fbpx
Connect with us

Arkeoloji

Eski Mısır’ da Hayat

Published

on

İlk olarak Mısır’da yazıyı ele alalım: Antik Mısır da M.Ö 3000 yılından sonra MEZOPOTAMYA çivi yazısından esinlenerek hiyeroglif yazısını icad etttiler. Mısır da küçük bir kasaba olan Apydos da bulunan oyma işlerinden yola çıkarak resimli yazının ilk mısır da kullanıldıgı iddia edilir. Mısır hiyeroglifleri 1822 yılında Eski Mısır bilimci ve Dilbilimci Jean François -Champolion çözmüştür. Mısırlılar yazıyı Mezopotamya’dan öğrenmişlerse de kendi üsluplarını geliştirip Antik Mısır resimlemeyi (piktogram) taş, fildişi, ahşap,üzerine kazıyarak başlamışlardır. Mısır da ayrıca 1.Hiyaretik, 2.Demotik, 3.Kopt yazı türleri de vardır. Mısır alfabesi kolay çözülebilir bir yazıydı,bunun nedeni ise yıllarca aslına bağlı yazılı olması idi.  1.Hiyaretik Yazı: Kitap yazısı dedikleri yazıdır ve kutsal sayılmıştır. Kil kaplara ve papirüslere yazılması Orta Krallık (M. Ö2040-1640) döneminde daha sık kulanılmıştır.Hukuk ve dini metinlerde kullanılır. M.Ö 200’e kadar kullanılmıştır.  2.Demotik Yazı: Kursiv denilen Halk yazısıdır. M.Ö 750 de Eski Helenlerden esinlenerek ortaya çıkan yazı türüdür.  3.Kop Yazı: Geç devir mısır diline denir.7.demotik işaret ve helen dilindedir.  “Ani’nin Özdeyişleri “olarak Papirüs yazının artışı “Ölüler Kitabı” yani mumyalamayla birlikte gömülen yazılar sayesin de artış göstermiştir. Kahire Müzesi’nde ki papurus de Ani’nin Özdeyişleri adın da Mısır davranış kuralarını anlatan bir metin bulunmaktadır.Bu metin şu şekil de yazılmıştır. Günümüz de bizlere de ders olması temennisiyle aktaralım.

  • “Bir kişi eline geçen fırsatı bir kez kaçırdı mı, başka bir tanesini yakalamak için (boşuna) çabalar.”
  • “Başkası ayaktayken sen oturma, sosyal statün onunkinden daha yukarıda olsa bile ve özellikle de bu kişi yaşlı bir adamsa Kaba sözler söyleyen birinin nezaket görmesi beklenilmemelidir.”
  • “Eğer her gün kendi ellerinle (yaptığı) yolda ilerlersen, sonunda olman gereken yere varırsın.”
  • “İnsanlar her gün ne hakkın da konuşmadılar? Yüksek mevkilerdeki yöneticiler kanunları tartışmalı, kadınları kocaları hakkında konuşmalı ve her insan kendi işleri ile ilgili konuşmalıdır. “Asla hiçbir misafirinize kaba sözler söylemeyin; dedikodu yaparken sarf ettiğiniz bir söz döner gelir ve sizin evinize düşer.
  • “Eğer kitaplarla aran çok iyiyse ve onlar incelemişsen, okuduklarını, kalbine iyice yerleştir ki böylece daha sonra ne söylersen iyi olacaktır.Eğer bir kâtip herhangi bir mevki ye terfi ettirilirse, kendi yazdıkları hakkında konuşacaktır. Hazineden sorumlu müdürün hiç oğlu yok ve mühür memurunun hiç varisi yok. Yüksek memurlar, eli şerefli bir konumda olan kâtibe, çocuklara vermedikleri bir saygı gösterirler…
  • “Bir insanın çöküşü ona dilinden gelir; dikkat edin de kendinize bir zarar vermeyin “Bir insanın kalbi tıpkı bir tahıl ambarına benzer, içi her türden cevapla doludur; iyi olanları seç ve onları söyle, kötü olanları ise içine gömerek sakla. Kaba bir şekilde vereceğin cevap silah savurmaya benzer; fakat eğer tatlılıkla ve sakin bir şekilde konuşursan her zaman [sevilirsin].”
  • “Sana, seni karnında taşıyan anneni verdim ve seni taşırken o, benim yadımım olmaksızın bu büyük yükün sorumluluğunu üzerine aldı. Aylar sonra sen doğdun, annen kendini bir boyunduruğun altına sokarak seni üç yıl boyunca emzirdi… Sen eğitim alman için okula gönderildiğinde , annen düzenli olarak her gün öğretmenin için evden ekmek ve bira getirdi. Şimdi ise sen büyüdün, bir karın ve kendi evin var. Çocuklarına bak ve onları tıpkı annenin seni yetiştirttiği gibi yetiştir. Anneni üzecek hiçbir şeye izin verme, aksi takdirde eğer o ellerini Tanrı” ya açarsa Tanrı onun şikâyetini duyacak(ve seni cezalandıracaktır)”.
  • “Yanında başka biri varken ekmeğini, ilk önce ona uzatmadan yeme…” “Öfkeliyken birine asla cevap vermeyin ve onun yanından uzaklaşın . O, kızgınlık içerisinde konuştuğunda “Ani’nin Özdeyişleri “olarak siz ona kibar bir şekilde karşılık verin çünkü yumuşak sözler onun kalbinin ilacıdır”.Kaynak: Wallis BUDGE Antik Mısır Edebiyatı k.t.p  Kaynaklar: Prof Bülent İPLİKÇİOĞLU Eski Çağ Tarihinin Anahtarları I kitabından-Antik Dünya Ansiklopedisinden Çeviren Zeynep Tür

YÖNETİM ŞEKLİ- TOPLUMSAL HAYAT VE EV YAŞANTISI: Yönetim şeklini ele alırsak, Eski Mısır’da yönetim şekli mutlak krallıktı. Firavunlar yönetirdi, firavun (Büyük Ev) anlamına gelirdi.Yeni krallık döneminde krallar tanrılaştırılmaya başlandı.başladı çünkü yeni krallık döneminde ilk yaşarken krallar tanrılaştırılmaya başlandı. II.AMENOFİS (M.Ö 1427-1401) zamanında kuzey ve güney iki ayrı vezir atandı. Güneyin merkezi Teb idi kuzeyin ise Memfis idi. Kral-vali-memur-rahip-çiftçi-işçi tabakaları şeklinde sıralanıyordu. Ayrıca eski Mısır da kölelik M.Ö 2000 yılına kadar dayanmaktadır. Kaynak: Bülent İplikçioğluEskiçağ Tarihinin Anahtarları Kitabı 1990. Tarımda Şaduf sistemini keşfetmişler (Şaduf:Kuyu ağzından veya başka bir su kaynağından yaklaşık 3m. uzakta, toprağa gömülü, üzerinde bir çatal bulunan ağaçtan yapılan bir desteğe sahip bulunan ve suyu yeraltından çıkarmaya yarayan düzenekdir) Yılda 2 kez ürün hasat edilmiş idi. Eski Mısırlılar seneyi dörder aylık üç mevsime ayırmışlardır; birincisi Nil’in taşması, ikincisi tohum atma, üçüncüsü ekin biçime devri idi.Bir ayı 38 gün olarak kabul etmişlerdir.Ekmek ve bira yapımı için en çok arpa yetiştirilirdi. Kıyafet yapmak için keten ve pırasa, sarımsak, kavun, karpuz, bakliyat, marul, kabak,nar,hurma incir şarap yapmak için de üzüm yetiştirirlerdi.Tahılları eşeklerle harman yerine taşıyorlardı.  Hayvansal gıda olarak koyun keçi domuz kaz ördek güvercin tüketiyorlardı,sıgır eti lükse giriyordu.Firavuna mahsulun 10\1ini vergi olarak verirlerdi.Milâttan önce 450 yılında Mısır’ı ziyaret eden Herodot diyor ki: «Mısırlılar bütün diğer insanlardan daha az zahmetle topraktan istifade edebiliyorlar; çünkü Nilmuayyen zamanlarda kabararak etrafa taşıyor ve suladığı arazide hububat ekiminefevkalâde elverişli ince bir tabaka bırakarak çekiliyor. Köylü tohumunu bu toprağasaçarak bir az da hayvanlarını tarla üzerinde gezdirmekten başka bir şey yapmak mecburiyetinde değildir.» Ev yaşantısına gelirsek, 14 yaşında sünnet töreni yapılır idi. Tek eşli evlilik yaygındı. Kızlar 14-15 yaşında, erkekler 20 yaşında evlenir idi. Evlilik sözleşmesi devlet tarafından kabul edilen medeni bir şeklinde yapılırdı. Evlilik töreninde dini merasimler mecburu değildi. Evlilik sözleşmeleri her iki tarafın ailelerinin tapınakta buluşup yaptıkları ve evlilik antlaşmasının ahaliye ilan edilmesiyle gerçekleşirdi.
Evlilik sözleşmesi yazılı belgeyse ya tapınakta korunur veya ailelere verilirdi. Evlilik sözleşmesinin en güzel örneği, Emhatıb ve Şahatır’ın yaptığı sözleşmedir. Bu sözleşmede: “Ben seni bir kadın olarak kendime aldım, senden olacak çocuklarım için sahip olduğum her şeyi size vereceğim sizin dışınızda kimseye bir şey vermeyeceğim .Her yıl sana yetecek kadar yiyecek ve içecek vereceğim .Aramızda ayrılık söz konusu olursa 50 parça gümüş vereceğim.” demiştir. Sözleşmeden sonra küçük çaplı eğlenceler yapılır, kadınlar soyun devamını sağladıkları için “kutsal” sayılır.Kız çocuklarına miras olarak ev,degerli eşya,mobilya bırakılırdı.Arazi erkek çoçuklara pay edilirdi.  Heykel, resim, mimarlık ve dış ticaret çok geliştiğ için yeni zengin burjuva sınıfı ortaya çıkmıştı, lüks yaşam hat safhadaydı. Nefertitin büstü Yeni zengin kesim gösterişli hayat sürüyordu. Ziyafetler, törenler, kurban ayinleri yapıyorlardı; birbirleriyle yarış halindeydiler. Öyle ki mezarlarını ve evlerini gümüşler, heykeller,altın fildişi kakmalı mobilyalar ve halılarla süslüyorlardı. Seçkin ailelerin evlerinde zarif altın ve fildişi kakmalı ahşap cam işlemeli mobilyalar, sandalye, tabure kullanılırdı. Mobilyaların ayaklarına hayvan şekli verilirdi. Davetlerinde harp, lavta, flüt, obua çalınır; dansçı kızlar dans ederlerdi. Kıyafetlere önem verilir, genelde beyaz elbise giyilirdi ve başlarına “peruka” takarlardı.Perukaların için de parfüm,merhem bulunurdu kışın pelerin takarlardı. Kadınlar, Malakit denen kaya ve zümrüt tozunu boya yapıp gözlerine sürme çekerlerdi,bu toz göz sağlığına iyi gelirdi. Nil kenarındaki çiçek özellikle Nilüfer çiçeginden ve bitki yağlarından parfüm, krem ve sabun yaparlardı; sabuna kil ve kül katarak cilt ve yaralara iyi geldiğini de gözlemlemişlerdir. Böylelikle doğal sabunu ilk yapan ve kullanan da Mısırlılardı.  Mimari özelliklerine baktığımızda, evlerini tapınak tarzı yaparlardı. Sütunları oldukça gösterişli betimliyorlardı. M.Ö 3000 yılından itibaren “mastaba” mezar odalarına kral gömülürdü. (MastabaEski Mısır’da ilk imparatorluk çağından önce kullanılan, üstü yatay olarak kesilmiş dört yüzlü, düzgün piramit biçimi) mısır firavunları Erken Devir I.II. Sülale’lerden beri (M.Ö 2680.1640) arası kendilerine “mastaba” tipi piramit yaptırmışlardır. III.Sülale kralı Coser’in Sakkara’daki ünlü basamaklı piramit (M.Ö 2630) Mimar İmhotep yapmıştır, bu piramit mısır tarihindeki ilk basamaklı piramittir. 6 basamaklı piramidin kuzeydoğu köşesine yakın yerde Cossar’ın oturur durumda bir heykeli vardır. Güneydoğu yanında kralın Sed Festivali, tapınak ve pavyonlardan oluşan bir yapı grubu vardır.
Set Festivali: kralın ölümünden 30 yıl sonra dogum gününü kutlanan törenin adıdır.Bir nevi anma mereasimidir. IV. Sülale’den itibaren gerçek piramitler yapılmaya başlanmıştır. II. Ramses ve Netfettari’nin tapınakları ünlüdür. II. Ramses için Ebu Simbel Dağı’nda Nefertarı’ye adadığı tapınağını ve başkent yapılan Per-Ramses şehri ve şehirdeki Ramesseum Tapınağı’nı yaptırmış ve günümüze kadar gelmiştir. II. Ramses Kadeş Savaşı’nı ve Antlaşması’nı yapan kral idi. Ayrıca güzeller güzeli gizemli ve güç sembolü kraliçe Nefertiti kum taşından yapılmış boyalı büstü oldukça dikkat çekicidir. Nefertiti Firavun Akhenate’nin eşi ve Akhenaten öldükten sonra ülkeyi yöneten kişidir.
İlk geometrik gerçek olarak tasarlanan piramit, Firavun Snefru’ya ait Kızıl piramittir. Daşhur’daki Snefru (eğik piramit) de vardır, kendisine iki piramit yaptırmıştır.   Giza’daki Keops’un piramitti en görkemlisidir. Antik dünyanın 7 harikasından biridir. V. Sülale’de ise kaya mezarlıklar yapılmaya başlanmıştır. Sebebi ise kolaylıkla mezarların soyulmasıydı. VI. Sülale’den sonra ölünün biyografisi yazılmaya başlandı. Yeni krallık dönemde ise ölüler, kayalardan oydukları mezar odalarına gömüyorlardı, en güzel örneği Hatşepsut’un Deir el-Bahri şehrindekidir ve bir erkek gibi tasvir edilmiştir. 18.Sülale zamanında I.Thutmos’un kızı olan Hatşepsut (M.Ö. 1503-1445) yıllarında yaşayan ilk kadın firavun sülalesinden gelen kraliçe, 22 sene Mısır’ı yönetmiştir. 18.Sülale’ye kadar hiç kadın firavun yönetime gelmemiştir. V. Sülale’den kral Neuserra Abu Grab Ra adına yapılmış tapınak en güzel örneklerinden biridir. En belirleyici özelliği olarak, içerisinde bir sunağın bulunduğu açık avlu, pişmiş topraktan kayık ve güneş tanrısının simgesi olan kalın bir dikilitaş vardır.  Eski mısırlılar Ra tanrısının kayıkla gece yolculuğuna çıkacağına inanıyorlardı. Orta krallık zamanından kalan Firavun Mentuhotep’in tapınağı günümüze bozulmadan muhafaza edilen tapınaklardandır. Yeni krallık döneminde ise Hatşepsun’un II. Ramses’in ve Nefertati’nin 10 metre boyunda heykeli olan tapınakları görkemlidir. Bu tapınakların pilon ve diklitaşları göz kamaştırırdı. (Pilon :Tapınak kapılarının iki yanında kaideleri geniş, yukarı doğru daralan Mısır’a özgü duvarlardır.) Genellikle pilonlar üzerinde tapınağı hangi kral yaptırdıysa onun zaferlerini betimleyen kabartmalar yapılırdı.  Pilonların önüne tapınağı hangi kral yaptırdıysa onun büyük boyutlu birkaç heykeli ve dikilitaşlar dikilirdi. (Dikilitaş: Tek bir bloktan ve genellikle pembe granitten yapılan piramit şeklinde biten taştan yapılır.) Dikilitaşlar tapınakların güney simgeleriydi. Bazı Eski Krallık Dönem’i mezarlarının ve tapınaklarının kapılarının önüne çift olarak dikilirdi. Maalesef bu dikilitaşlardan bazıları kaçırılmış İstanbul, Londra, Paris, New York’ta meydanlara dikilmişlerdir. Saraylar ve diğer yapılar genelde kerpiç olduğu için günümüze gelememiştir. Yazılı kaynaklarda Teb’in sarayları oldukça görkemli olduğu söylenir. Güzel sanatlar da Mısır’da M.Ö 3000 yıllarında Fayans yaygınlaşmıştır. Fayansları ezilmiş Kuartz Kalsit, kireç ve soda kirecinden yapıyorlardı. Mavi Turkuaz sırrının camlaştırılmasıyla üretilen fayansı, küçük Mısır heykellerinin boncuklarında kullanıyorlardı.  Eski Krallık’tan beri Mısırlılar heykel, kabartma resimde çığır açmışlardır. Orta Krallık’ta duvar resimleri ortaya çıkmıştır. Bilimde yapılanlar açısından aydınlatıcı bilgilere sahip olan (M.Ö 3100) Seren yelkenli kayıkları ilk Mısır’da ortaya çıkmıştır. Eski kaynaklardan edinilen bilgilere göre, yeke, yaprak biçimi pala ve kenar kürekleri geliştirmişlerdir. Khuru büyük piramitinin yakınında botun bir kayık bulunmuştur. Bu kayık, Firavunları nehirden cennete taşıyan cenaze kayığıdır. Kaynaklar:Prof Bülent İPLİKÇİOGLU Eski Çag Ana Hatları kitabından-Prof Celal SARAÇ ın Eski Mısır da Bilim ve Teknik Araştırma eserinden- Lewis Mumford Tarih Boyunca Kent k.t.b-Bilim Tarihi Robert Winston -Antik Dünya Ansiklopedisi çeviri Zeynep TÜR. Tıp ilmine de erken ölümlü oldukları için pek ilgiliydiler. M.Ö 2700 yılına kadar doktorların varlığı kanıtlanmış, tapınakların duvarlarında ameliyat resmedilmiştir. M.Ö 1550 tarihli papirüs de insan anatomisi nabız ve kalp atışından bahsedilmiştir. Aynı dönemden kalma Ebers papirüsünde tümör ve sinir sistemi depresyondan bahseder. Kadın hastalıgı, anatomi,dişçilik cerrahi veterinerliklede ilgiliydiler.Bağırsak paraziti, verem, diş eti iltihabı yaygındı. Kafatası ameliyatı yaptıkları görülmüştür. İlaç olarak hintyağı,bal sarmısak fare dışkısı, hastanın tırnaklarındaki kiri, hayvanların et suyu, Nil’in çamuru, ekmek küfünü kullanmışlardı. Ekmek küfünün iyileştirdiğini anlamışlar ve penisilini keşfetmişlerdi.Büyücülük falcılık da tedavi yöntemin de kullanılıyordu. Din konusuna gelirsek Sülale öncesi dönemde Totem inanışı kaynaklı hayvan biçimli tanrıları vardı. Daha sonra hayvan başlı insan vücutlu tanrılar ortaya çıktı.En önemli tanrıları ise Amon- Ra, Menfisin- Ptah, Heliopolis – Ra Harahti’ydi. Törenlerinin ismi “Kült” idi. IV. Amenois (M.Ö 1352-1335) zamanında tek tanrı inancı başlamış, bu olayda da karısı Nefriti’nin çok yardımı olmuştur. Bu yeni din Aton (güneş) tanrısına inanmaya dayalıydı. Ölü ve mumyalama işleminin altında yatan neden, öldükten sonra hayata inanıyorlardı. tanrı Osiris’in başkanlığını yaptığı mahkemeye çıkacaklarını düşünüyorlardı.Mumyalama da sülale öncesi dönemden sonra başlamıştır, ondan önce kuma gömüyorlardı. Mumyalama işlemini 70 günde tamalıyorlardı,beyin ve iç organları, karnın sol yanından bir yarık açılarak karaciğer, akciğer ,mide, bağırsak dışarı çıkarılıyordu; bunun nedeniyse çürümeyi önlemek ve öldümden sonraki hayata ölüleri hazırlamaktı. Organlar Natron’da kurutulup Kano Pikler’e(kavanoz) konulup 40 gün bekletilip, yağlanıp, reçine sürülerek keten bezlere sarılıp ahşap tabuta koyuluyordu. Eğer ölen kralsa üç tabuta koyulup daha sonra taştan lahitin içine koyulurdu, Kanopik çömlekler da yanına dizilirdi. Şavati, Sabti, Usbati heykelcikler de lahitin içine konulurdu. Bu heykellerin, öbür dünyada ölünün angarya işlerini yapacağına inanılırdı. Kutsal sayılan kedi, boğa, timsah da mumyalanırdı. Mısır tarihi hakkında bilgiler veren II.Tutmosi’in Nubya Seferi’ni anlatan yazıtla yazımıza son verelim. “Haberci içeri geldi, Kral Hazretlerini selamladı ve şunlar dedi: KUŞ’ un (Kuzey Nubya ) kötü halkı isyanda. iki diyarın efendisinin (Mısır kralının ) halkı ona düşman olmuştur ve savaşmaya başlamıştır. (Nubyadaki) Mısırlılar Babanız [I.] Tutmosis, güneydeki ve Doğu çölündeki kabileleri durdurmak için inşa ettiği kalenin sığınağından sığırlarını sürüyorlar.”“Kral Hazretleri bu sözleri duyduğu zaman tıpkı bir panter (ya da leopar) gibi öfkelendi ve dedi ki; ‘Beni seven Ra ve Babam, Tanrıların kralı , iki diyarın tahtının efendisi Amon üzerine yemin ederim ki içlerinde canlı tek bir adam bırakmayacağım. “Daha sonra Kral Hazretleri İki diyarın efendisi ’ne karşı ayaklanmış ve kral hazretlerinin yönetiminden memnun olmayanları devirmek için bir askeri birliği Nubya’ya yolladı. Bu onun ilk savaşıydı. Kral Hazretlerinin askerleri Kuş’un sefil topraklarına vardılar.Aldıkları emre bağlı olarak askerler, hizmetkârlar eşliğinde kralın bulunduğu yere götürülen sefil Kuş Prensi’nin oğlu hariç canlı hiçbir adam bırakmadılar . Kral tahtın oturdu.  Askerleri yakaladıkları esirleri ona getirdiklerinde esirleri ona getirdiklerinde esirler iyi tanrının ayaklarına bırakıldılar. Toprakları eskiden olduğu gibi bağımlı duruma geri getirildi. İnsanlar sevindiler ve liderleri memnun oldu. iki Diyarın Efendisi’ne övgüler yağdırdılar ve Tanrıyı ilahi iyiliğinden ötürü yücelttiler. Bunun meydana gelişindeki neden, kral hazretlerinin, babası Amon’un başlangıçtan bu yana Mısır tüm krallarından daha çok sevilmiş olan, taçları şanlı Güney ve Kuzey’in Kralı , Aakhepe -renra, Ra’nın oğlu, tıpkı Ra gibi ebedi yaşam, süreklilik ve huzur bahşedilen, II. Tutmosis’in cesaretiydi” Kaynak:Wallis Budge Antik Mısır Edebiyatı k.t.p
Kaynaklar: Prof Bülent İPLİKÇİOGLU Eski Çag Ana Hatları kitabından-Prof Celal SARAÇ ın Eski Mısır da Bilim ve Teknik Araştırma eserinden- Lewis Mumford Tarih Boyunca Kent k.t.b-Wallis Budge Antik Mısır Edebiyatı k.t.p Bilim Tarihi Robert Winston -Antik Dünya Ansiklopedisi yazarlarıJane BİNGHAM.Fiona chandler,Jane Chisholm,Gill Harvey,Lisa Miles,Stuan Reid.Sam Taplin çeviren:Zeynep TÜR

Arkeoloji

Tutankhamun’un Mezarına İngiliz Arkeologlarının Cevabı

Published

on

Hiç akla gelmeyecek bir yerde, bir bar ve bir süpermarket arasında kalan bir arazide gömülü inanılmaz bir mezar odası bulundu. Bulunan bu kraliyet mezarlığı İngiliz arkeologların Tutankamun ‘un mezarına verdiği cevap olarak nitelendiriliyor. Bu kazı mısır firavununun mezarı kadar ışıltılı ve dikkat çekici olmasa da, Anglosakson Dönemine ait en önemli keşifler arasında yerini aldı bile. Kazıda bulunan materyaller, o dönemin kültürü, insanları ve el işçiliğine ışık tutuyor. Mezar odası ilk olarak 2003 yılında İngiltere Essex ‘te yol çalışmaları sırasında keşfedildi. Yıllar süren titiz çalışmaların sonunda Londra Arkeoloji Müzesi (MOLA) arkeologları tarafından henüz yapılan açıklamada mezarın büyük ihtimalle MS 6. Yüzyıl’dan bir Anglosaksonların prensine ait olduğu açıklaması yapıldı. Mezar aynı zamanda bilinen en eski Hristiyan mezarı olma özelliği taşıyor.

Mezar odasının içinde içme kapları, kase, sürahi © MOLA

MOLA Araştırma Direktörü Sophie Jackson, “Kazı bu ülkenin gördüğü en önemli Anglosakson keşiflerinden biri.” Diyerek kazının önemini belirtiyor. Mezarın içinde bulunan paralarla yapılan karbon tarihlenmesi testleriyle mezarın MS. 575 ile 605 yılları arasında inşa edildiği bilgisine ulaşıldı.

mavi renkte kaplar © MOLA

Odada bulunan materyaller arasında altın bir kemer tokası, bir Bizans sürahisi, süslü bir içme boynuzu, dekoratif bir kase, mavi renkte kaplar ve altın haçlar dikkat çekiyor. Haçlar mezarın bir hristiyana ait olduğunu fikrini kesinlemekte fakat mezar odası gibi cenaze gelenekleri Hristiyanlık öncesi inanç ve gelenekleri yansıtmakta.

Bir diğer önemli bulgu da mezarın içine dağılan lir (antik arp benzeri bir Anglosakson enstrümanı) kalıntıları. Enstrüman çürümüş olmasına rağmen uzmanlar tarafından uygulanan tekniklerle lirin büyük ihtimalle Hindistan ya da Sri Lanka’ dan getirilmiş değerli taşlarla dekore edildiği tespit edidi.

lir kalıntıları. © MOLA

Yapılan incelemelerde araştırmacılar mezarın genç ve 1.73 boyunda bir erkeğe ait olduğunu saptadılar. Mezar odasında bulunan değerli eşyalar ve mezarın şaşaalı yapısı mezarın sahibinin bir aristokrat ya da kraliyet ailesi mensubu olduğu iddialarını destekliyor. Her ne kadar kimliğinin tespiti mümkün olmasa da, mezarın Kral Saebert’ in kardeşi Seaxa’ ya ait olduğu tahmin ediliyor.

Zorlu araştırmalar sonucunda, 6. yüzyılda yapılan mezar odasının rekonstrüksiyonu. © MOLA

Çevrede bulunan altın paralar arkeologların mezarı bulmasına yardımcı oldu. © MOLA

Editör / Yazar: Selin Ayça ÇELEBİ

Kaynak: https://www.iflscience.com/editors-blog/britains-answer-to-tutankhamuns-tomb-discovered-between-a-supermarket-and-a-pub/

Continue Reading

Arkeoloji

Bilim İnsanları, Kehribar İçine Sıkışmış Antik Deniz Canlıları Buldu

Published

on

Güneydoğu Asya’daki Myanmar’ da bulunan kehribar, görünüşe göre 100 milyon yıl önceki doğal dünyayı incelemek için inanılmaz derecede zengin bir kaynak haline geliyor. Geçen yıl, kurbağalar, salyangozlar, bir yılan, garip tüyler ve oldukça tuhaf böcekler ortaya çıktı. Bütün bunların ortak noktası ise karada yaşayan canlılar olması. Fakat şimdi paleontologlar küçük bir kretase dönemi kehribar parçası yığınında gerçekten garip bir şey keşfettiler: deniz canlıları, karada yaşayan canlılar ile yan yana. Dört deniz salyangozu ve okyanustan genç bir ammoniti. Yüksek ve düşük gelgit arasındaki bölgede yaşayan dört balık kenesi (ve mutemelen üç tane daha) de sahil kumu ile birlikte kehribarın içerisinde. Karasal canlı olarak kehribar, 22 akar, bir örümcek, 12 yetişkin böcek (sekiz sinek, iki ateşböceği, bir parazitik yaban arısı ve bir hamam böceği) ve bir kırkayak içeriyor. Ve hepsi bir yığın halinde 33-29-9.5 milimetrelik bir hacim içerisinde.

Araştırmacılar, “Kehribarda suda yaşayan organizmaları bulmak nadirdir ve kehribarda denizde yaşayan organizmalarını bulmak daha da nadirdir, ancak bu kehribar makroskobik deniz organizmalarıyla birlikte intertidal, karasal ve potansiyel olarak tatlı sudaki su organizmaları bulunduruyor.” yazdı. Kehribar kesinlikle gizemli. Paleontologlar, örneğin, kaç yaşında olduğunu çözemediler. Kehribarın bulunduğu volkanik kaya matrisindeki zirkonların uranyum-kurşun tarihini en fazla 98,8 milyon yıllık, ancak kehribarın üzerindeki kumtaşı tabakasının fosilleşmiş bir amonit içerdiği ve 113 milyon yıldır orada olduğu düşünülüyor. Kehribarın, toplandığı yataktan daha yaşlı olması mümkün. Bu yüzden 113 milyon yıldan daha eski olabilir. Bu, şu anda çözülemeyen bir sorun.

Neyse ki, nasıl aynı kehribar parçası içerisinde böylesine çeşitli canlıların olduğu, tahmin etmesi biraz daha kolay bir konu. İşte ipucu : Ammonit ve deniz gastropodlarının kabukları hafifçe aşınmış, önemli miktarda bir ammonit kabuğu kaybolmuş ve açıklığı kumla tıkanmış; Ayrıca ammonite veya salyangoza ait yumuşak doku belirtileri de yok. Reçine suya batırıldığında düzgün şekilde katılaşmaz. Bu nedenle suya bir damla düşmesi ve deniz hayvanlarını topladıktan sonra kehribara dönüşmesi pek mümkün değil. Paleontologlar, burada gördüğümüz deniz canlılarının çoktan öldüklerini, kabuklarının gelgitlerle taşındıklarını ve kumsala vurdukları sonucuna vardılar .

Orada da bir ağaç reçinesi bloğunda yakalandılar. “Reçine içindeki makroskopik deniz makrofosillerinin varlığı reçine ormanının bir sahile yakın bir yerde olduğunu, muhtemelen bir plajın yanında büyüdüğünü ve istisnai olaylara maruz kalabileceğini öne sürüyor ” yazdı araştırmacılar.“Kabuklar, istisnai derecede yüksek, belki de fırtına kaynaklı bir gelgit, hatta bir tsunami veya başka bir yüksek enerji olayı kaydedebilir.

Alternatif ve daha muhtemel olarak, reçine kıyı ağaçlarından sahile düşerek, karasal eklembacaklıları ve plaj kabuklarını topladı ve son derece yüksek enerjili plaj ortamından sağ çıkıp kehribar olarak kaldı.” Ve Myanmar’ daki bir kumtaşı yatağının altına gömülen kehribar bu şekilde milyonlarca yıl kaldı. Deniz hayvanları içeren diğer kehribar örnekleri bulunana kadar bu tür kalıntıların nasıl ortaya çıktığı hakkında daha fazla bilgi edinemeyebiliriz.

Editör / Yazar: Ramazan Fırat Şahin

Kaynak: https://www.sciencealert.com/cretaceous-sea-creatures-have-been-found-trapped-in-amber-alongside-insects

Continue Reading

Arkeoloji

Tutankhamun’un Karmaşık Ailesi ve Firavun Kız Kardeşi

Published

on

Tutankhamun’dan önce kadın bir firavunun bölgeye hükmettiği arkeologlarca bilinen bir gerçek. Hatta şu an Tutankhamun’un mezarı olan lahit aslen bu hükümdar için yapılmıştı. Bu firavunun adı bilinse de – Neferneferuaten Ankhkheperure – gerçek kimliği açığa çıkarılamamıştı. Yeni yapılan tartışmalı araştırmalara göre bu hükümdar Tutankhamun’un 2 ablasından biri. Muhtemelen Tutankhamun’ un babası Kral Akhenaten hayata veda ettikten sonra sonra küçük ablası Neferneferuaten 12 yaşında ilk kadın firavun olarak hükmetmeye başladı ve ablası Meritaten de ona eşlik etti. Ama Meriaten’ in eşlikçi pozisyonu uzun sürmedi. Kardeşinden 1 yıl sonra kendini de firavun ilan ettiğini ifade ediyor Quebec Üniversitesi profesörü Angenot, geleneksel anlayış olan kraliçe ve firavun hükümdarlığının yerine 2 firavun olarak hükmettiler. Angenot ’un iddiaları Mısır bilimciler tarafından kabul edilmedi. Genel görüş bahsi geçen eşlikçi kraliçenin Tutankhmun’un üvey annesi Nefertiti olduğu yönünde.

Tutankhmun’un Karmaşık Ailesi

İngiliz arkeolog Howard Carter Tutankhamun’ un mezarını keşfettiğinden beri Tutankhamun’un ailesi oldukça ilgi çekiyor. Tutankhamun’un aile ilişkileri oldukça karmaşıkt. Babası Firavun Akhenaten, antik Mısır tanrısı, güneş diski olarak bilinen Aten’e tapınıyordu. Veba Mısır’ı vurduğunda Akhenaten hükümdarlığının 17. yılındaydı. Profesör Angenot’a göre o dönemde Firavun’un 3 kızı vebadan hayatını kaybetmişti. Live Science’a yaptığı açıklamada ‘vefat eden 3 çocuğunun ardından hayatta kalan 4 çocuğunu hükmetmek için hazırlamaya başladığına inanıyorum.’ dedi. Böylece Akhenaten en büyük kızı Meritaten’le evlendi ve diğer kızı Ankhesenpaaten’ i Tutankhamun’ la evlendirdi.

Böylece Tutankhamun kral olduğunda kızı da kraliçe olarak ona eşlik edecekti. (Mısır’da kraliyet arasında aile içi evlilikler normal görülüyordu.) Çocuklarını taker taker kaybederken en küçük çocuğu Neferneferuaten 7 yaşındaydı. Çok küçük olduğu için iyi bir kraliçe olamazdı. Çocuk sahibi olamayacağı için soyu devam ettiremezdi, yalnızca firavun kanı taşıyordu. Bu noktada Akhenaten onu kraliçe değil kral ilan etmeye karar verdi ve firavun ilan etti. Eğer bu teori doğruysa Akhenaten yaşamını yitirmesinin hemen ardından Tutankhamun tahta geçmek için fazla küçükken Mısır’a hükmeden gizemli kadın firavun Neferneferuaten Tasherit’ti.

Gizemli Kraliçe

Akhenaten’in yaşamını yitirmesinden sonra bir kraliçenin hükmettiği 50 yıldır biliniyor. Tutankhamun’un mezarına yapılan incelemeler mezarın aslında bir kadın için yapıldığını ve üzerinde isim kalıntıları olduğu görüldü. Çoğu Mısır bilimci bunun ismini değiştiren Nefertiti olduğunu, bazılarıysa babasıyla evlenen Meritaten olduğunu düşünüyor. Angenot’sa en mantıklı olanın doğum ismini kullanan Neferneferuaten’in hükmetmiş olması olduğunu düşünüyor. Bu yalnızca bir tahmin değil. Kraliyet isimleri genellikle doğum isimlerini de kapsar. ‘Bu yüzden bu gizemli kadının Nefertiti ya da Meritaten olamayacağını düşünüyorum çünkü ikisinin de isimleri Neferneferuaten değil. Kraliyet ismi ve doğum ismi uyuşan tek aday Neferneferuaten. Tek problem en küçük çocuk olduğu için tahta oturma şansının düşük olması.’ diyor Angenot.

Angenot, Neferneferuaten’in tahta oturmuş olduğuna dair kanıtlara sahip. Bir sanat tarihçisi olarak, daha önceden bulunan ve Akhenaten’in ya da Nefertiti’nin olduğu düşünülen heykel ve kafa tasının genç Prenses Neferneferuaten’e ait olduğunu iddia ediyor. Dahası göstergebilimsel analizler başla yapılan bir jestin Akhenaten ve Meritaten’in çocuklarının çizmlerinde ve 2 kraliyet üyesinin tamamlanmamış ikonlarında görüldüğünü kanıtladı ki bu Neferneferuaten firavun olarak hükmetmeye başlamasının ardından ablası Meritaten’in ona eşlik ettiğinin göstergesi.
Tutankhamun’dan sonra gelen hükümdar iki kadının hükümranlığını onaylamadığı için döneme ait ikonların yok edilmesini emretmiş ve bu yüzden o dönem hakkında çokk fazla bilgimiz yok.
Neferneferuaten ve Meritaten aynı kraliyet ismini paylaşmış olabilir. Üstelik Mısır’ ın kadınlar tarafından yönetilmesi görülmemiş bir şey değildi. Daha önce Hatshepsut ve Sobekneferu tarafından da yönetilmişti.

Ya Sonra?

Angenot araştırmasını 20 dakikalık bir sunum olarak sundu ve şu an kağıda döküyor. Çoğu Mısır bilimci daha fazla bilgi edinebilmek için araştırmanın yayınlanmasını bekliyor.  ‘Ahmose and Tetisheri Project’in yönetmeni Mısır bilimci Stephen Harvey, Angenot’un iyi bir araştırma yaptığını ve kimin olduğu belli olmayan heykeller için iyi bir dayanak oluşturduğunu ve fikirlerini nasıl sunduğunu görmeyi sabırsızlıkla beklediğini söyledi. Tamamen karşıt fikirlere sahip olanlar da yok değil bir başka Mısır bilimci Aidan Dodson bu teorinin ilginç olmasına rağmen inanılabilir olmadığını ifade etti. Dodson bir jestin 18. Hanedanın bir prensesiyle bağdaşlaştırılmasının olanaksız olduğunu belirtiyor ve bahsi geçen kadın firavunun Nefertiti olduğuna dair bir kitap yazıyor.

Dahası tamamlanmamış abidelerde 3 hanedan üyesinin ismi için daha isim kabartması var. Bunlardan 2’s, krala ve biri de kraliçeye ait olabilir. Dodson, Angenot’un kendisine ‘2 kadın firavun aynı ismi kullandığı için bu isimler birleştirilip Neferneferuaten Ankhkheperure Meritaten şeklinde işlenmiş olabilir.’ dediğini iddia ediyor ama daha sonraları bu yöntemi destekleyen hiçbir uygulama olmadığı için bunun yanlış olduğunu savunuyor. ‘Ek olarak Neferneferuaten, önceleri Nefertiti’ nin isminin bir parçasıydı yani eşi hayatını kaybettikten sonra bu ismi firavun ismi olarak kullaması çok da şaşırtıcı olmazdı.’ diyor Dodson. Mısır Bilimci Harvey Angenot’ un çalışması yayınlandığında değerlendirilmesinin daha kolay olacağını ve konu hakkındaki detayları öğrenip iyi bir değerlendirme yapmayı istediğini belirtti.

Editör / Yazar: Şeyma SÜRÜCÜ

Kaynak: https://www.livescience.com/65433-king-tut-sisters-pharaoh.html

Continue Reading

Öne Çıkanlar