fbpx
Connect with us

Arkeoloji

Eski Mısır’ da Hayat

Published

on

İlk olarak Mısır’da yazıyı ele alalım: Antik Mısır da M.Ö 3000 yılından sonra MEZOPOTAMYA çivi yazısından esinlenerek hiyeroglif yazısını icad etttiler. Mısır da küçük bir kasaba olan Apydos da bulunan oyma işlerinden yola çıkarak resimli yazının ilk mısır da kullanıldıgı iddia edilir. Mısır hiyeroglifleri 1822 yılında Eski Mısır bilimci ve Dilbilimci Jean François -Champolion çözmüştür. Mısırlılar yazıyı Mezopotamya’dan öğrenmişlerse de kendi üsluplarını geliştirip Antik Mısır resimlemeyi (piktogram) taş, fildişi, ahşap,üzerine kazıyarak başlamışlardır. Mısır da ayrıca 1.Hiyaretik, 2.Demotik, 3.Kopt yazı türleri de vardır. Mısır alfabesi kolay çözülebilir bir yazıydı,bunun nedeni ise yıllarca aslına bağlı yazılı olması idi.  1.Hiyaretik Yazı: Kitap yazısı dedikleri yazıdır ve kutsal sayılmıştır. Kil kaplara ve papirüslere yazılması Orta Krallık (M. Ö2040-1640) döneminde daha sık kulanılmıştır.Hukuk ve dini metinlerde kullanılır. M.Ö 200’e kadar kullanılmıştır.  2.Demotik Yazı: Kursiv denilen Halk yazısıdır. M.Ö 750 de Eski Helenlerden esinlenerek ortaya çıkan yazı türüdür.  3.Kop Yazı: Geç devir mısır diline denir.7.demotik işaret ve helen dilindedir.  “Ani’nin Özdeyişleri “olarak Papirüs yazının artışı “Ölüler Kitabı” yani mumyalamayla birlikte gömülen yazılar sayesin de artış göstermiştir. Kahire Müzesi’nde ki papurus de Ani’nin Özdeyişleri adın da Mısır davranış kuralarını anlatan bir metin bulunmaktadır.Bu metin şu şekil de yazılmıştır. Günümüz de bizlere de ders olması temennisiyle aktaralım.

  • “Bir kişi eline geçen fırsatı bir kez kaçırdı mı, başka bir tanesini yakalamak için (boşuna) çabalar.”
  • “Başkası ayaktayken sen oturma, sosyal statün onunkinden daha yukarıda olsa bile ve özellikle de bu kişi yaşlı bir adamsa Kaba sözler söyleyen birinin nezaket görmesi beklenilmemelidir.”
  • “Eğer her gün kendi ellerinle (yaptığı) yolda ilerlersen, sonunda olman gereken yere varırsın.”
  • “İnsanlar her gün ne hakkın da konuşmadılar? Yüksek mevkilerdeki yöneticiler kanunları tartışmalı, kadınları kocaları hakkında konuşmalı ve her insan kendi işleri ile ilgili konuşmalıdır. “Asla hiçbir misafirinize kaba sözler söylemeyin; dedikodu yaparken sarf ettiğiniz bir söz döner gelir ve sizin evinize düşer.
  • “Eğer kitaplarla aran çok iyiyse ve onlar incelemişsen, okuduklarını, kalbine iyice yerleştir ki böylece daha sonra ne söylersen iyi olacaktır.Eğer bir kâtip herhangi bir mevki ye terfi ettirilirse, kendi yazdıkları hakkında konuşacaktır. Hazineden sorumlu müdürün hiç oğlu yok ve mühür memurunun hiç varisi yok. Yüksek memurlar, eli şerefli bir konumda olan kâtibe, çocuklara vermedikleri bir saygı gösterirler…
  • “Bir insanın çöküşü ona dilinden gelir; dikkat edin de kendinize bir zarar vermeyin “Bir insanın kalbi tıpkı bir tahıl ambarına benzer, içi her türden cevapla doludur; iyi olanları seç ve onları söyle, kötü olanları ise içine gömerek sakla. Kaba bir şekilde vereceğin cevap silah savurmaya benzer; fakat eğer tatlılıkla ve sakin bir şekilde konuşursan her zaman [sevilirsin].”
  • “Sana, seni karnında taşıyan anneni verdim ve seni taşırken o, benim yadımım olmaksızın bu büyük yükün sorumluluğunu üzerine aldı. Aylar sonra sen doğdun, annen kendini bir boyunduruğun altına sokarak seni üç yıl boyunca emzirdi… Sen eğitim alman için okula gönderildiğinde , annen düzenli olarak her gün öğretmenin için evden ekmek ve bira getirdi. Şimdi ise sen büyüdün, bir karın ve kendi evin var. Çocuklarına bak ve onları tıpkı annenin seni yetiştirttiği gibi yetiştir. Anneni üzecek hiçbir şeye izin verme, aksi takdirde eğer o ellerini Tanrı” ya açarsa Tanrı onun şikâyetini duyacak(ve seni cezalandıracaktır)”.
  • “Yanında başka biri varken ekmeğini, ilk önce ona uzatmadan yeme…” “Öfkeliyken birine asla cevap vermeyin ve onun yanından uzaklaşın . O, kızgınlık içerisinde konuştuğunda “Ani’nin Özdeyişleri “olarak siz ona kibar bir şekilde karşılık verin çünkü yumuşak sözler onun kalbinin ilacıdır”.Kaynak: Wallis BUDGE Antik Mısır Edebiyatı k.t.p  Kaynaklar: Prof Bülent İPLİKÇİOĞLU Eski Çağ Tarihinin Anahtarları I kitabından-Antik Dünya Ansiklopedisinden Çeviren Zeynep Tür

YÖNETİM ŞEKLİ- TOPLUMSAL HAYAT VE EV YAŞANTISI: Yönetim şeklini ele alırsak, Eski Mısır’da yönetim şekli mutlak krallıktı. Firavunlar yönetirdi, firavun (Büyük Ev) anlamına gelirdi.Yeni krallık döneminde krallar tanrılaştırılmaya başlandı.başladı çünkü yeni krallık döneminde ilk yaşarken krallar tanrılaştırılmaya başlandı. II.AMENOFİS (M.Ö 1427-1401) zamanında kuzey ve güney iki ayrı vezir atandı. Güneyin merkezi Teb idi kuzeyin ise Memfis idi. Kral-vali-memur-rahip-çiftçi-işçi tabakaları şeklinde sıralanıyordu. Ayrıca eski Mısır da kölelik M.Ö 2000 yılına kadar dayanmaktadır. Kaynak: Bülent İplikçioğluEskiçağ Tarihinin Anahtarları Kitabı 1990. Tarımda Şaduf sistemini keşfetmişler (Şaduf:Kuyu ağzından veya başka bir su kaynağından yaklaşık 3m. uzakta, toprağa gömülü, üzerinde bir çatal bulunan ağaçtan yapılan bir desteğe sahip bulunan ve suyu yeraltından çıkarmaya yarayan düzenekdir) Yılda 2 kez ürün hasat edilmiş idi. Eski Mısırlılar seneyi dörder aylık üç mevsime ayırmışlardır; birincisi Nil’in taşması, ikincisi tohum atma, üçüncüsü ekin biçime devri idi.Bir ayı 38 gün olarak kabul etmişlerdir.Ekmek ve bira yapımı için en çok arpa yetiştirilirdi. Kıyafet yapmak için keten ve pırasa, sarımsak, kavun, karpuz, bakliyat, marul, kabak,nar,hurma incir şarap yapmak için de üzüm yetiştirirlerdi.Tahılları eşeklerle harman yerine taşıyorlardı.  Hayvansal gıda olarak koyun keçi domuz kaz ördek güvercin tüketiyorlardı,sıgır eti lükse giriyordu.Firavuna mahsulun 10\1ini vergi olarak verirlerdi.Milâttan önce 450 yılında Mısır’ı ziyaret eden Herodot diyor ki: «Mısırlılar bütün diğer insanlardan daha az zahmetle topraktan istifade edebiliyorlar; çünkü Nilmuayyen zamanlarda kabararak etrafa taşıyor ve suladığı arazide hububat ekiminefevkalâde elverişli ince bir tabaka bırakarak çekiliyor. Köylü tohumunu bu toprağasaçarak bir az da hayvanlarını tarla üzerinde gezdirmekten başka bir şey yapmak mecburiyetinde değildir.» Ev yaşantısına gelirsek, 14 yaşında sünnet töreni yapılır idi. Tek eşli evlilik yaygındı. Kızlar 14-15 yaşında, erkekler 20 yaşında evlenir idi. Evlilik sözleşmesi devlet tarafından kabul edilen medeni bir şeklinde yapılırdı. Evlilik töreninde dini merasimler mecburu değildi. Evlilik sözleşmeleri her iki tarafın ailelerinin tapınakta buluşup yaptıkları ve evlilik antlaşmasının ahaliye ilan edilmesiyle gerçekleşirdi.
Evlilik sözleşmesi yazılı belgeyse ya tapınakta korunur veya ailelere verilirdi. Evlilik sözleşmesinin en güzel örneği, Emhatıb ve Şahatır’ın yaptığı sözleşmedir. Bu sözleşmede: “Ben seni bir kadın olarak kendime aldım, senden olacak çocuklarım için sahip olduğum her şeyi size vereceğim sizin dışınızda kimseye bir şey vermeyeceğim .Her yıl sana yetecek kadar yiyecek ve içecek vereceğim .Aramızda ayrılık söz konusu olursa 50 parça gümüş vereceğim.” demiştir. Sözleşmeden sonra küçük çaplı eğlenceler yapılır, kadınlar soyun devamını sağladıkları için “kutsal” sayılır.Kız çocuklarına miras olarak ev,degerli eşya,mobilya bırakılırdı.Arazi erkek çoçuklara pay edilirdi.  Heykel, resim, mimarlık ve dış ticaret çok geliştiğ için yeni zengin burjuva sınıfı ortaya çıkmıştı, lüks yaşam hat safhadaydı. Nefertitin büstü Yeni zengin kesim gösterişli hayat sürüyordu. Ziyafetler, törenler, kurban ayinleri yapıyorlardı; birbirleriyle yarış halindeydiler. Öyle ki mezarlarını ve evlerini gümüşler, heykeller,altın fildişi kakmalı mobilyalar ve halılarla süslüyorlardı. Seçkin ailelerin evlerinde zarif altın ve fildişi kakmalı ahşap cam işlemeli mobilyalar, sandalye, tabure kullanılırdı. Mobilyaların ayaklarına hayvan şekli verilirdi. Davetlerinde harp, lavta, flüt, obua çalınır; dansçı kızlar dans ederlerdi. Kıyafetlere önem verilir, genelde beyaz elbise giyilirdi ve başlarına “peruka” takarlardı.Perukaların için de parfüm,merhem bulunurdu kışın pelerin takarlardı. Kadınlar, Malakit denen kaya ve zümrüt tozunu boya yapıp gözlerine sürme çekerlerdi,bu toz göz sağlığına iyi gelirdi. Nil kenarındaki çiçek özellikle Nilüfer çiçeginden ve bitki yağlarından parfüm, krem ve sabun yaparlardı; sabuna kil ve kül katarak cilt ve yaralara iyi geldiğini de gözlemlemişlerdir. Böylelikle doğal sabunu ilk yapan ve kullanan da Mısırlılardı.  Mimari özelliklerine baktığımızda, evlerini tapınak tarzı yaparlardı. Sütunları oldukça gösterişli betimliyorlardı. M.Ö 3000 yılından itibaren “mastaba” mezar odalarına kral gömülürdü. (MastabaEski Mısır’da ilk imparatorluk çağından önce kullanılan, üstü yatay olarak kesilmiş dört yüzlü, düzgün piramit biçimi) mısır firavunları Erken Devir I.II. Sülale’lerden beri (M.Ö 2680.1640) arası kendilerine “mastaba” tipi piramit yaptırmışlardır. III.Sülale kralı Coser’in Sakkara’daki ünlü basamaklı piramit (M.Ö 2630) Mimar İmhotep yapmıştır, bu piramit mısır tarihindeki ilk basamaklı piramittir. 6 basamaklı piramidin kuzeydoğu köşesine yakın yerde Cossar’ın oturur durumda bir heykeli vardır. Güneydoğu yanında kralın Sed Festivali, tapınak ve pavyonlardan oluşan bir yapı grubu vardır.
Set Festivali: kralın ölümünden 30 yıl sonra dogum gününü kutlanan törenin adıdır.Bir nevi anma mereasimidir. IV. Sülale’den itibaren gerçek piramitler yapılmaya başlanmıştır. II. Ramses ve Netfettari’nin tapınakları ünlüdür. II. Ramses için Ebu Simbel Dağı’nda Nefertarı’ye adadığı tapınağını ve başkent yapılan Per-Ramses şehri ve şehirdeki Ramesseum Tapınağı’nı yaptırmış ve günümüze kadar gelmiştir. II. Ramses Kadeş Savaşı’nı ve Antlaşması’nı yapan kral idi. Ayrıca güzeller güzeli gizemli ve güç sembolü kraliçe Nefertiti kum taşından yapılmış boyalı büstü oldukça dikkat çekicidir. Nefertiti Firavun Akhenate’nin eşi ve Akhenaten öldükten sonra ülkeyi yöneten kişidir.
İlk geometrik gerçek olarak tasarlanan piramit, Firavun Snefru’ya ait Kızıl piramittir. Daşhur’daki Snefru (eğik piramit) de vardır, kendisine iki piramit yaptırmıştır.   Giza’daki Keops’un piramitti en görkemlisidir. Antik dünyanın 7 harikasından biridir. V. Sülale’de ise kaya mezarlıklar yapılmaya başlanmıştır. Sebebi ise kolaylıkla mezarların soyulmasıydı. VI. Sülale’den sonra ölünün biyografisi yazılmaya başlandı. Yeni krallık dönemde ise ölüler, kayalardan oydukları mezar odalarına gömüyorlardı, en güzel örneği Hatşepsut’un Deir el-Bahri şehrindekidir ve bir erkek gibi tasvir edilmiştir. 18.Sülale zamanında I.Thutmos’un kızı olan Hatşepsut (M.Ö. 1503-1445) yıllarında yaşayan ilk kadın firavun sülalesinden gelen kraliçe, 22 sene Mısır’ı yönetmiştir. 18.Sülale’ye kadar hiç kadın firavun yönetime gelmemiştir. V. Sülale’den kral Neuserra Abu Grab Ra adına yapılmış tapınak en güzel örneklerinden biridir. En belirleyici özelliği olarak, içerisinde bir sunağın bulunduğu açık avlu, pişmiş topraktan kayık ve güneş tanrısının simgesi olan kalın bir dikilitaş vardır.  Eski mısırlılar Ra tanrısının kayıkla gece yolculuğuna çıkacağına inanıyorlardı. Orta krallık zamanından kalan Firavun Mentuhotep’in tapınağı günümüze bozulmadan muhafaza edilen tapınaklardandır. Yeni krallık döneminde ise Hatşepsun’un II. Ramses’in ve Nefertati’nin 10 metre boyunda heykeli olan tapınakları görkemlidir. Bu tapınakların pilon ve diklitaşları göz kamaştırırdı. (Pilon :Tapınak kapılarının iki yanında kaideleri geniş, yukarı doğru daralan Mısır’a özgü duvarlardır.) Genellikle pilonlar üzerinde tapınağı hangi kral yaptırdıysa onun zaferlerini betimleyen kabartmalar yapılırdı.  Pilonların önüne tapınağı hangi kral yaptırdıysa onun büyük boyutlu birkaç heykeli ve dikilitaşlar dikilirdi. (Dikilitaş: Tek bir bloktan ve genellikle pembe granitten yapılan piramit şeklinde biten taştan yapılır.) Dikilitaşlar tapınakların güney simgeleriydi. Bazı Eski Krallık Dönem’i mezarlarının ve tapınaklarının kapılarının önüne çift olarak dikilirdi. Maalesef bu dikilitaşlardan bazıları kaçırılmış İstanbul, Londra, Paris, New York’ta meydanlara dikilmişlerdir. Saraylar ve diğer yapılar genelde kerpiç olduğu için günümüze gelememiştir. Yazılı kaynaklarda Teb’in sarayları oldukça görkemli olduğu söylenir. Güzel sanatlar da Mısır’da M.Ö 3000 yıllarında Fayans yaygınlaşmıştır. Fayansları ezilmiş Kuartz Kalsit, kireç ve soda kirecinden yapıyorlardı. Mavi Turkuaz sırrının camlaştırılmasıyla üretilen fayansı, küçük Mısır heykellerinin boncuklarında kullanıyorlardı.  Eski Krallık’tan beri Mısırlılar heykel, kabartma resimde çığır açmışlardır. Orta Krallık’ta duvar resimleri ortaya çıkmıştır. Bilimde yapılanlar açısından aydınlatıcı bilgilere sahip olan (M.Ö 3100) Seren yelkenli kayıkları ilk Mısır’da ortaya çıkmıştır. Eski kaynaklardan edinilen bilgilere göre, yeke, yaprak biçimi pala ve kenar kürekleri geliştirmişlerdir. Khuru büyük piramitinin yakınında botun bir kayık bulunmuştur. Bu kayık, Firavunları nehirden cennete taşıyan cenaze kayığıdır. Kaynaklar:Prof Bülent İPLİKÇİOGLU Eski Çag Ana Hatları kitabından-Prof Celal SARAÇ ın Eski Mısır da Bilim ve Teknik Araştırma eserinden- Lewis Mumford Tarih Boyunca Kent k.t.b-Bilim Tarihi Robert Winston -Antik Dünya Ansiklopedisi çeviri Zeynep TÜR. Tıp ilmine de erken ölümlü oldukları için pek ilgiliydiler. M.Ö 2700 yılına kadar doktorların varlığı kanıtlanmış, tapınakların duvarlarında ameliyat resmedilmiştir. M.Ö 1550 tarihli papirüs de insan anatomisi nabız ve kalp atışından bahsedilmiştir. Aynı dönemden kalma Ebers papirüsünde tümör ve sinir sistemi depresyondan bahseder. Kadın hastalıgı, anatomi,dişçilik cerrahi veterinerliklede ilgiliydiler.Bağırsak paraziti, verem, diş eti iltihabı yaygındı. Kafatası ameliyatı yaptıkları görülmüştür. İlaç olarak hintyağı,bal sarmısak fare dışkısı, hastanın tırnaklarındaki kiri, hayvanların et suyu, Nil’in çamuru, ekmek küfünü kullanmışlardı. Ekmek küfünün iyileştirdiğini anlamışlar ve penisilini keşfetmişlerdi.Büyücülük falcılık da tedavi yöntemin de kullanılıyordu. Din konusuna gelirsek Sülale öncesi dönemde Totem inanışı kaynaklı hayvan biçimli tanrıları vardı. Daha sonra hayvan başlı insan vücutlu tanrılar ortaya çıktı.En önemli tanrıları ise Amon- Ra, Menfisin- Ptah, Heliopolis – Ra Harahti’ydi. Törenlerinin ismi “Kült” idi. IV. Amenois (M.Ö 1352-1335) zamanında tek tanrı inancı başlamış, bu olayda da karısı Nefriti’nin çok yardımı olmuştur. Bu yeni din Aton (güneş) tanrısına inanmaya dayalıydı. Ölü ve mumyalama işleminin altında yatan neden, öldükten sonra hayata inanıyorlardı. tanrı Osiris’in başkanlığını yaptığı mahkemeye çıkacaklarını düşünüyorlardı.Mumyalama da sülale öncesi dönemden sonra başlamıştır, ondan önce kuma gömüyorlardı. Mumyalama işlemini 70 günde tamalıyorlardı,beyin ve iç organları, karnın sol yanından bir yarık açılarak karaciğer, akciğer ,mide, bağırsak dışarı çıkarılıyordu; bunun nedeniyse çürümeyi önlemek ve öldümden sonraki hayata ölüleri hazırlamaktı. Organlar Natron’da kurutulup Kano Pikler’e(kavanoz) konulup 40 gün bekletilip, yağlanıp, reçine sürülerek keten bezlere sarılıp ahşap tabuta koyuluyordu. Eğer ölen kralsa üç tabuta koyulup daha sonra taştan lahitin içine koyulurdu, Kanopik çömlekler da yanına dizilirdi. Şavati, Sabti, Usbati heykelcikler de lahitin içine konulurdu. Bu heykellerin, öbür dünyada ölünün angarya işlerini yapacağına inanılırdı. Kutsal sayılan kedi, boğa, timsah da mumyalanırdı. Mısır tarihi hakkında bilgiler veren II.Tutmosi’in Nubya Seferi’ni anlatan yazıtla yazımıza son verelim. “Haberci içeri geldi, Kral Hazretlerini selamladı ve şunlar dedi: KUŞ’ un (Kuzey Nubya ) kötü halkı isyanda. iki diyarın efendisinin (Mısır kralının ) halkı ona düşman olmuştur ve savaşmaya başlamıştır. (Nubyadaki) Mısırlılar Babanız [I.] Tutmosis, güneydeki ve Doğu çölündeki kabileleri durdurmak için inşa ettiği kalenin sığınağından sığırlarını sürüyorlar.”“Kral Hazretleri bu sözleri duyduğu zaman tıpkı bir panter (ya da leopar) gibi öfkelendi ve dedi ki; ‘Beni seven Ra ve Babam, Tanrıların kralı , iki diyarın tahtının efendisi Amon üzerine yemin ederim ki içlerinde canlı tek bir adam bırakmayacağım. “Daha sonra Kral Hazretleri İki diyarın efendisi ’ne karşı ayaklanmış ve kral hazretlerinin yönetiminden memnun olmayanları devirmek için bir askeri birliği Nubya’ya yolladı. Bu onun ilk savaşıydı. Kral Hazretlerinin askerleri Kuş’un sefil topraklarına vardılar.Aldıkları emre bağlı olarak askerler, hizmetkârlar eşliğinde kralın bulunduğu yere götürülen sefil Kuş Prensi’nin oğlu hariç canlı hiçbir adam bırakmadılar . Kral tahtın oturdu.  Askerleri yakaladıkları esirleri ona getirdiklerinde esirleri ona getirdiklerinde esirler iyi tanrının ayaklarına bırakıldılar. Toprakları eskiden olduğu gibi bağımlı duruma geri getirildi. İnsanlar sevindiler ve liderleri memnun oldu. iki Diyarın Efendisi’ne övgüler yağdırdılar ve Tanrıyı ilahi iyiliğinden ötürü yücelttiler. Bunun meydana gelişindeki neden, kral hazretlerinin, babası Amon’un başlangıçtan bu yana Mısır tüm krallarından daha çok sevilmiş olan, taçları şanlı Güney ve Kuzey’in Kralı , Aakhepe -renra, Ra’nın oğlu, tıpkı Ra gibi ebedi yaşam, süreklilik ve huzur bahşedilen, II. Tutmosis’in cesaretiydi” Kaynak:Wallis Budge Antik Mısır Edebiyatı k.t.p
Kaynaklar: Prof Bülent İPLİKÇİOGLU Eski Çag Ana Hatları kitabından-Prof Celal SARAÇ ın Eski Mısır da Bilim ve Teknik Araştırma eserinden- Lewis Mumford Tarih Boyunca Kent k.t.b-Wallis Budge Antik Mısır Edebiyatı k.t.p Bilim Tarihi Robert Winston -Antik Dünya Ansiklopedisi yazarlarıJane BİNGHAM.Fiona chandler,Jane Chisholm,Gill Harvey,Lisa Miles,Stuan Reid.Sam Taplin çeviren:Zeynep TÜR

Arkeoloji

Yeni fosiller, insan atalarının Afrika’da değil, Avrupa’da geliştiğini gösteriyor

Published

on

Araştırmacılar eski bir Avrupa maymununun çene kemiği kalıntılarından yola çıkarak insanın atası olduğunu öne sürüyorlar. 90’larda Yunanistan’ın Nikiti kentinde 8 milyon yıllık bir maymun çene kemiği keşfedildi. Araştırmacılar bu bilinmeyen türün, insanların en eski atalarından olduğunu iddia etmekte. Bu buluntular evrime olan bakış açımızı değiştirebilir. Homo sapiens, 200.000 yıldır dünya üzerinde varlığını sürdürmektedir (+-10.000 yıl). Bu zamanın çoğu tarih öncesinin bulanıklığında kamufle olmuş durumda. Bildiklerimizin hemen hepsi fosil kayıtlarının evrim teorisi ilkeleri ile deşifre edilerek bir araya getirilmesinden oluşmakta. Yine de yeni keşifler bildiklerimizi değiştirmeye, bilim insanlarını daha önce düşünmedikleri sonuçlara yönlendirmeye devam etmekte. İşte bu 8 milyon yıllık yeni keşif tam olarak bunu yapmış olabilir. Araştırmacılar yakın zamanda çok eski bir Avrupa maymununa ait kalıntılardan alt ve üst çene kemiklerini incelediler. Araştırmalar insanlığın atalarının Afrika’ya göç etmeden önce Avrupa’da ortaya çıkmış olabileceğini göstermekte. Darwin zamanından bu yana fikir birliği içinde olan bilim insanlarını alt üst edebilecek potansiyele sahip yeni bir bilgi.

İNSANLIĞIN SOYUNU YENİDEN DÜŞÜNMEK

Doğa tarihi sanatçısı Benjamin WaterhouseHawkins tarafından çizilen, Thomas Huxley’nin İnsanın Doğadaki Yerine ilişkin bulgularının (1863) kapak çizimi. (Fotoğraf: WikimediaCommons)

New Scientist’in haberine göre, Yunanistan’ın kuzeyindeki Nikiti bölgesinde 1990’larda 8-9 milyon yıllık bir primat çene kemikleri bulundu. Bilim insanları ilk başlarda soyu tükenmiş Avrasya maymunlarından biri olan Ouranopithecus’un bir üyesine ait kalıntılar olduğunu düşündü.

Toronto Üniversitesinde Antropolog olan DevidBegun ve ekibi bu kalıntıları kısa bir süre önce yeniden mercek altına aldı ve baştaki tanımlamanın yanlış olduğunu iddia ettiler. Fosilin hominin (Hominini, homo cinsi ile pan cinsinin iki türünü, onların atalarını ve ortak atalarının nesli tükenmiş olan soylarını ihtiva eden homininae alt familyasının bir oymağı) benzeri kaninlere ve premolar soylara dayanarak, maymunlardan önce yaşamış bilinmeyen bir proto-hominine ait olduğunu belirttiler.

Araştırmacılar bu proto-homininlerin, aynı araştırma grubunun 2017 yılında geçici bir isimlendirme ile erken bir hominin olarak tanımladıkları bir başka Avrupa büyük maymunu olan Graecopithecus’un evrimsel olarak ortak ataları olduğunu varsaymakta. Greacopitheus, 7,2 milyon yıl önce güney doğu Avrupa’da yaşamıştır. Eğer öngörü doğru ise bu homininler 7 milyon yıl önce Avrupa’daki evrimsel gelişimlerini tamamladıktan sonra Afrikaya göç etmiş olmalılar.

Begun, Güneydoğu Avrupa’nın bir zamanlar zürafa ve gergedan gibi hayvanların ataları tarafından işgal edildiklerine işaret ediyor. New Scientist’e yaptığı açıklamada, “Bugün afrikada gördüğümüz hayvanların çoğunun güney doğu Avrupa bölgesindeki hayvan türleri olduğu konusunda oldukça eminiz. Antiloplar ve Zürafa’lar 7 milyon yıl önce afrikaya girebildiyse, maymunlar neden giremesin?” dedi. Kısa bir süre önce ise Amerikan Fiziksel Antropologlar Derneği’nin konferansında bu bulguları genel hatlarıyla açıkladı.

Begun’un daha önce benzeri fikirler öne sürdüğünü belirtmekte fayda var. 2002 yılında İnsan Evrimi dergisi için yazdığı yazıda, Stuttgart Doğal Tarih Müzesi’nden Begun ve ElmarHeizmann, Almanya’da bulunan ve yaşayan tüm büyük maymunların insanların atası olabileceğini savundukları büyük bir maymun fosili hakkında fikir alışverişinde bulundular. “20 yıl önce Almanya’da bulunan bu örnek yaklaşık 16,5 milyon yaşında ve Doğu Afrika’daki benzer türlerden yaklaşık 1,5 milyon yıl daha eski” dedi. “Bu büyük maymun ve insan soylarının ilk olarak Afrika’da değil, Avrasya’da ortaya çıktığının bir göstergesidir.”

AFRİKA’NIN DIŞINA GÖÇ

İnsanın soyları için, Charles Darwin homininlerin Afrika’dan düştüğünü önermişti. O zaman incelenebilen fosillerin az olduğunu göz önüne alacak olursak Darwin’in hipotezinin hala önde gelmesi, onun ne kadar ileri görüşlü olduğunun kanıtıdır. Darwin’in zamanından beridir birçok fosil ortaya çıkarıldı ve genetik çalışmalarla yeni kanıtlar keşfedildi. Dolayısıyla Afrika’yı soy alan hikâye, 1871 yılından bu yana birden çok güncelleme ve revizyondan geçti. Bugün ise iki teoriye ayrılmış bulunmakta, bunlardan birincisi “Afrika teorisi” bir diğeri ise “çok bölgesel” teori.
Afrika teorisi, insanlığın ortaya çıkış noktasının Afrika olduğunu öne sürüyor yani diğer bir deyişle Homo saphiens bu kıtada gelişti. Tarih öncesi dönemde atalarımız Afrika’dan Avrasya’ya göç etmiş ve Neandertaller gibi Homo cinsinin diğer alt türleri de burada evrimleşmiştir. Bu teori bilim insanları arasındaki en yaygın teoridir çünkü mevcut kanıtlar bunu en iyi şekilde desteklemektedir. Fakat yeni gelişmeler ve bulguların ardından yeni tartışmalar yolda gibi gözükmektedir.

Çok bölgesel teori ise insanların çeşitli bölgelerde paralel zaman zarflarında geliştiği yönündedir. Bu teoriye göre hominin erectus homininleri Avrasya ve belki de Avustralya’ya yerleşmek için Afrika’yı terk etti. Bu farklı popülasyonlar, gen akışına yardımcı olan bir dollop sayesinde modern insana evrimleşti. Tabi ki daha farklı modeller ve daha farklı tartışmalar da söz konusu. Örneğin, Afrika Homo erectus fosillerinin Asya’lılar ile mi düşünüleceği veya farklı bir alt tür olan Homo ergaster olarak etiketlenmesinin gerekip gerekmediği konusunda tartışma söz konusu. Afrika dışı modelin savunucuları, Afrikalı olmayan insanların Afrika’dan gelen tek bir göçten mi, yoksa en fazla 2 büyük göçün ardından gelen en büyük göç dalgasından mı kaynaklandığından emin değiller.
Antropologların tümü Begun ve ekibinin vardığı sonuçlarla aynı fikirde değildir. New Scientist’de belirtildiği gibi, Nikiti maymununun homininlerle hiç alakası yok. Benzer özellikleri eş zamanlı olarak gelişmiş olabilir. Benzer yiyecekleri yiyerek veya dişlerini erken homininlerle aynı şekilde çiğneyerek geliştirmiş olabilirler. Sonuç olarak, Nikiti maymunu tek başına, çok güvenilir bir fosil kaydı ve DNA kanıtı ile desteklenen Afrika dışı teorileri güçlendirmek için yeterli kanıtı sunmuyor. Ancak, Begun’un hipotezine daha fazla güvenebilmek ve insanlığın evrimi hakkında henüz akıllara gelmemiş soruları tartışmaya yol açabilmek için başka çalışmalarla desteklenebilir.

Editör / Yazar: Erkan GÜL

KAYNAK :https://bigthink.com/surprising-science/evolution-europe?rebelltitem=4#rebelltitem4

Continue Reading

Arkeoloji

Genetik Analizler Stonehenge ‘i Asıl Kimin Yaptığını Ortaya Çıkardı

Published

on

Torunları Stonehenge’i inşa eden Erken Neolitik Britanya halkı, düşündüğünüz kişiler olamayabilir. Yaklaşık 6.000 yıl önce, Akdeniz’de dolaşan Ege kıyılarından bir çiftçi dalgası, günümüz Türkiye’sinde biraz dolaşıp daha sonra Avrupa boyunca dolaşıp daha sonra da İngiltere adasına doğru(tarımı orada da geliştireceklerdir) yol aldılar. Birkaç yüzyıl içinde, “yerli” avcı-toplayıcı nüfusun yerine geçtiler. Nature: Ecology & Evolution dergisinde yer alan yeni bir çalışmaya göre, İngiltere’de yaşayan ve altı tanesi Mezolitik avcı-toplayıcı olan(11,600-6,000 yıl öncesine ait), ve 47 Neolitik çiftçi (6.000 ila 4.500 yıl önce bulunan) insanların ve8500 BCE ile 2500 BCE arasında yaşayan onlarca insanın eski DNA’ sı analiz edildi. Bu iskeletlerden biri, İngiltere’de bulunan en eski ve neredeyse tam insan iskeleti olan CheddarMan’i içeriyordu. Genetik kanıtlar, İngiltere’deki avcı-toplayıcı nüfusun çoğunun yerini, genetik yapısını bugün İspanya ve Portekiz’deki nüfusla eşleştiren, Ege kıyılarında yaşayan ataları olançiftçilerden aldığını gösteriyor.

En önemlisi, sadece Britanya üzerinde genetik bir iz bırakmadılar, ayrıca yanlarında bütün medeniyeti değiştiren tarım sanatını getirdiler, bunun yanı sıra yeni cenaze törenleri, seramik ve anıt inşası gibi diğer önemli kültürel uygulamaları da getirdiler. Tarım ilk olarak İngiltere’de yaklaşık 6.000 yıl öncesine kadar uzanmaktadır. Ondan öncesinde insanlar avlanarak, balık tutarak ve toplayıcılıkla kendilerini beslediler.

“Çiftçiliğe geçiş, insanın evriminde en önemli teknolojik yeniliklerden biridir… 100 yıldan uzun bir süredir arkeologlar, göçmen kıta çiftçileri tarafından İngiltere’ye getirildiğiya da yerel avcı-toplayıcılar tarafından kendiliğinden bulunduğu konusunda tartışılıyor.” UniversityCollegeLondon’da Genetik, Evrim ve Çevre Profesörü yazar Mark Thomasbir basın açıklamasında açıklıyor.

“Çalışmamız, göçmen çiftçilerin tarımı İngiltere’ye getirdiği ve yerli avcı-toplayıcı toplulukların yerini aldığı görüşünü kuvvetle destekliyor.”

Diğer Avrupalı avcıların çoğu gibi, Mezolitik İngilizlerin de koyu tenleri ve mavi gözleri vardı. Bu genler Ege çiftçilerinin gelişinden hemen sonra yok oldu ve yerli nüfusun nispeten düşük nüfuslu olduğunu ve yeni gelenlerin topluluk içinde hızla karıştığı teorisini öne sürdü. Kıtadaki çiftçi popülasyonları da kendi uzun ve dikenli genetik miraslarına sahipti. Türkiye’den başladıkları yolculuklarında, günümüzün Almanya’sına, hem Akdeniz’e hem de Ren-Tuna ya doğru genişlediler, yol boyunca fikirleri ve genleri detopladılar.

Bu çalışma herhangi bir şeyi kanıtlıyorsa o da şudur, Avrupa ve ötesindeki göç ve genetik miras tarihinin düşündüğümüzden daha iç içe geçmiş ve karmaşık olduğunu gösteriyor.

Editör / Yazar: Uzay TEMEL

Kaynak: https://www.iflscience.com/plants-and-animals/stonehenge-was-built-by-descedents-of-immigrants-genetic-analysis-reveals/

Continue Reading

Arkeoloji

Harika Keşif: Tarihin En Eski Müşteri Şikayeti Bulundu

Published

on

İnsan ırkının binlerce yıl boyunca nasıl değiştiği hakkında söylenecek çok şey var, ancak tarih boyunca daima kararlı olduğumuz bir şey var: şikayet etmek. Tarihte bilinen en eski şikayet antik Mezopotamya’dan gelen çivi yazısı tablette bulunuyor. MÖ 1750 yıllarına kadar uzanan arkeolojik eser, günümüzde Irak’ta olan etkileyici Ziggurat’ı ile ünlü Ur antik kentinde bulundu. ( Ziggurat, Antik Mezopotamya vadisinde ve İran’da terası bulunan piramitlere benzeyen tapınak kulesidir. Zigguratlar eski Mezopotamya’da Sümerlerde, Babillerde ve Asurlarda bir çeşit tapınaktır.) Tablet, Nanni adlı bir adamdan Ea-nasir olarak bilinen bir tedarikçiye şikayet mesajıdır. Aslında, mektupta çok sayıda şikayet var. Ea-nasir isimli adam maden toplamak için çıktığı İran/Pers körfezi seyahatinde yanlış türde bir bakıra ulaştı. Yanlış teslimat yapıldı diğer teslimattaki gecikmelerden de sorumluydu. Hepsinin üstesinden gelmek için, Nanni’nin teslimatı toplamak için gönderdiği görevlilere kaba davrandı. Tanıdık geliyor mu size?

‘’Beni ne için istiyorsun, benim gibi birine nasıl bu kadar hor davranıyorsun?’’ Nanni, seçkin Asurlu LeoOppenheim’in Mezopotamya’daki Mektuplarından bir mektubun çevirisini istedi.

‘’Teslimatı benim paramla toplayabilmemiz için ulaklar gönderdim ama onları bana birkaç kez eli boş geri gönderdin, bunu düşman toprakları aracılığıyla küçümseyerek yaptın ve bana saygısızlık ettin.’’ (Henüz bitmedi.)

“Bana bu şekilde davranan Telmun ile ticaret yapan tüccarlar arasında kimse var mı? Habercime tek başına saygısızlık ettin! ”

Eski tablet, British Museum’un daimi koleksiyonunun bir parçası ama sergilenmiyor. Tabletin dili, bilinen en eski Semitik dili olan Akad dili (İbranice, Arapça ve Aramice de dahil olmak üzere Orta Doğu’dan gelen diller) ve Sümer dilini yazmak için kullanılan çivi yazısı dilidir. Tablet çok büyük değil, 11.6 x 5 santimetre (4.6 x 2 inç) olarak ölçülmüş. “Bana o bakır için nasıl davrandın? Paramı benden düşman bölgesinde aldın; şimdi tamamen bana geri paramı ödemek size kalmış ”dedi.

Bütün bunlardan sonra, Nanni’nin Ea-nasir ile alışveriş yapmaktan başka bir seçeneğinin olmadığını düşünüyoruz. Mektubu şu şekilde tamamladı: “Bundan böyle sizden kaliteli olmayan hiçbir bakırı kabul etmiyorum. Bundan böyle kendi bahçemde bireysel olarak külçeleri seçip alacağım. Ve size karşı reddetme hakkımı kullanacağım çünkü bana saygısızlık ettiniz.’’

Editör / Yazar: Burcu AKIN

Kaynak: https://www.iflscience.com/editors-blog/this-is-the-oldest-customer-complaint-in-history-and-its-great

Continue Reading

Öne Çıkanlar