fbpx
Connect with us

Arkeoloji

Eski Mısır’ da Hayat

Published

on

İlk olarak Mısır’da yazıyı ele alalım: Antik Mısır da M.Ö 3000 yılından sonra MEZOPOTAMYA çivi yazısından esinlenerek hiyeroglif yazısını icad etttiler. Mısır da küçük bir kasaba olan Apydos da bulunan oyma işlerinden yola çıkarak resimli yazının ilk mısır da kullanıldıgı iddia edilir. Mısır hiyeroglifleri 1822 yılında Eski Mısır bilimci ve Dilbilimci Jean François -Champolion çözmüştür. Mısırlılar yazıyı Mezopotamya’dan öğrenmişlerse de kendi üsluplarını geliştirip Antik Mısır resimlemeyi (piktogram) taş, fildişi, ahşap,üzerine kazıyarak başlamışlardır. Mısır da ayrıca 1.Hiyaretik, 2.Demotik, 3.Kopt yazı türleri de vardır. Mısır alfabesi kolay çözülebilir bir yazıydı,bunun nedeni ise yıllarca aslına bağlı yazılı olması idi.  1.Hiyaretik Yazı: Kitap yazısı dedikleri yazıdır ve kutsal sayılmıştır. Kil kaplara ve papirüslere yazılması Orta Krallık (M. Ö2040-1640) döneminde daha sık kulanılmıştır.Hukuk ve dini metinlerde kullanılır. M.Ö 200’e kadar kullanılmıştır.  2.Demotik Yazı: Kursiv denilen Halk yazısıdır. M.Ö 750 de Eski Helenlerden esinlenerek ortaya çıkan yazı türüdür.  3.Kop Yazı: Geç devir mısır diline denir.7.demotik işaret ve helen dilindedir.  “Ani’nin Özdeyişleri “olarak Papirüs yazının artışı “Ölüler Kitabı” yani mumyalamayla birlikte gömülen yazılar sayesin de artış göstermiştir. Kahire Müzesi’nde ki papurus de Ani’nin Özdeyişleri adın da Mısır davranış kuralarını anlatan bir metin bulunmaktadır.Bu metin şu şekil de yazılmıştır. Günümüz de bizlere de ders olması temennisiyle aktaralım.

  • “Bir kişi eline geçen fırsatı bir kez kaçırdı mı, başka bir tanesini yakalamak için (boşuna) çabalar.”
  • “Başkası ayaktayken sen oturma, sosyal statün onunkinden daha yukarıda olsa bile ve özellikle de bu kişi yaşlı bir adamsa Kaba sözler söyleyen birinin nezaket görmesi beklenilmemelidir.”
  • “Eğer her gün kendi ellerinle (yaptığı) yolda ilerlersen, sonunda olman gereken yere varırsın.”
  • “İnsanlar her gün ne hakkın da konuşmadılar? Yüksek mevkilerdeki yöneticiler kanunları tartışmalı, kadınları kocaları hakkında konuşmalı ve her insan kendi işleri ile ilgili konuşmalıdır. “Asla hiçbir misafirinize kaba sözler söylemeyin; dedikodu yaparken sarf ettiğiniz bir söz döner gelir ve sizin evinize düşer.
  • “Eğer kitaplarla aran çok iyiyse ve onlar incelemişsen, okuduklarını, kalbine iyice yerleştir ki böylece daha sonra ne söylersen iyi olacaktır.Eğer bir kâtip herhangi bir mevki ye terfi ettirilirse, kendi yazdıkları hakkında konuşacaktır. Hazineden sorumlu müdürün hiç oğlu yok ve mühür memurunun hiç varisi yok. Yüksek memurlar, eli şerefli bir konumda olan kâtibe, çocuklara vermedikleri bir saygı gösterirler…
  • “Bir insanın çöküşü ona dilinden gelir; dikkat edin de kendinize bir zarar vermeyin “Bir insanın kalbi tıpkı bir tahıl ambarına benzer, içi her türden cevapla doludur; iyi olanları seç ve onları söyle, kötü olanları ise içine gömerek sakla. Kaba bir şekilde vereceğin cevap silah savurmaya benzer; fakat eğer tatlılıkla ve sakin bir şekilde konuşursan her zaman [sevilirsin].”
  • “Sana, seni karnında taşıyan anneni verdim ve seni taşırken o, benim yadımım olmaksızın bu büyük yükün sorumluluğunu üzerine aldı. Aylar sonra sen doğdun, annen kendini bir boyunduruğun altına sokarak seni üç yıl boyunca emzirdi… Sen eğitim alman için okula gönderildiğinde , annen düzenli olarak her gün öğretmenin için evden ekmek ve bira getirdi. Şimdi ise sen büyüdün, bir karın ve kendi evin var. Çocuklarına bak ve onları tıpkı annenin seni yetiştirttiği gibi yetiştir. Anneni üzecek hiçbir şeye izin verme, aksi takdirde eğer o ellerini Tanrı” ya açarsa Tanrı onun şikâyetini duyacak(ve seni cezalandıracaktır)”.
  • “Yanında başka biri varken ekmeğini, ilk önce ona uzatmadan yeme…” “Öfkeliyken birine asla cevap vermeyin ve onun yanından uzaklaşın . O, kızgınlık içerisinde konuştuğunda “Ani’nin Özdeyişleri “olarak siz ona kibar bir şekilde karşılık verin çünkü yumuşak sözler onun kalbinin ilacıdır”.Kaynak: Wallis BUDGE Antik Mısır Edebiyatı k.t.p  Kaynaklar: Prof Bülent İPLİKÇİOĞLU Eski Çağ Tarihinin Anahtarları I kitabından-Antik Dünya Ansiklopedisinden Çeviren Zeynep Tür

YÖNETİM ŞEKLİ- TOPLUMSAL HAYAT VE EV YAŞANTISI: Yönetim şeklini ele alırsak, Eski Mısır’da yönetim şekli mutlak krallıktı. Firavunlar yönetirdi, firavun (Büyük Ev) anlamına gelirdi.Yeni krallık döneminde krallar tanrılaştırılmaya başlandı.başladı çünkü yeni krallık döneminde ilk yaşarken krallar tanrılaştırılmaya başlandı. II.AMENOFİS (M.Ö 1427-1401) zamanında kuzey ve güney iki ayrı vezir atandı. Güneyin merkezi Teb idi kuzeyin ise Memfis idi. Kral-vali-memur-rahip-çiftçi-işçi tabakaları şeklinde sıralanıyordu. Ayrıca eski Mısır da kölelik M.Ö 2000 yılına kadar dayanmaktadır. Kaynak: Bülent İplikçioğluEskiçağ Tarihinin Anahtarları Kitabı 1990. Tarımda Şaduf sistemini keşfetmişler (Şaduf:Kuyu ağzından veya başka bir su kaynağından yaklaşık 3m. uzakta, toprağa gömülü, üzerinde bir çatal bulunan ağaçtan yapılan bir desteğe sahip bulunan ve suyu yeraltından çıkarmaya yarayan düzenekdir) Yılda 2 kez ürün hasat edilmiş idi. Eski Mısırlılar seneyi dörder aylık üç mevsime ayırmışlardır; birincisi Nil’in taşması, ikincisi tohum atma, üçüncüsü ekin biçime devri idi.Bir ayı 38 gün olarak kabul etmişlerdir.Ekmek ve bira yapımı için en çok arpa yetiştirilirdi. Kıyafet yapmak için keten ve pırasa, sarımsak, kavun, karpuz, bakliyat, marul, kabak,nar,hurma incir şarap yapmak için de üzüm yetiştirirlerdi.Tahılları eşeklerle harman yerine taşıyorlardı.  Hayvansal gıda olarak koyun keçi domuz kaz ördek güvercin tüketiyorlardı,sıgır eti lükse giriyordu.Firavuna mahsulun 10\1ini vergi olarak verirlerdi.Milâttan önce 450 yılında Mısır’ı ziyaret eden Herodot diyor ki: «Mısırlılar bütün diğer insanlardan daha az zahmetle topraktan istifade edebiliyorlar; çünkü Nilmuayyen zamanlarda kabararak etrafa taşıyor ve suladığı arazide hububat ekiminefevkalâde elverişli ince bir tabaka bırakarak çekiliyor. Köylü tohumunu bu toprağasaçarak bir az da hayvanlarını tarla üzerinde gezdirmekten başka bir şey yapmak mecburiyetinde değildir.» Ev yaşantısına gelirsek, 14 yaşında sünnet töreni yapılır idi. Tek eşli evlilik yaygındı. Kızlar 14-15 yaşında, erkekler 20 yaşında evlenir idi. Evlilik sözleşmesi devlet tarafından kabul edilen medeni bir şeklinde yapılırdı. Evlilik töreninde dini merasimler mecburu değildi. Evlilik sözleşmeleri her iki tarafın ailelerinin tapınakta buluşup yaptıkları ve evlilik antlaşmasının ahaliye ilan edilmesiyle gerçekleşirdi.
Evlilik sözleşmesi yazılı belgeyse ya tapınakta korunur veya ailelere verilirdi. Evlilik sözleşmesinin en güzel örneği, Emhatıb ve Şahatır’ın yaptığı sözleşmedir. Bu sözleşmede: “Ben seni bir kadın olarak kendime aldım, senden olacak çocuklarım için sahip olduğum her şeyi size vereceğim sizin dışınızda kimseye bir şey vermeyeceğim .Her yıl sana yetecek kadar yiyecek ve içecek vereceğim .Aramızda ayrılık söz konusu olursa 50 parça gümüş vereceğim.” demiştir. Sözleşmeden sonra küçük çaplı eğlenceler yapılır, kadınlar soyun devamını sağladıkları için “kutsal” sayılır.Kız çocuklarına miras olarak ev,degerli eşya,mobilya bırakılırdı.Arazi erkek çoçuklara pay edilirdi.  Heykel, resim, mimarlık ve dış ticaret çok geliştiğ için yeni zengin burjuva sınıfı ortaya çıkmıştı, lüks yaşam hat safhadaydı. Nefertitin büstü Yeni zengin kesim gösterişli hayat sürüyordu. Ziyafetler, törenler, kurban ayinleri yapıyorlardı; birbirleriyle yarış halindeydiler. Öyle ki mezarlarını ve evlerini gümüşler, heykeller,altın fildişi kakmalı mobilyalar ve halılarla süslüyorlardı. Seçkin ailelerin evlerinde zarif altın ve fildişi kakmalı ahşap cam işlemeli mobilyalar, sandalye, tabure kullanılırdı. Mobilyaların ayaklarına hayvan şekli verilirdi. Davetlerinde harp, lavta, flüt, obua çalınır; dansçı kızlar dans ederlerdi. Kıyafetlere önem verilir, genelde beyaz elbise giyilirdi ve başlarına “peruka” takarlardı.Perukaların için de parfüm,merhem bulunurdu kışın pelerin takarlardı. Kadınlar, Malakit denen kaya ve zümrüt tozunu boya yapıp gözlerine sürme çekerlerdi,bu toz göz sağlığına iyi gelirdi. Nil kenarındaki çiçek özellikle Nilüfer çiçeginden ve bitki yağlarından parfüm, krem ve sabun yaparlardı; sabuna kil ve kül katarak cilt ve yaralara iyi geldiğini de gözlemlemişlerdir. Böylelikle doğal sabunu ilk yapan ve kullanan da Mısırlılardı.  Mimari özelliklerine baktığımızda, evlerini tapınak tarzı yaparlardı. Sütunları oldukça gösterişli betimliyorlardı. M.Ö 3000 yılından itibaren “mastaba” mezar odalarına kral gömülürdü. (MastabaEski Mısır’da ilk imparatorluk çağından önce kullanılan, üstü yatay olarak kesilmiş dört yüzlü, düzgün piramit biçimi) mısır firavunları Erken Devir I.II. Sülale’lerden beri (M.Ö 2680.1640) arası kendilerine “mastaba” tipi piramit yaptırmışlardır. III.Sülale kralı Coser’in Sakkara’daki ünlü basamaklı piramit (M.Ö 2630) Mimar İmhotep yapmıştır, bu piramit mısır tarihindeki ilk basamaklı piramittir. 6 basamaklı piramidin kuzeydoğu köşesine yakın yerde Cossar’ın oturur durumda bir heykeli vardır. Güneydoğu yanında kralın Sed Festivali, tapınak ve pavyonlardan oluşan bir yapı grubu vardır.
Set Festivali: kralın ölümünden 30 yıl sonra dogum gününü kutlanan törenin adıdır.Bir nevi anma mereasimidir. IV. Sülale’den itibaren gerçek piramitler yapılmaya başlanmıştır. II. Ramses ve Netfettari’nin tapınakları ünlüdür. II. Ramses için Ebu Simbel Dağı’nda Nefertarı’ye adadığı tapınağını ve başkent yapılan Per-Ramses şehri ve şehirdeki Ramesseum Tapınağı’nı yaptırmış ve günümüze kadar gelmiştir. II. Ramses Kadeş Savaşı’nı ve Antlaşması’nı yapan kral idi. Ayrıca güzeller güzeli gizemli ve güç sembolü kraliçe Nefertiti kum taşından yapılmış boyalı büstü oldukça dikkat çekicidir. Nefertiti Firavun Akhenate’nin eşi ve Akhenaten öldükten sonra ülkeyi yöneten kişidir.
İlk geometrik gerçek olarak tasarlanan piramit, Firavun Snefru’ya ait Kızıl piramittir. Daşhur’daki Snefru (eğik piramit) de vardır, kendisine iki piramit yaptırmıştır.   Giza’daki Keops’un piramitti en görkemlisidir. Antik dünyanın 7 harikasından biridir. V. Sülale’de ise kaya mezarlıklar yapılmaya başlanmıştır. Sebebi ise kolaylıkla mezarların soyulmasıydı. VI. Sülale’den sonra ölünün biyografisi yazılmaya başlandı. Yeni krallık dönemde ise ölüler, kayalardan oydukları mezar odalarına gömüyorlardı, en güzel örneği Hatşepsut’un Deir el-Bahri şehrindekidir ve bir erkek gibi tasvir edilmiştir. 18.Sülale zamanında I.Thutmos’un kızı olan Hatşepsut (M.Ö. 1503-1445) yıllarında yaşayan ilk kadın firavun sülalesinden gelen kraliçe, 22 sene Mısır’ı yönetmiştir. 18.Sülale’ye kadar hiç kadın firavun yönetime gelmemiştir. V. Sülale’den kral Neuserra Abu Grab Ra adına yapılmış tapınak en güzel örneklerinden biridir. En belirleyici özelliği olarak, içerisinde bir sunağın bulunduğu açık avlu, pişmiş topraktan kayık ve güneş tanrısının simgesi olan kalın bir dikilitaş vardır.  Eski mısırlılar Ra tanrısının kayıkla gece yolculuğuna çıkacağına inanıyorlardı. Orta krallık zamanından kalan Firavun Mentuhotep’in tapınağı günümüze bozulmadan muhafaza edilen tapınaklardandır. Yeni krallık döneminde ise Hatşepsun’un II. Ramses’in ve Nefertati’nin 10 metre boyunda heykeli olan tapınakları görkemlidir. Bu tapınakların pilon ve diklitaşları göz kamaştırırdı. (Pilon :Tapınak kapılarının iki yanında kaideleri geniş, yukarı doğru daralan Mısır’a özgü duvarlardır.) Genellikle pilonlar üzerinde tapınağı hangi kral yaptırdıysa onun zaferlerini betimleyen kabartmalar yapılırdı.  Pilonların önüne tapınağı hangi kral yaptırdıysa onun büyük boyutlu birkaç heykeli ve dikilitaşlar dikilirdi. (Dikilitaş: Tek bir bloktan ve genellikle pembe granitten yapılan piramit şeklinde biten taştan yapılır.) Dikilitaşlar tapınakların güney simgeleriydi. Bazı Eski Krallık Dönem’i mezarlarının ve tapınaklarının kapılarının önüne çift olarak dikilirdi. Maalesef bu dikilitaşlardan bazıları kaçırılmış İstanbul, Londra, Paris, New York’ta meydanlara dikilmişlerdir. Saraylar ve diğer yapılar genelde kerpiç olduğu için günümüze gelememiştir. Yazılı kaynaklarda Teb’in sarayları oldukça görkemli olduğu söylenir. Güzel sanatlar da Mısır’da M.Ö 3000 yıllarında Fayans yaygınlaşmıştır. Fayansları ezilmiş Kuartz Kalsit, kireç ve soda kirecinden yapıyorlardı. Mavi Turkuaz sırrının camlaştırılmasıyla üretilen fayansı, küçük Mısır heykellerinin boncuklarında kullanıyorlardı.  Eski Krallık’tan beri Mısırlılar heykel, kabartma resimde çığır açmışlardır. Orta Krallık’ta duvar resimleri ortaya çıkmıştır. Bilimde yapılanlar açısından aydınlatıcı bilgilere sahip olan (M.Ö 3100) Seren yelkenli kayıkları ilk Mısır’da ortaya çıkmıştır. Eski kaynaklardan edinilen bilgilere göre, yeke, yaprak biçimi pala ve kenar kürekleri geliştirmişlerdir. Khuru büyük piramitinin yakınında botun bir kayık bulunmuştur. Bu kayık, Firavunları nehirden cennete taşıyan cenaze kayığıdır. Kaynaklar:Prof Bülent İPLİKÇİOGLU Eski Çag Ana Hatları kitabından-Prof Celal SARAÇ ın Eski Mısır da Bilim ve Teknik Araştırma eserinden- Lewis Mumford Tarih Boyunca Kent k.t.b-Bilim Tarihi Robert Winston -Antik Dünya Ansiklopedisi çeviri Zeynep TÜR. Tıp ilmine de erken ölümlü oldukları için pek ilgiliydiler. M.Ö 2700 yılına kadar doktorların varlığı kanıtlanmış, tapınakların duvarlarında ameliyat resmedilmiştir. M.Ö 1550 tarihli papirüs de insan anatomisi nabız ve kalp atışından bahsedilmiştir. Aynı dönemden kalma Ebers papirüsünde tümör ve sinir sistemi depresyondan bahseder. Kadın hastalıgı, anatomi,dişçilik cerrahi veterinerliklede ilgiliydiler.Bağırsak paraziti, verem, diş eti iltihabı yaygındı. Kafatası ameliyatı yaptıkları görülmüştür. İlaç olarak hintyağı,bal sarmısak fare dışkısı, hastanın tırnaklarındaki kiri, hayvanların et suyu, Nil’in çamuru, ekmek küfünü kullanmışlardı. Ekmek küfünün iyileştirdiğini anlamışlar ve penisilini keşfetmişlerdi.Büyücülük falcılık da tedavi yöntemin de kullanılıyordu. Din konusuna gelirsek Sülale öncesi dönemde Totem inanışı kaynaklı hayvan biçimli tanrıları vardı. Daha sonra hayvan başlı insan vücutlu tanrılar ortaya çıktı.En önemli tanrıları ise Amon- Ra, Menfisin- Ptah, Heliopolis – Ra Harahti’ydi. Törenlerinin ismi “Kült” idi. IV. Amenois (M.Ö 1352-1335) zamanında tek tanrı inancı başlamış, bu olayda da karısı Nefriti’nin çok yardımı olmuştur. Bu yeni din Aton (güneş) tanrısına inanmaya dayalıydı. Ölü ve mumyalama işleminin altında yatan neden, öldükten sonra hayata inanıyorlardı. tanrı Osiris’in başkanlığını yaptığı mahkemeye çıkacaklarını düşünüyorlardı.Mumyalama da sülale öncesi dönemden sonra başlamıştır, ondan önce kuma gömüyorlardı. Mumyalama işlemini 70 günde tamalıyorlardı,beyin ve iç organları, karnın sol yanından bir yarık açılarak karaciğer, akciğer ,mide, bağırsak dışarı çıkarılıyordu; bunun nedeniyse çürümeyi önlemek ve öldümden sonraki hayata ölüleri hazırlamaktı. Organlar Natron’da kurutulup Kano Pikler’e(kavanoz) konulup 40 gün bekletilip, yağlanıp, reçine sürülerek keten bezlere sarılıp ahşap tabuta koyuluyordu. Eğer ölen kralsa üç tabuta koyulup daha sonra taştan lahitin içine koyulurdu, Kanopik çömlekler da yanına dizilirdi. Şavati, Sabti, Usbati heykelcikler de lahitin içine konulurdu. Bu heykellerin, öbür dünyada ölünün angarya işlerini yapacağına inanılırdı. Kutsal sayılan kedi, boğa, timsah da mumyalanırdı. Mısır tarihi hakkında bilgiler veren II.Tutmosi’in Nubya Seferi’ni anlatan yazıtla yazımıza son verelim. “Haberci içeri geldi, Kral Hazretlerini selamladı ve şunlar dedi: KUŞ’ un (Kuzey Nubya ) kötü halkı isyanda. iki diyarın efendisinin (Mısır kralının ) halkı ona düşman olmuştur ve savaşmaya başlamıştır. (Nubyadaki) Mısırlılar Babanız [I.] Tutmosis, güneydeki ve Doğu çölündeki kabileleri durdurmak için inşa ettiği kalenin sığınağından sığırlarını sürüyorlar.”“Kral Hazretleri bu sözleri duyduğu zaman tıpkı bir panter (ya da leopar) gibi öfkelendi ve dedi ki; ‘Beni seven Ra ve Babam, Tanrıların kralı , iki diyarın tahtının efendisi Amon üzerine yemin ederim ki içlerinde canlı tek bir adam bırakmayacağım. “Daha sonra Kral Hazretleri İki diyarın efendisi ’ne karşı ayaklanmış ve kral hazretlerinin yönetiminden memnun olmayanları devirmek için bir askeri birliği Nubya’ya yolladı. Bu onun ilk savaşıydı. Kral Hazretlerinin askerleri Kuş’un sefil topraklarına vardılar.Aldıkları emre bağlı olarak askerler, hizmetkârlar eşliğinde kralın bulunduğu yere götürülen sefil Kuş Prensi’nin oğlu hariç canlı hiçbir adam bırakmadılar . Kral tahtın oturdu.  Askerleri yakaladıkları esirleri ona getirdiklerinde esirleri ona getirdiklerinde esirler iyi tanrının ayaklarına bırakıldılar. Toprakları eskiden olduğu gibi bağımlı duruma geri getirildi. İnsanlar sevindiler ve liderleri memnun oldu. iki Diyarın Efendisi’ne övgüler yağdırdılar ve Tanrıyı ilahi iyiliğinden ötürü yücelttiler. Bunun meydana gelişindeki neden, kral hazretlerinin, babası Amon’un başlangıçtan bu yana Mısır tüm krallarından daha çok sevilmiş olan, taçları şanlı Güney ve Kuzey’in Kralı , Aakhepe -renra, Ra’nın oğlu, tıpkı Ra gibi ebedi yaşam, süreklilik ve huzur bahşedilen, II. Tutmosis’in cesaretiydi” Kaynak:Wallis Budge Antik Mısır Edebiyatı k.t.p
Kaynaklar: Prof Bülent İPLİKÇİOGLU Eski Çag Ana Hatları kitabından-Prof Celal SARAÇ ın Eski Mısır da Bilim ve Teknik Araştırma eserinden- Lewis Mumford Tarih Boyunca Kent k.t.b-Wallis Budge Antik Mısır Edebiyatı k.t.p Bilim Tarihi Robert Winston -Antik Dünya Ansiklopedisi yazarlarıJane BİNGHAM.Fiona chandler,Jane Chisholm,Gill Harvey,Lisa Miles,Stuan Reid.Sam Taplin çeviren:Zeynep TÜR

Advertisement
Click to comment

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Arkeoloji

Hareketli Canlılara Ait İlk Fosil Bulundu

Published

on

Gelişen teknoloji ve artan bilgi birikimi ile birlikte hayatın birçok alanında derin bilgilere ulaşabiliyoruz. Tabii bu sadece geleceğe yönelik olmuyor; geçmiş yaşamlar hakkında da yeni ögeler elde ediyoruz. Dünya’da uzun bir süre boyunca yaşam yoktu ancak, belli bir dönemin ardından ortaya çıkan tek hücreliler suların hareketleriyle beraber oradan oraya sürüklendiler. Kendi isteğiyle hareket eden ilk canlıların bundan 500 milyon yıl önce ortaya çıktığı zannediliyordu fakat keşfedilen yeni fosil, hesaplarda 1.5 milyar yıllık bir sapma olabileceğini gösterdi.Afrika ülkelerinden birisi olan Gabon’da yapılan çalışmalar, kendi iradesiyle hareket eden canlılara ait 2 milyar yıllık izleri ortaya çıkardı. İlk yaşam formlarından elde ettiğimiz fosiller, daha ileri dönemlerden kalma fosillere kıyasla çok daha fazla zarar görmüş ve bozulmuş oluyor. Bizde hareketli canlıların varlıklarını, iz fosili adı verilen fosiller aracılığıyla öğreniyoruz. Bu fosillerin en eskisi ise 500 milyon yıl önceye dayanıyordu. Gabon’da keşfedilen fosil de bu kategoriye giriyor ama; geometrik ve kimyasal yaşı 2.1 milyar olarak görünüyor. Haliyle bu fosil, bilinen en eski iz fosili olarak kayıtlara geçti.

Fosil üzerinde yapılan çalışmalar sonucu iz fosilinin, sülük veya salyangoz tarzı bir canlının izleriyle karşı karşıya olduğumuz sonucunu çıkardı. Oksijenli sularda yaşamış olan bu canlı, gezegenimizdeki yaşamın evriminde önemli bir yere sahip olan oksijene ihtiyaç duyan bir tür olma ihtimaline sahip. Bahsi geçen canlıyı ilginç kılan bir diğer özelliği ise tek hücreli canlılardan oluşan bir koloni olması. Kendi başına hareket edemeyen tek hücrelilerden oluşan bu koloni, bir araya gelerek sürünmeyi başarabiliyor. Bu canlı, çok hücreli yaşam formlarının evrimi açısından önemli bir noktada bulunuyor olabilir.

PNAS dergisinde yayımlanan araştırmanın yazarlarından Ernest Chi Fru, ”Bu olayın arkasındaki canlılar, okyanus tabanında yemek bulma arayışında veya bakterilere ulaşma amacında olabilir. Harika bir keşif ancak temkinli yaklaşacağız. Bu koloni kısa kesilmiş bir deney veya bugün gördüğümüz canlıların atası. Bunu öğreneceğiz.” demecini verdi.
Editör / Yazar: Kuzey KILIÇ
Kaynak: https://newatlas.com/earliest-evidence-life-mobility/58435/

Continue Reading

Arkeoloji

Mısır Firavunu Tutankamon’un mezarı, 9 yıllık çalışmanın ardından ziyarete açıldı

Published

on

Mısır firavunu Tutankamon’un mezarı üzerinde yapılan restorasyon ve koruma çalışmaları 9 yılın artından tamamlandı. Antik Mısır dünyasının en bilinen figürlerinden olan bu ‘genç firavunun’ mezarı, yapılan ziyaretler ve eksik bakım yüzünden kalıcı hasar riskiyle karşı karşıyaydı. Nihayete eren çalışmalar sonucunda, Tutankamon’un mezarı ziyarete de açıldı. Projeyi yürüten ekibin başındaki Los Angeles Merkezli Getty Koruma Enstitüsü başkanı Neville Agnew, mezarın açılış töreninde yaptığı konuşmada kitle turizminin mezara olan etkileriyle ilgili “3000 yıl boyunca kilitli kalmış bir mezara son 100 yılda düzenlenen ziyaretler… Bunun mezar üzerindeki etkisini düşünebiliyor musunuz? Ziyaretçiler, nem, toz…” ifadelerini kullandı. Mezarın restorasyonu için 2009 yılında çalışmaya başlayan Neville Agnew, zamanın ve turizmin mezar üzerindeki zararlarını önlemek için arkeologlar, mimarlar, mühendisler ve mikrobiyologlar da dahil olmak üzere 25 kişiden oluşan bir ekibin liderliğini yaptı.  Mezar, 1922 yılında İngiliz arkeolog Howard Carter tarafından keşfedilmişti.  Mezarda, Tutankamon’un mumyası, maskesiz bir şekilde sergileniyor.  Mısır’da 2011 yılında gerçekleşen olaylar ve beraberinde yaşanan siyasi kriz sırasında kesintiye uğrayan proje, daha sonra çalışmalarına devam etti ve bu ay sona erdi.
Editör / Yazar: İsa EKİCİ
Kaynak: https://www.news.com.au/technology/science/archaeology/king-tuts-tomb-restored-reopened-after-nineyear-project/news-story/e449ada660837c773681e380baa3b1a8

Continue Reading

Arkeoloji

Üç Soru Üç Cevap (Özel): MISIR – Bölüm 2

Published

on

Gizemlerin ve maceraların ülkesi Mısır, yıllar boyu birçok icadın merkez noktası olmuştur Bilim, sanat, eğitim, coğrafya, matematik ve daha birçok alan burada doğmuştur. Üç Soru Üç Cevap serimizin önceki bölümünde bu eşsiz diyar hakkında bazı bilinmeyenlere değinmiştik. İkinci bölümde ise biraz daha ayrıntılı bilgiler sizlerle.
Köleleri kim ve neden bal ile kaplamıştır ?
Medeniyet ülkesi olarak adlandırdığımız Mısır, firavunların kölelere davranışları yüzünden bazı olumsuz durumlara da ev sahipliği yapmıştır. Altıncı Hanedan döneminde ve 6 yaşında firavun olan Firavun Pepi II, sinekleri kendisinden uzak tutmak için, çevresinde vücudu balla sıvanmış bir kaç köle bulundurmuştur. Kaynak: https://conversationstartersworld.com/ancient-egypt-trivia-questions/  Ramses II kaç evlilik yapmıştır ?
MÖ. 1212’de 90 yaşını aştıktan sonra ölen Büyük Ramses II’nin sekiz resmi eşi ve 100 cariyesi vardı. Ramses ’in “Büyük Kraliyet Hanımı” ünvanına sahip olan iki eşi vardı: Nefertari ve İset.
Onun, Nefertari ile olan aşkı dillere destandır. Ramses, Ebu Simbel’deki kendi anıtının yanına ayrıca Nefertari için de bir tapınak inşa ettirmiş. Nefertari’nin, yaşadığı sürece Mısır’a ışık verdiğine de inanılırmış. Ramses’le Nefertari zamanında Mısır, o dönem dünyasının en güçlü ve en zengin ülkesiydi. Ramses, Nefertari’nin ölümünden sonra ise bir boşluk içine girmiş. Daha sonraki zamanlarda ise genç yaşta kendisine aşık olup hep sadık kalan Güzel İset’i kraliçesi yapmış. Kadeş Savaşı’nda kazandığı başarıya rağmen Ramses, güçlü Hitit imparatorluğu’nu dize getirememiş. Bu sonucun ardından tekrardan savaşmak yerine Ramses, sorunu diplomasi ile çözmeye çalışmış. Hitit İmparatoru II. Hattuşili, iki ülke arasındaki barışı korumak adına kızını Ramses’le evlendirerek Büyük Mısır Kraliçesi yapmak istemiş ancak Ramses bu evliliğin mümkün olmadığını, İset’i boşamanın Maat Yasası’na uygun düşmediğini bildirerek Hattuşili’ye ret cevabı vermiş. Bu cevap iki ülke arasında yeni bir gerginliğe yol açmış. Bunun üzerine İset, Ramses’e ve Mısır’a duyduğu sevgi ve bağlılıktan ötürü barışın önündeki engel olmak istemediğini bildirerek, bu evliliği onaylaması için Ramses’e yalvarmış fakat Ramses onu boşamayı kabul etmeyince intihar etmiş. Ancak bu olaydan sonra Hitit kralının kızlarıyla evlenen Ramses’in, Abidos Tapınağı’nda 59′u erkek, 60’ı kız 119 çocuğunun kabartma ve isimleri bulunuyor. Kaynaklar: http://listverse.com/2008/08/29/15-fascinating-facts-about-ancient-egypt/ ve Vikipedi  Mısır Uygarlığı, İbranileri köleleştirdi mi ?
Bu konuya dair günümüzde hiçbir arkeolojik veri bulunmuyor. Ancak bu konunun tarihsel gerçekler barındırdığını söyleyen İncil ve Tevrat’ın takipçileri, Eski Mısır’da İbranilerin köleleştirildiğine dair herhangi bir veri bulunmadı. Mısırlıların eksiksiz kayıtlarına bakarak birçok bilgi elde edildi, ancak bir ırkı köle olarak kullandıklarına dair veya Yahudilerin bahsettiği Mısır’ın 10 Laneti’nin yaşandığını gösterir hiçbir kayıt bulunmuyor. Aynı zamanda milyonlarca İbraninin, Mısır’da veya çölde yaşadığını gösteren herhangi bir arkeolojik bilgiye de ulaşılmadı. Bu olayların her biri yaşanmış olsaydı ne olursa olsun, binlerce yıllık büyük, küçük bütün olayların envanterini tutmuş olan Mısırlılar, bunları da kesinlikle kaydederdi. Belki özellikle kaydetmemişlerdir, gizlemeye çalışmışlardır düşüncesindeyseniz; O dönemde kölelik normaldi ve ayıp karşılanmıyordu, yani bu olayı saklamak kimsenin aklına gelmezdi. Kaynak: http://listverse.com/2008/08/29/15-fascinating-facts-about-ancient-egypt/ , https://conversationstartersworld.com/ancient-egypt-trivia-questions/  Üç Soru Üç Cevap serimizin Mısır bölümünü noktalıyoruz. İki parçadan oluşan bu özel bölümde Mısır hakkında duyduğunuz veya duymadığınız bazı bilgileri sizlere sunduk. Serimizi takip ettiğiniz, yorum ve görüşleriniz ile renk kattığınız için teşekkürler. Diğer bölümde görüşmek üzere.
Editör / Yazar: Kuzey Kılıç

Continue Reading

Öne Çıkanlar