelendiriliyor. Bu kazı mısır firavununun mezarı kadar ışıltılı ve dikkat çekici olmasa da, Anglosakson Dönemine ait en önemli keşifler arasında yerini aldı bile. Kazıda bulunan materyaller, o dönemin kültürü, insanları ve el işçiliğine ışık tutuyor. Mezar odası ilk olarak 2003 yılında İngiltere Essex ‘te yol çalışmaları sırasında keşfedildi. Yıllar süren titiz çalışmaların sonunda Londra Arkeoloji Müzesi (MOLA) arkeologları tarafından henüz yapılan açıklamada mezarın büyük ihtimalle MS 6. Yüzyıl’dan bir Anglosaksonların prensine ait olduğu açıklaması yapıldı. Mezar aynı zamanda bilinen en eski Hristiyan mezarı olma özelliği taşıyor.

Mezar odasının içinde içme kapları, kase, sürahi © MOLA

MOLA Araştırma Direktörü Sophie Jackson, “Kazı bu ülkenin gördüğü en önemli Anglosakson keşiflerinden biri.” Diyerek kazının önemini belirtiyor. Mezarın içinde bulunan paralarla yapılan karbon tarihlenmesi testleriyle mezarın MS. 575 ile 605 yılları arasında inşa edildiği bilgisine ulaşıldı.

mavi renkte kaplar © MOLA

Odada bulunan materyaller arasında altın bir kemer tokası, bir Bizans sürahisi, süslü bir içme boynuzu, dekoratif bir kase, mavi renkte kaplar ve altın haçlar dikkat çekiyor. Haçlar mezarın bir hristiyana ait olduğunu fikrini kesinlemekte fakat mezar odası gibi cenaze gelenekleri Hristiyanlık öncesi inanç ve gelenekleri yansıtmakta.

Bir diğer önemli bulgu da mezarın içine dağılan lir (antik arp benzeri bir Anglosakson enstrümanı) kalıntıları. Enstrüman çürümüş olmasına rağmen uzmanlar tarafından uygulanan tekniklerle lirin büyük ihtimalle Hindistan ya da Sri Lanka’ dan getirilmiş değerli taşlarla dekore edildiği tespit edidi.

lir kalıntıları. © MOLA

Yapılan incelemelerde araştırmacılar mezarın genç ve 1.73 boyunda bir erkeğe ait olduğunu saptadılar. Mezar odasında bulunan değerli eşyalar ve mezarın şaşaalı yapısı mezarın sahibinin bir aristokrat ya da kraliyet ailesi mensubu olduğu iddialarını destekliyor. Her ne kadar kimliğinin tespiti mümkün olmasa da, mezarın Kral Saebert’ in kardeşi Seaxa’ ya ait olduğu tahmin ediliyor.

Zorlu araştırmalar sonucunda, 6. yüzyılda yapılan mezar odasının rekonstrüksiyonu. © MOLA

Çevrede bulunan altın paralar arkeologların mezarı bulmasına yardımcı oldu. © MOLA

Editör / Yazar: Selin Ayça ÇELEBİ

Kaynak: https://www.iflscience.com/editors-blog/britains-answer-to-tutankhamuns-tomb-discovered-between-a-supermarket-and-a-pub/

Continue Reading

Arkeoloji

Bilim İnsanları, Kehribar İçine Sıkışmış Antik Deniz Canlıları Buldu

Published

on

Güneydoğu Asya’daki Myanmar’ da bulunan kehribar, görünüşe göre 100 milyon yıl önceki doğal dünyayı incelemek için inanılmaz derecede zengin bir kaynak haline geliyor. Geçen yıl, kurbağalar, salyangozlar, bir yılan, garip tüyler ve oldukça tuhaf böcekler ortaya çıktı. Bütün bunların ortak noktası ise karada yaşayan canlılar olması. Fakat şimdi paleontologlar küçük bir kretase dönemi kehribar parçası yığınında gerçekten garip bir şey keşfettiler: deniz canlıları, karada yaşayan canlılar ile yan yana. Dört deniz salyangozu ve okyanustan genç bir ammoniti. Yüksek ve düşük gelgit arasındaki bölgede yaşayan dört balık kenesi (ve mutemelen üç tane daha) de sahil kumu ile birlikte kehribarın içerisinde. Karasal canlı olarak kehribar, 22 akar, bir örümcek, 12 yetişkin böcek (sekiz sinek, iki ateşböceği, bir parazitik yaban arısı ve bir hamam böceği) ve bir kırkayak içeriyor. Ve hepsi bir yığın halinde 33-29-9.5 milimetrelik bir hacim içerisinde.

Araştırmacılar, “Kehribarda suda yaşayan organizmaları bulmak nadirdir ve kehribarda denizde yaşayan organizmalarını bulmak daha da nadirdir, ancak bu kehribar makroskobik deniz organizmalarıyla birlikte intertidal, karasal ve potansiyel olarak tatlı sudaki su organizmaları bulunduruyor.” yazdı. Kehribar kesinlikle gizemli. Paleontologlar, örneğin, kaç yaşında olduğunu çözemediler. Kehribarın bulunduğu volkanik kaya matrisindeki zirkonların uranyum-kurşun tarihini en fazla 98,8 milyon yıllık, ancak kehribarın üzerindeki kumtaşı tabakasının fosilleşmiş bir amonit içerdiği ve 113 milyon yıldır orada olduğu düşünülüyor. Kehribarın, toplandığı yataktan daha yaşlı olması mümkün. Bu yüzden 113 milyon yıldan daha eski olabilir. Bu, şu anda çözülemeyen bir sorun.

Neyse ki, nasıl aynı kehribar parçası içerisinde böylesine çeşitli canlıların olduğu, tahmin etmesi biraz daha kolay bir konu. İşte ipucu : Ammonit ve deniz gastropodlarının kabukları hafifçe aşınmış, önemli miktarda bir ammonit kabuğu kaybolmuş ve açıklığı kumla tıkanmış; Ayrıca ammonite veya salyangoza ait yumuşak doku belirtileri de yok. Reçine suya batırıldığında düzgün şekilde katılaşmaz. Bu nedenle suya bir damla düşmesi ve deniz hayvanlarını topladıktan sonra kehribara dönüşmesi pek mümkün değil. Paleontologlar, burada gördüğümüz deniz canlılarının çoktan öldüklerini, kabuklarının gelgitlerle taşındıklarını ve kumsala vurdukları sonucuna vardılar .

Orada da bir ağaç reçinesi bloğunda yakalandılar. “Reçine içindeki makroskopik deniz makrofosillerinin varlığı reçine ormanının bir sahile yakın bir yerde olduğunu, muhtemelen bir plajın yanında büyüdüğünü ve istisnai olaylara maruz kalabileceğini öne sürüyor ” yazdı araştırmacılar.“Kabuklar, istisnai derecede yüksek, belki de fırtına kaynaklı bir gelgit, hatta bir tsunami veya başka bir yüksek enerji olayı kaydedebilir.

Alternatif ve daha muhtemel olarak, reçine kıyı ağaçlarından sahile düşerek, karasal eklembacaklıları ve plaj kabuklarını topladı ve son derece yüksek enerjili plaj ortamından sağ çıkıp kehribar olarak kaldı.” Ve Myanmar’ daki bir kumtaşı yatağının altına gömülen kehribar bu şekilde milyonlarca yıl kaldı. Deniz hayvanları içeren diğer kehribar örnekleri bulunana kadar bu tür kalıntıların nasıl ortaya çıktığı hakkında daha fazla bilgi edinemeyebiliriz.

Editör / Yazar: Ramazan Fırat Şahin

Kaynak: https://www.sciencealert.com/cretaceous-sea-creatures-have-been-found-trapped-in-amber-alongside-insects

Continue Reading

Arkeoloji

Tutankhamun’un Karmaşık Ailesi ve Firavun Kız Kardeşi

Published

on

Tutankhamun’dan önce kadın bir firavunun bölgeye hükmettiği arkeologlarca bilinen bir gerçek. Hatta şu an Tutankhamun’un mezarı olan lahit aslen bu hükümdar için yapılmıştı. Bu firavunun adı bilinse de – Neferneferuaten Ankhkheperure – gerçek kimliği açığa çıkarılamamıştı. Yeni yapılan tartışmalı araştırmalara göre bu hükümdar Tutankhamun’un 2 ablasından biri. Muhtemelen Tutankhamun’ un babası Kral Akhenaten hayata veda ettikten sonra sonra küçük ablası Neferneferuaten 12 yaşında ilk kadın firavun olarak hükmetmeye başladı ve ablası Meritaten de ona eşlik etti. Ama Meriaten’ in eşlikçi pozisyonu uzun sürmedi. Kardeşinden 1 yıl sonra kendini de firavun ilan ettiğini ifade ediyor Quebec Üniversitesi profesörü Angenot, geleneksel anlayış olan kraliçe ve firavun hükümdarlığının yerine 2 firavun olarak hükmettiler. Angenot ’un iddiaları Mısır bilimciler tarafından kabul edilmedi. Genel görüş bahsi geçen eşlikçi kraliçenin Tutankhmun’un üvey annesi Nefertiti olduğu yönünde.

Tutankhmun’un Karmaşık Ailesi

İngiliz arkeolog Howard Carter Tutankhamun’ un mezarını keşfettiğinden beri Tutankhamun’un ailesi oldukça ilgi çekiyor. Tutankhamun’un aile ilişkileri oldukça karmaşıkt. Babası Firavun Akhenaten, antik Mısır tanrısı, güneş diski olarak bilinen Aten’e tapınıyordu. Veba Mısır’ı vurduğunda Akhenaten hükümdarlığının 17. yılındaydı. Profesör Angenot’a göre o dönemde Firavun’un 3 kızı vebadan hayatını kaybetmişti. Live Science’a yaptığı açıklamada ‘vefat eden 3 çocuğunun ardından hayatta kalan 4 çocuğunu hükmetmek için hazırlamaya başladığına inanıyorum.’ dedi. Böylece Akhenaten en büyük kızı Meritaten’le evlendi ve diğer kızı Ankhesenpaaten’ i Tutankhamun’ la evlendirdi.

Böylece Tutankhamun kral olduğunda kızı da kraliçe olarak ona eşlik edecekti. (Mısır’da kraliyet arasında aile içi evlilikler normal görülüyordu.) Çocuklarını taker taker kaybederken en küçük çocuğu Neferneferuaten 7 yaşındaydı. Çok küçük olduğu için iyi bir kraliçe olamazdı. Çocuk sahibi olamayacağı için soyu devam ettiremezdi, yalnızca firavun kanı taşıyordu. Bu noktada Akhenaten onu kraliçe değil kral ilan etmeye karar verdi ve firavun ilan etti. Eğer bu teori doğruysa Akhenaten yaşamını yitirmesinin hemen ardından Tutankhamun tahta geçmek için fazla küçükken Mısır’a hükmeden gizemli kadın firavun Neferneferuaten Tasherit’ti.

Gizemli Kraliçe

Akhenaten’in yaşamını yitirmesinden sonra bir kraliçenin hükmettiği 50 yıldır biliniyor. Tutankhamun’un mezarına yapılan incelemeler mezarın aslında bir kadın için yapıldığını ve üzerinde isim kalıntıları olduğu görüldü. Çoğu Mısır bilimci bunun ismini değiştiren Nefertiti olduğunu, bazılarıysa babasıyla evlenen Meritaten olduğunu düşünüyor. Angenot’sa en mantıklı olanın doğum ismini kullanan Neferneferuaten’in hükmetmiş olması olduğunu düşünüyor. Bu yalnızca bir tahmin değil. Kraliyet isimleri genellikle doğum isimlerini de kapsar. ‘Bu yüzden bu gizemli kadının Nefertiti ya da Meritaten olamayacağını düşünüyorum çünkü ikisinin de isimleri Neferneferuaten değil. Kraliyet ismi ve doğum ismi uyuşan tek aday Neferneferuaten. Tek problem en küçük çocuk olduğu için tahta oturma şansının düşük olması.’ diyor Angenot.

Angenot, Neferneferuaten’in tahta oturmuş olduğuna dair kanıtlara sahip. Bir sanat tarihçisi olarak, daha önceden bulunan ve Akhenaten’in ya da Nefertiti’nin olduğu düşünülen heykel ve kafa tasının genç Prenses Neferneferuaten’e ait olduğunu iddia ediyor. Dahası göstergebilimsel analizler başla yapılan bir jestin Akhenaten ve Meritaten’in çocuklarının çizmlerinde ve 2 kraliyet üyesinin tamamlanmamış ikonlarında görüldüğünü kanıtladı ki bu Neferneferuaten firavun olarak hükmetmeye başlamasının ardından ablası Meritaten’in ona eşlik ettiğinin göstergesi.
Tutankhamun’dan sonra gelen hükümdar iki kadının hükümranlığını onaylamadığı için döneme ait ikonların yok edilmesini emretmiş ve bu yüzden o dönem hakkında çokk fazla bilgimiz yok.
Neferneferuaten ve Meritaten aynı kraliyet ismini paylaşmış olabilir. Üstelik Mısır’ ın kadınlar tarafından yönetilmesi görülmemiş bir şey değildi. Daha önce Hatshepsut ve Sobekneferu tarafından da yönetilmişti.

Ya Sonra?

Angenot araştırmasını 20 dakikalık bir sunum olarak sundu ve şu an kağıda döküyor. Çoğu Mısır bilimci daha fazla bilgi edinebilmek için araştırmanın yayınlanmasını bekliyor.  ‘Ahmose and Tetisheri Project’in yönetmeni Mısır bilimci Stephen Harvey, Angenot’un iyi bir araştırma yaptığını ve kimin olduğu belli olmayan heykeller için iyi bir dayanak oluşturduğunu ve fikirlerini nasıl sunduğunu görmeyi sabırsızlıkla beklediğini söyledi. Tamamen karşıt fikirlere sahip olanlar da yok değil bir başka Mısır bilimci Aidan Dodson bu teorinin ilginç olmasına rağmen inanılabilir olmadığını ifade etti. Dodson bir jestin 18. Hanedanın bir prensesiyle bağdaşlaştırılmasının olanaksız olduğunu belirtiyor ve bahsi geçen kadın firavunun Nefertiti olduğuna dair bir kitap yazıyor.

Dahası tamamlanmamış abidelerde 3 hanedan üyesinin ismi için daha isim kabartması var. Bunlardan 2’s, krala ve biri de kraliçeye ait olabilir. Dodson, Angenot’un kendisine ‘2 kadın firavun aynı ismi kullandığı için bu isimler birleştirilip Neferneferuaten Ankhkheperure Meritaten şeklinde işlenmiş olabilir.’ dediğini iddia ediyor ama daha sonraları bu yöntemi destekleyen hiçbir uygulama olmadığı için bunun yanlış olduğunu savunuyor. ‘Ek olarak Neferneferuaten, önceleri Nefertiti’ nin isminin bir parçasıydı yani eşi hayatını kaybettikten sonra bu ismi firavun ismi olarak kullaması çok da şaşırtıcı olmazdı.’ diyor Dodson. Mısır Bilimci Harvey Angenot’ un çalışması yayınlandığında değerlendirilmesinin daha kolay olacağını ve konu hakkındaki detayları öğrenip iyi bir değerlendirme yapmayı istediğini belirtti.

Editör / Yazar: Şeyma SÜRÜCÜ

Kaynak: https://www.livescience.com/65433-king-tut-sisters-pharaoh.html

Continue Reading

Öne Çıkanlar