fbpx
Connect with us

Fizik

Kuantum Nedir? Kuantum hakkında bilinmeyenler

Published

on

Bilim kurgu filmlerinde senaristlerin laf kalabalığı yapmak için kullandığı; veya kız arkadaşını etkilemeye çalışmak için çeşitli fiziksel terimlerle kullandığı bir alandır kuantum. Aslında tarihi çok da eskiye dayanmayan kuantum fiziği, 20. yüzyılın tam da başında yani 1900 yılında ortaya çıkan bir kavram. Max Planck’in 1900’de kara cisim ışıması üzerine yaptığı inceleme, 1905 yılında Albert Einstein’ın dalga özellikleri olan ışığın aynı zamanda daha sonra foton diye adlandırılacak olan belirli büyüklükte enerji paketlerinden oluştuğunu açıklamaya çalışmasıyla ‘fenomen’ hale gelen kuantum, hem çok karışık hem de çok basit… Hayır hayır çok karmaşık; yazının sonunda halen daha isminizi hatırlıyorsanız tamamdır.

1. Kuantum, kuantum nedir bu kuantum? 

Kuantum, Latince ‘miktar’ anlamına gelen bir terimdir. Modern bilim anlayışına göre bir enerji veya maddenin mümkün olan en küçük birimi olarak tanımlanır. Aslında Rönesans dönemi İtalya’sına kadar dayanan kuantum, fizik teorisyeni Max Planck’in 1900 yılında yaptığı çalışmayla modern bilim dünyasına adımlarını attı.

2. Max Planck… Kuantumun sorumlusu

Kuantum kavramının genel hatlarıyla 1900’de hayatımıza girdiğinden bahsetmiştik. Alman Fizik Derneği’ne çalışmasını suna Max Planck, bir cismin sıcaklığının değişmesinin ardından turuncudan maviye veya kırmızıya dönen renk değişimlerinin nedenini araştırmaya başladı. 20. yüzyıla girildiğinde ise Planck, enerji değişiminin sürekli olmadığını; enerji değişimlerinin ‘kuantalaşmış’ yani kesikli olduğunu keşfetmişti. Kuanta adını verdiği enerji paketlerini formülüze ederek; bazı farklı sıcaklık seviyelerinin, renk enerjilerinin bazı alanlarını işgal edeceğini buldu. Yani doğa yasalarının temel anlayışı yerle bir oldu…

3. Tabii ki de Albert Einstein olmadan olmaz!

‘Siyah Cisim Işıması’ adını verdiği ve size demin bahsettiğimiz çalışmasıyla Nobel alan Planck, temeli atmış oldu ancak sonrasını getiremedi. 1905 yılına gelindiğinde ise Albert Einstein, enerjinin yalnızca kuantunize olmadığını radyasyonun kendisinin de kuantizasyon olduğunu ileri sürdü. Einstein’ın daha sonradan nefrete dönüşecek kuantum aşkı da bu yıl başlamıştı.

4. Kuantum torpilli mi de bu kadar özel?

Kuantum dünyasında bir şeyin gözlemlenmesi, gerçekleşecek olan fiziksel süreçlerin tamamını etkiler. Parçacıklar dalga gibi, dalgalar da parçacıklar gibi hareket eder. Madde uzayda hareket etmesine gerek kalmadan bir noktadan başka bir noktaya ulaşabilir. Bilgi ise mesafe ne kadar uzak olursa olsun anında hedefe aktarılır. Kuantum fiziği de bütün bu söylemleri geçerli kılar; aslında bize, tüm evrenin olasılıklardan ibaret (How I Met Your Mother, Ted Mosby aklına gelenler) olduğunu söyler. Bu olasılıkların milyarlarca olması da kuantumu özel kılar.

5. Yorumlar, hipotezler…

Kopenhag Yorumu ve Çoklu Dünya Hipotezi, gerçekliğin doğasını anlamak için en etkili iki yorumdur. Ünlü kimyager Niels Bohr; makro ve mikro boyutun farklı fiziksel ilkelerle incelenmesi gerektiğini savunuyordu. Durumu, bilinmeyen herhangi bir nesnenin aynı zaman diliminde bütün olası durumlarda var olduğunu belirtiyordu. Buna da ‘Süperpozisyon İlkesi’ adını vermişti.
Kuantum deneylerine değiniyorsak Schrödinger’in o ünlü kedi deneyini de göz önünde bulundurmamız lazım. Canlı bir kediyi kalın kutuya yerleştirelim, ardından bir şişe zehir kutunun içine salınsın ve kutuyu tekrardan kapatalım. Eğer kutuyu açarsak kedinin durumu hakkında net bir bilgi edinebiliriz; ancak açmazsak kedinin durumuyla alakalı iki ayrı veriye ulaşabiliriz.
Kuantum fiziğine dair bir başka yorum ise Çoklu Dünya Hipotezi’dir. Bu teori, kuantum sisteminin seçimlerle her iki olaydan birini belirlediğini savunur. Ancak bunlardan sadece birisi bizim evrenimizde gerçekleşir; diğeri ise paralel evrende (o konu çook derin, ama sitemizde bulabilirsiniz) gerçekleşir. Var olan her evrendeki her olayın olma ihtimali yeni bir evreni meydana getirir. Ama bu evrenler arasında net bir etkileşim yoktur. Stephan Hawking ve Richard Feynman, bu kuramın ilk savunucularıdır.

6. Zaten karışık, bir de kendisine engel yaratıyor.

Kuantum engeli, bir parçacığın kuantum durumu ölçmek için diğer parçacıklara kısaltmalar koymasıyla meydana gelir. Bu paradoksa göre; nesnelerin fiziksel özellikleri, ölçümden bağımsız olarak kesin niceliklere sahip olmalıdır. Aksi halde kuantum engeli meydana gelir.

7. Klasik fizik mi kuantum mu? Kobe mi Jordan mı?

Öncelikle LeBron James hayranları, James kıyaslamada olmadığı için kusura bakmayın… Evet fiziğe dönecek olursak; Klasik fizik insanın dışarıdan gözlem yaptığı bir bilimdir ancak kuantum fiziğinde insan bütünün bir parçasıdır, yaptığı hesabın içindedir, bir diğer anlamda, gözlemin içindedir her küçük parçasına kadar içerisinde bulunur. Bir basketbol topu yapısı ve rengi bilinen bir nesnedir; fakat içerisindeki atomlar kuantum fiziğine aittir.

8. Dünyaya etkisi say say bitmez…

Görelilik İlkesi’nden Her Şeyin Teorisi’ne kadar dünyayı şekillendirmemizi sağlayan kuantum teorisi, aynı zamanda filmlerin ödül almasını da sağlayan, kuantum; modern fiziğin temelini de oluşturmaktadır. Optik, kimya, bilgisayar, şifre çözümü ve çok daha fazla alanda uygulamalı olarak kullanılır. Bilim insanlarını bile bilimden bezdirmiştir kuantum; ama dehalığın sırrı da zaten bu değil mi? Evet kuantum bu sözümüz sana, ‘’Gündelik hayatta hiçbir şey öngörülemez değildir. aynı zamanda, hiçbir şey tam anlamıyla rastlantısal da değildir’’ Fizik sınırlarını fazla aşmadan, biraz da eğlenceli bir dille kuantum hakkında yaptığımız çalışmayı okudunuz. Ama soruya gelecek olursak; tabii ki de Kobe Bryant…

Editör / Yazar: Kuzey KILIÇ

Kaynak: https://whatis.techtarget.com/definition/quantum-theory  , https://www.thoughtco.com/quantum-physics-overview-2699370

Fizik

Einstein’ı Ünlü Yapan Güneş Tutulması

Published

on

İmkansız gibi görünüyor fakat Albert Einstein’ ın ölümünün üzerinden altmış yıl geçmesine rağmen beyaz dağınık saçlarından, gür bıyıklardan ve çizgili yüzünden hemen tanınabilmesi, onun sanki doğduğundan beri bizim için ünlü olduğu izlenimini oluşturuyor. Aslında, Alman doğumlu dahinin tam teşekküllü bir fizikçi olmadığı bir dönem elbette ki vardı. İşte bu dönemde, Bern (İsviçre)’de patent müfettişliği yapıyor ve çalışma saatleri dışında bilimsel araştırmalarıyla uğraşıyordu. Yıl 1905, Einstein henüz 26 yaşındayken, uzay ve zaman arasındaki ilişkiyi yeniden tanımlamamıza yardımcı olan Özel Görelilik Kuramı (İzafiyet Teorisi) ile fizikte devrim yapmaya başladı. Dünyanın en ikonik matematiksel denklemlerinden biri olan – E = mc2 – özel görelilik kuramından çıkmadır.

Albert Einstein, 28 Aralık 1934’te Pittsburgh’da Bilimin İlerlemesi İçin Amerikan Derneği’nde konferans verdi. (AP)

Bu çalışma Einstein’ı akademik açıdan güvenceye aldı ancak onu ünlü yapmadı. Keza 1915’te yayınladığı genel görelilik teorisi de o an için büyük dehaya herhangi bir ün katmadı. Çalışmalarına büyük bir hırsla devam eden Einstein, yerçekimi olarak anladığımız şeyin aslında uzay ve zamanın eğriliğinden dolayı olduğunu savundu. (O zaman fizikçiler arasında bu çok tartışılan bir konuydu)

Bunlardan sonra 1919’da Güney Amerika’dan Afrika’ya uzanan yol boyunca altı dakikadan fazla süren bir karanlık (güneş tutulması) çöktü yeryüzüne ve Einstein’ın ünsüz hayatını değiştirdi. Bazı insanlar 29 Mayıs 1919’a “Einstein’ın tutulması” diyerek tarihe atıfta bulundu.

Yaklaşık bir asır sonra, 21 Ağustos’ta, ülke tarihinde en çok beklenen astronomik olaylardan birinde, bir güneş tutulması Amerika Birleşik Devletleri’ni çevreleyecekti. Bu olay bilim insanlarına güneşin buharlaşan koronasını (gaz yuvarı/taç küre), yıldızın etrafında dalgalanan veya patlayan plazma parçacıklarını inceleme fırsatı verecekti.

1919’da Sir Arthur Eddington liderliğindeki İngiliz gökbilimciler tutulmayı incelerken, yıldızlardan gelen ışığın, güneşin kütle çekim alanı tarafından saptırıldığını kanıtlamak için Einstein’ın teorisini kullandılar. Dünyanın dört bir yanındaki gazeteler Einstein’in bu başarısını kutladı. New York Times, 10 Kasım 1919 tarihinde ön sayfasından “Einstein Teorisinin Zaferleri” başlığıyla okuyucularına seslendi.

Einstein’ın etkili bir şekilde yaptığı şey, dünyanın uzay hakkındaki görüşlerini, insanların bu görüşleri nasıl anladıklarını ve bunlarla nasıl ilişki kurduklarını değiştirmekti. Einstein’in yaptığı en önemli şey, bilimsel atılım önerileriyle yaklaşık 17 milyon insanın hayatına sahip çıkarak, insanlara I. Dünya Savaşı’ndaki yıkımdan kurtuluş imkanı sunmasıydı.

“Fizikçi ve Filozof: Einstein, Bergson ve Zaman Anlayışımızı Değiştiren Tartışma”nın yazarı Jimena Canales, yıllar sonra yazdığı kitabında “Avrupa o gittikten sonra derin bir yastaydı” dedi. İnsanlar, kendilerinden milyonlarca kilometre uzakta olup bitenlerle ilgili haberlere aç kalmıştı.

Einstein, 1921’de Nobel Ödülü’nü kazandı. Daha sonra dünya turuna çıktı, kraliyet aileleri ve Hollywood yıldızlarıyla dolu dolu vakit geçirdi. Charlie Chaplin, 1931’de yeni filmi “Şehir Işıkları”nın galasına Einstein’ı davet etti. Söylentiye göre Chaplin orada Einstein’a “Kimse seni anlamıyor ama herkes beni anlayabiliyor. Ona rağmen ikimizi de alkışlıyorlar” diyor. Yani Einstein artık kitlelerce tanınan ünlü bir fizikçi olmuştur.

Daha sonraları Einstein, 1933’te Nazilerin iktidara gelmesinden ve ülkenin üniversitelerinden Yahudi bilim insanlarının kovulmaya başlanmasından dolayı Almanya’dan kaçtı. Einstein, 3 Ekim 1933’te Londra’da bulunan Royal Albert Hall’daki büyük konuşmasında, Hitler’in yarattığı tehlikeler konusunda halkı ve otoriteleri uyardı.

“Entelektüel ve bireysel özgürlüğü bastırmakla tehdit eden bu güçlere direnmek istiyorsak, tehlikede olanı zarar gelmeden önce korumalıyız” dedi ve “Bugünkü özgürlüğümüzü zamanında zorlu mücadeleler veren atalarımıza borçluyuz” cümlesiyle konuşmasını sonlandırdı.

Dört gün sonra Amerika Birleşik Devletleri’ne gitti ve Princeton’da bulunan İleri Araştırmalar Enstitüsü’nde önemli bir görev üstlendi ve ününe ün kattı. W.E.B.Du Bois’e eşlik ederek, NAACP(Siyahi İnsanların Gelişmesi İçin Ulusal Birlik)’ye kurucu üye olarak katıldı. Barışçıl – açık sözlü bir insan hakları koruyucusu olarak global bir şöhrete kavuştu.

İngiliz bilim adamı Stephen Hawking ’in 2016 yılında New York’taki konuşmasından bir kare. Albert Einstein’ın fotoğrafı ise arkasındaki ekranda duruyor. (EPA / JASON SZENES)

Canales, “Einstein, o zamanlar, bir kamu bilimcisinden daha fazlası olmuştu. Kehanetçi oldu ve bilim adına bir şeyler yapılırken asla geride durmadı. Yeni yarattığı bu rol, Stephen Hawking ve Carl Sagan gibi bilim insanları tarafından sürdürülmeye devam edildi”dedi. Her şey 1919′ da ayın kısa bir süre güneşi engellemesiyle başlayıp 1955’te büyük bir hüzünle bitmişti.76 yaşında öldüğü zaman, Einstein’ın adı dahi kelimesiyle eş anlamlı olmuştu.

Editör / Yazar: O.Can CANİKLİ

Kaynak: https://www.washingtonpost.com/news/retropolis/wp/2017/08/15/the-solar-eclipse-that-made-einstein-famous

Continue Reading

Astrofizik

Karanlık Madde Gerçekten Belirsiz Mi?

Published

on

Bilim insanları yıllardır karanlık maddeyi anlamaya ve evrenin 4’ te 1’ ini kaplayan bu gizemli maddenin sırlarını çözmeye çalışıyor. Görünmezlik pelerininin mantığını kavramamızı sağlayacak fikri arıyorlar. Devasa tek bir parçaymışçasına hareket eden binlerce küçük parçacığı inceliyorlar. Maalesef 28 Şubat’ta, Journal of Cosmology and Astroparticle Physics dergisinde yayınlanan makaleye göre karanlık maddeyi elde etme girişiminden elleri boş ayrıldılar. Sonuçlara göre karanlık madde eğer gerçekten çok küçük maddelerden oluşuyorsa elde edilmesi çok zor ve diğer maddelerle etkileşime girmeyen bir madde olabilir. Karanlık madde evrenin en büyük sırlarından biri. Işıkla etkileşime girmiyor ama diğer maddeler üzerinde kütlesel çekim kuvveti uyguluyor. Evrendeki enerji ve maddenin dörtte birini oluştursa da bilim insanları onu henüz ne bulabildiler ne de neyden oluştuğunu çözebildiler.

Karanlığın Kalbi

Pek çok bilim insanı, karanlık maddenin zayıf etkileşimli büyük parçacıklardan (WIMP) oluşuyor olabileceğini düşünüyor. Ama bu teori karanlık maddeyi tam olarak açıklayamıyor. Örneğin, bu parçacıklar, galaksiler ağında astronomların henüz göremediği yapılar oluşturmalıydılar. Bu yüzden bilim insanları karanlık maddeyi farklı bir yönde aramaya başladılar, ultralight parçacıklarında. Araştırmanın yazarlarından Sergey Troitsky, “ Bir çok teori olsa da hiçbirinin destekleyici bir kanıtı yok, bu yüzden her ihtimali tek tek araştırmalıyız.” dedi. Bazı teorilerse ultralight karanlık maddenin diğer adıyla belirsiz karanlık maddenin elektrondan 10^28 kat daha hafif olduğunu ve bir dalgadan ziyade bulanık sınırları olan bulaşmış parçacık gibi hareket ettiği için “belirsiz” karanlık madde olarak adlandırıldığını iddia ediyor. Son araştırmalarla aktif galerilerdeki ışıkla bu maddeyi bulmanın bir yolu olup olmadığı araştırılıyor.

Karanlık madde evrenin çoğunluğunu kapladığından, eğer ultralight parçacıklarından yapıldıysa onlardan çok sayıda var olmalı. Durum böyleyse parçacıklar Bose-Einstein Yoğuşması gibi ultra soğukta birbirleriyle yapışık halde bulunuyor olmalılar, mesela bir saha gibi . Parçacıklar ışıkla etkileşime girmediğinden (ki zaten bu yüzden onları bulamıyoruz) bu saha hareket ettikçe polarize ışıkta etki bırakıp, ışığın hareketi sırasında ışınların yönünü değiştiriyor olmalı. Teoriye göre bu etki karanlık maddenin 325 ışık yılı kadar karşısındaki alanlarda görülebiliyor. Bu alanın salınımı da ultralight karanlık maddenin kütlesine bağlı. Bilim insanları bunu kullanarak karanlık maddenin kütlesini ölçmeyi umuyorlar. Karanlık maddenin etkisinden dolayı ışığın kutuplaşmasındaki değişiklikleri araştırmak için bilim insanları 10 teleskopun birleşimiyle oluşan Very Long Baseline Array isimli radyo-teleskopunun arşivlerini taradılar. Uzak galaksilerden ulaşan ışık ayrıntılı bir şekilde araştırıldığı için elimizde yeterli bilgi mevcut.

“Genellikle astrofizik alanında önceden yayınlanmış belgeleri inceleyerek araştırma yaparız ama bu kez araştırmacılardan kendi çalışmaları üzerinde incelemeler yapmalarını istedik ve çalışma taslağımız için gözlemsel verileri kullandık.” Dedi Troitsky.10 yıllık araştırmaları taradıktan sonra bilim insanları salınımları buldular ama bu bekledikleri türden değildi. Galaktik nükleuslar(çekirdekler) normalde belli bir frekans olmadan salınım yapar ama karanlık maddede durum böyle değildi. Bilim insanları galaksiler arası yapıları açıklayacak ultralight karanlık maddenin varlığına dair herhangi bir kanıt bulamadı. Yine de bu yokluğunun kanıtı olamaz. “Karanlık maddenin yer çekimi dışında bir kuvvetle etkileşime geçeceğinin garantisi yok, böyle bir maddeyi bulmak çok zor olsa da en basit açıklama bu.” Dedi Troitsky. “Karanlık madde hakkında emin olduğumuz tek şey, bilinen parçacık fiziğinin dışında kalması. karanlık maddenin yapısına ilişkin gözlemsel kanıtlara sahip olana dek tahminlere ve spekülasyonlara dikkat etmeli ve açık fikirli olmalıyız.” Dedi Telaviv Üniversitesi’nde gökbilimci olan Rennan Barkana.

Editör / Yazar: Şeyma SÜRÜCÜ

Kaynak: https://www.space.com/fuzzy-dark-matter-evidence.html

Continue Reading

Fizik

Çekilen İlk Karadelik Fotoğrafı Einstein’ın Görelilik Teorisini Kanıtlıyor

Published

on

Kara delik her zaman bilim kurgunun megastarları olmuşlardır. Ancak onların Hollywood’daki ünleri -şu ana kadar kimse gerçeğini görmediğini düşünürsek- biraz farklıdır. Eğer bir tanesini görmeden inanmam diyenlerdenseniz Event Horizon Teleskobu’na(EHT) teşekkür edin. Çünkü o bu güne kadarki ilk karadelik fotoğrafını çekti. Bu inanılmaz adım, tüm Dünyayı koca bir teleskoba çevirerek ve trilyonlarca kilometre ötedeki bir resmi çekerek gerçekleşti. Her ne kadar görkemli ve devrim yapıcı bir proje olsa da sadece bununla sınırlı kalmıyor. Bu aynı zamanda Albert Einstein’ ın uzayın ve zamanın doğası hakkındaki fikirlerinin, ekstrem koşullarda geçerli olup olmadığını araştıran ve kara deliklerin evrendeki rolüne ilişkin şu ana kadarki en bol bilgiyi sunan eşi görülmemiş bir araştırmadır. Uzun lafın kısası: Einstein başından beri haklıymış.

Görüntülenemeyeni Görüntülemek

Karadelikler, kütlenin çok yoğun ve sıkışmış olduğu, ışığın bile yer çekiminden kaçamadığı uzay bölgeleridir. Bir mürekkep kadar karanlık bir arkaplanda bir tanesinin fotoğrafını yakalamak neredeyse imkansız bir görev. Ancak Stephen Hawking sayesinde biliyoruz ki bu devasa kütleler sadece siyah uçurumlardan oluşmuyor. Yüksek hızda plazma yaymalarının yanında, buna karşın inanılmaz kütle çekimi yakaladığı maddeyi merkezine doğru çekiyor. Ne zaman madde karadeliğin eventhorizon*(olay ufku-olayları son olarak gözlemleyebildiğimiz, ışığın bile kaçamadığı yer)a geldiği zaman karadeliğin etrafında dönen bir disk oluşturuyor. Bu diskteki maddeler birbirleriyle temas ettikleri zaman enerji ortaya çıkartıyorlar. Bu enerji diski ısıtıyor, aynı bizim soğuk bir günde ellerimizi birbirine sürterek ısındığımız gibi. Maddeler birbirlerine yaklaştıkça sürtünme daha da fazla oluyor. Eventhorizon*(olay ufku) na yakın olan bölge yüzlerce güneş akısında parlıyor. İşte EHC karadeliğin siluetinde bu ışığı gözlemliyor. Bu resmi oluşturmak ve veriyi analize etmek inanılmaz zor bir görev. EHT ekibi bize en yakın 2 süperbüyük karadeliği hedeflediler, bunların ikiside eliptik şekilli galaksi olan M87 ve Sagittarius A* bizim Samanyolu Galaksimizin merkezindeydi.

Size bu işin ne kadar zor olduğunu şöyle anlatalım. Samanyolunun karadeliği 4.1 milyon güneş kütlesindeyken ve çapı 60 milyon kilometreyken dünyaya uzaklığı 250,614,750,218,665,392 kilometre uzak. Bu da Ankara İstanbul arasını 558 trilyon kere gitmek anlamına geliyor. EHT ekibi tarafından da söylendiği gibi New York’ ta olup Los Angles’ daki bir golf topundaki çıkıntıları görmek gibi bir şey. ( İstanbul’ dan Dubai’ deki yeri görmek gibi bir şey) Bu kadar uzakta olan bir şeyi fotoğraflamak için ekibin bir dünya kadar büyük bir teleskoba ihtiyaçları vardı. Bu kadar büyük bir teleskop olmadığı için EHT ekibi dünyanın her yerinden gelen verileri bir arada topladılar. Bu kadar uzaktaki bir maddenin doğru resmini çekmeleri için bütün teleskopların sabit olmaları ve senkronize hareket etmeleri gerekiyordu.

Bu zorluğu yenmek için ekipler atomik saatler kullandılar. Bu saatler o kadar doğrudur ki her yüz milyon yılda 1 saniye hata payları vardır. Toplanan 5000 terabitlik veri o kadar büyük olmuştu ki yüzlerce hard diskte taşınmak zorunda kaldı ve fiziksel olarak bir süper bilgisayara takıldı. Bu süper bilgisayar bu verileri arasındaki zaman farkını sildi ve son olarak elimizdeki görüntüyü oluşturdu.

Genel göreliliğin kanıtlanması

Bu buluştan aldığımız en önemli mesaj, Einstein’ ın tekrardan haklı çıkmasıydı. Son birkaç yıldır yapılan testlerde Einstein’ ın genel görelilik teorisinin evrenin en ekstrem yerlerinde bile doğru çıktığını bir kere daha gördük. Burada, Einstein’ ın genel görelilik teorisi M87 den gelen bilgileri şaşmaz bir şekilde doğru tahmin etti. Görünen o ki uzayın, zamanın ve yerçekiminin en doğal açıklaması bu. Karadeliğin merkezinin etrafındaki maddenin hızı sabit ve ışık hızına yakın hızlarda. Bu resimden EHT bilim insanları, M87 karadeliğinin güneşin 6.5 milyar katı kütleye sahip olduğu ve 40 milyar kilometre uzak olduğunu çıkarttılar. Bu Neptün’ün 200 yıllık güneş etrafında dönüşünden daha fazla demek oluyor. Samanyolu’nun karadeliğini bu zamanlarda değişen ışık çıktısından dolayı doğru gözlemlemek biraz zordu. Umarız ki daha fazla teleskop EHT’ye eklenir ve bu inanılmaz maddelerin resmini çekebiliriz.

Editör / Yazar: Uzay TEMEL

Kaynak: https://www.sciencealert.com/the-first-black-hole-photo-confirms-einstein-s-theory-of-relativity?perpetual=yes&limitstart=1

Continue Reading

Öne Çıkanlar